Tüm Şartlarda Kadın Olmak

İnsanoğlunun göçebe hayattan yerleşik hayata geçmesiyle başlar kadının erkeklerden eşitsiz ve adaletsiz yaşam serüveni. Erkeğin o dönemde sürekli ava çıkması kadının ise evde olup domestik işlerle ilgilenmesi bazı sonuçlar doğurmuştur. Kadın ve erkek arasında yapılan bu görev paylaşımı ne yazık ki hiçbir zaman ne eşit ne de adaletli olmuştur. Çünkü, zamanla erkeğin özellikle fiziksel gücünün farkına varması, kadının erkek egemenliği altında yaşamasına zorlamaya başlamıştır. Bu durumla, günümüze kadar evrimleşmiş haliyle ne yazık ki birçok toplumda hala karşı karşıyayız. Kadın haklarındaki tüm gelişmelerine rağmen, 21.  yüzyılda halen kadın hakları hem savaş hem de barışta ihlal edilmeye devam ediliyor.

Kadınların olağanüstü durumlarına bakıldığında, günümüz savaşlarına ve sonuçlarına bakmamız yeterlidir. Savaş anında ve sonrasında kadınlar, çocuklarla beraber savaştan en çok etkilenen, sömürülenlerdir.

Şiddet eylemlerine ve silahlı çatışmalara katılmaya zorlanmak.

-Öldürme, sakatlık ve hapishaneye maruz kalma; savaş sırasından kadınların ve çocukların yerinden edilmesi.

 -Ailelerinden ayrılma ve evsiz kalma; yoksulluğun beraberinde getirdiği yetersiz beslenme.

-Kötüleşen sağlık durumu ve kadın ticareti, cinsel istismar ve tecavüz en yaygın görülen kadına karşı istismar biçimleridir.

 

Kurumsal Çalışmalar

Peki bu istismarlara ve hak ihlallerine karşı herhangi ulusal veya uluslararası kurum- kuruluş hiç önlem almıyor mu?

Bu kurumların başında hiç şüphesiz Birleşmiş Milletler ve yan kuruluşları gelir. Çünkü BM’nin amacı uluslararası barış ve güvenliği sağlamakla beraber insan haklarını geliştirmek ve desteklemekle beraber dünyayı daha yaşanılabilir bir ortam sunmaktır. Bunun dışında NATO uluslararası güvenliği, savunmayı ve barışı hedef alan kurumdur ve savaş alanlarında büyük önem arz eder. Ayrıca savaştaki insan hakları ihlallerine karşı temel kaynağımızın temeli 1864 Cenevre Konvansiyonu’yla atılmıştır. Amaç; Uluslararası İnsancıl Hukuku’nun savaş sırasında savaşan ve savaşmayan arasındaki ayrımı yaparak, savaşmayanları çatışmaların etkisinden olabildiğinde kurtarmaktır. Fakat onca saydığımız ve sayamadığımız kurum-kuruluşlar ve hukuklar ne yazık ki birçok çatışmada kadın hakları ihlallerine yeterince çözüm olamamıştır. Hatta savaş mağduru kadınların haklarının ihlallerine göz yumulmuştur. Örneğin  1994’te BM Ruanda soykırımdan dokuz ay öncesine kadar, kadınlara eşi görülmemiş sayıda doğum yaptıran sistematik cinsel şiddeti tespit edememiştir.

1325 Nolu Karar

2000 yılında BM Güvenlik Konseyinin kadınların savaş ve çatışma alanlarındaki durumuna ilişkin 1325 sayılı karar oldukça önemlidir. Bu karar ile Birleşmiş Milletler tarihinde birçok tespiti bir araya getirerek il defa kadınların barış ve çatışma zamanında güvenlik ile ilgili kaygıları kabul gördü.

