ÖZET

 2010 yılının sonunda başlayan ve daha sonra birçok Arap ülkesine yayılan olaylar sonucunda savaş, insani krizlerin yaşandığı döneme Arap Baharı denilmektedir. Yaşanan olaylar sonucunda 2011’de Suriye’de gerçekleşen insani kriz çevre ülkeleri de etkilemiştir. Bu durumdan en çok etkilenen ülkelerden biri de Türkiye’dir. Suriyeliler göç ettikleri ülkelerde çok ciddi sorunlar yaşamış ve yaşatmıştır. Yaşanan sorunların sosyal, siyasal ve ekonomik, ulusal, uluslararası hukuk gibi birçok boyutu vardır. Hukuksal sorunların en başında ise Suriyeli mültecilerin statülerin ne olduğu sorunu gelmektedir. Hukuksal sorun ele alındığında ise Türkiye’nin Cenevre sözleşmesinde koyduğu coğrafi kısıtlamadan kaynaklı Suriyelilerin yasal statüleri hakkında bir kavram kargaşasına yaşanmaktadır. Bu sebeple çalışmada mültecilerin hukuksal statülerinin ne olduğu, Türkiye’nin Suriyeli mülteci akını karşısında uyguladığı çalışmalar incelenerek kavram kargaşasına açıklık getirilmektedir. Türkiye’nin Suriyeli mültecilere harcadığı maliyet, vatandaşlık almayla ilgili kurallar incelenip, mevzuat ve hukuki prosedürlerin yeterince bilinmemesinden kaynaklı doğru bilinen yanlışlar açıklanmaktadır.

GİRİŞ

Arap Baharının etkisiyle Suriye’de ciddi bir insani kriz yaşanmıştır. Bu insani kriz neticesinde hem ülke içi hem ülke dışı göç hareketleri gerçekleşmiştir. Savaş mağduru, zulüm gören kişilerin ülkelerini terk etmeleri sonucunda sığındıkları ülkede korunmak insani haktır. Uluslararası hukukta ise sığınan kişileri korumak bir zorunluluktur. Ülke dışına gerçekleşen göçlerden en çok etkilenen ülke ise Türkiye olmuştur. Ancak Türkiye’nin Avrupa dışından gelen mülteciler için belirli bir hukuksal yol çerçevesi yoktur. Bu sebeple Türkiye Suriyeli nüfusu kontrol edebilmek için düzenlemeler ve yeni yönetmelikler çıkarmıştır.  Suriyeli nüfusun hukuki statüsü hakkında kavram kargaşası ve yanlış anlaşılmalar yaşanmıştır. Çalışmamızda öncelikle geçmişe dönüp sorunun oluşmasında asıl kaynak Cenevre Sözleşmesi incelenip uluslararası hukuktaki mülteci, sığınmacı gibi kavramlar açıklanmıştır. Çalışmanın ikinci bölümünde Suriyeli göçmen akınının ardından Türkiye’nin yeni hukuksal düzenlemeleri ve vatandaşlık konusu ele alınmış, Türkiye’nin Suriyeli mültecilere yaptığı harcama ve maliyetlere değinilmiştir. Son olarak göçmenlerin sayısının fazla olmasından kaynaklı toplum arasında ve medyada dolaşan yanlış iddiaların doğruları ortaya konularak konuya açıklık getirilmiştir.

SURİYELİ MÜLTECİ KRİZİ

      2010 yılında Tunus’ta yaşanan rejim karşıtı gösteriler sonucunda çatışmalar ortaya çıkmıştır. Bu durum bir domino etkisi göstererek Ortadoğu bölgesinde birçok ülkeyi etkilemiştir. Mart 2011’de Suriye’de rejim karşıtı gösteriler başlamış, Esad rejimi bu gösterilere şiddetli tepki vermiştir. 2013 yılında BM çatışmada 90.000 kişinin öldüğünü belirtmiştir. Suriye rejiminin kuvvet kullanmasıyla çatışmalar uzamış, insanlar canını kurtarmak için komşu ülkelere kitleler halinde akın ederek sığınmak zorunda kalmıştır (Rodgers, 2016). Başta Türkiye olmak üzere Suriyeliler Irak, Mısır, Ürdün, Lübnan, Kuzey Afrika ve Avrupa’ya göç etmişlerdir. Türkiye’ye ilk Suriyeli akını 29 Nisan 2011 tarihinde Cilvegözü sinir kapısından gerçekleşmiştir. Ülkemizde barınabilmeleri için mülteci kampları ve barınma merkezleri oluşturulmuştur. Türkiye Suriyeli mültecileri kabul etmesinde sığınmacıların dinine, diline bakılmaksızın insani gerekçelere dayandırarak dayanışmayı vurgulamış ve Türkiye’ye sığınanları kabul etmiştir (Erdoğan, 2014: 24). Açık kapı politikasıyla insani yardım ve mültecilerin temel ihtiyaçlarını karşılayacak faaliyetler gerçekleştirmiş, Suriyelilere ‘geçici koruma statüsü’ verilmiştir (AFAD, 2014: 5)(Kirişçi, 2020: 15). Geçici koruma altına alınan Suriyelilerin sayısı giderek artmış, 31 Mart 2021 itibariyle toplamda 3.659.449 sayıya ulaşmıştır (GİGM, 2021). Uygulanan bu politika gerçekleşen nüfus hareketlerine çözüm bulununcaya kadar olan geçici bir çözüm niteliğindedir. Suriyelilerin sınırdan geçişinin ardından kamplara yerleştirilmiş veya illere sevk edilmiştir. Türkiye’de yaşayan geçici koruma kapsamındaki Suriyelilerin toplam sayısı 03.03.2021 tarihi itibariyle 3.659.449’ dır

