Suriye’nin kuzeyinde, Fırat’ın doğusunda bulunan bölücü terör örgütü yuvaları yakın zamanda Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından haritadan silinecek ve bölgeye barış gelecek. Peki bölücü terör örgütü PKK nasıl kurulmuş, neler yapmış, Suriye’ye nasıl taşınmıştır?

1978 yılı geldiğinde A. Öcalan “Kürdistan İşçi Partisi” adını verdiği bir terör örgütü kurdu. Başta bu terör örgütü PKK olarak değil, “Apocular” veya “UKO’cular” (Ulusal Kurtuluş Ordusu) olarak anılıyordu. A. Öcalan öğrencilik yıllarında silahlı eylemlere girişmek istiyordu, 1978’de bunun ilk adımını attı. 1980 darbesinden önce de Suriye’ye yerleşti ve Suriye ile ilişki geliştirmeye başladı. 15-25 Temmuz 1981’de PKK 1. Konferansı gerçekleştirildi. Bu konferans Hafız Esad’ın A. Öcalan’a tahsis ettiği Helve Kampı’nda, Suriye’de yapıldı. 60 civarında bölücü terör örgütü unsuru konferansa katıldı.

Konferansta bölücü terör örgütü PKK’nın Kuzey Irak’a geçirilmesi planlandı. Hafız Esad’ın Mesut Barzani’ye baskıları sonucunda da bu plan aynen uygulandı. 1981 yılında bölücü terör örgütü Kuzey Irak’a geçmiş oldu. 1981’den 1984’e kadar bünyesine terörist katan ve eğiten bölücü terör örgütü PKK, 1984’de Şam’da yaptığı ikinci konferansla birlikte silahlı eylemleri başlatma kararı aldı. Bu karardan kısa süre sonra Hakkari ve Siirt’te eş zamanlı saldırılar oldu. Daha önce de silahlı eylemler olmuştu fakat bunlar daha çok bölgede bölücü terör örgütü PKK’ya boyun eğmeyen, karşı çıkan aşiretlereydi. Zaten A. Öcalan da 1999 sonrası yakalandıktan sonra ifadesinde silahlı eylemleri “1984 öncesi ve sonrası” olarak ayıracaktı. Bölücü terör örgütü 1984 sonrası devlete, devletin vatandaşına tamamıyla savaş açtı. Türk devleti de bu saldırıları engellemek, bölücü terör örgütünü imha etmek için karşılık vermeye başladı.

Güvenlik güçlerine gücü yetmeyen PKK, köy basarak masum öldürmeye başladı. Birçok insanımız, vatandaşımız bu insanlık düşmanı bölücü terör örgütü tarafından katledildi. Köy basıldı, insanlar kurşuna dizildi; gencecik çocuklar kaçırılıp terör örgütüne zorla alındı. Köylünün hayvanı, emeği çalındı. Yol kesildi, askerlerimiz şehit edildi. Doktor gönderildi, bölücü terör örgütü doktor devlete çalışıyor diye bölge halkının sağlık hakkını çalarak doktor katletti. Öğretmen gönderildi, bölücü terör örgütü Türkçe eğitim veriliyor diye bölge halkının eğitim hakkını çaldı.

Kısaca bölücü terör örgütü PKK ülkemizin doğusundaki insanların başına bela oldu. 1990’lı yıllara ulaşıldığında bu saldırılar doruk noktasına çıktı. Bölücü terör örgütüyle yurt içinde mücadele edilirken Kuzey Irak’a da ciddi operasyonlara başlandı. 1991 yılında “Süpürge Harekâtı” ile Hakurk bölgesinde sınır ötesi harekât düzenlendi, birçok PKK kampı imha edildi. 1992’de daha şiddetli bir sınır ötesi operasyon yapıldı, 1452 PKK’lı etkisiz hâle getirildi. 1995’te Çelik Harekâtı ile 568 terörist etkisiz hâle getirildi.

Türk Silahlı Kuvvetleri, 90’lı yıllarda bölücü terör örgütü ile mücadeleyi en üst seviyeye çıkardı. Her sınır ötesi operasyon sonrası çatırdayan PKK, 1997’de yapılan Çekiç Harekâtı ile ağır bir darbe yedi. 2730 terörist imha edildi. Bu süreçten sonra PKK’nın eylemleri seyreldi. Bu süreçte A. Öcalan’ın Suriye’de olduğu düşünüldüğü için Türkiye ile Suriye arasında ciddi kriz baş gösterdi. Türkiye, A. Öcalan’ın sınır dışı edilmesi için Suriye’ye sık sık uyarıda bulunuyor, bazen iş tehdit boyutuna ulaşıyordu. Ankara’dan Şam’a sık sık mektup gidiyordu.