Daha önce alınan kararlar sivillerin korunması konusuna geniş yer veriyor olmasına rağmen 1325 sayılı karar, silahlı çatışmanın ‘kadınlar üzerindeki orantısız ne benzersiz etkisini’ ele almıştır. Ayrıca bu karar ‘Barış ve güvenlik konusunda kadınların faal unsurları olarak katılımlarına duyulan ihtiyacı’ vurgulamasından ötürü özel bir karardır. Önceki kararlarda sivillerin genel ele alınması kadınların erkeklerle eşit olmadığı bir dünyada, erkeklerin deneyimlerine dayanan genel hükümler yetersiz olduğunu gösterdi. BM’nin 1325 kararının, özel bir karar olmasının nedeni vardır. Bunun sebebi kararın barış ve güvenlik konusunda kadınların aktif olarak katılımlarına duyulan ihtiyacı vurgulamasından ötürüdür. Fakat bu kararın üzerinden yaklaşık on dokuz yıl geçmesine rağmen, istenilen ilerleme kaydedilememiştir. Özellikle son yıllardaki Suriye mülteci krizinde bu kararın dışında daha farklı bir yaklaşımla da yaklaşılması gerektiği gösteriliyor. Yapılan çalışmalarda son dönemdeki barış süreçlerinde kadınların aleyhine olan kararlar yerine hem erkek hem kadınların yararına olacak çözümler üzerine tartışılıyor. İstenilenden az da olsa, kadınların katıldığı tüm resmi barış görüşmelerinin daha uzun ömürlü olduğu görülmektedir. Ayrıca daha farklı metot ve çözümler getirdiği ve barış sağlama şansının %35 arttığı gösteriliyor.

Dünyadan Rakamlar: 

Savaşların ve çatışmaların olmadığı bölgelerde kadınların halen erkek egemen toplumuna boyun eğilişleri aslında yaşadıkları kültür ve coğrafyaya bağlıdır. Küresel olarak kadınların yüzleştiği genel problemler ve haksızlıkları sıralarsak:

  • Küresel olarak 750 milyon kadın ve kız çocuğu 18 yaşından önce evlendi. 30 ülkede en az 200 milyon kadın ve kız çocuğu kadın sünneti geçirdi. (15-19 yaş arası kızların oranı 2000 yılında 2 kızdan 1’inden 2017’ye kadar 3 kızdan 1’e düşmüştür).
  • 18 ülkede, kocalar eşlerinin çalışmasını yasal olarak engelleyebilir. 39 ülkede kız ve erkek çocukların eşit miras hakları yoktur; 49 ülkede kadınları aile içi şiddetten koruyan yasalar bulunmuyor.
  • Beşi kadın ve kız çocuğundan biri, kadınların %19’u son 12 ay içinde bir yakını/eşi tarafından fiziksel ve/veya cinsel şiddet yaşadı. Bununla birlikte, 49 ülkenin özellikle kadınları bu tür şiddetten koruyan yasaları yoktur.
  • Kadınlar dünya genelinde siyasi makamlara önemli girişler yapmış olsa da ulusal parlamentolarda yüzde 23,7 olarak temsil edilmeleri hala eşlikten uzak.
  • Günümüzde, 46 ülkede, kadınlar ulusal parlamentodaki sandalyelerin yüzde 30’undan en az bir odaya sahipler.
  • Günümüzde 46 ülkede kadınlar ulusal parlamentodaki sandalyelerin yüzde 30’undan fazlasına sahipler.
  • Evli veya bir birlikteliği olan kadınların sadece yüzde 52’si, cinsel ilişkiler, doğum kontrol yöntemleri ve sağlık bakımı konularında serbestçe kendi kararlarını veriyor.
  • Küresel olarak, kadınlar tarımsal arazi sahiplerinin sadece yüzde 13’ü oluşturuyor.

Şu anda kadın haklarının mücadelesi ne kadar verilse ne kadar yol kat edilse de gelişmiş olan ülkeler ile gelişmekte olan ülkelerdeki fark uçurum kadardır. ABD gibi bir ülkede başlıca sorun eşitsiz gelir dağılımı ve cinsel şiddete karşı olarak ayaklanabiliyor. Oysa  Üçüncü Dünya ülkelerindeki kadınlar eğitimden mahrum bırakılıyor, erken yaşta evlendirilmesiyle kendinden ve toplumdan soyutlanması adına her türlü şiddetle yüzleşiyor. Yine hâkim olan erkek egemenliğinden dolayı şiddetten kaçınmak adına evinden çıkıp sesini duyurma cesaretinde bulunamıyor. Bu nedenle ne kendi bedenine ve kişiliğine ne de toplumuna sahip çıkabiliyor.

