Ulusal güvenlik, rasyonel bir devletin politika yapıcılarının ve karar alıcılarının, devlet yönetiminde öncelemesi gereken en önemli hususlardan birisidir. Tehdit seviyesi, yine rasyonel ölçeklerle değerlendirilip, ciddi bir seviyeye ulaştığında bu kural hiç şüphesiz devletlerin bekası açısından en önemli öncül haline gelecektir. Bu sebeple devletler zaman zaman özgürlükçü yaklaşımlardan, evrensel ilkelere dayalı anayasacılıktan uzaklaşabilmektedir. Buradaki en önemli husus ise fark edileceği üzere, karar alırken veya tehdit değerlendirmesi yapılırken rasyonel davranılması unsurudur. Rasyonaliteden kastımız ise bilineceği üzere, bilgiye dayalı, realist ve akılcı-mantık çerçevesinde hareket edilmesidir. Zaten başarılı bir vizyon başarıyla kurgulanan stratejilere; başarılı stratejiler rasyonel amaçlara ve planlara ve iyi uygulanmış taktiklere bağlıdır. Bu temel kaidelerle giriş yaptığımız bu yazının konusu ise Türkiye’nin jeostratejiği üzerine kurgulayacağımız bir yaklaşımdır: Mavi Türk Kuşağı Projesi
Kısaca Mavi Türk Kuşağı Projesi, Türkiye’nin bölgesel güç konumunu güçlendirip, bölgesel sistemde ve bölgesel dengede merkez rolünü üstlenmesi adına; coğrafi uzamındaki doğal müttefik aktörlerini yaratıp, siyasi, ekonomik ve sosyokültürel olarak  öne çıkarıp ve etkinleştirip, bu aktörlerle beraber barışın tesisinde, önleyici diplomaside, bölgesel düzenin ve istikrarın tesisininde rol alması üzerine kurulu bir projedir. Yine  Mavi Türk Kuşağı Projesi Türkiye’nin yumuşak gücüne sivil toplum aracılığıyla destek verilmesini tasarlamaktadır.
Ayrıca bu bağlamda bizce, Türk Dış Politikasının vizyonel yaklaşımlarından birisi de, bölgemizin en önemli ihtiyacı olan demokrasiyi, uzlaşma kültürünü ve demokratik kurumları ve insan haklarına dayalı evrensel ilkeleri benimseyen doğal müttefik aktörlerimizi; ulusal, bölgesel ve küresel güvenliğin sağlanması amacıyla, bölgemizde daha da güçlü-etkin kılmak ve bu aktörlerle birlikte hareket edebilmek, olmalıdır.

Türkiye'nin Çevresel Politikası: Mavi Türk Kuşağı Projesi 1

Şimdi, bu bahsettiğimiz projenin gerekliliğine dair bir inceleme yapalım:
İlk paragrafta bahsettiğimiz kurallarla hareket edildiğinde jeopolitik önemine övgüler yağdırabileceğimiz Türkiye’nin çevresine dayalı stratejiği üzerine farklı pencerelerden bakabilir ve tercihlerinizi bu doğrultuda tasarlayabilirsiniz. Eğer Türkiye üzerine çalışmalar yapıyorsanız veya takip ediyorsanız Türkiye’nin stratejilerini güvenlikçi yaklaşımlar üzerine kurgulayabilirsiniz. Ya da yine aynı jeostratejiğe farklı açılardan bakarak açılımlara dayalı yaklaşımlar da elde edebilirsiniz. Burada şimdi yapacağımız ise Türkiye’nin çevresel politiğini farklı bir değerlendirme ile konumlandırmaktır:
Balkanlardaki Türk Dünyası
-Kıbrıs Türk Devleti
-Suriye Türkmenleri ve Türk dostu diğer etniklerden çeşitli gruplar
-Irak Türkmenleri ve Türk dostu diğer etniklerden çeşitli gruplar
-Neredeyse İran nüfusunun yarısı kadar olan İran Türkleri
-Kardeş devlet Azerbaycan
-Kafkaslardaki Türk dostu etnikler
-Kırım Türkleri
-Rusya’daki Türkler
Öncelikle belirtmeliyim ki yukarıda saydığım farklı bölgelerdeki Türklerden Anadolu Türklüğüne, Türkiye’ye ya da Türk Milletine sempati duymayan yoktur. Aksine başta Kıbrıs, Suriye Türkmenleri-Irak Türkmenleri ve İran Türkleri olmak üzere pek çoğu Türkiye’den yardım beklemekte/almakta ve Türkiye’ye yönelik derin bir sevgi ve saygı duymaktadır. Ancak ne yazık ki çevremizdeki Türkler bulundukları ülkelerde etkin bir güç haline ya da aktör haline gelebilmiş değillerdir. Hatta maalesef, pek çoğu ciddi bir baskı ve sindirilme çabalarıyla karşı karşıya kalmıştır, kalmaktadır. 
