Özet

Bu çalışma, Türkiye’nin Arap dünyasının temel sorunu olan Filistin ile ilişkilerinin gerçekliğini açıklamaya çalışmaktadır. Bu araştırmada, Türkiye’nin Filistin sorununa yönelik dış politikasının Arap-İsrail çatışmasıyla ilgili ayrıntılar ve tutumlara yönelik çalışması üzerinde durulmaktadır. Gazze, Türkiye’nin Adalet ve Kalkınma Partisi’nin varlığından sonra son zamanlarda bölgedeki dönüşümdeki ve Filistin meselesindeki değişikliklerin yanı sıra bu bilimsel araştırmanın önemli unsurlarından biri olarak kabul edilmektedir. Ayrıca Türkiye’nin Filistin meselesine ilişkin siyasi söyleminde rolü, İsrail uygulamalarının reddedilmesi ve Türkiye’nin Arap ülkeleriyle ilişkilerini güçlendirme eğilimi tartışılmaktadır.

Giriş

Son yıllarda oluşturulan politikalar ve bölgedeki çatışmalar Türkiye Cumhuriyeti özelinde oldukça önemli yer edinmektedir. Bu kapsamda yapılan çalışmaların önemi, Türkiye’nin bölgesel ve uluslararası sistemde etkili bir ülke olarak varlığının giderek artan öneminden kaynaklanmaktadır. Bu nedenle, çalışmanın arzulanan faydasını elde etmek ve iç yapısında karmaşık bir iç sistemin doğası ile karakterize edilen Türk dış politikasının doğasını bilmek için bu etki üzerindeki konumunun gerçekliğini bilmek oldukça önemlidir.

Bu çalışmanın önemi, Türkiye’nin Filistin meselesine yönelik dış politikasını, tarihsel bağımlılığını ve beraberindeki gelişmeleri ve olayları yansıtarak, Filistin meselesi hakkında bazı bilgiler vermeye çalışarak, belirli bir süre ile tartışıp analiz etmesidir. Dahası, bu konumun doğasını ve gerekliliklerini anlamak Filistinlilere ve Araplara, Türkiye ile birleşik ve etkili bir dış ilişkiler politikası oluşturmada yardımcı olacak ve bu da bir gün uluslararası ilişkiler sistemini kontrol etmede önemli bir etkiye sahip küresel bir kutup haline gelebilir. Türk-İsrail ilişkileri arasındaki gerilimi zaman zaman ortaya koyan, Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne katılma arzusu ve Türk siyasetine bu katılım koşullarının etkisi bu araştırmanın amaçlarından birini oluşturmaktadır. Bölgedeki çatışmaları çözmek için birçok sorunun aracısı olarak seçkin rolünün etkisini anlamak bu çalışmada çok önemlidir.

Çalışma genel olarak 2000 yılı sonrası süreçte atılan adımları ve dış politikada karar vericilerin göstermiş olduğu tutumların bölgeyi nasıl etkilediği konusunu ele alacaktır. Özellikle 2001 yılında yaşanan terör olayları ile başlayan bölgesel sorunların Arap Baharı ile daha da alevlenmesi bölge ülkelerinin daha fazla karışması ve dünyanın birçok yerinden devletlerin bölgeye gelmesine neden olmuştur. Ortadoğu bölgesinde iç dinamiği çöken ulusların dışarıya karşı korumasız olduğu dönemlerde diğer hegemon ülkelerin burada muhalif güçlere ve birçok terör örgütüne destek vermesi ile göçler başlamış ulus devlet kavramı yeniden oluşturulmak zorunda kalmıştır. Bölgedeki iç karışıklıkların artması ile Filistin bölgesinde de İsrail, Ürdün ve Mısır gibi ülkelerin fırsat bilerek iç dinamiği etkilemesi ile bölgede sükunet bozulmuş ve İsrail topraklarını genişletme politikalarına başlamıştır.

