Güvenlik kavramı, insanın doğumundan itibaren geçirdiği her bireysel ve toplumsal evrede kullanılan bir terimdir. Bu haliyle büyük ölçüde bir yaşamsal zorunluluk gibi değerlendirilebilmektedir. Çocuğun güvenliği, ailenin güvenliği, binanın güvenliği, şirketin güvenliği, devletin güvenliği türünden ele alındığında, bireysel ve toplumsal yaşamın her alanında ciddi bir güvenlik arayışı ortaya çıkmaktadır.

Güvenlik kavramı sözlük anlamı olarak en genel biçimde; tehditlerden, korkulardan ve tehlikelerden uzak olmak anlamına gelmektedir. Bu bağlamda bir kimsenin ya da birimin güvende olması iki koşula bağlıdır: Eldeki değerlere yönelik bir tehdidin olmaması ve eğer böyle bir tehdit varsa tehdide maruz kalanın rasyonel bir maliyetle bu tehdidi savuşturma kapasitesine sahip olması. Diğer bir anlatımla güvenlik; tehdit veya tehlike durumunun minimum düzeyde olmasıdır.

Tam Güvenlik

Teorik anlamda ” tam güvenlik” hiçbir tehdit veya tehlikenin olmaması durumuna işaret etse de pratikte bu mümkün değildir. Zira tehdit ve tehlikelerle dolu bir dünyada tam güvenlikten bahsetmek ütopik bir yaklaşımdır. Bu nedenle güvenliğe ilişkin tanımlar ”tam” ile ”hiç” arasında yapılmak zorundadır. Tam bu noktada, güvenliğin tek başına açıklanamaz bir kavram olduğunun belirtilmesi gerekir.

Güvenlik kavramının tanımını yaparken, cümlelerin içinde mutlaka tehdit, risk, tehlike sözcüklerinin yer aldığı görülür. Özellikle güvenlik ve tehdit kavramları arasında ayrılmaz bir bağ bulunur ve bu bağ bazen çelişik durumlara da işaret eder. Türkçede güvenlik kelimesi, itimat ya da inanmak anlamına gelen güven (küven) kökünden türetilmiştir. 8 ile 11’nci yüzyıl arasında Orta Asya Türkçesinde ün, nam, iktidar anlamında kullanılan ”küve” ya da ”küv” kelimeleri kelimenin etimolojik kökenini oluşturur.

Böbürlenmek, mağrur olmak anlamına da gelen ”küven” kökünden dolayı kelime 19’ncu yüzyıla kadar ağırlıklı olarak işlev belirten ad türeten -lik ekinin eklenmesiyle elde edilir. Bu haliyle günümüz Türkçesinde kullanılan ”güvenlik” dil devrimi bünyesinde türetilmiş bir kelimedir.

Uluslararası alanda kullanılan İngilizce karşılığı ”security” kelimesidir. Latince ”securus” kelimesinden türeyen kelime kaygıdan üzüntüden emin olma, emniyet hali gibi anlamlara gelmektedir. Yine Latince ”securitas” ya da ”securus”den türetilen ”security” kelimesinin yazında kullanıma 1432 tarihinden itibaren rastlamak mümkündür.

Secruitas/Güvenlik

Secruitas kavramı ilk kez Roma döneminde Cicero (MÖ 156-43) tarafından Yunanca dikkatsizlik, kayıtsızlık, endişeden uzak olma anlamına gelen akedeia kelimesinin Latince karşılığı olarak kullanılmıştır. Güvenlik kavramı üzerine birçok tanımlama yapılmış olup hala yapılmaktadır. Bu tanımlamalardan bazılarına yer verelim.

Andre comte- Sponville’e göre güvenlik; her zaman devam edecek ve her zaman yeniden başlayacak bitmeyen bir ”savaş”tır. Bu ulaşılabilecek bir amaç değildir. Arnold Wolfers’a göre güvenlik; objektif anlamda eldeki değerlere yönelik bir tehdidin olmaması, subjektif anlamda ise bir değerlere yönelik saldırı olacağı korkusu taşımamaktır.