Şam’dan dönüş gelmeyince Türk ordusu, Suriye sınırına ciddi bir yığınağa başladı. Tanklar, hava indirme birlikleri sınıra gönderildi. Üst rütbeli subaylar bölgeye gidip incelemelerde bulundu, Türk siyaseti de bu konuda tek yumruk oldu. Dünya basını bu olayı konuşmaya başladı. Türkiye’nin tepkisini gören Suriye, Türkiye ile iletişime geçti. Bunun sonucunda Adana Mutabakatı imzalandı.

Karşılıklı olarak iki ülke de PKK’ya karşı olma yolunda birlikte adım atmakta karar kıldılar. Suriye İç Savaşı’na kadar bu mutabakat uygulandı. A. Öcalan Suriye’den atıldı. Suriye’den atıldıktan sonra fare gibi yaşamaya devam eden A. Öcalan Yunanistan’a gitti. Yunanistan’ın kapısında bekletildi ve reddedildi. Bunun üstüne Rusya’ya iltica başvurusunda bulundu, Rusya’dan da red yedi. Bir sonraki rotası İtalya oldu, bu sırada Türkiye iade istiyordu.

Türkiye’nin tüm girişimlerine, isteklerine rağmen sözde barış yanlısı olan ülkelerin hiçbirisi Öcalan’ı vermedi. Türkiye’nin İtalya’ya baskısı sayesinde İtalya’da da huzur bulamayan ve Türk devletinin pençesini dibinde hissettiği için İtalya’da da kalamadı ve Yunanistan’a döndü. Bu sefer Yunanistan baskı altına alınınca A. Öcalan’ı tekrar gönderme kararı aldılar.

A. Öcalan bu sefer Belarus ve Hollanda’dan oturma izni istedi, reddedildi. Köşeye sıkışan A. Öcalan 2 Şubat’ta Kenya’ya hareket etti ve Yunan Büyükelçiliğinde saklanmaya başladı. Kenya’ya kaçan teröristbaşı iltica taleplerine burada da devam etti. En sonunda Hollanda’ya kaçırılması planlandı. Milli İstihbarat Teşkilatı bu kaçış haberi alınca Kenya’ya inecek uçağın modelini ve rengini öğrendi. Aynı renk ve model uçak kısa süre içinde bulundu.

Hollanda’dan gelen uçak havadayken Milli İstihbarat Teşiklatına ait uçak Nairobi Havalimanı’na indi. A. Öcalan bu sırada uçağa yürümeye başladı, Hollanda’ya gideceğini zannediyordu. Uçağın kapısı açıldığında iki Türk istihbarat subayı tarafından ensesinden tutuldu.

03.00’de Türkiye’ye getirildi ve İmralı Cezaevi’ne götürüldü. Türkiye Cumhuriyeti, teröristbaşının yakalandığını Bülent Ecevit’ten öğrendi. Dönemin Başbakanı Bülent Ecevit, teröristbaşı yakalandıktan sonra bir açıklama yaptı. Açıklamada şunları söyledi: “…Bu sabaha karşı saat 3’ten itibaren bölücü terör örgütü PKK’nın başı Abdullah Öcalan Türkiye’dedir. Dünyanın neresinde olsa devletimizin onu ele geçireceğimizi söylemiştik, bu devlet sözü yerine getirildi. Şehit analarına verilen söz yerine getirildi…”

Sınır ötesi operasyonlar, teröristbaşının yakalanması derken bölücü terör örgütü dağılma dönemine girdi ve tek taraflı ateşkes ilan etti. 21. yüzyılın başında faaliyetleri neredeyse durdu. Öcalan’ın yargılaması yapıldı. ABD’nin Irak’a müdahalesi konuşulmaya başlandığında 20-24 Nisan 2002 tarihleri arasında PKK’nın 8. kongresi gerçekleşti. Bu kongrede Suriye’de Demokrat/Demokratik Birlik Partisinin yani PYD’nin kurulması kararlaştırıldı. 2003 yılında PYD kuruldu.

PYD, KCK Sözleşmesi’ne uygun şekilde oluşturulmuştur. KCK Sözleşmesi’nde kurulacak sözde devletle ilgili çok önemli bilgiler vardır. KCK sisteminin tümü elebaşı A. Öcalan’ın iradesine bağlanmış ve adına “Önderlik” denilmiştir. Yasama organı KONGRA-GEL, yürütme organı ise Yürütme Konseyi olarak belirtilmiştir. Irak’a gerçekleşen müdahale sonrası yeniden güçlenen, destek alarak gelişen bölücü terör örgütü bugün “Rojava” dediği bölge için temelleri bu yıllarda atmaya başlamıştır. PKK/YPG’nin Suriye sorumlusu Nureddin Halef el-Muhammed’dir.

