Ruanda ya da resmî adı ile Ruanda Cumhuriyeti, Afrika kıtasının orta bölümünün doğu kısmında yer alan ve denize kıyısı bulunmayan bir ülkedir. Ülkenin sınır komşularını Uganda, Tanzanya, Burundi ve bir kısmı Kivu Gölü ile olmak üzere Demokratik Kongo Cumhuriyeti oluşturmaktadır. Ülkenin başkenti Kigali’dir.

Ruanda’da Şiddetin Tarihi

1890’dan Birinci Dünya Savaşı’na kadar Almanya’nın elinde olan bölge, savaşın sona ermesiyle Belçika’ya bağlanmıştı. Fakat Almanya ve Belçika Koloni dönemlerinden önce Ruanda topraklarında bir krallık bulunmaktaydı. Ülkedeki Hutu ve Tutsi kimliklerini belirleyen en temel şey de uğraşılan ekonomik aktivite olmaktaydı. Tutsiler hayvancılıkla uğraşan, sosyal hiyerarşide üst sırada yer alan zengin bir azınlık olarak görülmekte, Hutular ise tarımla uğraşan, genelde yönetimde yer alamayan çoğunluğu oluşturmaktaydı.

Hutuların eğitim ve sosyal imkânları çok kısıtlıydı. Buna karşılık Tutsiler çok daha iyi şartlarda yaşıyor, daha iyi işlerde çalışıyorlardı. Hutu ve Tutsi kelimeleri krallık dönemlerinde de mevcut olan ve genellikle sosyal statüyü ve ekonomik aktiviteyi belirlemek için kullanılan kelimelerdir.

Belçika’nın Soykırımdaki Rolü

İki grubun birbirinden tamamen ayrı ırklar olarak düşünülmesi Belçikalıların ülkeye gelişleriyle birlikte ortaya çıkmıştır. 1933 yılında Etnik Kimlik Kart uygulamasını başlatarak Ruanda’da yaşayanları etnik gruplarına göre sınıflandırmayı amaçladı. İlk zamanlarda Ruanda’nın kontrolünü sağlamak için ülkede geleneksel olarak elit ve yönetici sınıfı oluşturan Tutsilerin yönetimine destek vermiştir. Ve bu desteklemeyi yapıp Tutsileri maşa olarak kullanarak Hutuları hayatın her yerinde ezmiştir. Az olanların çok olanları ezmesi mottosu ile Hutuları uzun bir süre ezdikten sonra 1950’lerde artık Hutuları desteklemiştir.

Tabi bu ani dönüş 1890’dan 1950’ye kadar ezilen Hutuların geçen bu süredeki kendilerine yapılan haksızlıklardan öç alma düşüncesini ortaya çıkardı. Artık güç Hutular’dadır ve 60 yıllık zulmün doğurduğu düşman %9’luk Tutsiler’dir. Yani Hutu-Tutsi diye bir şeyin olmadığı sadece Belçikalıların çıkarları için bir halkı birbirine zulüm ettirerek birbirine düşman haline getirmesidir. Siyasi iradenin Hutulara geçmesiyle Ruanda’da yeni bir dönem başlar. Yüzyıllardır kendi topraklarında Tutsi monarşisi altında ikinci sınıf bireyler olarak yaşamış Hutular artık egemendir ve siyasi iradeyi ellerinde bulundurmaktadır.

Hutular, artık Tutsilere, yabancı ve kolonicilerden daha işgalci bir halk gözüyle bakmaktadır. 1950’den sonra Hutular desteklenince ilk ‘öç alma’ 1959’da başlıyor. Belçika desteği ile ayaklanan Hutular yaklaşık yirmi bin Tutsi’yi katletti. Maalesef bu sayı sadece başlangıç. Olaylardan kaçan iki yüz bin çevre ülkelerin kamplarına kaçtı. 1962 yılında Ruanda bağımsızlığına kavuşuyor. İktidara gelen Hutu Hükümetinin ilk işi Tutsilerin haklarını budamak oluyor. Bu sefer roller değişiyor, Tutsiler toplumun her yerinde dışlanıyor, haklarına kısıtlama geliyor.

