Ortadoğu tarih boyunca her dönem verimli toprak, su kaynakları ve yer altı zenginlikleri ile ilgi odağı olmuş bir bölgedir. Türkiye de daha cumhuriyetin ilk kurulduğu dönemden itibaren bu coğrafyaya yakın ilişkiler kurmaya çalışmıştır.

Cumhuriyetin kuruluşundan beri, Türkiyenin Ortadoğu’da izlediği politikaların özünde 2 temel ilke yatmaktaydı:( 1 )

  • 1.Bölge ülkeleri ile teker teker iyi ilişkiler kurmak

  • Onların aralarındaki ve kendi içlerindeki çatışmalara taraf olmamak

Bu hususta Türkiye özellikle de sınır komşusu Suriye’nin iç işlerine karışmamaya özen göstermiştir. Ancak ilişkiler her nekadar özenle yürütülmeye çalışılmışsa da özellikle 3 önemli sorundan ötürü bu ilişkiler tam gelişemedi. Bu sorunlardan ilki daha önceden Suriye’nin toprağı olan ve 1939 yılında yapılan referandum ile Türk toprağı haline gelen Hatay. İkincisi Fırat ve Dicle gibi Ortadoğu bölgesinin en güçlü iki akarsuyunun akıbeti meselesi.

Üçüncü ve benim fikrimce de en önemlisi ise Suriye’nin özellikle Hafız Esad döneminde bölücü terör örgütü PKK’ya verdiği Bekaa Vadisinde yuvalanma ve elebaşı Öcalan’ın barındırılması gibi destekler. Bu önemli sorunlardan ötürü hiçbirzaman gelişmeyen ilişkiler Ekim 1998 Adana Mutabakatı ile ciddi bir yumuşamaya girmiştir. Mutabakatın arkasında yatan temel anlaşma Suriye hükümeti tarafından örgüt elebaşı Öcalan’ın barındırılmasına son verilmesi anlaşması olmuştur.

Suriye Özelinde Türkiye'nin Ortadoğu Politikası 1

Bu mutabakattan sonra uzun yıllar boyu özellikle de Beşar Esad döneminde iki ülke arasında hiçbirzaman olmadığı kadar iyi ilişkiler gelişmiş hatta iki ülke başkabanları 2011 yılında Asi Nehri üzerinde yapılacak ortak bir barajın temelini atmışlardır. Ancak bundan kısa süre sonra gelişen Arap Baharı olayları aynı zamanda iki ülke arasındaki iyi ilişkilerin sonu anlamına da gelmekteydi. Nitekim bu dönemden sonra Türkiye, Suriye’nin iç çatışmalarına taraf olmaya başlamış hatta Suriye iktidarından bir takım taleplerde bulunmaya başlamıştır.

Bu talepler ise genel itibari ile ABD’nin talepleri ile büyük oranda örtüşmekteydi ki zaten Türkiye’nin Ortadoğuda ABD ile beraber hareket edeceği yıllar öncesinde Türkiye BOP eşbaşkanlığını kabul ettiğinde ortaya çıkmıştı. Nihayetinde Türkiye, Esad yönetimine yaptığı baskılar yanında yeni kurulacak düzen için kendini rol model olarak göstermeye başlamış ve Türkiye’nin kuruluşundan bu yana izlediği statükocu politika artık revizyonist bir çizgiye kaymaya başlamıştır.

AKP hükümetinin Suriye stratejisi, daha olayların başından itibaren 2 sütuna dayanıyordu:( 2 )

  • Suriye’de İhvan İktidarının kurulması,

  • Kürt koridoru üzerinden Türkiye’ye doğru değil, Suriye’ye doğru bir genişleme olması

Bu strateji ile beraber AKP iktidarının Esad’dan talepleri de olmuştu. Türkiyenin Esad’dan talepleri genel itibari ile İran’dan uzaklaşma, Esad’ın Golan tepelerinden vazgeçmesi, Filistin’de iki devletli çözümü kabul etmesi, Hizbullah’a karşı mücadele ve seçimlerle devlet başkanının belirlenmesi gibi ABD’nin talepleri ile örtüşen ve Esadın kabul edemeyeceği isteklerdi.

