GİRİŞ

Avrupa Birliği, Jean Monnet’nin sözü üzerine devletleri değil insanları birleştirmek üzerine kurulmuş bir organizasyondur. AB üyesi veyahut AB üyeliği adaylık sürecinde olan ülkelerin devlet yapıları birbirine benzemektedir. AB müktesebatı olarak tanımlanan AB kurumsal tarihide devlet organizasyonlarının birlikte işleyebilmesi adına bir yaklaştırma adımıdır. Üye ülkeler demokrasi, hukuk ve ekonomi alanında birlikte hareket eden; kanunların ve ekonomik programların tek elden oluşturulduğu bir alan içerisinde bulunmaktadırlar. Devlet organizasyonu ve devlet politikaları onu oluşturan toplumun bir yansımasını oluşturmaktadır. Toplumun inançları, değerleri, yaşayış biçimleri de devletin politika alanlarını belirlemektedir.

       Furkan KANBUR

Hak Kavramı ve AB Üyelik Süreci

Türk toplum yapısı, ekonomik alandan aile yaşamına, çocuk bakımından tüketim alışkanlıklarına kadar her alanda politikaları etkilemektedir. Aile temelli toplum yapısına sahip olan devletlerin birey odaklı toplumlar ile bütünleşmesi bir hayli zordur. Toplumsal cinsiyet eşitliği, birey özgürlükleri, direnme hakkı, bağımsız yaşam gibi alanlar ata-erkil veyahut aile odaklı toplumsal yapının ister istemez korku ile baktığı alanlardır.  İnsanın ve toplumun temelinde var olan en önemli kavramlardan birisi hak kavramıdır. Aile odaklı toplumlarda da “hak kavramı” farklılıklar içermektedir. Hak kavramı ilk çağlardan bu yana filozofla ve devlet adamlarının tartıştığı bir alandadır. Hakkın olanı almak veya hakkın olduğunu düşündüğün meta adına savaş vermek bireyin iç güdüleri ile ilgilidir. Türk toplumunda hak arayışı hemen hemen her dönemde farklı yollar ile gün yüzüne çıkmaktadır. Cumhuriyetin kuruluş yıllarında bağımsızlık hakkı için savaş veren, 1960 ve 1980’de ilk demokrasi hareketinde askeri vesayete karşı tavır alan, milli konular olarak dile getirilen konularda karşı bir tavır görüldüğünde o yapıya karşı desteğini çekmesi Türk toplumunun hak kavramına bakışını açıklamaktadır.

Avrupa Birliği (AB) temelleri ile Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kuruluş esaslarında olan batı odaklı yaşam ve yönetim anlayışı ile birebir uyum içerisindedir. Batı Türkiye için her ne kadar yönetim açısından bir hedef olsa da dönem dönem “düşman, canavar, ezici emperyalist” olarak da tanımlanmıştır. Değişen konjonktür toplumda uyanan Avrupa Birliği algısını da değişime uğratmıştır. 1960’larda Avrupa Ekonomik Topluluğu ile başlayan Avrupa Birliği’ne üyelik süreci hala devam etmektedir. Üyelik müzakerelerinin başladığı 2005’den bu yana 15 yılı aşkın süredir bu süreç devam etmekte. AB üyelik sürecinde göz ardı edilen ancak dış politikanın en önemli enstrümanlarından olan kamuoyu üyelik sürecini derinden etkilemektedir. Türk toplumunun AB üyelik sürecine bakışı iki ana başlıkta incelenebilir.

Kıbrıs Sorunu ve Türk Kamuoyunun Etkisi

Birincisi, AB üyeliğinin Türkiye’nin gelişmesine destek vereceği söylemini benimseyen gurup. İkincisi, olası bir AB üyeliğinin Türk toplum yapısını tarumar edecektir şeklinde taraf olan gurup. AB üyelik fikrine karşı ortaya çıkan destek bu iki düşünce arasında gidip gelmektedir. İki düşünce arasında oluşan “gri alanlar” olsa da uç görüşler bu iki temelde olmaktadır. AB-Türkiye ilişkileri yalnızca AB’nin kurumsal politikaları ile etkilenmemektedir. AB üyesi ülkelerin birer ulus-devlet olduğu unutulmamalıdır. Her üye ülkenin ulusal politikaları AB politikası olmamakla beraber ulusal politikalar AB politikalarını sıkılıkla etkilemektedir. Bu sebepten ötürü toplumun AB’ye bakışı ve üye ülkelerin yaklaşımları AB üyeliğine olan kamuoyu desteğini değiştirmektedir. AB üyesi ülkelerin liderlerinin söylem ve iç siyaseti tutmak adına gerçekleştirdiği politik hamleler Türk kamuoyunun AB üyeliğine olan desteğini etkilemektedir.

