ÖZET

Soğuk Savaş’ın son bulmasıyla Sovyetler Birliği’nin dağılarak uluslararası sistemde yeni bir dönemin başlaması, SSCB’nin yeni aktörü olan Rusya Federasyonu’nu da derinden etkilemiş ve Avrasya politikasını dönemler halinde çeşitli düşünce sistemleri ile şekillendirmeye çalışmıştır. Bu durum, Rusya açısından ekonomik, siyasi, sosyal ve kimlik sorunlarını beraberinde getirmiştir. Rusya, bu durum için, iç ve dış politikadaki sorunlara çözüm bulmak adına çıkış yolu aramaya çalışmıştır. Rusya’da ilk dönem batı yanlısı politikalar etrafında şekillenirken, Boris Yeltsin reformlarının başarısızlığı nedeniyle Avrasyacılık düşüncesi önem kazanmış ve iç ve dış siyaset bu yönde şekillenmeye başlamıştır. Bu çalışmada ilk olarak yeni batıcılık ve yeni Avrasyacılık düşüncelerinin dönemleri hakkında kavramsal bir çerçeve çizilmiş Rusya’nın Avrasya bölgesinde dış politikasının nasıl şekillendiği incelenmiştir.

GİRİŞ

    Sovyetler Birliğinin dağılmasının ardından Rusya Federasyonu sistemin varisi olarak ortaya çıkmıştır. Rusya Federasyonu, diğer bölgelerde olduğu gibi Orta Asya’da da etkisini sürdürebilmek için harekete geçmiştir. Rusya Federasyonu’nun birinci Cumhurbaşkanı Boris Yeltsin’in döneminde başlatılan ‘Yakın Çevre’ politikası bu yönde atılan ilk somut adımlardandır. (Alıev, 2019: 1)

    Soğuk Savaş daha sonra rekabet ve işbirliğinin araç ve şekilleri değişikliğe uğramış, ilişkileri tanımlayan parametreler daha karmaşık hale gelmiştir. Ekonomik verilerin dış politikadaki ağırlığı artmış, iki kutuplu sistemin çökmesiyle yeni bölgesel entegrasyon projeleri ve ortaklaşa proje arayışları gündeme gelmiştir. Uluslararası ortamda meydana gelen bu küresel değişim, bir kutbun liderliği misyonunun sona ermesi ve toplumcu anlayışın siyasi ve ekonomik anlamda çökmesi sebebiyle RF’de daha yoğun bir şekilde hissedilmiştir. (Sönmez, 2016:1)

    Bu makale Soğuk Savaş Sonrası Rusya’nın Avrasya Politikası nasıl şekillendiği sorusuna cevap arayacaktır. Bu bağlamda soğuk savaş sonrası gelişen düşünce sistemlerinden hareketle, bu düşüncelerin dış politikayı nasıl şekillendirdiği üzerinde durularak Rusya’nın Avrasya politikası kavranmaya çalışılacaktır.

YENİ BATICILIK

    1991 yılında Sovyetler Birliği’nin dağılması iki kutuplu dünya düzeninin ortadan kalkmasına neden olmuş ve aynı zamanda ülkenin hangi yönde ilerlemesi gerektiği, ilerlerken hangi araçları kullanması gerektiği tartışmalarını beraberinde getirmiştir. Boris Yeltsin önderliğinde, Atlantikçi veya reformcu olarak da bilinen yeni batıcılar, 1990’ların başındaki geçiş sürecinde önemli bir rol oynamışlardır. Bu dönemde Moskova hükümeti, işbirliği perspektifinden Batı ve uluslararası sistemle ekonomik ve siyasi bütünleşmeye odaklanmıştır. Hükümet, “Batılılaşma” sürecinin Rusya’da pazar ekonomisine dayalı demokratik bir siyasi sistemin kurulması gerektiğine inanıyordu. 1992’nin başlarında dönemin dışişleri bakanı Andrei Kozyrev, Gorbaçov hükümetinin “Rus dış politikası üzerine olan düşüncelerinden farklı olduğunu ve şimdi demokratik ilkelerin geçerli olacağını” duyurmuştur. Bu ilkeler barış politikasının temelini oluşturmuş ve Rusya’nın yeni dış politikasının, Sovyetler Birliği’ndeki gibi uluslararası sınıfın çıkarları yerine Rusya’nın ulusal çıkarları doğrultusunda gelişeceğini belirtmiştir. Yeltsin’e göre Rus dış politikasında artık demokrasi, insan hakları, özgürlükler, hukuk ve ahlaki değerlerin üstünlüğü hâkim olması söz konusuydu. (Bajanov, 2000: 56)