  1. Osmanlı Döneminden İkinci Dünya Savaşına Kadar Filistin

Filistin sorunu, insanlık tarihinde belki de çözümsüzlük ile yaşamını sürdüren ve çözümün bulunmaması adına birçok tarafın çaba sarf ettiği nadir konulardandır (Gilbert, 2004). Çok uzun yıllardır üzerinde tartışmaların sürdüğü Filistin toprakları için hak iddiasında bulunan bugünün iki tarafı Filistin ve İsrail, birbirleri ile çatışırken bu süreçte en fazla darbeyi Filistin almış ve bu darbeler nedeni ile de toparlanma fırsatını bir türlü bulamamıştır (Arı, 2005). Filistin’in içerisinde bulunduğu bu durumu gözlemleyen dünya kamuoyu açısından sorunun halen sıradan bir seviyede değerlendirilmesi neticesinde ise İsrail konunun eli güçlü olan tarafını temsil etmektedir (Balcı, 2005).

Geçmiş ve bugün arasında Filistin sorununa dair tek ortak nokta olarak nitelendirilebilecek faktör, sorun neticesinde Ortadoğu’daki düzenin de değiştiğidir (Gümüş, 2013). Arap-İsrail çekişmesi ile başlayan, Filistin’in kendi çabalarını içeren özgürlük mücadelesi ile devam eden ve bugün daha etkili bir biçimde uluslararası politika ortamına taşınan sorun giderek daha fazla evrenselleşmektedir (Armaoğlu, 20. Yüzyıl Siyasi Tarihi 1914-1995, 1996). Bir başka deyişle sorun sadece Filistin’in değil, aynı zamanda artık dünyanın da sorunu haline gelmiştir (Armaoğlu, 19. Yüzyıl Siyasi Tarihi (1789-1914)., 2006).

Sorunun bulunması adına yeterli çabanın toplu olarak gösterilmemesine Filistin sorununun bu denli geniş bir mecrada ortaya çıkmasına ve yaşananların insan hakları konusunda ciddi tartışmalar yarattı (Ertosun, 2013). Buna karşılık konu ile yakından ilgilenen ve Filistin’e somut olarak destek veren tarafların sayısı son derece azdır. Bunların arasında ise en fazla dikkat çekici olan ülke Türkiye’dir (Veysel, 2009)..

“Osmanlı İmparatorluğu döneminde güçlü ve sürekliliği olan bir barış ortamında Ortadoğu’da huzurun hâkim olduğu dönemlerden çatışmanın hâkim olduğu döneme geçiş Türkiye için de zorlu bir tarihi mirasın üstlenilmesi anlamını taşımaktadır” (Arı, 2005). “Ancak Osmanlı’nın bıraktığı mirası üstlenmek konusunda uzun yıllar başarısız olan ve Ortadoğu ile Arap ülkeleri nezdindeki ilişkilerinin düzeyi konusunda sürekli olarak eleştirilen Türkiye son yıllarda bu bölgeye ve bu bölgedeki ülkelere daha fazla önem vermeye başlamıştır” (Yıldırım, 2014). Aslında Türkiye’nin genel olarak dış politika algısında köklü değişiklikler yaşanmaktadır ve bunların içerisinde en dikkat çekici olanı Ortadoğu ile gelişen ilişkilerdir (Bakır, 2010).

Filistin adının, Milattan Önceki zamanlarda burada yaşamış olan Filistler kavminin adından geldiği tahmin edilmektedir (Armaoğlu, 1991). Filistinlilerin M.Ö. XII. yüzyılda Girit veya Güney Anadolu kıyılarından bugünkü Filistin kıyılarına göç ettikleri tahmin edilmektedir (Armaoğlu, 1991). Uzun süre Mısır‟ın egemenliğinde yaşayan bu deniz kavimleri zayıf firavunlar zamanında bağımsızlıklarını ilan ederek Kuzey Filistin‟e yerleşirken, bölgenin asıl yerli halkı olan Filistinliler de Güney Filistin‟e yerleşmişlerdir (Memiş, 2002).

