Teknolojik gelişmeler güvenliğin ana unsurları arasında yer alan askeri silahlar ve cihazların dönüşmesiyle sınırlı kalmadı biyolojik saha da evrilen alanların başında gelmeye başladı. Tıbbi ilerlemeler insanlara daha sağlıklı ve kaliteli bir yaşamı vaad ettiler ancak tıbbi istihbarat/biyolojik savaşlar da yeni güvenlik trendleri arasına girerek farklı uzmanlık alanlarının da güvenlik stratejilerine eklemlenmesine yol açtılar.

Tıbbi müdahale tekniklerinin çeşitlenmelerinin ve gelişmelerinin yanı sıra genetik dizilim ve müdahaleyle ilgili yeni çalışmalar tıbba ait beklentilerin yanında kaygıların da artmasına olanak vermiştir. CRISPR teknolojisi insanların doğuştan veya sonra da sahip olacakları genetik rahatsızlıkları düzeltmeye[1] ve genlere müdahale ile süper insanı var etmeye yönelik yeni bir tıbbi disiplin olarak öne çıkmıştır. Bu durum insanların hayat standartlarını yükseltecektir ancak aynı zamanda biyolojik hackerlik uygulamalarının da yolunu açarak postmodern güvenlik çalışmalarının bile yönelim eğilimini çeşitlendirecektir.

Ulusal Güvenliğin Yeni Boyutu: Askeri Biyolojik Güvenlik 7

Bu referansla hackerlığın yalnızca dijital siber sahaya ait olamayacağı ve biyoloji kulvarına da sirayet edeceği düşünülmektedir. Klasik hackerlar bu alana ilgi duyan ve genel olarak beyaz veya siyah şapkalı olarak faaliyet gösteren sınıfı kapsamaktadırlar. Bio-hackerlar ise yine klasik hacker tanımında olduğu gibi biyoloji disiplininin dışından yetişmiş ve siyah ve beyaz olarak gruplanacak bireysel ya da grup olarak faaliyet gösterecek zümreyi oluşturacaklardır. CRIPSR teknolojisi ideal tavsiyelerle alzheimar, anemi, HIV, kanser gibi hastalıklara çare sunmasının yanında kas artırma, bir çocuğu daha zeki, daha hızlı, daha mavi gözlü yapma[2] olanaklarını da sunacaktır.

Bu noktada genetik çalışmalarla ilgili bu yeni sahanın müzmin hastalıklara çare sunacak bir iyilik hareketi olarak değerlendirilmesi eksik kalacak bir değerlendirmedir ve ‘’Üstün İnsan’’ idealine dayalı yeni transhümanist stratejilerin de boyutunu kapsamaktadır. CRISPR çalışmalarının maddi durumu yüksek ve elitist bir grubun istifadesine sunulacağı yönündeki girişimler ise bio-hackerlığı tetikleyecektir. Sosyalist söylemlerin eşliğinde zenginlerin tedavi imkânları daha fazla gündeme taşınacaktır. Bu konuda Darwin’e de atıfta bulunulmaktadır. ‘’ Hastalarımız ve yaşlılarımız doğa yüzünden değil de kurumlarımız yüzünden acı çekiyorsa günahımız büyük demektir’’[3] söylemi parola olarak kabul edileceği için ferdi ya da istihbarat örgütlerinin yönlendirmeleriyle bio-hackerlığa yönelenlerin sayıları artacaktır. CRISPR ve özellikle bio-hackerlık ise olumlu ve olumsuz sonuçlar doğurabilecektir.

Bu durumun olumlu sonuçları
  • İnsanlara daha sağlıklı ve huzurlu bir yaşam sunulması
  • Çevresel olumsuz faktörlerden asgari oranda etkilenme
  • Büyük tıbbi genetik müdahalelerden faydalanılmasının genele yayılabilmesi
  • Ekolojik denge ve uyumun üst seviyeye çıkartılması olarak sıralanabilir.
Olumsuz sonuçları
  • Ekolojik müdahale ve besin zincirinin kırılmasıyla doğa kıyametinin yaşanması
  • Bio-hackerlığı kötü amaçlar için kullanmayla beraber bireylere ve kurumlara zarar verilebilmesi
  • Yeni terör saldırılarının bu alana kayması olasılığıyla beraber toplum güvenliğinin daha karmaşık hâle gelmesi
  • Yeni kayıt dışı bir sektörün oluşması
  • Bireylerin tıbbi bilgi havuzuna kendilerini daha kolay entegre edebilmeleri ile Big Data’nın tıbbi boyutuna ulaşılabilme ve manipüle olasılıklarının belirmesi olarak sıralanabilir.Ulusal Güvenliğin Yeni Boyutu: Askeri Biyolojik Güvenlik 8

