TÜRKİYE’DE İSTİHBARAT EĞİTİMİ VE SİVİL İSTİHBARAT EĞİTİMİNİN
GEÇMİŞTEN GELECEĞE YENİ PROFİLİ

Dünya güvenlik sisteminin değişmeye ve dönüşmeye başlamasıyla birlikte bu sistemin en önemli bileşeni olan istihbarat ve istihbarat birimleri de dönüşmeye başlamıştır. Herşeyden önce basit ve askeri nitelikli istihbarat stratejik ve daha kapsamlı istihbarat olarak dönüşmüş, istihbarat sivil bir kurum ve meslek olmasa da askeri tekelden ayrılmıştır. Askerlerin de istihbarat birimleri bulunur ve istihbarat birimlerinde askerler görev alabilirler ancak istihbarat teşkilatları özel sektörden personel seçmek ya da kendi bünyelerinde personel yetiştirmek gibi yeni güvenlik trendlerine uygun bir modeli benimsemişlerdir. Bu bağlamda istihbarat kendisine özgü gizlilik derecesine korumasına rağmen doğası gereği bilimsel anlamda daha sistemli ve açık disipline dönüşmeye başlamıştır.

Türkiye’nin güvenlik parametrelerindeki değişim istihbaratı da etkilemiştir ve istihbarat son
yıllarda köklü bir gelişmeyi içermektedir. Geleneksel olarak içe dönük olan istihbarat
yapılanması iç ve dışı kapsayacak stratejik bir bütün olarak yapılandırılmaya çalışılmaktadır.
Jandarma’nın İçişleri Bakanlığına doğrudan bağlanmasıyla birlikte ise kolluk istihbaratının önemi artmış ve denetimi sağlanmak istenmiştir. Milli istihbarat Teşkilatı’nın sivilleşmesi gibi bir tanım doğru olmamakla birlikte, MİT’in, Genelkurmay ile olan bağı kesilerek karar vericilere endeksli bir yapı oluşturulmuştur. İstihbarat iç ve dış gelişmelerin etkisiyle bir dönüşüm geçirirken istihbarat eğitiminin de gelişmesi kaçınılmaz olmaktadır.

Uzun yıllar boyunca Türkiye’de istihbarata yönelik ilgisizlik ya da yanlış anlamlandırma
tamamen bilgi kirliliği ve kara-gri propagandaların ürünü olarak gösterilebilir. Türkiye’de 1990’lı yıllarda yaşanan bazı seri suikastleri yine bazı faili meçhul eylemlerle bağdaştırmak suretiyle resmi makamların onayı olmadan kurulan ve istihbari-eylemsel niteliği bulunduğu öne sürülen yapıların varlığı, istihbaratın kamuoyu nezdinde kapalı ve illegal olarak algılanmasına sebebiyet vermiştir. Özellikle JİTEM adı altında oluşturulan bu teorilerin maksatlarından birisi de Jandarma ve dolaylı olarak Genelkurmay’ın hedef alınarak küçültülmek istenmesiydi. Daha sonraki yıllarda bu konuyla ilgili olarak JİTEM adlı yapılanma hakkında İçişleri Bakanlığının onayı, Genelkurmay Başkanlığının ise bilgisi bulunmadığı açıklanmıştır.

Sonuç olarak bu yönde bir yapının mahiyeti anlaşılamamış ve güvenlik kurumlarında görevli bazı personelin kendi aralarında bir birim oluşturduğu teorisi geliştirilmiştir. Türk sinema sektöründe yer bulan yapımlarda ise istihbaratın şaibeli, istihbaratçıların ise mafyatik kişiler olarak sunulması bir yandan gençlerin ilgisini cezbederken diğer taraftan ise yine kamuoyu nezdinde yanlış algılamalara sebebiyet vermiştir. Üretilen yapımlar ve teoriler ‘’Kutsal Devlet’’ imajını yanlış biçimde desteklerken istihbaratın entelektüel boyutuna katkıda bulunmamıştır. Modern devletlerin gelişmiş istihbarat sistemleri ve güvenlik aygıtı yapılanmalarında uzun yıllardır istihbarat bir bilim dalı olarak görülmekte ve eğitim kurumlarında dersleri-bölümleri kurulmaktadır.