Suriye Özelinde Türkiye'nin Ortadoğu Politikası 2

Askeri ve Diplomasi Alanında Türkiye

Türkiye ve ABD’nin isteklerinin ve çıkarlarının örtüşmesi doğal bir durum olarak kabul edilebilir zira iki müttefik ülkenin beraber hareket etmesinden daha doğal bir durum olamaz. Ancak Türkiye’nin, Golan tepelerinden vazgeçilmesi ve Filistinde 2 devletli çözümü kabul etmesinde Türkiye’nin ne gözle görünür ne de uzun vadeli hiçbir çıkarı yoktur.

Bununla beraber Türkiye’nin Afrin bölgesinin kontrolü dışında gözle görülür bir çıkarı olmamıştır. Bu kazanç da diplomasi ile değil askeri müdahale ile kazanılmıştır. Askeri müdahaleden söz açılmışken Türkiye’nin bölgeleye askeri müdahalesi de özellikle 15 Temmuz 2016 gecesine kadar masada olmayan bir seçenek gibi görünüyordu. Hatta Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ‘Bizi Suriye’de bataklığa çekmek istiyorlar’ şeklindeki demeçleri birden ‘Bir gece ansızın gelebiliriz’ şeklinde evrilmişti.

Sonuç olarak, Cumhuriyet tarihi boyunca hiçbirzaman istikrarlı bir ilişkiye sahip olmayan iki ülke , ilk kez Adana Mutabakatı sonrası ilişkileri düzene sokma çabasına girmiştir. Bu çaba uzun yıllar boyu sonuç vermiş ve iki ülke iktidarları gittikçe yakınlaşmıştır. Hatta ilişkilerin tekrar bozulmaya başladığı Arap Baharı sürecinin başında dahi Türkiye, Suriyede iktidar rejim yanlısı bir çizgi izlemiş ancak bu çizgiyi zaman geçtikçe bozmak ve rejim karşıtı olmak durumunda kalmıştır.

Hatta Türkiye, Suriye’nin iç oyununa müdahil olabilmek için ÖSO, SUK ve sünni halk gibi çeşitli araçlar kullanmıştır. Türkiye’nin bu oyuna müdahil olmakta bu denli hevesli olma sebebi Türk akademisyenlere göre yanı başında dönen oyunun dışında kalmama ve pastadan pay alma isteği olarak yorumlanmıştır.

Suriye Özelinde Türkiye'nin Ortadoğu Politikası 3

Bugün Türkiye – Suriye ilişkileri sadece iki ülkenin dinamikleri ile açıklanamayacak bir noktaya ulaşmıştır. Suriye bugün adeta bir santranç tahtasına dönmüştür ve bölgedeki her ülke oynu ayrı bir taşla oynadığı için durum bu denli karmaşık bir hal almıştır. İkinci kısma geçmeden evvel şunu eklemekte fayda olacağını düşünmekteyim ki bana göre söz konusu santranç tahtasında ilerleyen yıllarda gerek oyuncu gerek de güç dağılımı bakımından büyük bir değişim yaşanacaktır. Bu da oyunda yavaş yavaş sona gelineceği anlamını taşıyacaktır.

Gelecek 10 yılda Suriye-Türkiye İlişkilerinin Yönü

1. Kısmı bitirken söylediğim sözleri açarak bu kısma başlamak istiyorum. Oyuncu bakımından yaşanılacak değişiklik kısmından başlayalım. Bugünlerde yaşadığımız hayat hakkın herkesin emin olduğu konu şudur ki gelecek eskisi gibi olmayacaktır, dünya büyük bir değişime girecektir. Bu değişim ise sadece ticari ve sosyal hayat değil daha ziyade siyasi hayatı etkileyecektir. Bunun sonucunda daha öncden zaten yavaş yavaş Suriye’den çekilme sürecini başlatmış olan ABD bu süreci hızlandıracak ve Suriye’den fiili olarak tamamen çekilmiş olacaktır.

Bunun en önemli sebebi ise Covid-19 sebebi ile yaşadığı ekonomik küçülme. ABD ekonomisi 2020 yılının ilk çeyreğinde beklentilerin de üzerinde bir daralma yaşadı. İlk çeyrekte GSYH geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 4,8 küçüldü(3).  Zaten bu denli küçülmüş bir ekonominin üzerine birde Suriyede fiili olarak bulunmanın büyük masrafını bindirmek istemeyeceklerdir.

Suriye Özelinde Türkiye'nin Ortadoğu Politikası 4

Bu da bir nevi Türkiye’nin bölgede fiili bakımdan daha özgür bir şekilde hareket etmesini sağlamanın yanında Türkiye’yi müttefiksiz bırakacaktır. Buna karşılık zaten Çin ve Rusya’nın desteğini arkasında tutan Esad’ın baskılara dayanma gücü artacak ve arkasındaki bu iki büyük devlet desteği çekmediği sürece koltuğundan olmayacaktır yani Esad’ın ve Suriye’nin geleceği Rusya ve Çin’e bağlanacaktır.