Özellikle Kıbrıs, Suriye Türkmenleri, Kerkük Türkmenleri ve İran Türkleri noktasında acilen alınan tedbirler arttırılmalıdır. Türk Hariciyesi doktrinsel bir çalışma ile bu bölgelerdeki Türk Kuşağının doğal aktörümüz olduğunu tekrar hatırlatmalı ve yeni dengelerini bu kuşak üzerine oluşturmalıdır. Çünkü maalesef bu bölgeler yeni krizlere ve kırılmalara çok müsait bölgelerdir.
Irak‘taki Türkmenlere baktığımızda Irak Türkmenleriyle ilgili olarak atılan adımlarda halen eksiklikler vardır. Irak’taki tek silahsız grup olarak Türkmenler halen büyük bir tehdit altındadır. Ticari olarak, siyasi olarak, sosyal olarak da Irak’ta ne yazık ki sindirilmeye çabalanmaktadır. Öte yandan Türk Dışişleri dönem dönem bu meseleleri önemsediği mesajını da net bir şekilde vermektedir. Dışişlerinden yapılan açıklamalarda Kerkük’te bir oldu bittiye izin verilmeyeceği açık şekilde görülebilir.[6]  Ancak Irak’taki Türkmenlerin güçlendirilmesi, etkinleştirilmesi için ülkemiz bu meseleye daha çok yoğunlaşmalıdır. Bu sadece devlet eliyle olacak bir şey değildir, STK’lar, ticaret odaları, kalkınma ajansları vs. de emek vermelidir.
İran Türkleri ise  ne yazık ki siyasilerin gündemine yok denecek kadar az girmektedir. İran’ın yoğun şekilde tartışıldığı, çalışıldığı bugünlerde İran’da ülkemizin çıkarları için en iyi seçenek olan İran Türkleri gündeme gelmemekte, çalışılmamakta, konuşulmamaktadır.  İran Türkleri Türkiye için ve diğer Türkler için konjonktürel bir ortak olarak ele alınmamalı, doğal bir müttefik aktör olacak şekilde dizayn edilip güçlendirilmelidir. TEBERAN Başkanı Dr. Rıza Heyet ile yaptığımız röportajda kendileri,  Türkiye’nin İran Türklerini desteklediğinde ve sonuç aldığında elde edeceği faydaları şöyle sıralamıştı:
“İran’da demokratik bir yönetim kurulur ve Türkler yönetime katılırlarsa neler olur önce bunu kavramamız lazım:
Türkiye’nin Türk dünyasına kapısı açılır.
Türk dünyasının Türkiye’ye kapısı açılır.
Türkiye’nin çözümünde yalnız kaldığı sorunları (Ermeni meselesi gibi) çözülür.
Türkiye’nin doğu sınırı güvenli hale gelir.
Karabağ sorunu dengelerin değişmesi ile çözüme bağlanır.”
Azerbaycan‘a baktığımızda ise oldukça iyi durumdaki ilişkilerimiz daha da işlevselleştirilmelidir; askeri işbirliği yoğunlaştırılıp ortak tatbikatlar, karşılıklı eğitimler (halihazırda var olandan daha geniş şekilde ele alınan) yapılmalı, üniversite ve kültürel değişim organizasyonlarına ağırlık verilmelidir.  “Hukukta Teklik” boyutunda olmasa da AB uyum sürecinde ciddi mesafe aldığımız yasaların modernleşmesi ve ileri ülkelerle uyumu tecrübemizi Azerbaycan ile paylaşabilir ve “Hukukta Benzerlik” mottosu ile belli adımlar atabiliriz. “Savunmada Ortaklık” kavramını tam anlamıyla hayata geçirip, Uygarlık düzeyimizi daha ilerilere taşıyacak ortak projelere imza atabiliriz. Ortak bir TV kanalı kurulması da önemli bir adım olacaktır.