Türkiye, istihbaratın eğitimle güçlenen bilimsel yönünü geç keşfetmiştir ve 2000’li yılların
başından itibaren bu eksikliğin giderilmesine yönelik olarak bazı adımlar atılmaktadır.

Türkiye’de askerlerin odağında oluşturulan ve uzun yıllar bu biçimde teşkilatlanan istihbarat
sektöründe eğitim hususunda ilk adımı atanlarda yine askerler olmuştur. Öncelikle Kara Harp Okulu bünyesindeki Enstitü de istihbarat yüksek lisans programı açılmıştır. Daha sonra ise Harp Akademileri bünyesinde Stratejik Araştırmalar Enstitüsü-SAREN kurularak yine yüksek lisans programı arasında istihbarat ana bilim dalına yer verilmiştir. Bu noktada her ne kadar askeri kurumlar nezdinde oluşturulan yüksek öğrenim programlarından bahsedilse bile bu kurumlara dış kaynaktan sivil öğrenciler de kabul edilmekteydi. Böylelikle siviller ve ağırlıklı olarak istihbarat personeli olarak görev yapmayan kişiler de istihbaratın akademik yönüyle tanışma fırsatını yakalamış oldular.

Güncel olarak ise Harp Akademilerinin kapatılmasından sonra Milli Savunma Üniversitesi kurulmuş ve enstitüler bu üniversite bünyesinde oluşturulmuştu. Atatürk Araştırmaları Enstitüsü de yine istihbarat alanında askerlere ve asker kişi olmayanlara yönelik istihbarat yüksek lisans programını devam ettirmektedir. Kara Harp Okulu bünyesinde oluşturulan Alparslan Savunma Bilimleri Enstitüsü de yine aynı içerik ve misyonla eğitimini sürdürmektedir.

Polis Akademisi bünyesinde ise akademiye bağlı Güvenlik Bilimleri Enstitüsünde istihbarat anabilim dalında yüksek lisans programı bulunmaktadır. Aynı enstitüde ise istihbarat üzerine doktora programı da mevcuttur ve bu program Türkiye’de istihbarat alanında doktora yürütülen tek program olmuştur.

2016 yılında oluşturulan Jandarma ve Sahil Güvenlik Akademisi’nde yer alan Güvenlik Bilimleri Enstitüsünde ise güvenlik çalışmalarıyla ilgili anabilim dallarında istihbarat dersleri verilmektedir.

Türkiye’de istihbaratla ilgili akademik programlar yürüten bu kuruluşların tamamı asker ve emniyet mensubu hatta devlet görevlisi bile olmayan sivillere açık olmasına rağmen bu kuruluşların hiçbirisi sivil merciiler değildir. İstihbarat ile ilgili sivil eğitim Türkiye’de oldukça geç ortaya çıkmış bir gelişmedir. Zaten bu gelişmede öncelikle devlet üniversiteleri yerine vakıf üniversitelerinde oluşturulmuştur. 2007 yılında bir vakıf üniversitesi olan Beykent Üniversitesi bünyesinde oluşturulan Beykent Üniversitesi Stratejik Araştırmalar Enstitüsü-BÜSAM, kuruluş amaçları arasında ulusal ve uluslararası konularda işbirliği ve akademik çalışmalar gibi görevlere yer vermiştir. Kuruluş tam olarak istihbaratla ilgili akademik çalışmalar yürütmese bile kuruluşun müdürlüğü görevinde bulunan ve Türk Silahlı Kuvvetlerinde çeşitli kademelerde ve NATO irtibat subaylığı görevinde bulunan emekli Kurmay Albay Sait Yılmaz’ın akademik profili istihbarat çalışmaları bakımından oldukça zengindir. Yılmaz daha sonraki yıllarda İstanbul Aydın Üniversitesi’ne geçmiş ve bu üniversite bünyesinde kurulan stratejik araştırmalar merkezi aracılığıyla ‘’Terör ve İstihbarat Okulu’’ adıyla iki buçuk aylık eğitim programları düzenlenmiştir. Vakıf tüzel kişiliğine sahip Ankara merkezli düşünce kuruluşu 21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü de yine istihbarat üzerine sertifika, seminer programları düzenlemektedir.