    Sovyet döneminin ideolojileştirilmiş dış politikasının aksine “ulusal çıkarlara normal bir bakış” olarak tanımlanan  ‘jeopolitik’ anlayışın ‘toprak kontrolü olarak siyaset’ ile ya da jeopolitik etki alanlarını ‘yontma’ ihtiyacıyla çok az ilgisi vardı. Aksine, Sovyet sonrası dönem, Sovyet geçmişinin ideolojiye nüfuz eden dış politikasına kapıyı kapatmak ve Rusya’nın yeni liberal, demokratik ve Batı yanlısı kimliklerinin kanıtlarını pekiştirmek, bunları yeni bir rasyonel uzlaşma ve tek uygulanabilir dış politika seçeneği olarak kurmak için çabalanmıştı. (Morozova: 2009: 668).

    Serbest piyasa ekonomisine geçiş sırasında, 1993’ten 1995’e yapılan özelleştirme, ekonomik ve sosyal yapı, sosyal değerler ve sosyal yönelimde köklü değişikliklere yol açmıştır. Ekonomik reformların kısa vadede kötü sonuçlar doğurması (işsizlik, enflasyon vb.) Batılı devletlerin Rusya’ya vaat ettikleri yardımı yapmamaları, AT’nin Rusya dışındaki Doğu Bloğu üyelerine meyletmesi NATO’nun bu bölgeye doğru genişlemesi gibi sebeplerden dolayı zayıflamıştır. Siyasi ve ekonomi alanındaki olumsuz gelişmeler, halkın SSCB’ye duyduğu özlemi ortaya çıkarmıştır. ABD bu dönemde Rusya’ya sermaye yatırımlarında bulunsa da, Rusya’nın IMF’ye üye olması ve Dünya Ticaret Örgütü’ne katılmak için görüşmelere başlamış olması ABD ile Rusya arasındaki ekonomik ilişkilerin gelişmesini sağlasa da NATO’nun 1999’da Kosova’daki savaşa müdahalede bulunması Rusya’daki Batı karşıtlığının artmasına yol açmıştır. Batı karşıtı grupların görüşlerine göre yeni Batıcılar’ın uyguladıkları dış politika ve ekonomi politikaları Rus halkının çıkarlarından çok batı sermayesinin çıkarlarına hizmet etmektedir. Ayrıca Rusya’nın yaşamış olduğu ekonomik ve mali krizler ve bu doğrultuda yaşanan siyasi sorular karşısında, batılı kurumlardan beklenen ekonomik desteğin sağlanamaması, NATO’nun doğuya doğru genişlemesi, Rus diasporasının haklarının güvence altına alınmaması ve batının Rusya’ya karşı güvensizlik duyması “Batıcılığa” karşı gösterilen tepkinin diğer sebepleridir. Bu gelişmeler, Yeni Avrasyacıların Rus Dış Politikasında ön plana çıkmasıyla sonuçlanmıştır. Bu grubun ‘milliyetçi’ söylemi 1993’den itibaren Rus siyasal yaşamında faal olmaya başlamış, dolayısıyla şeffaf bir idare ve demokratik bir pazar ekonomisi kurma hedefi zayıflamıştır.

YENİ AVRASYACILIK

    Yeni Avrasyacı hareketin, klasik Avrasyacılığa göre daha büyük destekçi kitlesi toplamıştır. Hareketin içerisinde jeopolitikçiler, monarşistler, Rus Ortodoks kilisesi, aşırı milliyetçiler, Stalinciler benzer biçimde alt gruplaşmalar mevcuttur. Yeni Avrasyacılar Klasik Avrasyacılar’a benzer bir şekilde kültürel ve coğrafi bütünsellikten hareket ederek, Avrasyacı düşünceyi jeopolitik bir unsur olarak Rus dış politikasına ve uluslararası ilişkiler sistemi içerisine kuramsal yapı olarak yerleştirmeye çalışmaktadır. Rusya jeopolitik anlamda kendi başına bir mihver, etno-kültürel açıdan da kendine özgü bir medeniyettir. (Yılmaz, 2015: 111)        Dugin, Rus jeopolitiği ve kimliğini Avrasyacı fikir üzerine zaman ve mekân idrakine dayandırarak inşa etmektedir. Aleksandr Dugin`in düşüncesine nazaran;  Rusya yeniden Avrasya’da egemen güç olmak için tekçe eski Doğu Avrupa ülkeleri ile ilişkileri değil, daha önemlisi Atlantikçi blokun Himayesinden çıkmaya çalışan Fransız-Alman ve Kıtasal Doğu denilen Hindistan, İran, Japonya devletlerinin Avrasya stratejik blokuna dâhil edilmesidir.  Fakat günümüzde gerçek durumu göz önünde bulundurarak söylemek mümkündür ki, bu sadece bir hayal ürünü gibi görünmektedir. Heartland bir kavram olarak egemenlik mevzusunda ne kadar mühim olsa da, Kıtasal bölge( Rimland) bir o denli önem taşımaktadır. (Dugin, 2010).

