Evet, yaptırımlar geldi ve etkisi olacak. Ancak genel resme bakıp değerlendirme yapmak daha faydalı olacaktır.

Sıralandığında içerisinde çeşitli manalar, gelecek öngörülerinin ortaya konabileceği bir olaylar serisi yaşadık, yaşamaktayız. 3-4 günlük bir sessizlikten sonra gayri-resmi sonuçlara göre ABD başkanlık seçimlerini kazanmış olan Biden’in kutlanması, bunun özellikle ABD basınında medyasında kutlamayan 4 lider şeklinde neşredildikten hemen sonra olması,  Trump’ın damadı Kushner’le yakın ilişkileri olan Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın damadı Berat Albayrak’ın görevden affını istemesi (aslında görevden el çektirilmesi), Hemen öncesinde Cumhurbaşkanlığı Bütçe ve Strateji Bşk. Naci Ağbal’ın T.C. Merkez Bankası Bşk.lığına görevlendirilmesi, Biden’e gönderilen kutlama mesajlarında Türkiye ile ABD arasındaki ilişkilerin geleceğine ilişkin ılımlı ve umutlu mesajların verilmesi,  Biden’in dış ilişkiler danışması ve muhtemel dış işleri bakanından “Türkiye’yi köşeye sıkıştırmayacağız, Türk parası çok değer kaybetti, Türkiye’nin bölgesinde yaptıklarını eleştiriyoruz” şeklindeki açıklamaların gelmesi,

Hemen ardından Cumhurbaşkanının adalet, temel hak ve özgürlükler ve ekonomide reformlar yapılacağının açıklanması, bunları ısrarla her konuşmasında tekrar etmesi, Milli Savunma Bakanı Akar’dan F-35 ve S-400’lerin uyum problemine ilişkin ABD heyeti ile teknik çalışmaların yapılmasına ilişkin temenni öngören bir çıkışın gelmesi,

Türkiye ABD İlişkilerinde Yeni Dönem - Yeni Dış Politika 5

Tüm bu sıralananların öncesinde Türkiye’nin Libya ve Suriye konusunda bir iki aydan beri süregelen sessizliği, Doğu Akdeniz’e ilişkin daha yumuşak açıklamaların yapılması, Bunun haricinde, basına çok yansımayan bir kararın oluşu: Türkiye’nin 1 Mayıs 2021’de Afganistan’dan çekilecek olması.  Doların Türk Lirası karşısındaki kur değerinde 1 liralık bir düşüş yaşanması, JP Morgan’ın Türkiye’nin yatırım durumunu pozitif yönde değiştirmesi, Kıbrıs’a ilişkin siyasette hamasi çıkışlar yerine daha yumuşak ton ile manevra alanı kazanılacak hamlelerin tercih edilmesi ve belki bunun gibi ama gözden kaçan detaylar…

Tüm bunlara bakıldığında Cumhurbaşkanının hem Türk kamuoyunun hem de Biden’in parçası olduğu ve Trump’ın da sürekli zıtlaşmış olduğu, ABD müesses nizamının beklentilerine yönelik bir çerçeve siyaseti Ocak 2020’den önce oluşturma gayretinde olduğu, gelen tepkilere bağlı olarak ABD Başkanlık devrine kadar olan süreçte pozisyonunu rektifiye etmeye çalışacağı anlaşılmaktadır. Cumhurbaşkanı tüm bunları yaparken iç kamuoyunda siyasi hassasiyet yaratmayacak bir ton ve yol takip etmek isteyecektir diye değerlendiriyoruz, ki umarız böyle olsun.

Cumhurbaşkanı dönüşen liberal dünya düzeninde Türkiye’nin nerede konumlanacağına ilişkin güçlü mesajlar vermekte ve Suriye, Libya, Doğu Akdeniz ve Azerbaycan’daki kazanımlarına sempati kazandırmasa bile, tepkileri sönümleme gayretini sürdürmektedir. Türkiye’nin bölgedeki aktörlerle çoklu danışma ve teyidini sıkça yaparak eyleme koyduğu tek taraflı planlarına ilişkin Trump yönetimi genelde çok büyük bir tepki göstermemiş, Avrupa Birliğinin ise verdiği tepki Trump yönetimi ile Avrupalı liderlerin arasının çok müttefikçe olmamasından dolayı, desteksiz ve cılız kalmıştı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu erken tavrının (tavır değişikliğinin) sebebi nedir?

Birincisi seçilmiş ABD Başkanı Biden’in de, Trump’ın aksine, tam da Erdoğan gibi, çok tecrübeli ve kurt bir siyasetçi olmasıdır denilebilir. Özellikle dış politika konularına hakim oluşu büyük bir etken olarak değerlendirilebilir. Kendisinin ABD Kongresinde dış ilişkiler komisyonlarında uzun tecrübesi, iki dönem Obama’nın yardımcısı olarak yine dış politika konularıyla sıkça haşır neşir olması, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı kişisel olarak tanıyor olması gerçeği yadsınamaz. Getireceği kabine üyelerinin de bu özellikleri yansıtacağı, en azından Trump’ın dış ilişkiler ekibinden daha akıllı, zorlu ve donanımlı olacakları şimdiden kesin gözükmektedir. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Trump’a yapmak zorunda olduğu gibi Türkiye’nin ve kendisinin görüş ve tezlerini enine boyuna anlatabilme ve samimiyeti oluşturma zorunluluğu olmayacaktır. Ama aynı zamanda Biden ve ekibi de Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın herhangi bir göz boyamasına kolay kolay inanmayacaklar, danışmalı ve teyitli de olsa herhangi bir tek taraflı eyleme ve/veya dış politika atılımına sıcak bakmayacaklar ve işi kişiselden ziyade kurumsal çerçevede tutmaya çalışacaklardır. Toplam 18 yıllık hükümet başkanlığı tecrübesine sahip ve birçok badireler atlatmış olan Erdoğan, bunun çokça bilincinde gözükmektedir.