Hatta hükumet vatandaşı olduğu Tutsilere ‘Karafatma’ olarak adlandırıyor. Birçok Tutsi göç ediyor. Çevre ülkelere sığınıyor. İyi eğitimli olan Tutsiler; Uganda,Tanzanya gibi sığındığı ülkelerin yönetiminde yüksek makamlara geliyorlar. Sürgündeki Tutsiler ülkelerine geri dönmek için ‘Ruanda Yurtseverler Birliğini'(RYB) kuruyorlar. RYB silahlanıp 1990’da hükumet ile silahlı mücadeleye giriyor. 1992’ye kadar iç savaş sürüyor. 1992 de silahlı mücadele sona eriyor. Katliamın fitilini ateşleyen olay, 4 Nisan 1994 günü bir Hutu olan Ruanda devlet başkanının uçağının düşürülmesi oldu.

Dehşet Günü: 6 Nisan 1994

6 Nisan günü dünya tarihinin en kanlı günlerinden biri yaşandı. Ülkenin resmi devlet radyosundan yapılan katliam çağrısı ile Irkçı Hutular başta eğitimli Tutsiler olmak üzere önceden belirlediği tüm Tutsileri doğramaya başladı. Parası olan Tutsiler ücret karşılığında ateşli silahlarla öldürülmeyi seçebiliyorlardı. Parası olmayanlar ise pala, bıçak, taş ile acı çektirilerek öldürüyorlardı.

Artık yorulan Hutular dinlenmek için yakaladıkları Tutsilerin kaçmamaları için aşil tendonlarını kesiyorlardı. Katliamların ilk günü böyleydi. Ama yine de umut vardı Tutsiler için, çünkü ülkede barışı sağlamak için gelen BM askerleri vardı. Tek umut onlardı. Tabi bilmiyorlardı güvenecekleri insanlar onların zaten bu durma getirenler olduğunu.

Hükümet kanadı olaylara müdahale etmiyor. Hatta göz yumuyor. Hatta ve hatta ordu saldırganlara silah temin ediyordu. Tutsiler hükumetten fayda gelmeyeceğini anlayınca tek umudu BM oldu. İşte burada o demokratik, hümanist Avrupa’nın yüzünü tüm dünya görecekti. Olaylardan önce Ruanda da görevli BM komutanları Genel Sekreterliğe katliam uyarısında bulundu ve önlem almanın gerekli olduğu iletildi.

Ama Genel Sekreterlik olaylara müdahale yerine gözlem yapma görevini verdi. Katliam sırasında Ruanda da 2.500 civarı BM askeri vardı. Ama olaylarda 10 Belçika askeri öldüğü bahanesi ile BM Güvenlik Konseyi aldığı kararla asker sayısının 240’a düşürülmesine karar verildi. Yani BM insanları cellatlarına teslim ediyordu.

Soykırımın Ardından
  • 6 Nisan’da başlayan soykırım yaklaşık 100 gün sürdü.
  • En az 800 bin insan katledildi. Bazı tahminler 1 Milyonun üzerinde.
  • Yaklaşık 300 bin Tutsi hayatta kaldı.
  • 2 Milyondan fazla Hutu ülkeden kaçtı.
  • Toplamda 400 bin çocuk kimsesiz kaldı.
  • Devlet kurumları tamamen çöktü

Ruanda Devleti ve halkı, 25 yıl önce yaşanan korkunç soykırımın ardından toplumsal barışı sağlarken sömürgeciliğin ülkeye soktuğu etnik ayrımcılığı bir kenara bırakarak Afrika’nın Singapur’u olma yolunda emin adımlarla ilerliyor…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here