YENİ AVRASYACILIK VE RUS DIŞ POLİTİKASI

    Yöneticilerin iç ve dış politika uygulamalarında Avrasyacılık’ın etkileri görülmektedir. (Vladimir Putin süreci dış politikası)  Avrasyacı anlayış siyasal partiler bakımından da önem arz etmektedir. Bu anlayışın izleri hem Rusya Federasyonu Komünist Partisi’nde aynı zamanda milliyetçi Vladimir Jirinovski’nin Rusya Liberal Demokrat Partisi’nde görülür. Avrasyacılığı temel ideoloji olarak karar veren, liderliğini Aleksandr Dugin’in yaptığı Rusya Toplumsal Siyasi Hareketinin de ‘Avrasya’ yelpazesinde yer aldığını belirtmek gerekir. Putin’in iktidarı döneminde ani gelişen uluslararası siyaset ve menfaat çatışmaları, Rusya’nın Orta Asya,  Kafkasya, Doğu Avrupa gibi coğrafyalarda istediği gibi hareket etmesini engellemiştir. Putin,  politikasını desteklemek adına eski Sovyet Cumhuriyetlerini kapsayan bir Gümrük Birliği hedefi kapsamında Avrasya Birliği Projesi girişiminde bulunmuştur.

    Putin’in zamanında, Rusları bir imparatorluk haline getirmek için, Amerika Birleşik Devletleri, NATO ve genel olarak Batı politikalarına karşı çıkan ülkeleri hesaba katarak bir politika geliştirmeye çalışmıştır. Çarlık Rusya’sı bayrağı ulusal bayrak olarak kabul edilmiştir. Putin, Rus çarı ve Sovyet Rusya’nın mirasına sahip çıkmaya çalışmış ve büyük Rusya hayalini bir kez daha canlandırmaya çalışmıştır. Putin, Rusya’nın temel dış politikasının dünyanın çok kutuplaşması teorisine dayandığına inanıyordu. Putin’in temel ulusal güvenlik doktrinine ve Rusya Federasyonu’nun dış politika doktrinine bakıldığında Rusya, geleneksel güç dengesi politikasını terk etmiş ve Atlantik İttifakı ve yakın bölgelerdeki ülkelerle ilişkiler kurmuştur. Putin’in bizzat oluşturduğu dış politika doktrininde, ekonomik faydaların ve araçların dış politikanın temel öncelikleri ve araçları olacağı açıkça belirtilmiştir. 2000 yılında belirlenen Rusya Dış politika ve Ulusal Güvenlik Doktrini ilk olarak BDT ülkeleriyle ilişkileri belirlemiştir. Buna nazaran BDT ile ortaklığın ulusal güvenliğin de bir garantisini oluşturduğu dikkate alınarak uzmanlaşmış bölgesel kuruluşların önemine değinilmiştir. Bu doktrinle Rusya, uluslararası sahnede bağımsız, ekonomik olarak tutarlı bir oyuncu rolü oynamak istediğini ortaya koymuştur. Yeni Avrasyacılık akımının etkilerinin görüldüğü dış politika doktrini Putin tarafından uygulamaya konulmuştur.

    Yeni Avrasyacılar; sürekli bir dostluğun değil çıkarın varlığını vurgulayarak dış politikanın, demokrasi ve insan hakları şeklinde kavramlar üstüne inşa edilemeyecek kadar iyimser olmadığını, ülke ekonomisini ve askeri yapısını Batıyla entegre etmeye çalışan politikaları asimetrik bir bağımlılığa yol açacağı iddiasıyla şiddetle eleştirmişlerdir. Sadece Batı’ya yönelik tek seçenekli dış siyaset yerine dikkatlerin Çin, Hindistan, İran, Türkiye gibi muhtelif yerlere yönelebileceği çok seçenekli dış politikayı korumak için çaba sarf eden Yeni Avrasyacıların bakış açısında Rusya’nın jeopolitik gerçekliliğinin önemli rol oynadığı görülmektedir. Putin bu yeni anlayışı benimsemiş ve uygulamaya geçirmiştir. Putin siyasal söylemlerinde, “güçlü devlet”, “vatanseverlik” ve “toplumsal dayanışma” gibi Rus değerlerini sıkça kullanmaktadır. (Yılmaz, 2015: 113-116). Bu söylemler Yeni Avrasyacılık düşüncesinin temelini oluşturmaktadır. Putin birçok resmi konuşmasında Rusya’nın bir Avrasya ülkesi olduğunu belirtmektedir. Ayrıca Putin, özgürlük, özel mülkiyet, pazar ekonomisi, çok kutuplu dünya hedefi ve yakın çevre gibi kavramları öne çıkarmaya çalışmıştır. (Sönmez, 2010b: 42)

