Türkiye stratejik konumu itibariyle hiçbir ülkenin yaşamadığı ve de yaşamayacağı sıkıntıları yaşayan bir ülkedir. Özellikle 2010 yılından sonra Arap Baharı ile birlikte Orta Doğu’yu kan gölüne getiren malum çevreler, bugüne kadar Türkiye’de, gerek sokak eylemleriyle gerekse hükumeti meşru olmayan yollardan göndermenin çabası içine girdi.
Hatırlayın 2001’de İkiz Kulelere olan saldırıların ardından Bush yönetimi, Orta Doğu’yu işaret ediyordu. Bir anda kendi sınırları içerisinde önlem alınması gereken bir durumu dünyanın her tarafına yayma peşine girdiler. 2003’te Irak işgaliyle birlikte ABD, bölgeyi kontrol edebilme açısından bununla yetinmeyip, 2011’de Arap Baharı’nın başlamasına sebep oldu. Tüm bu faaliyetler sonucunda Yemen, Mısır, Libya, Tunus, Irak ve Suriye gibi ülkelerin her biri istikrarsızlığın sembole ülkeler haline geldiler.
İlgili resim
Bu bölgeler neden seçildi? Nasıl bir gözü dönmüşlüktür ki bu bölgelere gelebilmek için “terör” bahanesi adı altında, El Kaide kılıfıyla kendi kulelerini vurup masum insanların ölümüne sebep olmak.
Evet nedenleri vardı hem de dünyanın gelecek yüzyılına damga vuracak o nedenler şöyleydi; Çin’in İpek Yolu üzerindeki bölgelerine hakim olmak, İşgalci İsrail’in savunduğu vaat edilmiş toprakları güvenlik altına almak, Emperyalizmin bir vampir gibi kilometrelerce uzaklıktan bu kutsal topraklara gelecek kadar gözlerine döndürmüş petrol yatakları, İslam dünyasını parçalama ve mezhep kavgasıyla fitneyi ortaya atma.
Evet işte tüm bu sebepler Orta Doğu halklarının dünyadaki kaderi oluverdi. Aslında bu kadere razı olmamak elimizdeydi ama Müslüman görünümlü Yahudi liderler bu kaderi Orta Doğu halklarına yaşattılar. Ve bugün her bir yanından feryat sesleri yükselen, her gün bir çocuğun annesiz, babasız kaldığı ya da çocukların açlıktan öldüğü bir coğrafya bıraktılar geride.

İlgili resim

İşte bugün aynı bu kaderi Türkiye’ye yaşatmak niyetindeler! Sınırımızda 40 yıldan beri uğraştığımız terörü, bize özgürlük mücadelesi adı altında yutturdular. Sınırımızın hemen öte tarafına İslam kisvesi altında türlü terör örgütlerini getirip yerleştirdiler. Ve o terör örgütleri bir medeniyeti, tarihi yok etme adına kollarını sıvadı.
Son 4-5 yıldır neredeyse terlikleriyle gelip binlerce masum insanın ölmesine sebep olan terör örgütü DAEŞ, bir anda hiçbir çatışma emaresi göstermeden aldığı bütün yerleri PYD’ye bırakıyordu. Biz olayları terör örgütlerinin isimlerinden analiz ediyorduk ama kumanda hep tek bir yerdeydi: Pentagon!

Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın son 4-5 aydan beri üzerinde durduğu PYD’ye giden 4000 tır silah yardımı noktasında tüm emeller bugün açıklanan gerçek ile ortaya çıktı. ABD’nin Suriye’de oluşturduğu koalisyon sözcüleri, Suriye ve Irak sınırında görev yapmak üzere 30 bin terör unsurunun düzenli ordu sistemine geçirilerek, sınır denetimini sağlayacaklarını açıkladı. 2001’den beri oynanan tiyatro oyunu bugün son bu açıklamayla artık dünyanın gözü önünde oynanan hayal kırıklıklarıyla dolu bir oyuna dönüştü.

İlgili resim

Türkiye yöneticilerinin, Orta Doğu ve Körfez ülke (Katar hariç) liderleri gibi dış devletlerin himayesi altına girmemesi, bugün özgürce ve bağımsız bir şekilde yönetilme isteği, bugün ABD ve onun taşeronları ile hazmedilemeyen bir durum haline gelmiştir. İşte bu nedenden ötürü terör örgütü olan bir grubu meşrulaştırarak sınırımıza monte etmeye daha sonrasında ise ülkemizin güneyini “vaat edilmiş topraklar” kapsamında işgal etme düşüncesindeler.
Burada altını çizmek istediğim bir husus var ki o da şudur: Türkiye’nin tutumu asla ama asla Kürtlere karşı değildir! Ki son dönemde özellikle içerideki Hendek siyasetine sırtını terör örgütüne dönen Kürt vatandaşlarımız, asla bu terör eylemlerini savunmamaktadır.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti öteden beri nasıl Türk’ü, Laz’ı ve diğer tüm unsurları bünyesinde özgürce, barışçıl ve hizmet politikası ile barındırdıysa, Kürtlere karşı da her zaman bu düşünce içinde yer almıştır.Terör örgütleri ayrı Kürt vatandaşlarımız her zaman ayrıdır.

İlgili resim

Her ne olursa olsun, hangi bir ülkenin hangi bir planı olursa olsun, bizler safları sıklaştırıp tek bir ses olarak haykırdığımız sürece hiçbir hainlik üstün gelemeyecektir. Bakın geçenlerde İdlib’te Rusların konuşlandığı bir birliğe saldırı gerçekleşti ve hemen o saldırı sonrası herkes “Türkiye’nin kontrol altında olduğu bölgeden saldırı gerçekleşti” yalan tezini ortaya sürdü.
Saldırının ardından Rus Devlet Başkanı Putin’in, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı arayıp “saldırıyı yapanların kim olduğunu biliyoruz ve bu Türkiye değil” demesi oynanan bütün oyunları bozdu. Başarıyla devam eden Astana sürecini sekteye uğratmak, Rusya ve İran ile ilişkilere koparmak adına türlü tezgahlar geliştiren ABD, son olarak İran’ı karıştırarak bu 3 ülkeye gözdağı vermeye çalıştı. Sadece bunlarla sınırlı değil geçen hafta Tunus Devlet Başkanı “Tunus ABD’nin Afrika’ya açılan kapısı değil” dedi ve Tunus’ta ayaklanma çıktı ve devam ediyor.

Görünen o ki ABD ve Evangelistlerin planına kim karşı koyarsa koysun hemen o ülkede bir karışılık meydana gelmektedir. Her ne olursa olsun asla birlik ve beraberliğimizden ödün vermemeliyiz. Türk’üyle, Kürt’üyle, Laz’ıyla vs. bütün unsurlarıyla bir ve beraber olmalıyız. Parçalanmış ama bir işaret fişeğiyle tekrardan ayağı kalkacak Orta Doğu halkları için Türkiye asla ama asla düşmemesi gereken bir ülkedir.

En kısa zamanda özellikle 17 Ocak’ta yapılacak MGK ile çok ama çok önemli Afrin kararı alınacaktır. Tıpkı Fırat Kalkanı’nda olduğu gibi bölgede ve topraklarımızda oynanan bütün bu oyunları bozacak güçteyiz ve sadece Afrin’de değil, Münbiç ve daha sonrasında Fırat’ın doğusunda da hak eden hak ettiği yere gönderilecektir…

Selametle…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here