İdlib Operasyonu bugüne kadar yapılan operasyonların en karmaşık, en keşmekeşli ve tehlikeli olanıdır diyebiliriz.

İdlib bölgesi, örgütlerin iç içe geçtiği, birçok ülkenin söz sahibi olduğu ya da olmak istediği, Suriye ordusunun sınırımızda kendisini en çok hissettirdiği, Amerika, Rusya ve paralı askerlerinin, İran ve ona bağlı milis güçlerin güç gösterisi yaptığı topraklardır.

Yerel  kayıtlara göre, 2 milyon 400 bin civarında yerli nüfus, yaklaşık 1,3 milyon da iç göçle gelmiş, toplamda 4 milyona yakın insanın yaşadığı yerdir İdlib. Rejim ve Rus ordularının hava saldırıları ile son zamanlarda bölgede 140 bin kişi yeniden göç etmek zorunda kaldı. Bunlardan yaklaşık 1 milyon’u Türkiye sınırına sıfır sayılabilecek 200’e yakın kampta barınıyor. Halep’e 60 km olmasına rağmen insanların Türkiye’ye yönelmiş olması yeni göç dalgası ile birçok sorunu da beraberinde getirecek.

Stratejik olarak İdlib; Suriye kuzey bölgesinin Akdeniz’e ulaşma hattı olan Halep-Hama-Lazkiye ulaşım yolunu kontrol eden bir noktada, Akdeniz’e ulaşmak için Hatay’dan önceki son çıkıştır. Bu nokta oldukça önemli, zira Suriye’nin Kuzeyinde bir kantonlaşma süreci yaşayan YPG için denize açılan kapı özelliği gösteren bu nokta stratejik konum olarak önemini daha da artırmakta. Çünkü bu coğrafyada denizlere hakim olmayan güçlü sayılmaz. (Burada YPG/PKK’nın bölge üzerine olan planı açıkça ortaya konmaktadır)

Bölgeyi analiz ettiğimizde görmekteyiz ki Türk Silahlı Kuvvetlerinin daha önce yapmış olduğu operasyonlar karşısında tek hedef YPG ya da DEAŞ terör örgütü vardı. İran gibi bazı devletlerden çıkan çatlak seslere rağmen operasyonlar başarı ile sonuçlandı. Fakat İdlib söz konusu olduğunda mevzisi belli olmayan birçok muhalif, zaman zaman Suriye ordusuyla zaman zaman ABD ile hareket eden YPG/SDG, Amerika, Rusya, İran ve ona bağlı milis güçler mevcut.

Aslında bu karışık durum Deyr-ez Zor bölgesinde de mevcuttu, Deyr ez-Zor cephesinde DAEŞ; rejim güçleri ve bağlı milisler, İran ordusu ve bağlı milisler, Rusya ordusu ve ona bağlı paralı askerler; Uluslararası Koalisyon bünyesinde yer alan ABD, Fransa ve İtalyan güçleri ile SDG; İsrail Hava Kuvvetleri ve Irak Güvenlik Kuvvetleri gibi aktörler faaliyet göstermekteydi. Fakat oraya müdahil olmadığımız için okurken bile anlamakta zorlandığımız bu keşmekeşi hissetmedik.

Ülke ve Örgütlerin İdlib Üzerine Stratejisi

Türkiye

Türkiye için yine güvenlik merkezli bir konuma sahip olan İdlib 130 km’ye yakın bir sınır komşuluğu ile  gündemde her zaman ilk sırada yer almak zorunda. Türkiye burada sınır güvenliğinden ziyade bir başka önemli mücadeleyi daha vermekte. Fırat’ın Batısında yer alan Azez – Cerablus – El Bab üçgeni içerisinde bulunan alan ile Afrin bölgesi, Akdeniz’e açılan koridorun stratejik koordinatlarını oluşturmakta.

Bu alanlara stratejik operasyonlar düzenleyen Türkiye, İdlib bölgesinde Fırat’ın Batısı noktasında son stratejik mücadelesini vermekte. Daha önce YPG’nin 5Bin militanı ile işbirliği içerisinde bulunan Suriye Rejimi Halep üzerinden bölgeye ulaşımı kolaylaştırarak diğer gruplara karşı direnci kırmakta ısrarlı olsa da Türkiye bölgeye 12 gözlem noktası koyarak Hatay sınırına giden son noktada direncini korumakta kararlı. 