KAVRAMSAL ÇERÇEVE

      Ülkelerdeki yaşanan gelir dağılımındaki eşitsizlikler, etnik veya dini çatışmalar, siyasal sorunlar, doğal afetler gibi nedenlerden dolayı milyonlarca insan göç etmek zorunda kalmıştır. Göçü tanımlarken literatürde farklılıklar olduğunu görmekteyiz. Türk Dil Kurumunun(TDK) tanımına göre göç, ‘ ekonomik, toplumsal, siyasal sebepler ile bireylerin veya toplumların bir ülkeden başka bir ülkeye, bir yerleşim yerinden başka bir yerleşim yerine gitme işi, taşınma, hicret, muhacerettir” anlamına gelmektedir (www.sozluk.gov.tr, 2021). Uluslararası Göç Örgütü’nün hazırladığı Göç Terimler Sözlüğüne göre göç, ‘uluslararası bir sınırı geçerek veya bir devlet içinde yer değiştirerek, süresi, yapısı ve nedeni ne olursa olsun insanların yer değiştirdiği nüfus hareketleridir’ olarak tanımlanmaktadır. Buna ‘mülteciler, yerinden edilmiş kişiler, yerinden çıkarılmış kişiler ve ekonomik göçmenler dâhildir’ denilmektedir (IOM,2013: 35). Günümüzde sayıları gittikçe artan göç etmiş kişilerin yaşam standartları, sahip oldukları veya olmadıkları hakların ne olması gerektiğiyle ilgili hukuki çalışmalar yapılmıştır. Göçmen, sığınmacı, mülteci gibi kavramlar farklı statüleri ifade eder ancak kavram kargaşası yaratmaktadır. Bu sebeple öncelikle bu kavramları açıklamakta fayda vardır. TDK’ nın tanımına göre göçmen ‘Kendi ülkesinden ayrılarak yerleşmek için başka ülkeye giden (kimse, aile veya topluluk), muhacir’ kişilere denmektedir (www.sozluk.gov.tr, 2021). Göçmenler genelde gönüllü olarak ülkesini terk eder ve ülkesinden daha iyi koşulları sağlayan ülkelerde yaşamak istemektedir. Göçmenlerin mültecilerden en önemli farkı zorunluluktan değil de ekonomik sebeplerden dolayı ülkesinden ayrılmasıdır. Göçmenler genellikle göç ettikleri bölgedeki diğer insanlarla aynı vatandaşlığı elde edeceğinden dolayı aynı hukuksal haklardan ve korumalardan yararlanabilmektedir (Civan, Gökalp, 2011: 234). Göç Terimler Sözlüğüne göre mülteci(refugee) kavramı; ‘Irkı, dini, tabiiyeti, belirli bir sosyal gruba mensubiyeti ve siyasi görüşleri yüzünden haklı bir zulüm korkusu nedeniyle vatandaşı olduğu ülkenin dışında bulunan ve söz konusu korku yüzünden, ilgili ülkenin korumasından yararlanmak istemeyen kişi’ olarak tanımlanmaktadır (IOM, 2013: 65).  Kişilerin mülteci statüsünün elde edebilmek için: zulme uğramaktan haklı nedenlerle korkması, ülkesi dışında bulup mültecilik statüsüne başvurmuş olması ve ülkesine geri dönmek istememesinin arkasında haklı nedenlerinin olması gerekmektedir (Başak, 2011: 21-23). Sığınmacı(asylum) ise ‘zulüm veya ciddi zarardan korunmak amacıyla, kendi ülkesi dışında bir ülkede güvenlik arayışında olan ve ilgili ulusal ya da uluslararası belgeler çerçevesinde mültecilik statüsüne ilişkin yaptığı başvurunun sonucunu bekleyen kişi. Olumsuz bir karar çıkması sonucunda bu kişiler ülkeyi terk etmek zorundadırlar ve eğer kendilerine insani ya da diğer gerekçeler temelinde ülkede kalma izni verilmemişse, bu kişiler ülkede düzensiz veya kanuna aykırı bir durumda bulunan herhangi bir yabancı gibi sınır dışı edilebilirler’ olarak açıklanmaktadır  (IOM, 2013: 74). Mülteci statüsünü kazanmış kişi korunma haklarından yararlanabilirken sığınmacı hukuki statüden ziyade kısa zamanlı barınmayı ve kendisine geçici bir korunma sağlanmasını ifade etmektedir.