Yeni güvenlik trendlerinde savunmanın yalnızca askeri kurumlara endekslenmemesi ve bu kavrama sağlıkçılarında dahil olmaları topyekûn kamusal bir zihniyet, eşgüdüm ve dağılımın uygulanabilmesi bu trende özgü stratejilerin metodlarındandır. Ulus devletler kendilerine özgü yapılanmalarını devam ettirdikleri müddetçe bu stratejik metodları örgütleme konusunda daha fazla profesyonelleşecekleri gibi bireysel savunma ve tedbirler de önem kazanacaktır. İnsanlık tarihi boyunca karşılaşılan virüs salgınları ise doğal seyirli olsalar bile sonuçları bakımından günümüzün siyasal örgütlenmelerini zor durumda bırakacak ve yeni modeller oluşturmaya teşvik edecek yeni bir sürecin kapısını aralamış bulunmaktadırlar.

                Bio – Teknopoli Stratejileri ve Ulusal Güvenlik

Nöro bilim ya da diğer adıyla sinir bilim, sinir sistemi anatomisi, biyokimyası, patolojisi gibi beyin ve sinirlerle ilgili alanların tümünde faaliyet gösteren, özellikle sinir ve beyin sisteminin davranış ve öğrenme ilişkisini inceleyen çok disiplinli bir bilim dalıdır. Çoklu disiplin içinde tıp, biyoloji, kimya, fizyoloji, anatomi, fizik, psikoloji, antropoloji, elektronik, mühendislik, dil, felsefe ve matematik bilimlerinin birlikte çalışmasını gerektirmektedir. Özellikle zihinsel süreçlerin, kararların ve duyguların merkezi olan doku yani beynin nasıl faaliyet gösterdiğini bilimsel olarak incelemesi bu bilim dalının popüler olmasına neden olmuştur. İnsan beyni bireysel ya da kitlesel yani gruplar, halkların davranış ve karar mekanizmalarını, eylemlerini açıklamakta, bu bilgiler politik insan davranışlarını analiz etmede hem ulusal güvenlik hem de uluslararası güvenlik açısından önem arz etmektedir.[4]

2015 yılında Google şirketinin kurucuları Sergey Brin ve Larry Page’in başkanlığında ALPHABET adı verilen yeni bir çatı şirketi kuruldu. Aphabetin gayesi, insan tabiatını; yaptığımız işleri, insan vücudunu oluşturan unsurları ve beynimizin çalışma biçimini geliştirmek istiyor. Kamuoyuna açıklanan niyet böyle.

Alphabet’in SADECE bir ‘’şirket’’ olarak görülmesinin doğru olmadığına inanan kurucular, Alphabet’in emin adımlarla geleceğe doğru ilerleyen bağımsız bir devlete benzetmektedirler. Alphabet’in satın aldığı şirketlerin alanlarını sıralayalım:

  • Biyoteknoloji alanı (Life Sciences), uzun ömürlülüğün ve ebedi hayatın sırrını çözmeye (Calico)
  • Uzay
  • Sürücüsüz otomobiller, uçan otomobiller
  • Herşeyin internete taşınması (Akıllı telefon vb.)
  • İleri seviyede drone teslimat sistemleri
  • Gelişmekte olan ülkelerde teknolojinin altyapı eksiklerini hızlıca çözmek için kullanılması
  • Ed Tech-Örgün eğitimin yapısının değiştirilmesi
  • Çevre kirliliği ve küresel ısınmaya karşı üretilen çözümler
  • Kana zerk edilen nano robotlar
  • Lösemiye karşı savaş veren mikroskobik DNA cihazları
  • İnsülin salgılayarak diyabeti frenleyen nano jeller gibi insan vücudu içinde kullanılan nanoteknolojiler.

Ancak Alphabet’in ‘’Deep Mind Tecnologies’’ şirketini 2014 yılında 650 milyon dolara satın alması şirketin ZEKÂNIN ÖZÜNÜ ÇÖZME niyetini ortaya çıkardı. Zekânın sırrı çözüldüğünde, insanlarla makineler arasında nasıl bir iletişimin olacağı, teknolojik tekilliğin neye benzeyeceği gibi soruların cevapları üzerinde yoğun bir çalışma yürütülüyor.[5]

Ulusal Güvenliğin Yeni Boyutu: Askeri Biyolojik Güvenlik 9

Yine beyin ve suç eğilimi arasındaki ilişkilerin detaylandırılması ile nöro-hukuk çalışmalarının başlangıcı doğmuştur. Böylece şiddet ve suça eğilimli kişilerin daha kolay tespit edilip gözetim altında tutulması yönünde yeni bir kulvar oluşacaktır.