Nureddin Halef el-Muhammed, Sofi Nurettin olarak bilinir. KCK Suriye yapılanması sözde siyasi kanatta PYD, silahlı kanatta YPG/YPJ ve toplumsal alanda TEV-DEM şeklinde örgütlenmiştir. PYD’nin merkezi Kamışlı’dır, sözde siyasi partinin tüm ilkeleri A. Öcalan’ın fikirleridir.

Suriye’de iç savaş çıktıktan sonra PYD, Kuzey Irak’tan gelen PKK yardımı ile birlikte hızla örgütlenmeye başladı. PYD’nin eşbaşkanlarından Salih Müslim PKK’dan sık sık destek aldıklarını itiraf etti. 2011 yılında Kurdwatch adlı kuruma verdiği röportajda A. Öcalan’ı önder gördüklerini belirtmiştir ve defalarca kez teröristbaşı A. Öcalan posterinin önünde poz vermiş, konuşma yapmıştır. PYD’nin bölücü terör örgütü PKK ile aynı yolda olduğu, destek aldığı defalarca kez kanıtlanmıştır.

PYD’nin sözde tüzüğü: “Kürt sorununun (sözde) Batı Kürdistan’da demokratik çözümü, demokratik özerkliğin sağlanması, demokratik ekoloji ve cinsiyet özgürlüğünün ve demokratik sosyalizmin sağlanması, bütün Kürdistan parçalarında demokratik kurtuluş mücadelesinin desteklenmesi ve Kürdistan Ulusal Birliğinin Demokratik Konfederalizm çerçevesinde çözüme kavuşturulması.

PYD’nin tüzüğü buyken PKK’nın sözde tüzüğü: “Demokratik, ekolojik ve cinsiyet özgürlükçü toplum paradigması ve demokratik sosyalizm çizgisi temelinde demokratik konfederal yapılanmayı inşa etmek, Kürt sorununun bulunduğu ülkelerde çözümü (sözde) Özerk Demokratik Kürdistan temelinde gerçekleştirmek.” yani aynı amaçlara hizmet eden, aynı yerden yönetilen, aynı kişiyi rehber gören bölücü terör örgütünden bahsediyoruz. Tüzüklere devam edelim.

Sözde tüzüklerde geçen “örgüt yapılanması” PYD’de şu şekildedir: “PYD lideri A. Öcalan, kongreyse (sözde) partideki en yüksek karar organıdır. Kongre parti üyelerinin kararıyla erkenden toplanabilir. Parti başkanının istemiyle toplanma bir yıl ertelenebilir.”

Şimdi gelelim bölücü terör örgütü PKK’ya, “örgüt yapılanması” PKK’da şu şekildedir: “PKK Lideri A. Öcalan, kongre (sözde) partideki en yüksek karar merci. Önderliğin istemiyle kongre erken toplanabilir ve yine önderliğin istemiyle en fazla bir yıl ertelenebilir.”

Aynı şekilde PKK’nın tüzüğünde parti kadrosunun görevleri: “A. Öcalan’ın yaşamını örnek almalı, özgürlüğünü benimsemeli ve Apocu çizgiyi özümsemelidir” PYD’de bu durum “Kürt halkı lideri A. Öcalan’a bağlılığı şeref bilmeli ve onun özgürlüğü için mücadele etmeli, Demokratik Konfederalizm sisteminin oluşması için mücadele edilmelidir” şeklinde. Yine bölücü terör örgütü PKK’nın elebaşı A. Öcalan’ın kardeşi Osman Öcalan, PKK ile PYD arasında birlikteliğin olduğunu kabul etmiş, hatta PYD’nin bizzat kendisi tarafından kurulduğunu anlatmıştır.

2013 yılında Irak yerel medyasına açıklama yapan Osman Öcalan “PYD’nin kurulması görevinin Murat Karayılan’a verildiğini, Karayılan’ın bunu istememesi üzerine İran’daki PJAK gibi Suriye’deki PYD’yi de kendisinin kurduğunu, Suriye’den tepki görmemek için parti isminde Kürdistan ismi geçirmedikleri, PYD’nin PKK’ya bağlı olduğunu” belirtmiştir. Yakalanan PYD’li teröristler PKK‘nın PYD’ye destek verdiğini, Irak’taki yapılanma ile Suriye’deki yapılanmanın aynı olduğunu çokça kez belirtmişlerdir.