İran

Bölgede bulunan birçok ülkenin büyük devlet kurma hesapları ve terör örgütlerinin devletleşme gibi büyük hayalleri var. Bu listeye İran’da dahil. Bahsi geçen konu ise İran ve Şii Hilali. Bu hususta “İran’ın yayılmacılığı” ile ilgili yazıp çizenler işi Pers İmparatorluğu’na, Sasaniler’e kadar götürüyor ancak günümüzde zayıf bir ihtimal olduğu için pek üzerine konuşan yok. Zira bugün Ortadoğu’da gerçekleşen kargaşadan yararlanmaya çalışan İran, amaçlarına oldukça uzak kalmış gözüküyor.

Şii Hilali hesaplarından oldukça geride kalan İran’ın diğer planı ise sıcak denizler ve enerji koridoru. İran’da Akdeniz’e enerji hatlarını kolayca götürmek isteyen ülkelerin başında gelmekte. İran kısa vadede Akdeniz’e en kısa yoldan ulaşmayı hedeflemekte. İran bu hedeflere ilerleme yolunda 39 farklı Şii milis grupla Suriye’de yer almakta.

İran’ın bu amaç uğrunda YPG ile girdiği yolun önünü Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı Harekatı kapattı. Daha sonra Irak hükumeti ile anlaşmaya çalışan İran Amerika’nın engellemeleri ile karşılaştı. Bölgede çıkış arayan İran doğrudan olmasa da lojistik yollarını Lazkiye Limanına ulaştırmak istedi ancak burayı da Rusya devralırken İran, Suriye rejimi ile demiryolu projesini masaya yatırmak zorunda kaldı. Bu proje  devam etmekle birlikte güvenlik açısından Irak’ta destek vermektedir.

Sonuç olarak Her bölgede çıkmaza giren İran, son zamanlarda Rusya ile anlaşmazlığa düşmesi ile bölgede sorunlar yaşamaya başladı. Şu an elinde İdlib’te 7 gözlem noktası bulunduran İran’ın El Tanf bölgesi dahil olmak üzere bölgedeki gücünü koruma çabasından bir adım öteye gitmesi söz konusu değil. 

Rusya

Suriye Rejiminin daveti üzerine bölgeye gelerek hak savunan Rusya bu bölgede Kurmuş olduğu askeri üsler ile Lazkiye Limanı bölgesini tamamen kontrol altına alarak bölgede otoritesini kurmuş bulunmakta.

Türkiye’nin Şam civarına daha fazla yaklaşmasına izin vermek istemeyen Rejim Güçleri Rusya ile bölgede bir tampon güç oluşturarak Türkiye’nin daha iç bölgelere inmesini engellemiş durumda. Türkiye sadece güvenlik için sınırlarını koruyacağını söylese de Suriye Rejimi tüm toprakları ele geçirileceği endişesi içerisinde. Bu noktada Suriye’nin Rus ve İran’lı müttefikleri bölgeye bir tampon görevi ile gözetleme üsleri kurarak buradaki pozisyonu koruma altına aldılar. 

Bölgede etkinliğini arttıran Rusya 49 yıllığına Tartus Limanını kiralayarak denizlerde etkinliğini üst safhaya çıkarmış bulunmakta. iki önemli kritik liman ile Akdeniz’de söz sahibi olan Rusya’nın son zamanlarda ABD ile yakınlaşan politik tavırları ve Suriye’nin bir noktasında sırf bulunmak için orada olması, İdlib’te Türkiye’nin olası bir terör operasyonuna karşı gözlem noktaları ile adeta bariyer oluşturması aslında stratejik politikasını açıkça beyan etmektedir.

Bu noktada daha önce Rusya ve Amerika’ya rağmen gerçekleşen Fırat Kalkanı ile Zeytin Dalı harekatlarına bir yenisi eklenerek burada olası operasyon söz konusu olabilir. 