Kadınların kendi toplumlarında sosyal, siyasal ve ekonomik hakları için ayaklanmalarının tohumlarını 18. yüzyılın sonlarında atıldığını görebiliyoruz. Ancak “küresel anlamda” bu iki yüz yılı aşkın süreçte halen kadınlar bunların mücadelesini ölümle bile ödeyebiliyorlar.

Sonuç Olarak

Kadınların daha eşit ve adaletli bir çevrede yaşayabilmeleri adına, hükümetlerden tutun ailelerine ve din kurumlarına kadar mevcut tüm güç yapılarında toplumsal cinsiyet normları yıkılmalıdır. Kızlara ve kadınlara fayda sağlayan yatırımlar teşvik edilmeli; tüm sektörlerde, her kademedeki karar alma pozisyonlarındaki kadın sayısını arttırılmalıdır. Siyasi liderlikleri için fırsat yaratmalı, cinsiyet eşitliğini destekleyen yasa ve hakları daha iyi uygulanmalıdır. Şiddete ve baskıya son vermek için kitlesel seferberlikler de dahil olmak üzere mevcut aktivizm ortamından yararlanmalılardır. Ayrıca özel sektörle cinsiyet eşitliğini teşvik etmedeki rolleri ve en iyi uygulamaları arttırma konusunda çalışılmalıdır. Kadınların adaletli ve eşit şartlarda yaşamaları için ulusal-uluslararası kuruluşların kadın hakları ihlallerine karşı  daha çok kadın uzman bulundurması gerekmektedir. İlaveten ilk olarak kadının toplumun bir bireyi olarak algılanarak çözüme kavuşması sağlanmalıdır. Ulusal-uluslararası kurumların onayladığı kararlar her ne kadar var olsalar da toplum bilinçlenmediği sürece bu hukuklar yazıda kalır ve gerçekte uygulanamazlar.

Son iki yüzyıldır kadınlar her şartta ve koşulda doğal olan sosyal, siyasal ve ekonomik olan haklarını elde edebilmek için mücadele etmiştir. Bu anlamlı günde verilebilecek en güzel hediye kadınları bir toplumun bireyi olarak aradaki tüm eşitsizlik, adaletsizlik ve şiddeti bitirmektir.

 

Kaynakça:

https://www.jstor.org/stable/4489270?read-now=1&seq=13#page_scan_tab_contents

https://www.un.org/sustainabledevelopment/gender-equality/

https://www.psychologytoday.com/us/blog/happiness-is-state-mind/201805/feminism-changing-the-way-our-society-views-women

https://www.un.org/press/en/2003/wom1390.doc.htm

https://wd2019.org/global-development-trends/

http://www.unwomen.org/-/media/annual%20report/attachments/sections/library/un-women-annual-report-2017-2018-en.pdf

https://tarihdenizi.wordpress.com/2017/06/02/ataerkilligin-tarihi/

https://insights.careinternational.org.uk/development-blog/what-next-for-syria-how-15-years-of-experience-with-unscr-1325-could-inform-a-different-approach-to-the-syrian-conflict

https://www.nato.int/docu/review/2018/Also-in-2018/the-resilience-of-resolution-1325-women-peace-security/TR/index.htm

https://www.researchgate.net/publication/320475161_Feminist_Uluslararasi_Iliskilerde_Guvenlik_ve_Baris_Suriye_Icsavasi_ve_Kadinlar

https://www.icrc.org/en/doc/resources/documents/field-newsletter/2013/india-e-newsletter/legal-opinion-05-2013.htm

https://www.ipinst.org/wp-content/uploads/2015/06/IPI-E-pub-Reimagining-Peacemaking-rev.pdf

https://www.theguardian.com/global-development/2015/nov/09/un-must-make-good-on-its-resolution-to-protect-women-against-wartime-violence

file:///C:/Users/Esra%20Uzunlu%C3%B6z/Downloads/ImpactofWarsandConflictsonWomenandChildreninMiddleEastHealthPsychologicalEducationalandSocialCrisis%20(1).pdf

https://www.fairobserver.com/region/middle_east_north_africa/women-in-middle-east-arab-women-rights-sana-afouaiz-world-news-today-23910/

https://www.theguardian.com/global-development/2014/sep/29/women-better-off-far-from-equal-men

https://www.researchgate.net/publication/317045854_Impact_of_Wars_and_Conflicts_on_Women_and_Children_in_Middle_East_Health_Psychological_Educational_and_Social_Crisis

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here