Felçi hastalar için geliştirildiği öne sürülen Nörolink teknolojisi ile yalnızca lokal anestezi ile bir saatten az sürede kulak arkasına yerleştirilen çiple beyin internete bağlı olan cihazlara entegre edilecek ve böylece yerinden kalkamayanlar, konuşamayanlar kendilerini teknolojik cihazlar vasıtasıyla ifade etme imkânına kavuşacaklardır.[6] Fakat nörolinkin yalnızca felci hastalarla sınırlı kalmayacağı ve sağlıklı insanlara da entegre edileceği düşünülmektedir. Böyle olduğunda fiziksel olarak daha az teknolojik cihaz taşımakla beraber beyinden beyine komut gönderilebilecek, beyin direkt internetten bilgi temin edebilecek ve sanal dünyaya entegre edilecektir.

Beyin gelişimi ve sağlığı ile gıdalar arasında detaylı ve doğrudan bir ilişki bulunduğu için genetiği değiştirilmiş besinler ile ithale dayalı ve içeriği belirsiz gıdalar biyo istihbarat savaşlarında toplumları yönlendirmek için kullanılacaktır. Hedef alınan kitlenin genel zekâ seviyesini düşürebilmek, manipülasyona daha açık hale getirmenin yanı sıra AR-GE ve patent başvurularında yerinde sayan popülasyonu var edebilmek için oldukça elverişli bir ortamı doğuracaktır. Besin-zekâ ilgisinin yanı sıra virüs-zekâ ilgisi üzerinde de durulmalıdır. İlk kez 1947’de görülen ve 2013’den itibaren yeniden gündeme gelmeye başlayan Zika Virüs Hastalığı bu konuda somut bir örnektir. Zika virüs insanlara esas olarak etkeni taşıyan sivrisineklerin sokmasıyla bulaşmakla beraber, virüs; semen, vajinal salgılar, kan, idrar, amniyon sıvısı, BOS, anne sütü, tükürük gibi vücut sıvılarında, beyin ve spinal kordda saptanmıştır. Virüsün gebelik esnasında bebeğe geçebilmesi ve virüsün Guillain-Barre Sendromu ve mikrosefali arasında ilişkili olabileceği yönündeki bulgular tespit edilmesi hastalığa olan ilgiyi arttırmıştır.[7] Bu durumda ise ölüm oranının çok düşük olmasına karşın doğacak bebeklerde zekâ geriliklerine yol açan hasarlar kaydedilmektedir. Zika küresel ölçekte tehdit olmasa bile hayvanların yönlendirilmeleri çalışmaları ile yapay hayvanların Zika ve benzeri virüsleri taşımaları ölüm oranı düşük ancak gelecek nesilleri kaybedilmiş enkaz toplumlarını doğurur. Bu yöndeki toplumların yeni sanayi devrimine katkı sunmaları ya da adapte olmaları mümkün olamaz ve tarihin safhalarında yer alan ancak günümüze ulaşamayan ‘’Kadim Medeniyetlerin’’ akıbetine düşmeleri kaçınılmaz olur. Nörolojik yönlendirme ve bu amaçla kobaylar yaratabilme ise bu alanın bir başka ilgi alanıdır.[8]

Bu çalışmalar yalnızca tetikçiler ve suikastçılar yaratılmak için kullanılmaz. Milletlerin bugünleri ve yarınlarını ilgilendirecek kararlar çoğu zaman bir veya birkaç kişinin sözüyle mümkün olur. O esnada karar vericilerin ne düşündükleri ve düşüncelerine müdahale edebilme yeteneği başarılabildiği takdirde zaten ulusun akıbeti üzerine de şerh düşülmüş olacaktır.