       Mülteciler üzerine uluslararası nitelikte önemli iki belge vardır. Bunlar 1951 tarihli Mülteci Sözleşmesi ile 1967 tarihli Mülteci Protokolüdür. Bunlar kişilerin ırk, din, siyasi düşünce nedeniyle tehdit altında olacağı ülkeye geri gönderilmemesini yasaklamaya ilişkin önemli konuları kapsamaktadır. 1951 tarihli Mülteci Sözleşmesi’nin ikinci fıkrasına göre ‘kişinin bulunduğu ülkenin güvenliği için tehlikeli olduğuna dair ciddi şüpheler varsa veya özellikle ciddi bir suçtan dolayı kesinleşmiş bir hükümle mahkûm olup o ülkenin halkı için tehlike teşkil etmesi söz konusuysa, bu ilkeden faydalanamaz. 1951 tarihli Mülteci Sözleşmesinin 33. maddesi aynı zamanda sınırdaki sığınmacıya, ayrıca ülkede bulunup henüz statüsü belirlenmemiş kişiye de uygulanabilmektedir’ (Aygün ve Kaya, 2016: 91-95).

      20.yy’ da insani akımların artmasından dolayı mülteci sorunu uluslararası sorun olarak görülmüş ve çözümler aranmıştır. 1950 yılına kadar mülteci sorununu çözebilmek amacıyla birçok örgütlenmeler oluşmuştur. Birleşmiş Milletler ülkeleri, uluslar arası sorun haline gelen mülteci konusunu yönetmek amacıyla 14 Aralık 1950’de Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi tarafından Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin kurulmasını kabul etmiş ve 28 Temmuz 1951’de Cenevre’de Mültecilerin Hukuki Durumuna Dair Sözleşme (daha sonra 1951 Cenevre Sözleşmesi olarak anılacak) imzalanmıştır. Bu sözleşme sayesinde mültecilerin statüsü ve sığınma haklarıyla ilgili yeni düzenlemeler yapılmıştır. Sözleşmenin uygulanmasıyla ilgili olarak “1 Ocak 1951’den önce meydana gelen olaylar sonucunda ve ırkı, dini, tabiiyeti, belli bir toplumsal gruba mensubiyeti veya siyasi düşünceleri yüzünden, zulme uğrayacağından haklı sebeplerle korktuğu için vatandaşı olduğu ülkenin dışında bulunan ve bu ülkenin korumasından yararlanamayan, ya da söz konusu korku nedeniyle, yararlanmak istemeyen; yahut tabiiyeti yoksa ve bu tür olaylar sonucu önceden yaşadığı ikamet ülkesinin dışında bulunan, oraya dönemeyen veya söz konusu korku nedeniyle dönmek istemeyen her şahsa uygulanacaktır” şeklinde açıklanmıştır (1951 Cenevre Sözleşmesi, 1951). Devletlerin sözleşmeyi kabul etmeleri için iki seçenek tanınmıştır. ‘ 1 Ocak 1951’den önce Avrupa’da meydana gelen olaylar’ veya ‘ 1 Ocak 1951’den önce Avrupa’da veya başka bir yerde meydana gelen olaylar’ şeklindedir. Sözleşmenin içeriğini genişletmek amacıyla Mültecilerin Hukuki Statüsüne Dair 1967 Protokolü kabul edilmiş ve tarih sınırlaması taraf ülkeler için kaldırılmıştır. ‘1 Ocak 1951’den önce Avrupa’da meydana gelen olaylar’ seçeneğini kabul eden taraflar herhangi bir zamanda diğer seçeneği de kabul edip yükümlülüklerini arttırabileceklerini de belirtmişlerdir. Türkiye ise ‘1 Ocak 1951’den önce Avrupa’da meydana gelen olaylar’ seçeneğini kabul ederek coğrafi bir sınırlama getirmiştir. Türkiye’nin coğrafi konumu nedeniyle sürekli göçe maruz kalması sebebiyle ilerde yaşanabilecek mülteci sorununu engellemek amacıyla böyle bir seçim yapılmıştır.