Türkiye’de istihbarat alanında lisans üstü eğitimin verilmesi ise ilk olarak İstanbul Aydın Üniversitesi bünyesinde gerçekleştirilmiştir. Üniversitede Uluslararası İlişkiler ve İstihbarat çalışmalarıyla, Terör ve İstihbarat Çalışmaları programlarında yüksek lisans eğitimi verilmektedir. Vakıf üniversitesi hüviyetinde bulunan İstanbul Gelişim Üniversitesi, Ayvansaray Üniversitesi, MEF Üniversitesi, TOBB ETÜ Üniversitesi bünyelerinde ise Güvenlik Çalışmaları yüksek lisans programları bulunmaktadır. Bir devlet üniversitesi olan Marmara Üniversitesinde de güvenlik çalışmaları yüksek lisans programı açılmıştır. Güvenlik çalışmaları anabilim dalları ulusal ve uluslararası güvenlik çalışmaları üzerine yoğunlaşmıştır ancak bölüm içeriklerinde istihbaratla ilgili olan derslere de yer vermişlerdir. Esenyurt Üniversitesi bünyesinde ise Sait Yılmaz tarafından organize edilen sertifika eğitim programlarında İstihbarat ve Terörizm eğitimi verilmektedir. İnternet temelli faaliyet gösteren Türkiye Algı Merkezi isimli çevrimiçi platformda yine online olarak İstihbarat ve Psikolojik Savaş alanında sertifikalı eğitim vermektedir.

Düşünce kuruluşlarının sayılarının artması ve istihbaratın akademik yüzüyle tanışılmasıyla
birlikte istihbarat üzerine verilen eğitimlerin artması düşünülmektedir. Bu eğitimlerin ana
amaçları birer istihbaratçı yetiştirmek olmayıp istihbarat ilgisi olan kişileri bir araya getirmek ve bu konularla ilgili yüzeysel ve giriş mahiyetine tekabül eden bilgileri vermektir. Eğitim programları düzenlendikten sonra katılımcılarla dinamik bağ oluşturulamamaktadır ve sertifikalar katılımcıların özgeçmişlerine eklenen bir detay olarak kalmaktadır. İstihbarat ve güvenlik bilimleriyle ilgili lisans derecesinde eğitim verecek fakülte kurulma talebine ise YÖK çeşitli gerekçelerle onay vermemiştir.  Bu durumun asli sebebi ise bu bölümlerde eğitim görecek olanların kolay biçimde deşifre olacaklarıyla ilgili düşüncedir. Dünya’da da istihbarat birimleri fakültelerin çeşitli bölümlerinden mezun kişilerle farklı özel sektör kuruluşları ve kamu kuruluşları-düşünce kuruluşları mensupları arasından personel temin etmektedirler.

Türkiye’de istihbari eğitim ve sivil istihbarat eğitimine olan ilgi artıp bu alana yönelik akademik adımlar atıldıkça istihbarat konusunda yazılan tez sayısında da artış yaşanmıştır. Genel olarak stratejik istihbarat, kültürel istihbarat, askeri istihbarat, Türk istihbarat tarihi içerisindeki Teşkilatı Mahsusa konulu çalışmalar artış göstermiştir. Ayrıca güvenlik çalışmalarındaki artışta göze çarpmaktadır ve bu çalışmaların bir bölümü istihbaratla ilintilidir. YÖK envanterine istihbarat içerikli tezler eklendikçe, devletin istihbaratla ilgili çalışmalar yürüten birimleri tarafından taranmakta ve dokümanlar arasına eklenmektedir. Yine de Türkiye de sivil istihbarat eğitimi konusunda oldukça eksikler mevcuttur. İstihbaratın kendisi sivil bir dal değildir ancak sivil birimlerde istihbarat eğitimi verilmesi, ‘’Sivil İstihbarat Eğitimi’’ kavramını doğurmaktadır. (2017 yılında Dokuz Eylül Üniversitesi’nin Güvenlik Bilimleri Fakültesi açacağı duyrulmuştu. Ancak bu fakülteyle
ilgili bir gelişme henüz üniversite internet sitesinde yer almamaktadır.Esenyurt Üniversitesinde görev yapan bazı akademisyenlerin bu içerikte bir projeleri mevcuttu).

Türkiye’de istihbarat eğitimiyle ilgili en önemli eksiklik yapıları gereği strateji üretmeleri gereken düşünce kuruluşlarının sivil toplum kuruluşu gibi çalışmaları ve istihbarat teşkilatlarının da düşünce kuruluşlarına ilgisiz kalmalarıdır.