Beynin zayıf yanını içeren bu özellikler, dünyayı kontrol etmek isteyen devlet, örgütler (ezoterik ya da dini, finans gibi) ve bireyler için bir silaha dönüşebilmekte ve ulusal güvenlik için tehdit haline gelebilmektedir. Bir devlet kendi halkı üzerinde de sinir bilimine dayalı teknikleri ve teknolojileri kullanarak siyasal rejimini, herhangi bir muhalefet ve ayaklanma ile karşılaşmadan sürdürebilir. Eğitim sistemini, ‘beyin yoluyla öğrenme teknikleri’ üzerinden biçimlendirerek revize edebilir. Sadece dışarıdan bir tehdit değil, içerden de iktidarı elinde bulunduran siyasi parti tarafından da kurucu ilkeleri dışında yeni bir siyasal düzen inşa etmek için ya da var olanı sürdürmek için kullanılabilir. Ülke ulusal ordusuna yeni yetenekler kazandırılarak, süper askerlere dayanan milli ordu oluşturulabilir. Başka ülke halklarına yönelik psikolojik savaş teknikleri kullanılarak, barışta bağımlı devlet savaşta mağlup ülke konumuna getirilebilir.[9]

Sonuç

 Geleceğin savaşlarında devletler ve devlet dışı aktörler tarafından verilecek ‘’Virüs Muharebelerinin’’ yanı sıra DNA en önemli biyo-alfabetik çalışmanın ögesi durumunda bulunacakken, insan sağlığı ve zihin yalnızca insanın kendisine ait özel alanı olmaktan bir parça sapabilecektir. Çünkü görüldüğü gibi sağlık alanındaki çalışmaların bir boyutu Tekillik kavramına dayanmaktadır ve Tekillik, internetin ve dijitalleşmenin de ötesinde bir kavramdır.

Nöro bilim çalışmaları geliştikçe, tıp, biyoloji, tarım-gıda güvenliği, genetik alanlarındaki ilerlemeler ile siber saha, datalar ve ulusal güvenlik aralarında doğrudan kuvvetli bir ilişki doğmuş olacaktır. Bu durum askeri güvenlik, askeri istihbarat ve merkezi istihbarat kavramlarının da dönüşmesini beraberinde getirmekle teknoloji şirketleriyle ortaklık programları geliştiren ve yeni tehditlere karşı savunmanın yanı sıra aktif hegemonya kuramını yeniden tasarlayan ‘’Çağdaş Güçlerin’’ doğmasını sağlayacaktır.

Onur Dikmeci

Yazara Ait Diğer Çalışmalar

https://www.diplomatikstrateji.com/turk-dis-politikasi-ve-turk-silahli-kuvvetleri/

https://www.diplomatikstrateji.com/dis-gucler-dunyanin-turkiye-uzerindeki-planlari/

https://www.diplomatikstrateji.com/ulusal-guvenlik-ve-yapay-zeka/

Kaynakça

[1] http://www.crisprtx.com/gene-editing/crispr-cas9

[2] Unnatural Selection, Netflix, 18 Ekim 2019, Bölüm 1, Nordik Irk’a ait özelliklerin üstün olarak vurgulanması en kapsamlı olarak Nazilerde görülmüştü. Naziler bunu bir yönetim biçimi olarak uygulamak istediler ve öjenik çalışmalarda bulundular. Bio-hackerlık ve türevleri de postmodern öjeniyi tetikleyebilir.

[3] Aynı Belgesel Dizi, Bölüm 4

[4] Aşkın İnci Sökmen Alaca, Multı Disipliner Çalışmalar: Ulusal Güvenlik ve Savunma Alanında Nöro Bilim ve Nöro Teknoloji, Ali Burak Darıcılı (Ed.), Güvenlik Teknoloji ve Yeni Tehditler, 1.Baskı, Ankara, Nobel, Mart 2020, s.1

[5] Ramazan Kurtoğlu, Akıl Sağlığı Tsunamisi, İstanbul, Destek Yayınları, Kasım 2019, s.186-187

[6] Ayrıntılı bilgi; https://www.neuralink.com/, Ayrıca Elon Musk, Twitter adresi üzerinden de bu konuyla ilgili güncel paylaşımlarda bulunmaktadır.

[7] Zika Virüs Hastalığı, https://hsgm.saglik.gov.tr/tr/zoonotikvektorel-zika/detay.html

[8] Zihin kontrol ya da yönlendirme olanakları tartışılırken bu alanın en üst basamağı olabilecek çip teknolojisi üzerinde durulmaktadır. Oysa subliminal mesaj ve yönlendirme teknikleri sinema endüstrisi başta olmak üzere ticari sektörde yıllardır kullanılmaktadır. Özel kokular, renkler ve özel frekanslı müzikler kişinin tüketim tercihlerini etkilemeye yönelik girişimlerdir. Bu durum siyasi ya da diğer kulvarlarda da uygulanabilir. Virüs vakalarıyla ilişkin tablonun görselindeki renk, Türkiye’de bazı uzmanlar tarafından eleştirilmiştir ve turkuaz benzeri renk yerine kişinin bilinçaltında daha olumsuz bir algı yaratacak tonun seçilmesi önerilmiştir.

[9] Alaca, A.g.e., s.2

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here