    Putin’in Yeni Avrasyacılık politikasını Amerika’nın dış politikası da etkilemiştir. 11 Eylül 2001 olayları ertesinde ABD, Orta Asya’da üstler kurmaya adım atmıştır. 2001’de Afganistan’a ve 2003’te Irak’a müdahale etmiştir. 2005 itibariyle renkli devrimler Amerika’nın etkisiyle Avrasya’da tesirini daha çok hissettirmeye başlamıştır. Aynı zamanda NATO’nun genişleme stratejisini öne sürerek Ukrayna, Gürcistan vb. ülkelerle ilişkilerini geliştirmiştir. Bir kısım eski Doğu Bloku ülkeleri Avrupa Birliği’ne katılmıştır. ABD ve AB’nin uyguladığı bu politikalar Rusya’yı tedirgin etmiş ve yakın çevresine daha fazla alaka göstermesine yol açmıştır. Rusya, Amerika ve Batı ile rekabet içinde olduğu alanları korumak güdüsüyle dış politika önceliklerini belirlemeye başlamıştır. Yeni Avrasyacılık yaklaşımı çerçevesinde Putin, eski Sovyet coğrafyası ve yakın çevre ülkeleriyle ilişkilerini geliştirmeye çalışmıştır.

DÖNEMLER HALİNDE DIŞ POLİTİKASI

Atlantikçi Dönem(1991-1993)

    1991-1993 yılları içinde izlenen dış politika SSCB döneminde Gorbaçov’un geliştirdiği ‘’yeni düşünce’’ isimli politikanın devamı niteliğindedir. Bu süreçte RF başta ekonomik, siyasi ve kültürel olmak üzere her alanda Batı tarzı yeniden yapılanma sürecine girmiştir. Demokratik sisteme ve serbest piyasa ekonomisine geçiş için yoğun çabalar yürütülmüştür. Bu nedenle yeni dönemde demokratik devlet kurabilmek için çatışmacı dış politikadan vazgeçilmesini savunmaktadırlar. 1991 yılındaki olaylar daha sonra Rusya’nın yeni dış politikası, geleneksel alanlar ve dostlardan uzaklaşarak, Batı’ya yaklaşan büyük bir kayma yaşadı. Rusya’daki yeni demokratik güçler, serbest ve gelişmiş bir ülke kurmak için Batı ile işbirliğine girmenin gerekli olduğunu düşünmekteydi. (Hekimoğlu, 2007: 254)

    Atlantikçiler Batı’ya değil, Doğu’yu tehdit olarak algılamakta, uzun dönemde Rusya’ya yönelik tehdidin istikrarsız bir bölge olan Orta Asya’dan, Afganistan’dan ya da Çin’den gelebileceğini öngörmektedirler. Bu bağlamda, hem Rusya Federasyonu’nda bununla birlikte Orta Asya’da köktencilik bir İslam’ın yayılması ciddi bir tehdit olarak nitelenmektedir. Bu çerçevede Atlantikçiler, ‘İslam’ın çevrelenmesi’ gerektiğini korumak için çaba sarf eden bazı Batılı gözlemcilerin bakış açısını paylaşmaktadırlar. Radikal İslam tehlikesinin doğrudan ya da endirekt olarak İran ve Afganistan gibi ülkelerden gelebileceği düşüncesinden hareketle, bölgenin güçlü devletlerinden İran’a ‘radikal İslam modelini ihraç’ edebileceği düşüncesiyle mesafeli dururken, Batı ile entegre ve ‘laik’ olan Türkiye, bazı çekincelere rağmen kabul edilebilir bir ortak olarak benimsenmektedir.