Filistin’in siyasi sınırlarının değişiklik göstermesine karşın, ülkenin coğrafi sınırları konusunda büyük ölçüde görüş birliği vardır (Armaoğlu, 1991). Buna göre Filistin denen topraklar esas itibariyle; kuzeyde Suriye, batıda Akdeniz, güneyde Mısır ve doğuda Şeria Nehri arasında kalan bölgedir (Armaoğlu, 1991). Şeria Nehri’nin döküldüğü Ölü Deniz (Lut Gölü) de Filistin‟in doğu sınırına dâhildir (Armaoğlu, 1991). Bu sınırlar içinde Filistin toprakları, coğrafî bakımdan, Akdeniz kıyı şeridi, kuzeyden güneye dağ silsilesinin bulunduğu ortadaki yayla bölümü ve en doğuda da Şeria Vadisi olmak üzere üç ana parçaya ayrılır (Armaoğlu, 1991).

Bölgenin orta kısmındaki dağlık kesim veya yüksek yaylalar bölümünden oluşur (Armaoğlu, 1991). Genellikle kuzeyden güneye olmak üzere, Safed ve Nâsıra (Nazareth) şehirleri ile Tabor Dağı’nın bulunduğu Celile (Galilee) bölgesi vardır (Armaoğlu, 1991). Ortada Nablus şehrinin bulunduğu ve batıda Carmel Dağı‟na kadar uzanan Samiriye (Samaria) bölgesi; daha güneyde, şeria Nehri‟nin Ölü Deniz‟e döküldüğü yerden bağlayıp (Armaoğlu, 1991). Kudüs, Beytü‟l-Lahim (Bethlehem) ve Halilü‟r-Rahman (Hebron) şehirlerinin bulunduğu Yahuda (Judaea) bölgesi ve daha güneyde de Birüs-Sebi (Beersheba) şehrinin bulunduğu Negev Çölü olmak üzere dört kısma ayrılır.

Osmanlı İmparatorluğunun Orta Doğu’daki varlığının, Filistin’in de içinde bulunduğu toprakların Yavuz Sultan Selim tarafından fethedilmesi ile başladığı söylenebilir. 1516 Mercidabık Savaşı’nda Memluk Ordusu Osmanlılar karşısında yenilmiş, Suriye ve Filistin Osmanlı yönetimine geçmiştir (Arı, 2017). Osmanlı’nın dağılma dönemine doğru artan anti-semitist hareketler diasporada olan Yahudileri örgütlenmeye itmiştir. Özellikle 3 milyon Yahudi’yi ülkesinde barındıran Rusya, Yahudilere oldukça kötü muamele de bulunmuş kendi halkıyla eşit görmemiştir (Armaoğlu, 2017). “Dünyada yayılan anti-semitist faaliyetlere maruz kalan Yahudiler ise bir taraftan örgütlenirken diğer taraftan aliyah olarak isimlendirilen toplu halde göçlere başlamışlardır. Osmanlı ise Yahudilerin Filistin’e göçlerini engelleme adına ciddi çaba göstermiştir” (T.C. Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Osmanlı Arşivi Daire Başkanlığı, 2015).

Ancak dağılma dönemindeki Osmanlı’nın önlemleri Batılı güçlerin desteklediği İsrail’i durdurma konusunda yetersiz kalmıştır (Arı, 2017). Osmanlı imparatorluğu gücünü kaybederken Batılı güçler karşısındaki savunma gücü zayıflamıştır. Tüm zayıflığına rağmen Osmanlı yıkılmadan Orta Doğu’yu ele geçirmelerinin mümkün olmayacağı hem İsrail hem de Batılı güçler tarafından anlaşılmıştır (Balcı, 2005). Osmanlı’nın dağıldığı dönemde artık Ortadoğu’daki Osmanlı hâkimiyetinin kaybedilişi nedeniyle Avrupalı devletler kendi çıkarları doğrultusunda Orta Doğu’da bulunan Osmanlı topraklarını paylaşmaya başlamıştır (Balcı, 2005). Bunun üzerine İngiltere ve Fransa arasında yapılan Sykes-Picot gizli anlaşması hayata geçirilememiş ancak Orta Doğu’nun Osmanlı’dan sonra Orta Doğu’nun durumunu ortaya koymuştur.