YASAL STATÜ İLE İLGİLİ SORUNLAR

      Türkiye’de göçmen akının başladığı ilk zamanlarda mevzuatta Suriyeliler için düzenleme bulunmamaktaydı. Başlangıçta Suriyelilerin geri döneceği beklentisi olduğundan dolayı misafir olarak kabul edilmişlerdi. Ancak zaman geçtikçe Suriyelilerin evlerine dönemeyeceği anlaşıldı ve Türkiye Suriyelilerin durumuna ilişkin ilk hukuki düzenlemeyi oluşturdu. 2013 yılında göç konusuyla ilgili ‘Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’ mevzuatı oluşturulmuştur. Bu yönetmeliğin 62. ve 63. maddesine göre Avrupa dışından gelen sığınmacı olarak adlandırılan ve mülteci kriterini taşıyan kişiler ‘şartlı mülteci’ olarak adlandırılmıştır. Ülkesinde silahlı çatışma ve şiddetin yaşanmasından dolayı tehlike altında bulabilecek kişilere de ‘ikincil koruma’ statüsü verilmiştir (YUKK, 2013: m.62-63). Suriyelilerin Türkiye’ye kitlesel göç haline gelmelerinden kaynaklı bu statü belirleme sürecinde sorunlar, kavramsal tartışmalar ortaya çıkmıştır. Bu sebeple ‘Geçici Koruma Yönetmeliği’ yayımlanmıştır. Geçici Koruma Yönetmeliğine göre amaç: ‘ülkesinden ayrılmaya zorlanmış, ayrıldığı ülkeye geri dönemeyen, acil ve geçici koruma amacıyla kitlesel olarak sınırlarımıza gelen veya sınırlarımızı geçen yabancılardan 4/4/2013 tarihli ve 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanununun 91 inci maddesi çerçevesinde, uluslararası koruma talebi bireysel olarak değerlendirmeye alınamayanlara sağlanabilecek geçici koruma işlemlerinin usul ve esasları ile bu kişilerin Türkiye’ye kabulü, Türkiye’de kalışı, hak ve yükümlülükleri, Türkiye’den çıkışlarında yapılacak işlemleri, kitlesel hareketlere karşı alınacak tedbirleri ve ulusal ve uluslararası kuruluşlar arasındaki işbirliğiyle ilgili hususları düzenlemektir’ (www.goc.gov.tr, 2014). Bu yönetmelikte coğrafi bir sınırlama olmaksızın acil durumda bulunan ve geçici korunma ihtiyacı olan herkesi kapsamaktadır. Ülkedeki yabancıların eğitim, sağlık, iş, sosyal yardım ve hizmetlerle ilgili yararlanabilecekleri haklar kapsamlı olarak açıklanmaktadır. Ancak Geçici Koruma Yönetmeliği kişilere belirli haklar tanımamaktadır. Sadece yararlanabilecekleri hizmetler düzenlenmiştir. Uluslararası korumanın sağladığı garanti haklara erişemeden Suriyeliler ülkede yaşamaktadır. Çalışma izni, vatandaşlık almaya ilişkin gibi haklar kısıtlayıcı şekilde düzenlenmektedir. Dolayısıyla mülteci statüsünden yararlanılmadığı için belirsiz bir gelecekle karşı karşıya kalmaktadırlar. Türkiye bu duruma gönüllü geri dönüş, yeniden yerleştirme veya yerel entegrasyon olmak üzere farklı çözüm yolları üretmektedir (Sütlüoğu, 2019: 151-154).

TÜRK VATANDAŞLIĞI KAZANIMI

      Türkiye’de geçici koruma şartıyla yaşayan kişilerin yerel entegrasyon ve vatandaşlık hakları diğer statülere göre farklılık göstermektedir. YUKK,  yabancıların toplumda uyum halinde yaşamasını ve üçüncül şahıslara ihtiyaç duymadan hareket edebilecekleri bilgiler içermektedir. Burada daimi ikametgah ve vatandaşlığın alınması hakkında bilgiler de yer almaktadır. Türkiye kimlerin vatandaşlık alabildiği, ne tür şartların gerektiği 5901 sayılı Türk Vatandaşlık Kanununda düzenlenmiştir. Yetkili Makam Kararıyla Türk vatandaşı olabilmek için belirli şartlar vardır. Türk Vatandaşlığı Kanuna göre ‘başvuranın ergin ve ayırt etme gücüne sahip, başvurduğu tarihten geriye doğru Türkiye’ de kesintisiz beş yıl ikamet etmesi, Türkiye’ de yerleşmeye karar verdiğini davranışları ile göstermesi, genel sağlık bakımından tehlike teşkil eden bir hastalığı bulunmaması, iyi ahlak sahibi olması, yeteri kadar Türkçe konuşabilmesi, Türkiye’ de kendisinin ve bakmakla yükümlü olduğu kişilerin geçimini sağlayabilecek gelire veya mesleğe sahip olması, milli güvenlik ve kamu düzeni bakımından mani olacak bir durumunun bulunmaması şeklinde sekiz şartı taşıması gerekmektedir’ (Türk Vatandaşlığı Kanunu, 2009). ‘İkamet şartına uygun olarak Türk vatandaşlığı elde etmek isteyenler Türkiye’de Türk kanunlarına uygun olarak üç yıl Türkiye’de oturmalıdır. Bu süre içerisinde toplam altı ayı geçmemek şartıyla Türkiye dışında bulunabilir ancak Türkiye dışında geçirilen süreler ikamet sürelerine dâhil edilmez’. ‘Göçmen olarak kabul edilen kişiler milli güvenlik ve kamu düzeni bakımından engel teşkil edecek bir hali bulunmamak şartıyla Bakanlığın teklifi, Bakanlar Kurulunun kararı ile istisnai yoldan Türk Vatandaşlığı kazanabilirler’. ‘Türk vatandaşı bir kişi ile asgari üç sene evli olarak aile birliği içinde yaşayan yabancılardan evlilik birliğine uygun olmayan bir davranışta bulunmama ve millî güvenlik ve kamu düzeni açısından sorun olacak durumu olmaması koşuluyla Türk vatandaşı olmak için başvuruda bulunabilir’ (Türk Vatandaşlığı Kanunu, 2009). Suriyeli sığınmacıların Türk vatandaşı evlenme ile vatandaşlık kazanması konusunda açık bir hüküm olmamakla birlikte 3 yılı doldurdukları durumda valiliklere bağlı Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüklerine başvurabilmektedir. Fakat bu vatandaşlık kazanmak için değil, başvuru yapma hakkıdır. Gerekli incelemelerin sonunda kurum kabul de edebilir, red de edebilir (www.mülteciler.org.tr, 2021). Geçici Koruma Statüsündeki Suriyelilere vatandaşlık hakkı verilmemektedir. Bu vatandaşların geçici koruma statüsünden çıkıp uluslararası koruma statülerini kazanmalarını durumunda vatandaşlık alabilmektedir (Öztürk ve Nurdoğan, 2018: 1169-1170).

İçişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada Türk vatandaşlığı verilen Suriyeli sayısının 110 bin olduğu belirtilmiştir (30 Aralık 2019 tarihi itibarıyla, www.mülteciler.org.tr, 2021).

TÜRKİYE’NİN YAPTIĞI TOPLAM HARCAMA

      Suriyeli sığınmacıların Türkiye ekonomisine maliyetini hesaplarken Cumhurbaşkanının ve Sağlık Bakanının resmi açıklamaları, AB fonlarından gelen yardımlar, Birleşmiş milletler fonları, Dünya Sağlık Örgütü(WHO) fonları, Dünya Gıda Örgütü(FAO) fonlarından yararlanılmaktadır. AB Türkiye’ye destek olması için Mali Yardım Programı (FRIT) oluşturarak 6 milyon euro’luk bir fon sağlayacağını belirtmiştir.  2016-2017 yıllarında 3 milyon euro verilerek Türkiye’deki Suriyelilere nakit olarak veya yaşam koşullarını iyileştirecek projelerde kullanılması şartı konulmuştur. 2019 yılında Sosyal Uyum Programı (SUY) kapsamında 3 milyon euro Suriyelilere aylık nakit desteği olarak ve projelerde kullanılmak üzere gönderilmiştir. Avrupa Sayıştayı’ nın yayınladığı Türkiye’deki mülteciler için yapılan mali yardım raporunda Türk makamlarının, bu nakit yardımı projesinde kullandığı paraların nerelerde ne şekilde kullanıldığıyla ilgili yeterli erişimi sağlamadıklarını belirtmiştir. (European Court of Auditors, 2018: 6). 2015 yılında Birleşmiş Milletler tarafından oluşturulan Bölgesel Mülteci ve Dayanıklılık Planı(3RP) ile Türkiye’deki geçici korunan Suriyelilere koruma, eğitim, sağlık, temel ihtiyaçlar, geçim kaynakları ile gıda güvenliği ve tarım başlıkları adı altında fon sağlanmıştır.  Bu fonlar 2015-2019 yılları toplam 3.8 milyar dolar civarındadır. 2020- 2021 yılları için de 2 milyar dolar fon sağlayacağı ifade edilmiştir (Alagöz, 2020: 11).

      2017 döneminin Başbakan yardımcısı Recep Akdağ, Anadolu Ajansına verdiği açıklamaya göre 2011-2017 yılına kadar Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD) 5 milyar 586 milyon 594 bin lira, güvenlik ve kamu düzeni hizmetleri için 9 milyar 228 milyon 707 bin lira, sağlık hizmetleri için 16 milyar 30 milyon 111 bin lira, eğitim hizmetleri için 15 milyar 489 milyon 968 bin lira, belediyecilik hizmetleri için 17 milyar 527 milyon 481 bin lira, Fırat Kalkanı bölgesinde 1 milyar 630 milyon 457 bin lira harcandığını söylemiştir. Vakıflar, dernekler, Türk Kızılay’ı tarafından 2 milyar 58 milyon 122 bin lira, belediyeler tarafından düzenlenen kampanyalar için 312 milyon 92 bin lira, Göç İdaresi Genel Müdürlüğünün 780 milyon 807 bin lira, kamplardaki amortisman maliyeti olarak 1 milyar 505 milyon 386 bin lira, diğer sivil toplum kuruluşlarının kayıtlı proje bazlı yardımları olarak 852 milyon 600 bin lira, TC vatandaşlarının yardım olarak tahmini 11 milyar 649 milyon 434 bin lira olmak üzere toplam maliyet 84 milyar 880 milyon 541 bin lira harcandığını belirtmiştir (www.aa.com, 2017).

Verilere baktığımızda Suriyelilere 2012-2019 yılları arasında toplam 58.2 milyar dolar harcama yapıldığı sonucuna ulaşılmaktadır. 2015-2019 yılları arasında AB’den ve  BM’den 3,8 milyar dolar olmak üzere 7.1 milyar dolarlık desteğin geldiği bilinmektedir. Buna göre 2012-2019 yılları arasında Türkiye’deki Suriyelilere 58.2 milyar dolar harcama yapıldığı, bunun 7.1 milyar dolarlık kısmının uluslararası alanlardan geldiği düşünüldüğünde, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin yaklaşık olarak 51.1 milyar dolarlık bir harcama yaptığı ortaya çıkmaktadır. (Alagöz, 2020: 15)

DOĞRU BİLİNEN YANLIŞLAR

      Suriyeli mülteci akını sayısının fazla olmasından kaynaklı sosyal medyada ve halk arasında birçok asılsız haberler çıkmıştır. Bu asılsız haberler mevzuatın ve hukuki prosedürlerin bilinmemesinden kaynaklanmaktadır. Bu sebeple ortaya atılan doğru bilinen yanlışları açıklamakta fayda vardır.