    Atlantikçilerin Rusya’nın yeni dönemde karşılaşmış olduğu sorunlara karşı Batı’dan siyasal ve ekonomik destek beklemesi, ama desteğin istenilen düzeyde gerçekleşmemesi hayal kırıklığı yaratmıştır. Batılı devletlerin ve ABD’nin NATO’nun genişlemesine verdiği destek, Rus diasporasının haklarının güvence edilememesi ve Batı’nın hala Rusya’ya karşı duyduğu güvensizlik Rusya’da Batıcı söylemlerin zayıflamasına neden olmuştur. (Çomak, 2006: 155)

    Rusya’daki 1998 finansal kriz, Batı ile ekonomik entegrasyondan yana olanların konumlarını iyice sarstı. Yeltsin’in gücünün son dönemde iyice azalması ve iktidarı, süresi dolmadan Putin’e devretmesi, Putin’in Batı ile ilişkilerde mesafeli tutumu Batıcı Atlantikçilerin idare içindeki etkinliklerini tamamen tüketti. Dış işleri ve savunma elitleri içinde 1990’ların başlarındaki görüntünün aksine, Avrasyacılar başat bir görüntü sergilemeye başladı. Ancak, Rusya’yı Batı’ya entegre etmek isteyen siyasal hareketlerin hala mevcut olduğu söylenebilir.

Yakın Çevre ’ye Geçiş Dönemi(1993-1996)

    1993’ten sonra, Rus dış politikasında yeni bir döneme geçildiğinin işaretleri ortaya çıkmaya başlamıştır. Eski Sovyetler Birliği topraklarını kapsayan bu yeni yöntem sayesinde, RF’nin ulusal çıkarlara uygun olarak Bağımsız Devletler Topluluğu’na geçeceği öngörülmüştür. Eski Sovyetler Birliği bölgesi, RF’nin stratejik bir odak alanı olarak tanımlandı ve BDT’nin güçlendirilmesi, RF’nin en önemli dış politika odağı haline geldi. Bu dönemde RF, kademeli olarak Batı yanlısı bir tarzdan, ulusal çıkarların daha baskın olduğu daha etkili ve koruyucu bir yapıya doğru evrilmiştir. 23 Nisan 1993’te yayınlanan dış politika doktrini ve Kasım 1993’te yayınlanan askeri doktrin, RF’nin dış politikasındaki değişiklikleri açıkça ortaya koymaktadır.

    Rusya’nın, eski cumhuriyetlerdeki Rus nüfusun güvenliğinden duyduğu sorumluluğu bahane ederek ortaya attığı politikaya ‘’yakın çevre’’ adı verilmektedir. Rusya’nın bu ilkesi, muayyen bir seviyede saldırganlık ve emperyal mirası içeren ve Moskova merkezli bir strateji hususi durumunu de içermektedir. Belli bir idare ekibine ve işler kalıcı bir örgütlenmeye sahip olmamakla birlikte, BDT, Rus egemenliğinin bir aracı olmuştur. Üyelerinden bir tek Rusya örgütlü ve güçlü silahlı kuvvetlere sahiptir, diğer üyelerin güvenlikleri de bu kuvvete emanet edilmiştir. Rusya, sayısı on beşe varan eski cumhuriyetlerden çoğunu mümkün olmasıyla birlikte BDT’de toplamayı; onları askeri, ekonomik, sosyal ve siyasal yönden kendine bağlamayı politikasının ana unsurlarından biri haline getirmiştir. Ekonomik yönden, BDT üyeleri tek para birimini, tek merkez bankasını kabul etmiştir. Dış ticaret örgütlenmelerinde de, Rusya üyelerin kendisinden bağımsız hareket etmelerini istememiştir. (Bostanoğlu, 2008: 331). Değişen bölgesel ve uluslararası çevre Rusya’yı yeni bir dış politika kavramı oluşturmaya itmiştir.

Avrasya Süper Gücü Olarak Dış Politikası(1996-1999)

    Avrasyacılar, Batı’ya katılımı Rusya’nın ruhani varlığının inkârı olarak değerlendirmektedir. Ayrıca Rusya’nın organik bir topluluk yaratma çabalarının sürekli olarak dış güçler (Batı) yahut dış güçlerin içerideki işbirlikçileri (Batıcılar- Atlantikçiler) tarafınca engellenmeye çalışıldığını öne sürmekte, böylece Rus’luğun, bir kültür, medeniyet ve hüviyet olarak ‘dış tehditlere maruz kaldığı endişesini belirtmektedirler. Sürekli bir tehdit ile karşı karşıya olma durumu da, kaçınılmaz olarak ‘ayakta kalmak’ güdüsünü öne çıkarmakta ve bu da Rus milliyetçiliğini kamçılamaktadır.