Son dönemde yoğun olarak karşımıza çıkan popülist siyaset dili ve bu dili benimseyen liderlerin Türkiye-AB bütünleşmesine büyük sekte vurduğu söylenebilir. Yalnızca toplumun siyasi tercihleri değil aynı zamanda o toplumun “milli” değerleri ve “rasyonel” çıkarları da AB bütünleşmesine sekte vurmaktadır. Türk Dış Politikası’nın en temel politika alanı olan Kıbrıs sorunu AB-Türkiye ilişkileri açısından da büyük öneme sahiptir. Milli bir mesele olarak görülen Kıbrıs sorunu, siyaset kurumu açısından rasyonel bir politika alanıdır. AB’nin 2004-2007 yıllarında olan Orta Doğu Avrupa (ODA) genişlemesi ile Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin (GKRY) üyeliğinin kabul edilmesi, AB Türkiye ilişkilerinde yeni bir alan oluşturmuştur. Bu noktada her ne kadar Türkiye’nin üyelik süreci başlamış, AB müktesebatının uygulanması için çeşitli çalışma fasılları açılmış olsa da Türkiye’ye karşı GKRY ve Yunanistan’ın tutumu süreci sekteye uğratmıştır. Türkiye, Yunanistan ve GKRY’nin “milli” siyaseti içerisinde hapsolarak AB üyelik sürecinde büyük sorunlar yaşamıştır. Yunanistan ve GKRY’nin üyelik sürecinde Türkiye’nin uygulaması için açılan fasılları engellemesi Türk kamuoyunda “milli” bir mesele olarak görülmüştür.

SONUÇ

“AB siyasi bir cücedir” düşüncesi bu noktada egemen hale gelmiştir. AB her ne kadar geniş bir ittifak olsa da durağan bir seyir izlemektedir. İttifak sistemleri veya birlikler ilerlemek ve genişlemek adına diğer siyasi organizasyonların desteğini almayı gözetmektedirler. AB, Soğuk Savaş dönemi de dahil olmak üzere askeri anlamda geniş bir NATO şemsiyesinin altında bulunmuştur. NATO ile geniş bir birlik oluşturulması ise tam anlamı ile söz konusu olmamaktadır. 2016’da ABD Başkanı Donald Trump’ın NATO’ya olan desteğin azaltılacağını söylemesi, ilerleyen dönemlerde oluşabilecek bir çatışma için NATO’nun kullanılmasında ABD vetosu ihtimali Avrupa’da büyük tedirginlik yaratmıştır.  Bu durum ise AB’nin NATO’ya çekince ile yaklaşmasına sebep olmuştur. Bir diğer AB üyesi olmayan ancak NATO’da yadsınamaz bir ağırlığı olan Türkiye, NATO-AB ilişkilerinde büyük yer tutmaktadır. Bu iki noktadan yola çıkarak AB’nin siyasi ve askeri anlamda bir etkinliğe sahip olması ve güçlenmesi için NATO’nun desteğine ihtiyacı vardır denilebilir. NATO’nun oy birliğini içeren bir organizasyon olması bünyesinde alınan her karar da üye ülkelerin hem fikir olması gerekmektedir. AB ve NATO ilişkilerinde kamuoyu desteği Türkiye, NATO’nun temel ayaklarından birisi olma konumunu kullanarak Kıbrıs sorununu bir ön koşul olarak sunmaktadır. Kıbrıs sorunun çözümsüz kalması Türkiye-AB ve AB-NATO ilişkilerini büyük ölçüde etkilemektedir. Kıbrıs sorunu hem uluslararası hem de ulusal bir konu olması ile kamuoyunun AB üyeliğine olan bakışını büyük ölçüde etkilemektedir. Bu sebepten ötürü Kıbrıs sorununun batı için siyasi Türkiye için “milli dava” özelliğinde olduğu bilinmektedir. Bu sorun çözüme ulaşmadığı sürece Türk toplumunun tam manada AB üyeliğini desteklemesi beklenmemelidir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here