Türkiye’nin Yardımlarının ‘Bir Başka Boyutu’

Etkisini ilk olarak Çin’de gösteren, sonrasında ise Dünya’yı etkisi altına alan COVID-19 pandemisi sonrasında, küresel sistemi belirleyen aktörlerde bir değişiklik olacağı iddia edilmektedir. Çok sayıda akademisyen, sistemin kürsel ölçekte değişime açıldığını, virüs ile mücadele kapsamında bazı ülkelerin çok eksenli sistemde yeni bir güç unsuru olarak yer alacağını iddia etmektedir.

Türkiye'nin Yardım Diplomasisi 5

Avrupa pandemiden etkilenen ve en çok sıkıntı çeken kıtalardan birisi olmuştur. Avrupa ülkelerinin bu denli sıkıntılı bir aşamaya girmesinin nedenleri olarak önlemlerde geç kalınmış olması vb. etkenler uzmanlarca ortaya atılmıştır. En büyük meydan okumayı sağlık sistemlerinde yaşayan AB ülkeleri, medikal malzemelerde yaşanan kaynak sıkıntısını gidermek için kimi zaman hukuksal kimi zaman ise hukuk dışı uygulamalar ile birbirleri arasında mücadeleye girişmiştir. Bu mücadeleler sırasında ‘maske hırsızlıkları’ özellikle dikkat çeken hukuk dışı uygulamalar olarak gösterilmiştir.

Türkiye'nin Yardım Diplomasisi 6

Öte yandan Türkiye, Avrupa kıtasında virüsün etkisinin en son hissedildiği ülkelerden birisidir. Birçok Avrupa ülkesine göre daha önce tedbirleri alan ve uygulamaya koyan bir ülke çerçevesi çizmesi, Avrupalı uzmanların takdirini kazanmasına sebep olmuştur. Ayrıca Türkiye, müttefiklerine ve komşularına yapmış olduğu yardımlar göz önünde bulundurulduğunda gerek DSÖ tarafından gerekse NATO, BM gibi ulus üstü kurumlardan övgü almıştır. Bunlara ek olarak Türkiye’nin yapmış olduğu yardımlar bir başka boyutu da içermektedir. Küresel sistemin ne kadar değişeceği halen tartışmaya açık olsa da bu dönemde yapılacak olan küresel ölçekli yumuşak güç kullanımının ülkelerin nüfuz alanını genişleteceği öngörülmektedir. Kimi uzmanların iddialarına göre Türkiye bu dönemde küresel nüfuz alanını güçlendirmek adına ‘yumuşak gücünü’ kullanmaktadır.

Peki, ‘Yumuşak Güç’ nedir?

Kavram 1980’li yıllarda John Nye tarafından ortaya atılmıştır. Nye’a göre bir ülkenin ‘sert gücünü’ kullanarak bir başka bölgedeki insanları etkilemesinin önünde birçok engel olduğu ileri sürülmüştür. Zira sert güç askeri ve ekonomik müdahaleleri içermektedir. Maliyet-fayda analizleri yapıldığında sert güç kullanımının uzun vadede maliyetinin artması eksi yönü olarak gösterilmiştir.

Öte yandan, kültürel, sosyal, eğitim, yardım vb. etkenlerle bir ülkeye veya bölgeye –hatta ABD ölçeğinde küresele- etki etmenin uzun vadede daha pozitif sonuçlarının olması ülkeleri yumuşak güç kullanarak yabancı milletlere ulaşma çabasına itmiştir. Yumuşak gücün en iyi örneği olarak ‘’Amerikan Rüyası’’ gösterilebilir.

Hollywood film endüstrisi ile deyim yerindeyse inanılmaz bir güç olarak ABD modeli çizilmiştir. Bu devlet; geçmişin, günümüzün ve geleceğin süper gücü olarak lanse edilerek rakipsiz olduğu yönünde algılar doğurmuştur. COVID-19 ile birlikte bu algıda çatlaklar oluştuğu, algının etkisini kaybetmeye başladığı yönünde tartışmalar başlamıştır.

Öte yandan AB’nin de içinde bulunduğu durum farklı değildir. Avrupa Birliği’nin de yardım taleplerini karşılayamamış olduğu iddiaları, kurumun altyapısının tekrardan tartışmaya açılmasına sebep olmuştur. 2008 krizinden bu yana en çok tartışılan karar alma mekanizmasındaki görece ‘yavaşlık’, bu sefer yerini pandemi ile mücadelede önlemler alma anlamında kendisi gösterdiği ileri sürülmüştür. Kurumun sadece altyapısı değil bizatihi kendisi de tartışmaya açılmıştır. AB’nin açıklamış olduğu ekonomik destek paketleri dışında ‘dayanışma’ ruhunu gösteremediği bazı ülkelerce ileri sürülmüştür. Örneğin Sırbistan Başkanı Aleksandar Vučić, ‘’Dayanışma ruhu yok, kâğıt üzerinde bir masal.’’ diyerek tepkisini dile getirmiştir. Başkan’ın bu değerlendirmesini Çin’in yardımından hemen sonra yapması da ‘manidar’ olarak yorumlanmıştır.