Muhammed Ayoob’a göre güvenlik; devletlerin sahip olduğu değerlere, ülkesel ve kurumsal yapıya ve rejime yönelik herhangi bir tehdidin olmaması durumudur. Richard Ullman’a göre güvenlik; bireylerin, hükümet dışı birimlerin, grupların ya da devletlerin sahip oldukları değerlere ya da yaşam standartlarına yönelik bir saldırı ya da tehdidin olmadığı durumdur.

Alanın önde gelen düşünürlerinin güvenlik tanımlamalarına bakıldığında birbirinden farklı yaklaşımların ortaya çıktığı görülmektedir. Böylesi bir farklılaşmanın temel sebebi güvenliğin göreceli bir kavram olmasıdır. Düşünürlerin ideolojik ve bilimsel bakış açıları veya tanımlamanın yapıldığı zaman ve mekân gibi faktörler farklı tanımlamaların ortaya çıkmasına sebep olmaktadır.

Ulusal Güvenlik Nedir ?

Bir politika olarak “Ulusal Güvenlik” her ne kadar 20’nci yüzyılın siyasal koşullarının bir sonucu olarak ortaya çıksa da düşünsel temelleri oldukça gerilere dayanır. “Ulusal Güvenlik” kavramı İkinci Dünya Savaşı sonrasında ABD Başkanı Herry S. Truman döneminde kongre tarafından çıkartılan “National Security Act” (Ulusal Güvenlik Yasası, 18 Ekim 1947) ile üne kavuşmuştur.

Salt bir kavramdan çok politikaya atıf yapmaktadır. Bu tarihten sonra ulusal güvenlik kavramıyla birlikte ulusal güvenlik politikaları konuşulmaya ve belirlenmeye başlanmıştır. Ulusal güvenlikte öne çıkan diğer önemli iki kavram “ulusal çıkarlar” ve “tehditler’dir. Ulusal çıkar kavramı ulusal güvenlikten daha önce kullanılmaya başlanmıştır.

Ulusal güvenlik kavramının ilk kez dile getirildiği “Ulusal Güvenlik Yasası” ise başlangıçta her ne kadar Amerikan ulusal çıkarlarını korumak ve bu konuda kurumsal koordinasyonu sağlamak amacını taşımışsa da, Soğuk Savaş yıllarında “ulusal güvenlik” adeta bir ideolojiye dönüşerek sadece Amerikan müttefiklerinin sınırlarını komünizm tehlikesine karşı korumanın ötesine geçip Batı değerlerine karşı her türlü meydan okumayı karşılayacak biçimde yeniden tanımlanmıştır.

Ulusal güvenlik politika ve düşüncesi kapsam ve içeriği nedeniyle uluslararası ilişkiler disiplini içinde ele alına gelmiştir. Fakat küreselleşmeye bağlı olarak devletler, milletler arasında karşılıklı etkileşimin artması güvenlik alanlarını daraltmış ve güvenliği daha kırılgan hale getirmiştir. Ayrıca küresel ekonomik sistemin çıkarları doğrultusunda tanımlanan yeni güvenlik yaklaşımı kapsam ve içerik yönünden genişleyerek derinleşmiştir.

Bu nedenle ulusal güvenlik konusu uluslararası ilişkilerde bir alt konu olmaktan çıkarak başlı başına bir alan haline gelme eğilimindedir. Küreselleşme ile birlikte güvenlik konusu bireysel ve küresel baz da analiz edilmeye başlanmıştır. Küreselleşme sürecinde ticari, teknolojik, ekonomik askeri, politik ve sosyal alanlarda yaşanan değişimlerin her biri ayrı ayrı güvenlik sürecinde yaşanan değişime büyük katkı yapmıştır.

Güvenlik kavramının yaşamakta olduğu değişimin iki temel sebebi vardır. Bunlardan birincisi Soğuk Savaş’ın sona ermesi, ikincisi ise yaşanmakta olan küreselleşme sürecidir. Küreselleşme süreci ile birlikte tehditlerin çeşitlenmesi ya da dönüşüm yaşaması yanında güvenlik algılamasının hem genişlemesini hem de derinleşmesine yol açtığını söyleyebiliriz.