  1. İkinci Dünya Savaşı Döneminde Filistin

İkinci Dünya Savaşı sırasında hiçbir Filistinli lider Filistin’de değildi (Armaoğlu, 2017). Filistin sorunun başlangıcı itibariyle çözülemeyen liderlik sorunu İkinci Dünya savaşında da sürdürülmüş, Orta Doğu ülkeleri destekçileri olan Batılı liderler konusunda da ayrışmışlardır (Armaoğlu, 1991). Bu ayrışma öncesinde olduğu gibi yine İsrail ve Orta Doğu’dan payını almak isteyen güçlerin lehine bir gelişme olarak kabul edilirken en büyük zararı Filistin halkı görmüştür (Arı, 2017).

Diğer taraftan, Yahudilerin siyasi lideri olarak görülen Weizmann hem İngiltere hem de Batılı ülkelere kendisini kabul ettirmeyi başarmıştır (Balcı, 2005). 1939 yılında yayınlanan McDonald Beyaz Bülteni İngiltere’nin hem Yahudiler ile hem de Araplar ile ilişkilerini yeniden şekillendirdiği söylenebilir (Balcı, 2005). Ancak, Yahudiler McDonald Beyaz Bülteninden dolayı yollarını ayırdıkları İngiltere’ye karşı mücadeleyi bir kenara bırakıp Hitler Almanya’sının karşısında askeri gücünü İngiltere için seferber etmiştir (Pappe, 2007).Yahudilerin manda yönetimine olan öfkesi Yahudi soykırımını yapan Nazi Almanya’sı kadar değildir

  1. Dünya Savaşı sırasında yaşanan gelişmeler Yahudilerin devlet kurabilmesi için şartları elverişli hale getirmiştir. “Yahudilerin karşılaşabileceği olası engeller ise önce İngilizler sonrasında ise Orta Doğu’da beliren yeni güç ABD tarafından ortadan kaldırılmaktadır”(Özfatura, 2007). Diğer taraftan II. Dünya Savaşının arifesinde İngiltere’nin yeniden kazanma yollarını aradığı Arap liderler ise savaşın seyrine göre taraf belirlemek istemiş ancak Ürdün Kralı Abdullah dışındakilerin pek çoğu İngiltere’nin karşısında Almanya’yı destekleme arzusunda olmuştur(Ayman, 2009).

McDonald Beyaz Bülten ile Filistinli Arapları yok saymadığını gösteren İngiltere II. Dünya Savaşının başlaması ile Araplara karşı bir tutum benimsemiştir (Güngör, 2017). Arapların Nazi Almanya’sı ile Yahudi düşmanlığı paydasında birleşmesi Arapların İngilizler karşısında savaşa girmesi anlamına geliyordu (Memiş, 2002).

Gerçekten de II. Dünya Savaşı sırasında Araplar tarafını belli etmiş Almanları desteklemiştir. “Dahası, Yahudilerin desteğini alan İngiltere’nin mağlubiyeti için Kudüs Müftüsü Bağdat ve Mihver radyolarında tüm Müslümanları İngiltere’ye karşı cihada çağırmıştır” (Armaoğlu, 2017). Orta Doğu’daki kontrolü hızlı bir biçimde kaybeden İngiltere İkinci Dünya Savaşı’nda Almanya’ya karşı zafer kazanmıştır ancak Filistin’de çok daha büyük sorunlar onu beklemektedir.

“İngiltere’nin Filistin topraklarında karşı karşıya kaldığı sorunlar bugün Orta Doğu sahnesindeki en güçlü aktör olan ABD’ye yerini bırakması ile sonuçlanmıştır. Bu aktör değişikliği ile Yahudilerin İngiliz manda yönetimine karşı saldırılarında artış olmuştur” (Arı, 2017). Ayrıca, İngiltere yerine ABD’nin Orta Doğu sahnesinde belirmesi Yahudilerin lehine bir gelişme olmuştur.

“ABD’nin Yahudilere gösterdiği açık destek Siyonist faaliyetleri hızlandırmıştır. Bunun en önemli nedeni ise Dünya Siyonist Teşkilatı’nın en önemli merkezlerinden birinin ABD olmasıdır” (Armaoğlu, 2017). ABD, Filistin sorununa dahil olmasıyla birlikte Orta Doğu’da Yahudi yanlısı politikalar izlemeye başlayacak, bu durum ise Yahudilerin devlet ve toprak ideallerine çok daha sorunsuz ve hızlı biçimde ulaşmalarını sağlayacaktır (Arı, 2017).