İnsani Yardım mı? Yumuşak Güç mü?

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Türkiye’nin yetmişten fazla ülkeye yardımda bulunduğunu açıklaması ve Sağlık Bakanı Koca’nın da toplamda 88 ülkenin yardım talebinde bulunduğunu açıklaması ile yeni bir tartışma başlamıştır. Yardımların sadece insani boyutu olmadığı, ayrıca Türkiye’nin ‘yumuşak güç’ kullanarak Rusya, Çin ve ABD gibi nüfuz elde etme mücadelesine katıldığı yorumları yapılmıştır. Oysa bu tartışmalarda Türkiye’nin dış politikasının temeli olan ‘Girişimci ve İnsani Diplomasi’ ilkesi göz ardı edilmemelidir.

Türkiye, 2017 yılından beri, GSYH’si göz önünde bulundurularak ‘en cömert ülke’’ olarak adlandırılmaktadır. Zira Balkanlar’dan Afrika’ya, Arap Yarımadası’ndan Güney ve Güneydoğu Asya bölgelerine kadar uzanan yardım eli bunun bir göstergesi olarak adlandırılmaktadır. Türkiye’nin yardımlardan ötürü bir beklenti içerisinde olmadığı da yine hem yerli hem yabancı kaynaklı insani yardım kuruluşları tarafından dile getirilmektedir.

Türkiye’nin kriz ile ilgili uygulamaları bir başka yazının konusu olmak ile birlikte, Avrupa ülkelerine görece krizi daha iyi yönetiyor olması ve dahası yumuşak gücü en etkin kullanan ülkelere dahi yardım gönderiyor olması yabancı basında çokça yer buldu. ABD ve AB ülkelerinin sorgulandığı bu dönemde Türkiye’nin çok kutuplu sistemdeki güç mücadelesine katılması aynı zamanda bir risk olarak da algılanmaktadır. Zira yabancı basında ‘ölüm oranlarının saklandığı’ gibi krizi yönetemiyor algısı oluşturmak üzere de yazılar kaleme alındığı görülebilir. ‘The West and the Rest (Batı ve Ötekiler)’ anlayışı ile dayatılan küresel sisteme, entegre olan ‘Öteki’ ülkelerden birinin bu tarz eleştirilerle yıpratılmaya çalışılması elbette ki beklenen bir tutumdur.

26 Ülke Türkiye’den Yardım ve İşbirliği Talebinde Bulundu

Arnavutluk, Azerbaycan, Bulgaristan, Çin Halk Cumhuriyeti, İngiltere, Amerika Birleşik Devletleri, Karadağ, İran, Irak, Kore Cumhuriyeti, Libya, Lübnan, Kırgızistan, Kolombiya, İtalya, Kosova, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC), Moğolistan, Moldova, Cibuti, Özbekistan, Türkmenistan, Katar, Kuveyt, Vietnam ve Tacikistan’ın da aralarında bulunduğu 26 ülke, Türkiye’den iş birliği talep etti.

Sonuç

Korona sonrası sistemin nasıl olacağı yönünde farklı yaklaşımlar olmasına rağmen sistemi belirleyen aktörlerde değişiklikler olacağını ileri sürmek yanlış olmayacaktır. Milli teknoloji hamlesi ile üretilen savunma sanayi ve dahası her ne kadar ülkemizi ‘cephelerde’ olumlu etkilediyse, bir başka milletin ‘yüreklerine’ dokunabilmek olarak özetlenebilecek, yumuşak güç kavramı da stratejik bir dış politika tutum ile Türkiye’nin nüfuz alanını genişletecektir.

Ahmet Can Yıldıztekin
Marmara Üniversitesi – Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetim

Kaynakça:

https://thediplomat.com/2020/04/how-the-west-failed-the-rest-in-the-covid-19-pandemic/
https://www.sabah.com.tr/dunya/2020/04/02/bakan-koca-acikladi-88-ulke-turkiyeden-destek-istedi-30una-yardim-gonderdik
http://www.mfa.gov.tr/turkiye_nin_-insani-yardimlari.tr.mfa
https://www.haberturk.com/turkiye-den-5-ulkeye-tibbi-yardim-ucagi-2639162
https://ahvalnews.com/turkey-humanitarian-aid/turkey-uses-soft-power-extend-influence-during-covid-19
https://ahvalnews.com/turkey-coronavirus/turkey-joins-soft-power-race-during-covid-19-crisis
https://middle-east-online.com/en/turkey-uses-virus-opportunity-soft-power-plays
https://news.sky.com/video/coronavirus-turkey-delivers-medical-aid-to-uk-amid-virus-outbreak-11971738
https://theaseanpost.com/article/why-america-losing-covid-19

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here