Burada bu iki devin desteğini çekip çekmeyeceği sorusu oluşmaktadır. Suriye Akdeniz bölgesinde Rusya için doğal bir uçak gemisi hatta daha da önemlisi Rusya’yı dünyada sözü geçen ülkelerden biri yapması bakımından hayati derece önemlidir. Esad’ın gidişinin ne getireceği sorusu netlik kazanmadan Rusya Esad’dan vazgeçemez, Rusya Esad’ın sırtını pek tutmaya devam etme mecburiyetindedir.

Esad’ın gitmesi durumunda ise Rusya onun yerine gelecek olan kişi veya kişiler ile iyi ilişkiler içinde olmaya devam edecektir. Çin ise zaten destek verdiği Esad rejimine bölgenin sakinleşmesi ile desteği arttıracak ve Suriye’de ki santranç tahtasında artık daha güçlü taşlarla oynamaya başlayacaktır. Buna karşılık Türkiye üyesi olduğu NATO tarafından Suriye’de yalnız bırakılacak ve bölgede özgür kalmanın yanı sıra müttefiksiz de kalacaktır. Rejim ise kendine olan desteğin artışı ve artan özgüveni ile otoritesini daha da güçlendirerek müzakere masalarına elinde daha güçlü kozlarla oturacaktır.

Suriye Özelinde Türkiye'nin Ortadoğu Politikası 5

Batı medeniyetinin ise Suriye meselesinden daha büyük sorunları olacak gibi. Dünya liderlerinin bir araya geldiği 2020 Münih Güvenlik Konferansı’nın bu yılki teması ‘Westlesness’ yani ‘Batısızlık’.(4)  Batı ittifakı kendi iç oryantasyonu ile uğraşacağı önümüzdeki yıllarda Suriye konusundaki ısrarından bir nebze de olsa vazgeçecektir

Suriye oyunundaki önemli faktörlerden olan İran da tpkı ABD gibi, içinde bulunduğumuz pandemik kriz sürecinden büyük kayıplarla çıkacak olan bir ülkedir. Ancak İran’ın Suriye ile olan ideolojik, mezhepsel yakınlığı ve Rusya ve Çin’in müttefiki olmasından dolayı İran bu oyuna şuanda olduğu gibi müzakereler ve Şii milis kuvvetler üzerinden devam edecektir.

Türkiye’nin Suriye’de ki geleceği hakkında yapılacak bir çalışmada önce Suriye’de ki aktörlerden kısaca bahsetmek ve durumlarını kavramak gerekliydi. Bu noktadan sonra Türkiye’nin gelecekteki Suriye politikasını daha sistematik bir şekilde tartışmak mümkün olacaktır.

Türkiye Suriye’den çekilmeyecek hatta yerini sağlamlaştırmak adına yeni girişimlerde bulunacaktır çünkü Türkiye’nin Suriye sınırı gerek terör örgütleri gerek kaçakçılık faliyetleri bakımından oldukça hassas ve yüksek güvenlikle korunması gereken bir yerdir. Türkiye’nin Suriye’de ki akıbetini bu yeni girişimler belirleyecektir. Bu girişimlerin ne olacağı konusunda çeşitli senaryolar vardır ancak içlerinden en çok öne çıkan üç tanesi bana göre, Türkiye’nin Rusya ve İran ile yaptığı diplomatik müzakerelere devam edip, rejim ile doğrudan diyaloğa geçmeden çıkarlarının peşinden koşması.

Bu yolun izlenmesi durumunda Türkiye çıkarlarını çok fazla ileri taşıyamayacaktır çünkü müzakereye girilen ülkelerin taleplerinin farklılığının yanında ev sahibi olan rejim ile de görüşmeden onlar hakkında net bir çıkarıma ulaşılamaz. Ayrıca bu yöntem şuana kadar çokça denenmiş olmasına rağmen bir sonuç doğurmamıştır.