    Bu dönemde Avrasyacı yaklaşımın resmi politikaya yansıyan unsurları: 26 Nisan 1996’da Şanghay İşbirliği Örgütü’nün kurulması, 1997 Rusya-Beyaz Rusya Ortak Devleti’nin oluşumu, İran ile geliştirilen ilişkiler, Irak’ın ABD tarafından bombalanmasına karşı tepkiler, NATO’nun doğuya doğru genişlemesine karşı çıkışlar olmuştur.

Putin Dönemi Dış Politikası

    Güçlü ekonomi, güçlü ordu ve güçlü devlet söylemleriyle iktidara gelen Putin, RF’nin tekrar eski enerjisini kazanması gerektiği düşünmektedir. Putin, Ocak 2000 de ulusal emniyet doktrini, Nisan 2000’de askeri doktrini ve Temmuz 2000’de yeni dış politika doktrini kabul ederek yeni yönetimin izleyeceği temel politika esaslarını ortaya koymuştur. Ardından girişilen federal reformlar, merkezi devletin son dönemlerde kaybetmiş olduğu gücü yine kazanması sağlanmıştır. Vladimir Putin iktidarı döneminde Rusya’nın resmi politikasında Avrasyacı unsurların (çok kutuplu dünya, yakın çevre öncelikli dış politika ve ABD karşıtı çıkarların) önemli ölçüde mevcudiyetini koruduğu görülmektedir. ABD ile açık bir çatışma istenmediği, bu ülke ile işbirliğine hazır olunduğu mesajlarının da açıkça verildiği görülmektedir. BDT coğrafyasının önceliğinin korunması ve entegrasyon sürecinin derinleştirilmesi ve AB ile geliştirilen ilişkiler söz konusudur. Rusya başta BRICS ve Şanghay İşbirliği Örgütü olmak üzere bu örgütlerin kurulması ve geliştirilmesinde faal rol almış ve çok kutuplu uluslararası sistemin alt yapısının hazırlamıştır.

    Putin, BDT’nin yeniden canlandırılması konusunda başarısız olmasından sonra Rusya’nın eski ihtişamlı günlerine dönmesi için eski Sovyet coğrafyasında çok yönlü girişimlere yönelmiştir. Bu kapsamda Rusya siyasal, askeri ve ekonomik alanda kurulan örgüt, birlik ve ortaklık mekanizmalarıyla eski Sovyet cumhuriyetlerini kendi liderliği altında toplamaya çalışmıştır. Yeni Avrasyacılık yaklaşımının da bir kararı olan girişimlerde Rusların istedikleri başarıyı elde ettiği söylenemese de bölgede artan ABD ve AB tesiri ve rekabetine karşı belirli bir denge kurulabildiği söylenebilir. ABD, Avrasya’da uluslararası egemenliğini askeri tedbirlerle kurmaya çalışırken, Rusya bölgedeki etkinliğini iktisat ve enerji konusundaki politikalarıyla korumakta ve bunda da başarıya ulaşmış olmaktadır.

    Rusya, Avrasya’yı arka bahçesi olarak görmektedir. ABD, AB ve Çin ekonomik kalkınma düzeyi ve teknolojik gelişmişlik seviyesi açısından Rusya ile rekabet halindedirler. Bu ülkelere karşı üstünlük kurabilmek ya da onların etkisi altında ezilmemek adına yakın gelecekte oluşabilecek tehditleri önlemek maksadıyla eski etki alanlarında ekonomik bir birlik oluşturmayı hedeflemiştir. AB benzeri bir sistemi hedefleyen ve Rusya’nın tasarladığı bu birlik Avrasya Birliği biçiminde tanımlanmaktadır.

    Vladimir Putin başbakan olduğunda, iki liberal iktisatçı Yaroslav Kuzminov ve Valdimir Mau’ya Rusya’nın 2020 stratejisini formüle etmeleri için talimat vermiştir. Bu yarı resmi raporda, Çin’in ekonomik büyümesi ve bölgesel statüsü nedeniyle Rusya için tehdit oluşturduğuna dikkat çekilmiştir. Örneğin, Çin’in bölgedeki varlığı, Rusya’nın Orta Asya ülkeleriyle bütünleşme çabalarını engellediği vurgulanmıştır. Ayrıca Rusya’nın Asya-Pasifik bölgesindeki en önemli ortağının Çin olduğu belirtilmiştir. Putin, Orta Asya’daki enerji kaynaklarının verimliliğini sağlamak için yarıştığı Çin’e karşı Avrasya Birliği gibi bir yapılanmaya özel bir önem atfetmiştir. (Giles 2009: 10)