Klasik anlamda bir istihbarat görevlisi kendisini devletin merkezi olarak konumlayabilir ve bu zihniyetin toplamı kurumsal olarak hiçbir yere danışmayan ve iş birliği gerçekleştirmeyen ‘’teşkilat’’ kavramını ortaya koyar. İstihbarat konusunda sivil kuruluşlarda eğitim alan her kişinin devlet kademesinde görev alması
olanaksızdır. Ayrıca Türkiye’de, Çin benzeri bir güvenlik yapılanmasını inşa etmek olumsuz
sonuçları doğurur. Çin istihbarat kanununda yapılan değişiklik her Çin’li vatandaşın istihbarat teşkilatını desteklemesi ve bilgi aktarması yönündeki maddedir. Türkiye’de zaten istihbarat teşkilatına yönelik gönüllü ilgi üst düzeydir bunun da ötesinde bir sistem muhbir cemiyetini oluşturacaktır. Ayrıca gerekli-gereksiz her bilginin istihbarata aktarılması analiz ve sentez ağırlıklı yapılara geçen istihbarat dünyasının çalışma prensibine aykırıdır.

Bu noktada yapılması gereken düşünce kuruluşlarını sivil toplum sıfatından kurtarmak gerekirse şirketleştirmek ya da ayrı bir statü tanımaktır. Ayrıca üniversitelerde yer alan strateji merkezlerinin yanına istihbaratla ilgili birimler de eklenmelidir. Bu birimlerin ekseriyetinin müdürlüğünü-koordinatörlüğünü üniversite içerisinden bir akademisyen yürütmektedir. Oysa akademisyenlerin hem ders yükleri ağırdır hem de yöneticilik misyonları bulunmamaktadır. Akademisyen, eğitmek için yetiştirilen kişidir ve üniversiteler bu çalışmalara yönelik ödeneklerini arttırmak zorundadırlar.

Plansız bir biçimde istihbaratla ilgili merkezleri ve akademik bölümleri çoğaltmakta bir işe
yaramaz. Nitelik, niceliğin önündedir. İstihbarat mezunu kişiler ancak özel askeri ve istihbarat şirketlerinin artmasıyla kendilerine istihdam olanağı bulabilirler. Bu ise ülkenin yayılmacı kapasitesiyle orantılıdır. Orta vadede Türkiye’de de özel askeri şirketlerin ve özel istihbarat şirketlerinin artacağı beklenmektedir. Ancak bu yapılar farklı klikleri temsil eden güç savaşlarının nesneleri olmak yerine Türk İstihbarat Mimarisinin parçalarını oluşturan birimler olarak tesis edilmelidirler.

SONUÇ
Türkiye’de istihbarat eğitimi ve sivil istihbarat eğitimi konusunda geç atılmış adımlar söz
konusudur. Ancak bu alanda fark kapatılmak istenmektedir. Az sayıdaki akademisyen, düşünce merkezi mensubu ya da istihbaratçının çabaları topyekûn bir başarıyı getirmez. Türkiye’de istihbarat eğitimi ve sivil istihbarat eğitimi konularıyla ilgili daha ciddi bir planlamaya ihtiyaç duyulmaktadır. Gelişigüzel düzenlenen günlük ya da haftalık eğitim programları da kurumsal tatminden öteye geçemeyecek girişimlerdir.

Merkezi istihbarat teşkilatının (MİT) yapısı gereği tamamen açık olamayacak özel durumuna karşın bakanlık birimlerine ait istihbarat (İçişleri-Dışişleri-Maliye Bakanlığı gibi) birimlerinin sivil eğitim kuruluşlarıyla ortaklık kurmaları daha olasıdır. İstihbarat eğitimiyle ilgili sivil kuruluşlar ayrıca ek denetime tabi tutulamazlar. Bu durum eğitimlerin de siyasallaşmasını beraberinde getirebilir. Bu alanla ilgili özgürlük ancak gözcülük misyonu devlet istihbarat teşkilatlarının benimsemesi gereken asıl strateji olmak zorundadır.

Türkiye’de sivil istihbarat eğitimi daha iyi noktalara gelecektir. Bütçe, iyi niyet, ideolojiden
arındırılmış eğitim, istihbaratın akademik ve bilimsel yönünü ele alan yayınlar ve yayımların
artması bu süreci daha da hızlandıracak faktörler arasında yer alacaktır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here