Türkiye’nin Ulusal Güvenliği

Türkiye Cumhuriyeti kuruluşundan bu yana kaderi coğrafyası tarafından çizilmiştir. Avrupa ve Asya’yı bağlayan, Boğazlara ve denizlere hâkim, çevresinde birçok medeniyeti barındıran Stratejik önemi yüksek ama zor bir coğrafyanın getirdiği güçlükleri hep yaşamıştır. Lakin hiçbir dönem son yıllar kadar zor olmamıştır. İç ve dış tehditlerin birlikte yükselişe geçtiği ve birçok yeni tehdit algısının çıktığı bir süreci yaşıyoruz.

İç ve dış tehditlerin bu kadar birbirine geçmesi yeni bir ulusal güvenlik stratejisinin düşünülmesi gerektiğini ortaya koymuştur. Türkiye Cumhuriyeti karar alıcıları devlet mekanizmasını yeniden inşa ederken ulusal güvenliği ve ulusal güvenlik örgütlenmesini de yeniden inşa etmeleri gerekmektedir.  Türk devlet aklının neleri tehdit gördüğü ve bu tehditler ile mücadele konusunda alınacak önlemleri yeni kurulacak teşkilatlar ile yeniden planlamalıdır.

Türkiye’nin Ulusal Güvenlik önceliğinin ana başlıklarını madde madde sıralayalım;

  • İstihbarat iç, dış ve askeri olarak 3 şekilde yapılandırılmalıdır.
  • İstihbarat birimlerinin operasyonel gücü artırılmalıdır.
  • İç ve dış tehditlerin yanında bölgesel ve küresel tehditler yeniden belirlenmelidir.
  • Irak ve Suriye sınır ötesi öncelikli güvenlik sorunu teşkil etmelidir.
  • Kıbrıs ve Doğu Akdeniz’in Türkiye için yeniden güvenlik tanımı yapılmalıdır.
  • PKK, YPG, DHKP-C, DAEŞ, ve FETÖ ile mücadele uzun vadeli planlanmalıdır.
  • Ege, Akdeniz ve Karadeniz de Donanmamız güçlendirilmelidir.
  • Trakya’da yeni bir güvenlik konsepti oluşturulmalıdır.
  • Askeri Sanayi de Batı tekeli kırılmalıdır.
  • Yerli silahlar tercih edilmeli ve Ordunun Modernizasyonu hızlandırılmalıdır.
  • Hem bölgesel hem de küresel olarak yeni müttefikler edinilmelidir.
  • Müttefikler askeri, ekonomik ve bilimsel-teknik şeklinde sınıflandırmalıdır.
  • Yeni müttefikler ile ortak üsler kurulmalıdır.
  • Enerji ve Gıda güvenliğimiz uzun vadeli şekilde oluşturulmalıdır.
  • Üretim ekonomisine geçilmelidir.

Yukarıdaki maddelerden de anlaşılacağı üzere Türkiye’nin ulusal güvenliği sadece silahlı kuvvetleri ilgilendiren bir konu değildir. Tüm kurum ve kuruluşların katılım göstereceği şekilde yeniden dizayn edilmelidir. Bu maddeler ana başlıklar olarak bir yol haritasıdır.

KAYNAKÇA

Birdişli, Fikret: Teori ve Pratikte Uluslararası Güvenlik, Seçkin Yayıncılık, Ankara.

Dedeoğlu, Beril: Uluslararası Güvenlik ve Strateji, Yeniyüzyıl Yayınları, İstanbul.

Erdoğan İbrahim, ”Küreselleşme Olgusu Bağlamında Yeni Güvenlik Algısı”, Akademik Bakış, Cilt:6, Sayı:12, Ankara.

Karabulut, Bilal: Güvenlik, Barış Kitap, Ankara,

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here