Türkiye ABD İlişkilerinde Yeni Dönem - Yeni Dış Politika 6

İkincisi Biden ve ekibinin, Avrupa ile olan müttefikliği hem NATO hem de ABD-AB ilişkileri çerçevesinden geliştirme gayretinde olacağı alenidir. Eski ruhu ve ritmine kavuşması, AB’nin kendi içindeki çatlaklardan dolayı biraz zaman alacak olsa da, nihayetinde iki güç aynı raya oturacaktır. Bunu Rusya Federasyonunun ve Çin Halk Cumhuriyetinin bölgesel ve küresel anlamda devam eden çıkışları zorunlu hale getirecektir. Trump döneminde neredeyse kavga haline dönüşen ABD-Çin ilişkileri ile ABD’nin jeopolitik içe çekilmesi nedeniyle  çok büyük manevra alanı bulan Putin’in fütursuz küresel siyasetine karşı, Biden ve ekibi, bu güçleri ABD ve Avrupa’nın beraberce temelini atmış oldukları uluslararası liberal düzen çerçevesinde terbiye edecek tüm diplomatik girişimlere başvuracaklardır. Nitekim Biden de, bunu Türkiye için denemiş olan (Gezi, 17-25 Aralık olayları ve 15 Temmuz darbe girişimine kadar uzanan) FETÖ projesinin mimarı olan Obama ekibinin bir üyesidir. Cumhurbaşkanı Erdoğan “eksen kayması” ve “Neo-Osmanlı” diye tabir edilen çizgi doğrultusunda özerk dış politika girişimlerinde ısrarcı olunmasının, bir anlamda Türkiye’yi bu kampa dahil edilmesi sonucunu doğuracağını çok iyi bilmektedir. Biden’li ABD’nin AB ile Türkiye üzerine daha etkin siyasi baskı oluşturacağının bilincindedir. Yaklaşan ve hayali olan 2023 seçimlerini kazanabilmek için, aynen 2002’de olduğu gibi Batı’yı yanına alması gerektiğinin, daha doğru ifadeyle, Batı’yı tekrar yanına alabilecek ve dış politikada sempati kazanacağı bir süreci başlatmasının, çok elzem olmasa da, çok faydalı olacağının farkındadır.

Üçüncüsü, yeni bir muhalefetin ortaya çıkışıdır. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Genel Başkanı olduğu Adalet ve Kalkınma Partisinden ayrılan iki eski dış işleri bakanı Ali Babacan ve Ahmet Davutoğlu kamuoyunda kabul gören çıkışlar yapmaktadır. Ekonomi ve dış politikaya ilişkin eski partilerinde nasıl başarılı olduklarını, Türkiye’nin dış politikada neden yalnızlaştığını, bugün neler yapılması gerektiğine ilişkin reçeteleri ısrarla sunmaları kamuoyunda kabul görmeye başlamıştır. Bu isimler hem AKP tabanına hem de Erdoğan’ın 2002 seçimlerindeki başarısının anahtarı gibi, tüm kesimlere hitap etmeye başlamışlardır. Yılların siyasetçisi Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu rüzgarı, ki her hafta anketlerle iç kamuoyunun nabzını takip etmektedir, görmemiş olması mümkün değildir.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Trump’la geliştirmiş olduğu kişisel ilişkiler sayesinde, Obama Döneminde  başlayan “One Minute” olayı, Mavi Marmara olayı, Gezi Olayları, 17-25 Aralık 2013 olayları ve nihayetinde 15 Temmuz 2016 FETÖ darbe girişimi ile devam eden ABD müesses nizam planının devamını sekteye uğratabilmiştir (Halk Bankası Davasının üstünün örtülmesi, Kongre’nin geçirdiği yaptırım yasanın yürürlüğe konmaması gibi). Bunu yaparken ayrıca Türkiye’de güçlü Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçerek, bir önceki dönemden çok daha fazla erki yetkisinde toplamıştır.

Biden’in bu durumu ABD müesses nizamı çıkarları doğrultusunda olumlu değerlendirmeyeceği ancak Trump’ın izlediği gibi dengesiz bir tutum da takınmayacağı kesindir. Trump’ın “Avrupa liderleri Erdoğan’la görüşmem için beni arıyorlar” dönemi sona ermiştir. Az önce bahsedildiği gibi, Biden’li ABD’nin Türkiye ve Erdoğan üzerinde sürekli ve istikrarlı bir siyasi baskı uygulayacağı nerdeyse kesindir. Önümüzdeki dönemde, sadece Cumhurbaşkanının değil Türkiye’nin tüm kurumlarının ABD’nin kurumlarına sağlıklı iletişimi sağlayabilecek kurumsal angajman gerçekleştirmesi ve bunun paralelinde AB ile müzakereleri tekrar rayına sokmaya gayret etmesi gerekmektedir. Biden ve ekibinin hem ABD siyasi kamuoyunun hem de Avrupa’nın Erdoğan hakkındaki baskılarını Trump gibi kulak ardı edemeyeceği daha gerçekçi bir beklenti olarak ortaya çıkmaktadır. Bu durumun anlaşıldığı gözükmektedir ve Cumhurbaşkanı Erdoğan ve kabinesi bu yönde diplomatik girişimlerini hem geliştirmekte hem de yoğunlaştırmaktadır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here