  • Türkiye’ de yaşayan geçici koruma ya da uluslar arası korum altında olan ve belli kriterleri sağlayan kişilere Avrupa Birliği tarafından finanse edilmiş, Sosyal uyum yardımı adı altında aylık olarak 120 tl destek verilmektedir. Bu paraya Türkiye’deki tüm Suriyelilere değil yalnız belirli kriterlere sahip kişilere verilmektedir. Paranın ihtiyaç sahiplerine ulaştırılması için Türkiye Kızılay aracılığıyla Kızılay Kartı verilmektedir. Bu yardım ailede en az 5 kişi varsa kişi başına 120 tl verilmektedir.

  • Suriyeliler çalışma izni alıp istedikleri yerde çalışabiliyorlar.

Türkiye’de yaşayan bir yabancının çalışabilmesi için Aile Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığından o kişi için çalışma izniverilmesi gerekmektedir. Bir Suriyeli kendi başına çalışma izni alamamaktadır, Yabancı kişiye çalışma izni yalnızca işveren tarafından alınabilmektedir. İşletmesinde bir yabancıyı veya Suriyeliyi çalıştırmak isteyen kişi, kendi e-Devlet hesabı üzerinden işletmesi adına o yabancı kişi için başvuru yapması gerekiyor. Ayrıca işverenin bir yabancı ya da Suriyeli adına çıkardığı çalışma izni ise sadece o iş yeri için geçerli. Yani bir yabancı ya da Suriyeli için çıkarılan çalışma izni bütün iş yerlerinde geçerli değildir. Yabancı kişi o işten ayrıldığı anda kendisi adına çıkarılan çalışma izni de iptal olmaktadır. Bir işveren kendi iş yerinde bir yabancı personel çalıştırmak istiyorsa, hali hazırda 5 tane Türk vatandaşını istihdam ediyor olmalısı gerekmektedir aksi halde yabancı kişi için yapacağı başvuru kabul edilmemektedir.

  • Suriyeliler istediği üniversiteye sınavsız giriyor.

Türk vatandaşı olmayan her öğrenci yabancı öğrenci statüsündedir. Suriyelilerin herhangi bir üniversitede yabancı uyruklu öğrencilere göre bir avantajı bulunmamaktadır.Bir yabancı öğrencinin devlet üniversitesine girmesi için Yabancı Öğrenci Sınavına (YÖS) girmesi gerekmektedir. Vakıf üniversitesine girmek istediğinde ise o üniversitenin belirlemiş olduğu kriterlere uymak zorundadır. Ayrıca her üniversitenin yabancı öğrenci için YÖK tarafından onaylanan bir kontenjanı var. Yani Suriyeliler sınava girip tüm şartları sağlasalar ve parasını ödeseler bile kontenjan sınırı olduğu için istedikleri üniversitenin istedikleri bölümüne kayıt olamamaktadır. Devlet üniversitelerinde Türk öğrenciler için 1. öğretimler ücretsiz, 2. öğretimler ise ücretli iken, YÖS sınavı ile üniversiteye giren yabancılar için hem birinci öğretimler hem de ikinci öğretimler ücretlidir. Vakıf üniversitelerinde ise yabancı öğrenciler burs imkanlarından faydalanamamaktadır.

  • Devlet üniversiteye giden her Suriyeliye burs veriyor

Türkiye’de eğitim alan tüm yabancılara verilen eğitim bursları ‘Türkiye Bursları’ tarafından finanse edilmektedir. Burslara tüm dünya ülkelerinden öğrenciler başvuru yapabilmektedir. Yani bu burs Suriyelilere özel bir burs değildir. Üniversiteye giden Suriyelilerin tamamına burs verilmemektedir.2019 yılı YÖK tarafından açıklanan verilere göre Türkiye’deki üniversitelerde 25 bini Suriyeli olmak üzere toplam 148 bin yabancı öğrenci eğitim almaktadır. Yabancı öğrencilerin %16,8’i (25.000), Suriyeli öğrencilerin ise %5,7’sine burs verilmektedir. Burs için başarı ve yaş kriteri vardır.

  • Suriyeli esnaflar vergi vermiyor

Vergi denetimi illerde ve ilçelerde yetkili olan vergi müdürlüğüne bağlı personeltarafından yapılmaktadır. Her ticari işletme vergi ödemekle yükümlüdür. Vergi vermemeleri işletmelerin kaçak olmasından kaynaklanmaktadır. Suriyeli esnafların vergi konusunda bir ayrıcalığı bulunmamaktadır.