İdlib’te Gözlem Noktaları

Türkiye 12
Rusya 10
İran 7
Harita enerji yollarını gösterme amaçlı geçmiş döneme aittir.
Rejim Güney cephesinde operasyonları tamamlayınca geriye kuzey ve kuzeydoğudaki şu cepheler kalıyor:
Türkiye destekli grupların yanı sıra Heyet Tahrir el Şam’ın kontrol ettiği İdlib
ABD’nin Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile ortaklık kurduğu Fırat’ın doğusu
Türkiye’nin Fırat Kalkanı Harekâtı ile kontrol ettiği El Bab-Cerablus-Azez üçgeni
Türkiye’nin Zeytin Dalı Harekâtı ile kontrol altına aldığı Afrin
ABD’nin Ürdün sınırında muhalifleri eğitip donattığı Tanf üssü
İdlib, Rusya, İran ve Türkiye’nin yer aldığı Astana Mutabakatı çerçevesinde Türk Silahlı Kuvvetleri’nin 12 kontrol noktası kurduğu bir bölge. Haliyle olası bir operasyonda Türkiye kaçınılmaz bir muhatap.

İdlib Son mu yoksa Sonun Başlangıcı mı?

Herkes Rejimin güneyden kuzeye geri kazandığı bölgelerde sıranın İdlib’e geldiği fikrini benimsemiş durumda. Peki İdlib rejim için son nokta mı? Rejimin İdlib’de hakimiyet kurduğunu varsaydığımızda burada kalmayacağını sırasıyla Afrin, Azez ve Cerablusa yöneleceğini söyleyebiliriz.
Evet bugün Türkiye bölgede toprak bütünlüğünü savunmakta ve gerektiğinde bölgeyi sahibine geri teslim edeceğini en başından beri dile getirmekte. Fakat bölgede ki ‘bazı radikal örgütler’ ile hareket eden rejime güvenerek geri çekilecek olan bir Türkiye söz konusu olamaz.
Bugün İdlib’ten çekilmemiz demek ileri safhalarda her şeyini ortaya koyup ülke güvenliğini sağlamaya çalışan Türkiye’nin tüm sınırdan çekilmesi anlamına gelir ki buda terör örgütlerinin yeniden sınıra gelmesi ve sil baştan olayların yaşanması demektir. Bu durum Türkiye açısından kabul edilemeyeceği için İdlib’e toplanan tüm radikal terör örgütlerinin bu alandan temizlenmesi önceliktir.