  1. 1948-2001 Arası Türkiye Filistin İlişkileri

1960’lı yıllar ise Türkiye’nin Ortadoğu politikasında ve onun bir yansıması olan Filistin politikasında değişimin yaşandığı bir dönem oldu. Türkiye İsrail’i tanımasının ardından, 1950’ler boyunca izlediği Batı yanlısı politikalar sebebiyle uluslararası alanda yalnızlaştığını fark etti ve çok yönlü bir dış politika izlemeye yöneldi.

Politika değişikliğinin ilk işaretleri 1967 yılında yapılan Arap-İsrail savaşında görüldü (Ertosun, 2013). Savaşın başlaması üzerine dönemin Dışişleri Bakanı İhsan Sabri Çağlayangil, Türkiye’deki Amerikan üslerinin Araplara karşı kullanılmasına izin vermeyecekleri açıklamasında bulundu ve bu kararını Arap devletlerine bildirdi (Ertosun, 2013). 1969 yılında Mescid-i Aksa’da yangın olayının yaşandığı süreçte Türkiye artık “dünyaya yeniden açılma” çabalarına giriyordu (Kürkçüoğlu, 2010).

“Türkiye, 1973 Arap-İsrail savaşında her ne kadar tarafsızlığını ilan etmiş olsa da ABD’nin İncirlik üssünü kullanmasına izin vermeyip Mısır ve Suriye’ye yardım götüren Sovyet uçaklarının hava sahasından geçmesine izin vererek pratikte Arap yanlısı bir tutum içinde olduğunu gösterdi” (Balcı, 2005). “1975 yılında yayınlanan Türkiye-Libya bildirisinde, Arap ülkelerinin kaybettikleri toprakları geri alma hakkına sahip oldukları ve Filistin kurtuluş mücadelesinin desteklendiği ilan edildi İsrail ile ilişkilerin asgari seviyeye düşmesiyle sadece diplomatik değil siyasi, ekonomik ve kültürel alanlarda da ciddi bir uzaklaşma sürecine girilmiştir” (Kürkçüoğlu, 2010). 1983 yılında Turgut Özal’ın iktidara gelişiyle de dış politikada ekonomik ilişkilerin geliştirilmesine önem verildi (Arı, 2017). Bu süreç içinde Arap ülkeleriyle ilişkiler gelişirken İsrail ile geriledi (Armaoğlu, 2017). İsrail parlamentosunun almış olduğu bir kararla Kudüs’ü “tek ve ezeli başkenti” ilan etmesi üzerine Türkiye yayınladığı bildiri ile bu kararın kabul edilemeyeceğini açıkladı (Arı, 2017).

1982 yılında BM Genel Kurulu’na katılan Dışişleri Bakanı Türkmen, “Türkiye’nin Ortadoğu’da kalıcı ve adil bir barışın sağlanması için gerekli gördüğü ilkeleri” şöyle sıraladı (Kürkçüoğlu, 2010).:

1) İsrail’in Kudüs dahil, 1967’den beri işgal ettiği topraklardan geri çekilmesi

2) Filistinlilerin kendi devletlerini kurmak için yasal haklara sahip olması

3) FKÖ’nün Filistin’in meşru temsilcisi olması

4) Kudüs’ün korunmasını İslami devletlere bırakılması

5) Bölgede tüm devletlerin güvenli sınırlar içinde yaşaması

1990’lı yıllara gelindiğinde Türkiye’nin dış politika reflekslerinde önemli kırılmalara neden olan bir gelişmenin yaşandığı görülüyor (Özfatura, 2007). Başlangıçta Türkiye’nin stratejik önemi azalmış gibi görülse de aslında süreç içinde Türkiye’nin bölgesel öneminin arttığı görülüyor. yaşanan bu gelişmeler Türkiye’nin tek boyutlu dış politika yerine çok boyutlu bir politika yapma eğiliminde olduğunu gösteriyor (Ertosun, 2013). En başından beri taraflar arasında kolaylaştırıcı rol oynayan Türkiye, barış sürecinin sekteye uğramaması için çaba gösterdi. Filistin ve İsrail’den Türkiye’ye yapılan üst düzey ziyaretler de tarafların Türkiye’den arabuluculuk beklentisi içinde olduğunu gösterdi (Kürkçüoğlu, 2010).