  • Suriyeliler 5 yıl sonra Türk vatandaşı olacak

Türk Vatandaşlık Kanununa bakılarak Türkiye’de bir şekilde 5 yıl kalan Suriyelilerin 5. yılın sonunda kanunen Türk vatandaşı olacakları iddia edilmişti. 5901 nolu Türk Vatandaşlık Kanununda vatandaşlığın nasıl kazanıldığı ile ilgili şartlar açıkça belirtilmiştir. Türkiye’de bulunan Suriyeliler Geçici Korumastatüsüne sahiptir. Geçici koruma kapsamında olan kişilerin 5 yıl ikamet yoluyla Türk Vatandaşı olma hakları yoktur. Eğer böyle olsaydı 2015 yılının sonuna kadar gelmiş olan 3 buçuk milyon Suriyelinin tamamının Türk Vatandaşı olması gerekiyordu. Benzer şekilde Geçici Koruma altında bulunan Suriyelilerin bir Türk vatandaşı ile evlenip evlilik yoluyla Türk vatandaşı olma hakları da yoktur.

  • Suriyeliler seçimlerde oy kullanacak

Anayasanın 67.maddesine göre 18 yaşını dolduran her Türk vatandaşıseçme hakkına sahiptir. Türk vatandaşı olmayan birinin seçimlerde oy kullanması mümkün değildir. İstisnai vatandaşlıktan yararlanarak Türk vatandaşı olan Suriyeliler vatandaşlığa kabul edildikten 1 yıl sonra oy kullanma hakkını kazanır. 2019 verilerine göre Türk vatandaşlığı verilen Suriyeli sayısı 110 bin olup, son yapılan seçim olan 31 Mart yerel seçiminde yalnızca 53 bin 99 Suriye asıllı Türk vatandaşı oy kullanma hakkını elde etmiştir.

  • Okullara Suriyeli öğretmenler atandı

Bu iddia Twitter’ da kaynak gösterilmeden bir milletvekili tarafından ortaya atılmıştır. MEB bu iddianın basın duyurusu ile asılsız olduğu açıkladı. 2016 yılında Eğitim kalitesini arttırmak ve dil sorununu çözmek amacıyla UNICEF tarafından karşılanan bir eğitim programı başlatılmıştır. Bu eğitim programına yalnızca Suriye’de öğretmenlik yapan kişiler kabul edilmiştir. Eğitim programını başarıyla tamamlayan kişiler, Suriyeli öğrencilerin yoğun olarak eğitim gördüğü okullarda, kolaylaştırıcı rolüyleçocukların Türk eğitim sistemini anlamaları ve dil problemi yaşayan Suriyeli çocukların desteklenmesi için çalışmaktadırlar. Bu kişiler görev aldıkları okullarda öğretmenlik değil, öğrenci ve ailenin okul ile iletişimini sağlamak için tercümanlık yapmaktadır. Bu kişiler derslere gidip ders anlatmamaktadır ve memur statüsünde değildir (multeciler.org.tr, 2021).

SONUÇ

      Türkiye’nin tarihsel sürecine baktığımızda sürekli göç almıştır. Ancak Arap Baharının yaşattığı durum Suriyeliler için büyük bir insani krizdir. Türkiye’ye sığınan mültecilerin sayı yoğunluğundan dolayı Türkiye tarihçe tecrübe edinmediği bir sorunla karşılaşmıştır. Türkiye’nin Cenevre Sözleşmesi’ne koyduğu coğrafi sınırlama nedeniyle ülkeye sığınan kişilerin ülkeye yerleştirilmesi, hukuki statü verilmesi, uygulanacak politikalarda tıkanıklık yaşanmıştır. Göçmen, mülteci gibi kavramlar günlük hayatta kullanılsa da hukuki açıdan incelendiğinde karmaşıklık yaratmaktadır. Özellikle Türkiye’de Suriyeliler için hukukta belli bir statünün olmaması yarattığı sorundan kaynaklı Türkiye, yeni yönetmeliklerle sorunu çözmeye çalışmıştır. Geçici Koruma statüsü verilerek hukuki statü tanınmıştır ancak bu statünün uluslararası hukukta bir yeri olmadığı için Suriyelilerin sahip olduğu haklar yine belirsizliğini korumaktadır. Çalışmada kişinin mülteci olabilmesi için Avrupa’dan gelip uluslararası hukuktaki belirli kriterleri taşıması gerektiği belirtilmiş, Suriyelilere verilen geçici koruma statüsünün uluslararası hukukta bir yeri olmadığı için hukuki statü yoktur. Ayrıca vatandaşlık alabilmeleri kanunda yer alan kriterleri taşımak gerekmektedir. Geçici koruma statüsünün Türk Vatandaşlığı Kanununda yeri olmadığı için TC vatandaşlığına geçme hakları bulunmamaktadır. Hukuktaki bu detayların yeterince bilinmemesi ve toplumda yaşanan ön yargılardan kaynaklı birçok yanlış iddialarda atılmıştır. Çalışmada son olarak bu yanlışların doğruları açıklanarak yaşanan sorunlara açıklık getirilmiştir.

KAYNAKÇA

[1]. Alagöz, M. (2020). Geçici Korunan Suriyelilerin Türkiye Ekonomisine Etkileri. 21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü, Özel Rapor, Şubat, 11.