İdlib’te Kimler var?
Heyet Tahrir el-Şam (HTŞ), Hurras El Din (https://www.diplomatikstrateji.com/hurras-el-din-yeni-cati-teror-orgutu/) Cephet Tahrir Suriye (CTS) ve Ulusal Özgürleştirme Cephesi (UÖC) olmak üzere dört ana kategoride ele alınabilir.[2]
Heyet Tahrir el Şam: Muhammed el-Cevlani liderliğindeki eski Nusra örgütü, El-Kaide ile bağlarını koparma kararı aldıktan sonra kendi ismini Cephet Fetih Şam olarak değiştirmiştir. İkinci bir adımda ise Cephet Fetih Şam, birkaç başka grup ile beraber HTŞ’yi kurmuştur. HTŞ’nin kuruluşundan sonra HTŞ’deki iç karışıklıklar, fikir ayrılıkları ve HTŞ’nin özellikle Ahrar’uş Şam’a karşı saldırgan tutumu HTŞ’den birçok grubun ve kişinin ayrılmasına yol açmıştır. Bazı eski Nusra gruplarının HTŞ’den ayrılması sonucunda Huraşiddin kurulmuştur.[3]
Hurras El Din: Bu grup hiç yoktan ortaya çıkan bir örgütlenmeye sahip değil. Köken olarak El Kaide bağlantılı oldukları ve Sünni Müslümanları savundukları söylenmekte. Daha da detaylandırmak gerekirse bu örgüt, Heyet Tahrir el Şam’ın  (HTŞ) 2016’da ki Nusra Cephesi olarak bilindiği dönemlerde El Kaide’yle bağlarını ayırdığı zamanların ardından kopan fraksiyonlarından birisi. Hurras El Din ‘in “HTŞ’nin toprak kayıpları nedeniyle” kurulduğunu ve yeniden hareketlilik getireceği düşüncesiyle ilerleyecekleri ayrıca bilinmekte.
Örgütün Suriye’de gerilla tipi operasyonlar yapacağı ve El Kaide’nin yeniden hayat bulmasına yardımcı olacağı düşüncesi dünyada hakim olmakla birlikte örgüte katılan grupların “yüzlerce” militanın biat içerisinde oldukları söylenmekte.
Ulusal Özgürleştirme Cephesi: Türkiye’nin İdlib’te doğrudan desteklediği grupların Türkiye’nin yönlendirmesi ile kurduğu bir çatı yapılanmasıdır. 28 Mayıs 2018 tarihinde İdlib ve çevresinde faaliyet gösteren 11 muhalif grubun birleştiklerini duyurması ile birlikte “Ulusal Özgürleştirme Cephesi” kurulmuştur. Yeni oluşum içerisinde Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı operasyonuna katılan Feylak’uş Şam ve Zeytin Dalı operasyonuna katılan Ceys el-Nasr ve 23. Fırka (Tümen) da bulunmaktadır. UÖC bileşenlerinin tamamının Türkiye tarafından desteklendiği bilinmektedir. UÖC’de ne derece merkezi emir-komuta zinciri bulunduğu ise şüphelidir. UÖC gerçek manada bir birliktelikten çok, bir şemsiye yapılanmasıdır. Ayrıca UÖC bileşenlerin ortak hareket ettiğinde İdlib’te önemli bir güç merkezi oluşturmaktadırlar. 28 Mayıs tarihinde Ulusal Özgürleştirme Cephesi’ne yeni katılımlar olmuştur. Ceys el Ahrar ve Sukur uş Şam yanısıra Cephe Tahrir Suriye de Ulusal Özgürleştirme Cephesi’ne katılmıştır. Böylelikle İdlib’teki Astana sürecinin dışında kalmayan tüm aktörler bir şemsiye altında toplanmıştır.[4]
Cephe Tahrir Suriye: Suriye silahlı rejim muhaliflerinden Ahrar El Şam ile Nurettin  Zengi Tugaylarının birleşerek oluşturduğu bir savunma örgütüdür.

Sonuç Olarak

Bu Noktada üç tez ortaya çıkarmaktayız
İlk Tez:  İdlib bölgesine süpürme operasyonu yapılacak, bölge teröristlerden temizlendikten sonra Türkiye, gözetim noktalarını Türkiye ve Afrin sınırlarına çekerek sınır güvenliği ile birlikte Afrin’de sağlamış olduğu barışı korumak adına bu noktalarda faaliyetlerini devam ettirecek. Türkiye’nin burada ki tutumu Rusya ile yapacağı mutabakata bağlı olmaksızın kendi sınırları ve güvenliği ile alakalıdır.
İkinci Tez: Rusya’nın öncülük yapacağı bir koalisyon ile Rejimle hareket edilecek, Türkiye gözlem noktalarını bulunduğu yerde koruyacak ve Rejim güçlerinin iç bölgeleri girmesine izin verilecek, burada bulunan halk Türk gözlem noktalarında ve sınırda güven altına alınarak göç dalgası da önlenmiş olacak. Fakat ilk başta belirttiğimiz üzere YPG/SDG ile hareket eden bir rejim ile Türkiye kesinlikle ittifak içerisine girmeyecektir.
Üçüncü Tez: Türkiye gözlem noktalarını güçlendirip muhalif kanadın gücünü ardına alarak İdlib içerisinde denge kurucu olacaktır. Afrin, Azez- Cerablus çizgisinde varlığını sürdüren Türkiye İdlib ile birlikte sınırları dışında güvenlik kalkanı oluşturmuş olacak. Fakat İlk başta belirttiğimiz üzere İdlib diğer bölgelere nazaran çok daha fazla karışık haldedir. Ülkelerin karşı karşıya gelmesi daha fazla oranda söz konusudur. Türkiye’nin İdlib’te gücünü koruması Afrin’den Cerablusa kadar Fırat’ın batı bölgesinin kaderini belirleyecektir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here