Soğuk Savaş Sonrası Türkiye Filistin İlişkileri 3

  1. 2001’den Günümüze Filistin Politikası

Arap Baharı özelinde bölgeye bakıldığında sadece Türkiye için değil, bölge üzerinde strateji geliştiren tüm ülkeler için zor bir tablo ortaya çıkmaktadır (Özfatura, 2007). Ancak belki de bölgenin geleceğine yön vermesi beklenen Türkiye ile İsrail’in bu süreçte hali hazırda gergin olan ilişkileri dâhilinde kendi başlarına bölge üzerinde kafa yormaları gerekecektir.

Türkiye Ortadoğu konusunda yeterli başarıyı elde edememek ile suçlanmasına ve bölge rekabetinde geride kalmış gibi gözükebilir (Yıldırım, 2014). Ancak eskisi kadar Batı odaklı bir dış politika izlememesi ve bölge ülkeleri ile sık sık ilişki kurmaya çalışması sayesinde eski yıllara nazaran daha fazla güven veren bir imaja sahip olmuştur (Yıldırım, 2014).

Türkiye için Ortadoğu, siyasal konumunun dışında önemli bir ekonomi alanıdır; Ortadoğu, Türkiye’ye büyük bir pazar olmuş, Türk girişimci ve yatırımcıları için önemli fırsatlar yaratmıştır. “Türkiye bu yüzden Ortadoğu pazarına, kendisine muhalif olan tarafların varlığını ya da yokluğunu düşünerek arkasını dönme ya da bölge ülkeleri ile iletişimini koparma şansına sahip değildir. Türkiye Ortadoğu’ya, Ortadoğu’nun Türkiye’ye ihtiyaç duyduğundan daha fazla ihtiyaç duymaktadır” (Gümüş, 2013).

Bu ihtiyacın temelinde Türkiye’nin büyüme hedefleri ile birlikte AK Parti’nin Ortadoğu’nun yeniden yapılandırılmasına vermiş olduğu yüksek ölçekli destek bulunmaktadır (Yıldırım, 2014).

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Filistin’e olan desteğinin siyasiden de öte olduğu çeşitli örneklerle görülebilir. Bunların belki de en önemlisi, Erdoğan özelinde AK Parti hükümetlerinin, Filistin’in insani anlamda gelişmesine ve sorunlarının çözümüne yönelik 2010 yılında başlayan ve halen de devam eden, İsrail’in ablukasını kaldırma çabalarıdır. Bu çabalar siyasi anlamda sürerken, AK Parti hükümetleri, insani olarak Filistin’in ihtiyaçlarının karşılanması adına birçok adım atmıştır. Fakat İsrail kanadında bu durumun teröre destek verilmesi niteliğini taşıdığına dair iddiaları geniş çevrelerce reddedildiği gibi AK Parti hükümetleri bu yardımları sürdürmekten geri durmamış ve yardımların insani niteliği sürekli olarak kamuoyu ile paylaşılan çeşitli belgelerle gözler önüne serilmiştir

AK Parti’nin Davutoğlu döneminde ise, Türkiye’nin Ortadoğu’daki ve bilhassa Filistin sorunundaki konumunu güçlendirmek adına Filistin’e ciddi bir destek verilmesi konusunda sorumluluk alınması gerektiğini belirtmiştir (Davutoğlu, 2013). Böylelikle Türkiye, Davutoğlu’nun yürüttüğü çalışmalarla BM’de “üye olmayan gözlemci devlet” konumuna gelmesi adına çaba sarf etmiştir. Bu konuda dış politika anlamında lobi faaliyeti yürüten Davutoğlu’nun da girişimleri ile birlikte Filistin, BM’de bu konumu elde etmiştir (Davutoğlu, 2013). Tıpkı Erdoğan gibi Davutoğlu’nun da Ortadoğu’ya dair bir Filistin vizyonu bulunmaktadır (Saraçoğlu, 2013). Bu vizyon, Filistin’in meşru bir devlet olarak tüm dünya ülkeleri nezdinde tanınmasıdır. “BM’deki oylama neticesinde kısmen de olsa bu başarılabilmiştir (Güngör, 2017). Davutoğlu, Türkiye’nin Ortadoğu’da dostu olan ülkelerin sayısını ve Türkiye’nin dış politika gücünü arttırmak adına birçok ülke ile yakından ilişkiler kurmak amacındadır” (Davutoğlu, 2013).