Sonuç

    SSCB’nin çöküşü, yeni bir jeopolitik durumu beraberinde getirmiştir. Küresel süper güç olarak SSCB yok olmuş, Soğuk Savaş sonlanmış, iki kutupluluk geçmişte kalmış ve yeni ülkeler ortaya çıkmıştır. ABD uluslararası arenada tek hegemon güç olarak kalmıştır. Güç dengesindeki değişim sebebiyle barışçıl halde yeni bir uluslararası ilişkiler sistemi kurulmuştur.  Bu dönemde Rusya, SSCB’nin aksine tek parti yönetiminin yerine demokrasiye geçmeye çalışmış ve devletin başına Boris Yeltsin geçmiştir. Böylelikle Rusya’nın ilk devlet başkanı olan Yeltsin çevresindeki şok terapi uygulayıcılarla bir kapitalistleşme sürecinin başlamasında etkili olmuştur. Boris Yeltsin döneminde başlatılan bu şok terapi uygulamaları Rusya ekonomisinin ekonomik bir dar boğaza girmesine, yolsuzluğun artmasına, enflasyonun tırmanmasına ve halkın yaşam standardının dibe vurmasına neden olmuştur. Rusya bu ekonomik krizin etkilerinden kurtulmak için ABD ve IMF’nin desteğine gereksinim duyarken, bu vaziyet Rusya’nın dış politikasında zayıf kalmasına neden olmuştur. NATO’nun eski SSCB coğrafyasına doğru genişlemesine karşı zayıf bir reaksiyon verirken ilişkilerde bir orta yol bulunması için ortaya atılan Barış İçin Ortaklık (BİO) fikrini desteklemiştir. Rusya’nın yaşadığı bu zor dönemden dolayı ABD politikalarına tepki vermekten çekinmesi, Amerika’ya karşı SSCB periyodunun aksine düşmanca bir tasarruf sergilememesi ve iki ülke içinde artan ticari ve ekonomik ilişkiler, Amerika-Rusya arasında Soğuk Savaş döneminde mevcut rekabetin tarihe karıştığının düşünülmesine yol açmıştır.

    Putin göreve gelir gelmez kendini dünyaya kanıtlama çabasına girmiştir. Putin, çok kutuplu bir dünya görüşüne sahiptir ve Rusya’nın uluslararası arenada önemli bir güç olduğuna inanmaktadır. 2000 senesinde göreve gelmesiyle Rusya toparlanma dönemine girmiştir. Ülke dinamiklerini ortaya çıkarmış hem Batı hem Doğu ile orantılı olarak ilişki kurmaya çalışmıştır. Aynı zamanda petrol fiyatlarının artmasıyla ülke ekonomisi iyileşmiştir. Yakın Çevre politikaları yürütmekte olan Putin dağılan Sovyet topraklarını Rusya’nın arka bahçesi olarak görmektedir. Dış politikada faal ve bağımsız bir lider özelliği taşımaktadır. Avrasyacı kimliğiyle öne çıkan Putin, 2000’den 2008 yılına kadar başkanlık görevini yürütmüştür. 2008 yılında görevini Başbakan yardımcısı olarak yürüten Dimitri Medvedev’e devretmiştir.

    İkili ilişkilere ve fazlaca yönlü politikalarla yoluna devam eden Putin Rusya siyasetine ve uluslararası arenaya yeni bir yön veren liderdir. İzlenmekte olan yakın çevre politikaları ve Rusya’nın arka bahçesine atfettiği önem, BDT, AEB, ŞİÖ şeklinde topluluklarda izlemiş olduğu aktif politikalar dış politikada Rusya’nın Avrasyacı yanlarını ortaya koymaktadır. 2000 yılından bu yana Putin’le etken hale gelen Rus dış politikası ve Avrasyacı yaklaşımlar önümüzdeki yıllarda da aynı etkinliğini sürdürecektir. Enerji fiyatlarındaki artışlar Rusya ekonomisine güven vermektedir. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi benzer biçimde kuvvetli bir oluşum içinde bulunan Rusya, veto hakkına sahip olan beş ülkeden birisidir. Bu durum alınacak kararlarda Rusya’nın mühim bir konumda bulunduğunu göstermektedir. Aynı zamanda enerji boru hatlarına sahip olan Rusya yakın çevre devletlerini Avrupa devletlerini yapmış olduğu uzun süreli sözleşmelerle kendisine bağımlı kılmaktadır.