Rusya‘daki Türkler hususunda ve Kuzey Kafkasya’daki doğal müttefiklerimiz hususunda ise diyebileceğimiz ilişkilerimizi politikanın ötesine taşıyıp, milli bir bilinç yaratacak faaliyetlere evirebilmemiz çok önemlidir. Bu açıdan TÜRKSOY faaliyetleri arttırılabilir. Ortak TV kanalı projesi hayata geçirilip, diğer yayınlar da arttırılmalıdır. Diyanet bölgeyi Suudi Arabistan’a veya İran’a bırakmamalıdır.
Suriye Türkmenleri ise Suriye’de sahayı az da olsa çalışanlar bilirler ki Suriye’de desteklediğimiz yapılardan bize en çok güven telkin edebilen ve bizi gerçek manasıyla müttefik gören, çıkarların ve hesapların ötesinde bir bağ bulunduran tek grup Suriye Türkmenleri’dir. Son gelişmelerle birlikte Suriye Türkmen Meclisi de Antep’ten Suriye’ye taşınmıştır. Bu oldukça önemli bir gelişmedir. Suriye’nin geleceğinde eğer Türkmenleri daha etkin kılabilirsek, orada doğal bir müttefikimiz olacağını iyi kavrayabilmeliyiz. Suriye politikamızın başında düştüğümüz hataya düşmemeli, Suriye Türkmenlerine hiç değilse diğer gruplara verdiğimiz desteği (olması gereken daha fazla destek vermemiz gerektiğidir) verebilmeliyiz ve bundan vazgeçmemeliyiz.  Ayrıca Suriye Türkmenlerinin geleceği açısından sadece siyasi değil eğitim, ticaret gibi diğer konularda da destek olunmalıdır.
Kıbrıs meselesi de Doğu Akdeniz’deki doğalgaz aramalarıyla beraber yeniden gündemimize gelmiştir. Yine 2017’de Sahipkıran Akademi’de yazdığım Kıbrıs Meselemiz ve Türkiye’nin Stratejisizliği başlıklı makalemde, Kıbrıs’ın kaynayacağını ve çeşitli adımlar atmamız gerektiğini vurgulamıştım. O günden bugüne çeşitli platformlarda, yazılarda, söyleşilerde, konuşmalarda sürekli bu hususu ele almaya çalıştık. Hatrı sayılır bir kesim sürekli Kıbrıs’ı gündeme taşımaya çalıştı. Eğer Kıbrıs meselesi sürekli olarak ülkemizin gündeminde olsaydı ve daha çok mesai harcansaydı bugün daha iyi sonuçlar elde edebilirdik. Suriye, Libya, Mısır ve İsrail gibi ülkelerle ilişkilerimizin Doğu Akdeniz’e doğrudan sonuç doğurabileceğini hesap etmemiz gerekirdi, etmemiz gerekir.
Yine de Türkiye’nin ve Türk Dışişlerinin Kıbrıs meselesinde de istediğimiz sonucu alacağına inanıyorum.  Zaten verilen mesajlarda da asla baskılara boyun eğilmeyeceği, oradaki haklarımızdan vazgeçilmeyeceği net bir şekilde vurgulanmaktadır.  Ayrıca bağımsız bir Kıbrıs Türk Devleti’nin varlığı da nihai amacımız olmalıdır.
Türk Dışişleri ve hükümetler daima bu meselelerle ilgili olmaya ve gereken hassasiyeti göstermeye çalışmıştır. Bu politikaların çok kuvvetli yanları olduğu gibi eksik kalan yanlarının da olduğu açıktır. Türk Dışişlerinin güçlü bir geleneği ve iyi yetişmiş diplomatları vardır. Benim görebildiğim Türk Hariciye teşkilatının en önemli sorunu genel, hükümetlerin üstünde, rasyonel şekilde belirlenmiş stratejik, (yani en az 10-20 yıllık) çalışma belgelerinin eksikliğidir. Öte yandan sivil toplum ve Think Tank kuruluşları ile koordinasyonun da daha iyi olabileceğini ifade etmem gerekir.