[2]. Aygün, M. ve Kaya C, (2016). Yabancılar ve Uluslar arası Koruma Hukukunda Kalıcı Bir Çözüm Olarak Yerel Entegrasyon. İnönü Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 7, 1, 91-95.

[3]. Başak, C. (2011). Mülteciler, Sığınmacılar ve Yasa Dışı Göçmenler. İç İşleri Bakanlığı Genel Yayın, Ankara, 686, 21-23.

[4]. Civan, O. E., Gökalp. A., (2011). Göçmen İşçi Kavramı Ve Göçmen İşçilerin İş Sağlığı ve Güvenliği. Çalışma ve Toplum, 2011, 1, 234.

[5]. Erdoğan, M. M. (2014). Türkiye’deki Suriyeliler: Toplumsal Kabul ve Uyum Araştırması. Hacettepe Üniversitesi Göç ve Siyaset Araştırmaları Merkezi, Aralık, 24.

[6]. European Court of Auditors, (2018). The Facility for Refugees in Turkey: helpful support, but improvements needed to deliver more value for money. European Court of Auditors, Special Report, 27, 6.

[7]. GİGM, 2021. Yıllara göre geçici koruma kapsamındaki Suriyeliler. Göç İdaresi Genel Müdürlüğü, 14.03.2021 tarihinde https://www.goc.gov.tr/gecici-koruma5638 adresinden alınmıştır.

[8]. IOM, (2013). Göç Terimler Sözlüğü, Uluslararası Göç Örgütü, İkinci Baskı, 2013.

[9]. Kirişçi, K. (2020). How the EU and Turkey Can Promote Self-Reliance for Syrian Refugees Through Agricultural Trade. Brookings, 15.

[10]. Konrad Adenauer Stiftung, (2019). Türkiye’deki Suriyeli Mülteciler, 4.

[11]. Rodgers, L. (2016). Syria: The story of the conflict. BBC News. 11.05.2021 tarihinde https://www.bbc.com/news/world-middle-east-26116868 adresinden alınmıştır.

[12]. Sütlüoğlu, B., (2019). Uluslararası Mülteci Hukukundaki Gelişmeler Işığında Türkiye Örneğinin Değerlendirilmesi. Yüksek Lisans Tezi, İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, İstanbul, 151-154.

[13]. Öztürk, M., ve Nurdoğan, A. K., (2018). Geçici Koruma Statüsü İle Türkiye’de Bulunan Suriyelilerin Vatandaşlık Hakkı. Süleyman Demirel Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, 23, 3, 1169-1170.

[14]. 1951 Cenevre Sözleşmesinin 1. maddesinin A fıkrasının 2. Bendi.

[15]. 5901 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu.

[16]. YUKK, (2013). Yabancılar ve Uluslar arası Koruma Kanunu 18.03.2021 tarihinde https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2013/04/20130411-2.htm adresinden alınmıştır.

[17]. www.aa.com, (2017). Suriyeliler İçin Toplam Maliyet 84 Milyar 880 Milyon Lira. 05.05.2021 tarihinde https://www.aa.com.tr/tr/ekonomi/basbakan-yardimcisi-akdag-suriyeliler-icin-harcanan-toplam-maliyet-84-milyar-880-milyon-lira/990509 adresinden alınmıştır.

 [18]. www.afad.gov.tr, (2014). Suriye Raporları: Suriye’den Türkiye’ye Nüfus Hareketleri Kardeş Topraklarındaki Misafirlik, 5.

[19]. www.unhrc.org, (2017). Dünyadaki Suriyel, Mülteciler. 14.03.2021 tarihinde http://data.unhcr.org/syrianrefugees/regional.php adresinden alınmıştır.

[20]. www.goc.gov.tr, (2014). Geçici Koruma Yönetmeliği. 14.03.2021 tarihinde https://www.goc.gov.tr/kurumlar/goc.gov.tr/evraklar/mevzuat/Gecici-Koruma.pdf adresinden alınmıştır.

[21]. www.goc.gov.tr, 2021. Yıllara göre geçici koruma kapsamındaki Suriyeliler.  14.03.2021 tarihinde https://www.goc.gov.tr/gecici-koruma5638 adresinden alınmıştır.

[22]. www.goc.gov.tr, (2019). Geçici Koruma. 18.03.2021 tarihinde https://www.goc.gov.tr/gecici-koruma5638 adresinden alınmıştır.

[23]. https://www.mevzuat.gov.tr/MevzuatMetin/1.5.6458.pdf adresinden alınmıştır.

[24]. www.sozluk.gov.tr, (2021).28.02.2021 tarihinde  https://sozluk.gov.tr/ adresinden alınmıştır.

[25]. www.multeciler.org.tr, (2021). Doğru Bilinen Yanlışlar. 17.03.2021 tarihinde  https://multeciler.org.tr/tag/dogru-bilinen-yanlislar/  adresinden alınmıştır.

[26]. www.multeciler.org.tr, (2021). Evlilik Yoluyla Türk Vatandaşı Olma Şartları  https://multeciler.org.tr/evlilik-yoluyla-turk-vatandasi-olma-sartlari/ adresinden alınmıştır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here