    Rusya, enerji, petrol ihracatı ve boru hatları ticaretinde hâkim olduğu bölgeleri korumak ve geliştirmek için önemli adımlar atacak ve süper güç olma hedefine ulaşma yolunda ilerlemektedir. Kafkasya Koridoru, Hazar Havzası ve Orta Asya ülkelerinin enerji kaynakları Rusya’nın temel yaşam alanlarıdır. Geçmişten günümüze Rusya bu bölgelerden çıkar elde etmiş ve güvenlik garantileri oluşturmuştur. Bugün, enerji kaynaklarının kontrolü ve taşınması söz konusu olduğunda, Avrasya bölgesi Rus dış politikasının çekirdeği haline geldiği söylenebilir. Rusya Federasyonu bölgesel gücün üstündedir ve inkâr edilemez nükleer gücü bunu kanıtlamaktadır. Rusya, Avrasya’da ve dünyada önemli bir güçtür. BDT, ŞİÖ, KGAÖ, AEB gibi kuruluşlar Rusya’nın mevcut ortamdaki etkinliğini artırmaktadır. Hâkim coğrafyanın Avrasya olduğu unutulmamalıdır. Jeopolitik ve stratejik bir sıcak nokta olan Avrasya, aynı zamanda siyasi güç mücadelelerinin de merkezidir. Bu anlamda Rusya, güvenlik kavramlarını ve askeri doktrin önlemlerini artırmıştır. Avrasyacılık ideolojisinin 2000 yılında Putin ile birlikte uygulandığı söylenebilir. Dış politikada Rusya’yı önümüzdeki günlerde Avrasyacılık politikaları çerçevesinde süper güç olma yolunda ilerlediği ve aynı zamanda dünyayı yeniden kutuplara bölerek Avrasya’da yeni bir güç dengesi sistemi oluşturacağı söylenebilir.



KAYNAKLAR

[1].Açıkgöz M. (2017). Vladimir Putin Dönemi Rusya Dış Politikasında Avrasyacılığın Etkisi, Ahi Evran Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi.

[2].Alıev, I. (2019). Yeltsin Sonrası Rusya’nın Orta Asya Politikası, Sakarya Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi.

[3].Bajanov Y.(2000). Rusya’nın Değişen Dış Politikası, A. Altay Ünaltay (çev.), Yılmaz Tezkan (haz.),Menfaatler Çatışması Ortasında Türkiye, Ülke Kitapları.

[4].Bostanoğlu, B.(2008). Türkiye-ABD İlişkilerinin Politikası, Ankara: İmge.

[5].Çomak, İ.(2006). Rusya Stratejik Araştırmaları, İstanbul: Tasam.

[6].Dugin A.(2010). Rus Jeopolitiği: Avrasyacı Yaklaşım, İstanbul: Küre.

[7].Giles, K. (2009). Review: Russia‟s National Security Strategy to 2020, Defense White Papers and National Security Strategies, NATO Defense College; Rome:1-13.

[8].HEKİMOĞLU, A.(2007), ABD, AB, Çin, Hindistan, Orta Asya-Rusya’nın Dış Politikası I, Ankara: Vadi.

[9].Hotamış A. (2019). Soğuk Savaş Sonrası Rus Dış Politikası ve Avrasyacılık, İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi.

[10].Lewis, D. (2018). Geopolitical Imaginaries in Russian Foreign Policy: The Evolution of ‘Greater Eurasia’, Europe-Asia Studies, 70:10, 1612-1637, DOI: 10.1080/09668136.2018.1515348.

[11].Morozova, N. (2009). Geopolitics, Eurasianism and Russian Foreign Policy Under Putin, Geopolitics, 14:4, 667-686, DOI: 10.1080/14650040903141349.

[12].Sönmez Ü. (2016). Rus Dış Politikasında Avrasyacılık ve Türkiye, Yalova Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi.

[13].Tsygankov, A. (2007). Finding a Civilisational Idea: “West,” Eurasia,” and “Euro-East” in Russia’s Foreign Policy, Geopolitics, 12:3, 375-399, DOI: 10.1080/14650040701305617

[14].Yılmaz, S. (2015). Yeni Avrasyacılık ve Rusya, Yıldırım Beyazıt Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Sosyal ve Beşeri Bilimler Araştırmaları Dergisi, 34.

[15].www.tuicakademi.org , (2017). Rus Jeopolitiği Avrasyacı Yaklaşım. 20.05.2021 tarihinde https://www.tuicakademi.org/rus-jeopolitigi-avrasyaci-yaklasim-2/ adresinden alınmıştır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here