Suriye Özelinde Türkiye'nin Ortadoğu Politikası 6

İkinci yöntem Türkiye’nin, SUK ( Suriye Ulusal Konseyi ), Suriye Milli Ordusu ile beraber ilerlemesinin yanında Suriye’de ki Sünni kesimi propagandalar ile ile yanına çekerek bu grupların da liderliğini üstlenip bölgede uzalaşmak isteyen ülke konumuna değil de uzlaşılmak istenen ülke konumuna gelmesi. Bu yöntem bana göre kağıt üzerinde iştah kabartan ve uygulanabilir bir yöntemdir ancak bununla beraber çeşitli riskler de barındırmaktadır.

Bu riskler Suriye ve müttefikleri Rusya ve İran tarafından agresif bir şekilde karşılanıp, NATO desteğinden ve müttefiklerinden yoksun bir Türkiyenin, Rusya, Çin ve İran gibi destekçileri olan Suriye rejimi ile doğrudan savaşa girme ihtimalidir. Suriye ordu olarak yıllardır süren iç savaştan dolayı oldukça bitkin düşmüş bir ordudur. Bununla beraber Türkiye’de Suriye coğrafyasını tanıyan ve bölgeye son yıllarda yaptığı harekatlar ile ısınmış bir orduya sahiptir.

Ancak olası bir savaşın sadece bu iki ülkeyi etkilemeyeceğinden dolayı Türkiye İran veya Rusya tarafından bir saldırıya uğramayacağının bir garantisi yoktur. Bahsettiğim ikinci yoldaki risk tam olarak budur ve bu ihtimalin gerçekleşmesi sadece Türkiyeyi değil bütün dünyayı etkileyebilecektir.

Üçüncü yöntem ise Türkiye’nin doğrudan rejim ile diyaloğa geçip çıkarlarını ikinci yöntem göre daha güvenli ancak daha ağır ve küçük adımlarla kovalamasıdır. Bu yöntem bölgede etkin olan bütün ülkeleri daha güvenli bir sonuca ulaştıracaktır ancak Türkiye bu sonuçtan tam anlamı ile tatmin olmayabilir.

Suriye Özelinde Türkiye'nin Ortadoğu Politikası 7

Sonuç Olarak

Gelecek 10 yıl içinde Türkiye, Suriye’de çıkarlarını kovalamaya devam edecek hatta bölgede etkin bir ülke konumna gelecektir. Hangi yöntemin izleneceği hususunda ise benim fikrim ikinci ve üçüncü yöntemlerin senkronik bir şekilde izleneceğidir. Türkiye ikinci yolda bahsettiğim kadar Suriye içerisindeki mezhepsel dinamikleri kaşımayacak ancak SUK ve ÖSO ile yola devam edecektir.

Bununla beraber Esad ile diyaloğa girecek ve yanındaki siyasi güç SUK ve askeri güç ÖSO ile Esad’dan daha fazla çıkar elde edebilecektir. Türkiye şuanda bulunduğu El-Bab ve  Afrin gibi statejik bölgelerin yanına İdlib bölgesini de ekleyip hem Suriye topraklarının Şam bölgesinden sonra en değerli bölgesini elinde bulunduracak hem de sınır güvenliğini özellikle de Hatay’ın güvenlğini sağlama almış olacaktır.

Türkiye elinde tuttuğu bu bölgede ise Kıbrıs’a benzer bir biçimde, Türkiye ve Suriye’nin garantör olacağı bir yapının ortaya çıkabileceği fikrindeyim. Ancak bu yapının ortaya çıkması durumunda üçüncü bir garantörünün olması da kuvvetle muhtemeldir. Bu durumda ise bölgede etkin olan ve söz konusu bölgeyle daha önceden de yakından ilgilenmiş olan Rusya üçüncü garantör olarak ortaya çıkmak isteyecektir.

Suriye Özelinde Türkiye'nin Ortadoğu Politikası 8

KAYNAKÇA

  1. Tayyar Arı, “Türk Iş Politikasının Ana Ekseninde Bir Değişiklik Yoktur“, Mülakatlarla Türk Dış Politikası, (ed.) Habibe Özdal, Osman Bahadır Dinçer, Mehmet Yeğin, Ankara: USAK Yayınları, 2009 ( ss. 83-113 ), ss 101-2

  2. Mehmet Ali Güller, “Davutoğlu’nun Halep Telaşı“ Aydınlık, 6 Kasım 2014, s.9.

  3. https://www.borsamatik.com.tr/abd-ekonomisi-ilk-ceyrekte-ne-kadar-kuculdu-haber-133062

  4. https://tr.euronews.com/2020/02/14/munih-guvenlik-konferansinin-temas-batisizlik-ne-anlama-geliyor-mark-zuckerberg-katiliyor

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here