Bütün bu çevresel kuşaktaki Türk unsurların bir araya gelebilmesi, evrensel ölçekte sesini duyurabilmesi, organizasyon içerisinde ve stratejik olarak hareket edebilmesi sadece hükümetlerin veya  Türk Dışişlerinin yapacağı bir iş değildir. Post Vestfalyan dönemde, uluslararası düzeni, devletlerin bir araya gelerek oluşturduğu uluslararası organizasyonlar ve devlet dışı aktörler de etkilemektedir. İşte bu açıdan bakıldığında devletlerin dışında, çok ayaklı ve güçlü uluslararası organizasyonların kurgusu ve varlığı bu vizyon açısından vazgeçilemeyecek bir noktadır.  Maalesef bizlerin en önemli eksiklerinden birisi de bu noktadadır. Milli düşünebilen, aktif, rasyonel okumalar yapıp politika belirleyebilen, işe yarar ve elle tutulabilir organizasyonlara imza atan, lobicilik vazifesini yürüten, siyaset-aydın-akademisyen-iş adamı ağına sahip ne yazık ki yeterli sayıda sivil toplum örgütü bulunmamaktadır.
İşte bunların sonucu olarak, aslında 10 yıllık bir stratejik plan dahilinde, devletlerin işbirliğinde veya devletlerin işbirliği olmaksızın,  TİKA-TÜRKSOY gibi kurumların işbirliğinde veya işbirlikleri olmaksızın, özetle sadece sivil toplum kuruluşları önderliğinde olsa bile, bu proje, yani Türkiye’nin jeopolitik eksenindeki doğal müttefik unsurları her anlamda geliştirme projesi, Mavi Türk Kuşağı Projesi, tamamlanabilir, başarılabilir.
Bunun için yapılması gerekenler ise aslında öncelikle bu işe gönül vermekle, rasyonel olarak belirlenen milli çıkarlarımızı öncelemekle, uzlaşma ve demokrasi kültürümüzü geliştirmekle başlanacak kadar basittir.
Türk dünyasının, muasır medeniyetler seviyesine yükselmesi için, bütün Türk topluluklarının; modernleşmesi (bilginin kutsanıp, rasyonalitenin ilke edinilip, sorgulama ve şüphecilikle geleneksel örf adet ve metodların yeniden inşa edilip, akla ve bireye güvenme süreci), özgürlüklerin teminatı olması, herkes için  vaat verebilecek konuma yükselmesi, hukuk sistemini evrensel normlara dayalı anayasal şekilde kurgulayıp hukukun üstünlüğüne saygı göstermesi ve güçlü ticari ağlara sahip olması gerekmektedir.
Haldun BARIŞ
Kaynakça
1]https://www.cnnturk.com/dunya/kerkukte-art-arda-6-bombali-saldiri-4-olu-15-yarali
2]https://qha.com.tr/haberler/ersat-salihi-140-madde-kerkuk-te-ic-savasa-yol-acar/62632/
3]https://www.sabah.com.tr/gundem/2019/03/13/suriye-turkmenlerinden-rejimin-turkmendagi-saldirilarina-tepki
4]http://southernazerbaijan.com/mother-language-activists-receive-harsh-prison-sentences/
*Güney Azerbaycan ile ilgili pek çok habere basit aramalarla ulaşabilirsiniz.
5]http://araznews.org/tr/?p=4090
6]https://qha.com.tr/haberler/disisleri-bakani-cavusoglu-irak-ta-turkmenler-temel-onceligimizdir/26938/
http://www.mfa.gov.tr/no_-155_-kerkuk-te-turkmenleri-hedef-alan-saldiri-hk.tr.mfa
http://www.mfa.gov.tr/no_-177_-kerkuk-te-meydana-gelen-teror-saldisi-hk.tr.mfa

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here