Davutoğlu, genel olarak Türkiye’nin Filistin konusunda izlemesi gereken politikaları uzun yıllar boyunca teorik olarak dile getirmiştir (Saraçoğlu, 2013). O’na göre Türkiye, bölgesel olarak tarihi olayları, sorunları ve jeopolitik faktörleri derinlemesine inceleyen, bunlardan kendisine bir tez çıkaran ve buna göre Filistin sorununun çözümü konusunda görev alan bir ülke olmak zorundadır. (Saraçoğlu, 2013).

Türkiye’de hem Dışişleri Bakanı hem de mevcut süreçte Başbakan olarak görev alan Davutoğlu, her iki konumda da Ortadoğu’da Türkiye’nin uzlaştırıcı ülke konumunun önemine sürekli vurgu yapmıştır (Davutoğlu, 2013). Bu uzlaştırıcılığın içerisinde, Filistin sorununun çözümüne dair atılacak adımların büyük önemi bulunmaktadır (Ayman, 2009). Çünkü Filistin sorununun çözümü, AK Parti’nin uzun yıllardır savunduğu Ortadoğu’da uzlaşmanın yegâne adımı olarak görülmektedir.

  1. Sonuç

Filistin sorununun tarihçesine bakıldığında, konunun sadece Filistin ile İsrail arasında geçen bir çekişme ve çatışma süreci olmadığı görülmektedir. Uluslar arası aktörlerin doğrudan ve dolaylı olarak müdahale ettiği ve yönlendirdiği bir süreçte Filistin, belki de çözüm bulmak adına hakkaniyetli bir kararın yeteceği noktadan, bugün sürekli savaş ve akan kanın tartışıldığı bir noktaya gelmiştir. Bu durumun yaşanması, 20. yüzyılın hemen başında uygulanan politikaların ve Filistin’i bireysel çıkarlar doğrultusunda yönlendirme çabalarının yaşanması ile mümkün kılınmıştır.

Çalışmada ulaştığımız sonuçlardan ilki; Türkiye’nin, AK Parti’nin iktidara gelmesinden önceki dönemlerde özellikle 1950’li ve 1960’lı yıllarda Ortadoğu’ya karşı “içine kapanık”, Avrupa’ya ise “yönelme ve açılma” politikası üzerinden yöneldiğidir. Bölge siyâsetine genel olarak hassasiyetle eğilmekle birlikte, Filistin meselesinde “tarafsızlık politikası” izlemiştir. Fakat, 1970’li yıllar içerisinde izlediği bu politikalardan dolayı  iktisadî çıkarlarının tehlike altında kalabileceğini görmüş; bu nedenle genelde İsrail’le savaş halinde olan Arap Devletleri’ne, özelde ise Filistinliler’e yönelik tutumunu değiştirmiştir. Bunun nedeni ise, Türkiye’nin Kıbrıs meselesine yönelik tutumu lehine Arap Devletleri’nin daha fazla desteğini kazanmak istemesi ve OPEC’in Ortadoğu ülkelerinin petrol silahını etkili kullanımından endişe duyarak petrol üretimini yapan ülkelerdeki ticarî olanaklarının tehlikede olmasıdır.

1980’li yıllarda Türkiye-İsrail arasındaki ilişkilerde durgunluk hakim olmasına rağmen Türkiye’nin Filistin toprakları ve bölgede yaşanan olaylara yönelik tutumları, belirsizliğinden dolayı sürekli değişmekteydi; böylece Türkiye, tarafsızlık politikasına geri dönmüş ve bu politika 1980’lı yıllarda genelde İsrail ve Filistin meselesine yönelik yaklaşımının ana belirleyicisi olmuştur.

Türkiye’nin 2002 yılından önceki zaman dilimi içerisinde İsrail ve Filistin meselesine yönelik yaklaşımını en çok etkileyen faktörlerden birinin, İsrail ile olan ilişkilerinin Ortadoğu’da meydana gelen barış anlaşmaları konusundaki ilerlemelerin etkisinde olmasıdır. Bu yüzden Türkiye’nin imzalanan barış anlaşmalarının ardından olaylara daha rahat ve açık bir politikayla yaklaşarak İsrail ile olan ilişkisi konusunda Filistinliler ve Arap Ülkeleri’ne karşı kendi çekingenliğini kırdığı görülmüştür.

Kaynakça

Arı, T. (2005). Geçmişten Günümüze Ortadoğu, Siyaset Savaş ve Diplomasi. İstanbul: Alfa Yayınları.

Arı, T. (2017). Geçmişten Günümüze Orta Doğu Cilt I”. Bursa: Alfa Akademi.

Armaoğlu, F. (1991). Filistin Meselesi ve Arap – İsrail Savaşları 1948 – 1988. Ankara: Alkım Yayınları.

Armaoğlu, F. (1996). 20. Yüzyıl Siyasi Tarihi 1914-1995. İstanbul: Alkım Yayınevi.

Armaoğlu, F. (2006). 19. Yüzyıl Siyasi Tarihi (1789-1914). İstanbul: Alkım Yayınevi.

Armaoğlu, F. (2017). 20.Yüzyıl Siyasi Tarihi. İstanbul: Kranik Kitap.

Ayman, G. (2009). “Filistin Çıkmazı Üzerine Yeniden Düşünme Gereği. Marmara Üniversitesi Akademik ORTA DOĞU, 26-33.

Bakır, B. (2010). “Türkiye-İsrail İlişkilerinde Son Nokta: Alçak Koltuk Krizi”,. 21. Yüzyıl Dergisi, 1-15.

Balcı, A. (2005). “Filistin 2005”. Sakarya Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Orta Doğu Yıllığı, 16-113.

Davutoğlu, A. (2013). 2013 Yılına Girerken Dış Politikamız. Ankara: Dışişleri Bakanlığı Raporu.

Ertosun, E. (2013). Filistin Politikamız Camp David’den Mavi Marmara’ya. İstanbul: Kaknüs Yayınları.

Gilbert, A. (2004). Kaynayan Ortadoğu,. İstanbul: İthaki Yayınları çev.: Rida.

Gümüş, B. (2013). Adalet ve Kalkınma Partisi’nin Ortadoğu Siyaseti. Elektronik Siyaset Bilimi Araştırmaları Dergisi, 81.

Güngör, ,. M. (2017). “Yahudi Dini Hayatında Süleyman Mabedi”. Kırıkkale Üniversitesi İslami İlimler Fakültesi Dergisi, 26-30.

Kürkçüoğlu, E. (2010). Türkiye’nin Arap Orta Doğusu’na Karşı Politikası. Ankara: Barış Kitap.

Memiş, E. (2002). Kaynayan Kazan Ortadoğu. Konya: Anka Yaınları.

Özfatura, M. (2007). “Kurtlar Sofrasında Orta Doğu”. İstanbul: Adım Yayıncılık.

Pappe, I. (2007). “Modern Filistin Tarihi”. Ankara: Phoenix Yayınevi.

Saraçoğlu, ,. C. (2013). “Akp, Milliyetçilik Ve Dış Politika: Bir Milliyetçilik Doktrini Olarak Stratejik Derinlik”,. Alternatif Politika, 63.

T.C. Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Osmanlı Arşivi Daire Başkanlığı. (2015). Filistin ile İlgili Arşiv Belgeleri (1517-1917), Yayın Nu: 102,. Ankara: Başkabanlık Arşiv Birimi.

Veysel, A. (2009). “HAMAS: Filistin Direnişinde Politik İslam”,. Ortadoğu Etütleri,, 99-134.

Yıldırım, B. (2014). “Türk Dış Politikasında Yeni Tarz-ı Siyaset: Ortadoğu’da Çok Boyutlu Politikadan Asabiye Politikasına”,. Türkiye Ortadoğu Çalışmaları Dergisi,, 71.

 

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here