Gelelim TEV-DEM’e yani sözde Demokratik Toplum Hareketi’ne. Bu hareket Suriye’nin kuzeyinde demokratik konfedarilizmin inşası için oluşturulmuştur. KCK sistemine bağlı olan bu örgüt Başkanlık Divanı, Daimi Konsey, Yürütme Konseyi, Halk Meclisi, Savunma Komitesi ve Yüksek Halk Mahkemesi olarak örgütlenmektedir. Fırat’ın doğusunda bulunan teröristler TEV-DEM tarafından alınan kararları yerine getirmekte ve uygulamaktadır. PKK’nın içinden birçok kişi bu örgüt içindedir. Bölücü terör örgütü PKK’nın sözde Merkez Komite Üyesi olan Velid Halil TEV-DEM Yürütme Kurulu Konseyi üyeliği yürütmektedir.

Yine 1998 yılında bölücü terör örgütü PKK’ya katılan İlham Ahmed, TEV-DEM içindedir. Terörist İlham Ahmed daha öncesinde PJAK içinde de faaliyet göstermiştir. TEV-DEM içinde yer almasının yanı sıra Suriye Demokratik Konseyi Eş Başkanı olarak görev yapmaktadır. Terörist İlham Ahmed, Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Donald Trump ile çekilme kararı sonrası bir görüşme gerçekleştirdi ve bazı isteklerde bulundu.

ABD Eski Savunma Bakanı Ashton Carter, Senato’daki bir oturumda bölücü terör örgütü PKK ile PYD’nin aynı oluşum olduğunu, PYD’nin PKK uzantısı olduğunu kabul etmiştir. Yine ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey yaptığı bir konuşmada “YPG’nin PKK ile bağı var.” demiştir.

YPG’nin sorumlusu Mazlum Kobani’de 90’lı yıllardan itibaren PKK bünyesinde bulunmuş bir teröristtir. Fırat’ın doğusu için operasyon gündeme gelmişken Türkiye’yi “600 kilometre cephe açarız” diye tehdit etmiştir.

Yani Türkiye’yi bölmeyi hedefleyen PKK ile PYD arasında hiçbir fark yoktur. PYD, PKK’nın Suriye uzantısıdır, PKK’dan tek farkı ismidir. İşte bu bölücü terör örgütü Suriye’de ilerlemiş, toprak işgallerini hızlandırmıştır ve Türkiye-Suriye sınırının büyük bölümünü ele geçirmiştir. Haseke, Resulayn, Tel Abyad, Ayn el Arab, Menbiç, Afrin gibi bölgelerde güç elde etmişlerdir. Türkiye de bölücü terör örgütüne karşı sürekli sınır güvenliğini sağlamaktadır.

Bu bölgelerde kendilerine karşı çıkan insanlara eziyet uygulamış, sindirme ve baskıyla göçe zorlamışlardır. Birçok insan öldürülmüştür. Avrupa Kürt Araştırmaları Merkezi Başkanı Eva Savelsberg, bu tip insan kaçırma ve katletme olaylarıyla ilgili  “Suriye Kamışlı’dan Irak’ın kuzeyindeki bir kampa kaçırılarak götürülen kız çocuklarını olduğunu, bu kamplarda birçok kız çocuğu olduğunu, 17 yaşındaki bir kız çocuğunun 9 kez kaçma girişiminde bulunması üzerine kampın ortasında katledildiğini” söylemiştir.

Yine Suriye İnsan Hakları Ağı, Ocak 2016’da yayımladığı bir raporda YPG/PKK’nın bölgede kendisine rakip gördüğü, muhalif tanıdığı kişileri kaçırıp öldürdüğünü, işkence yaptığını belirtmiş, 51’i çocuk 43’ü kadın ve işkencelerle öldürülen 16 kişi dahil olmak üzere en az 407 sivilin PYD/YPG/PKK tarafından öldürüldüğünü açıklamıştır. Bu raporun 2016’ya ait olduğunu da belirtmekte fayda var.

7 Haziran 2013’te Amude’de PKK karşıtı bir gösteride YPG/PKK’lı teröristler halkın üstüne ateş açmış, 8 göstericiyi öldürmüştür. 50 yetkili parti üyesini de sözde YPG binasına götürerek darp etmişlerdir. Yani bölge halkı YPG’den korkmakta, silah zoruyla sindirilmeye çalışılmaktadır. YPG/PKK bunların ötesinde halkın köylerini yakarak, yağmalayarak zorunlu göçe tabi tutmakta, bölgenin demografik yapısını da değiştirmektedir.

26 Mayıs 2015’te Haseke’de 26’dan fazla köy YPG/PKK tarafından basıldı ve insanlara 24 saat içinde bölgeyi terk etmeleri söylendi. Sebep olarak sözde Kürdistan’da Araplara ve Türkmenlere yer olmadığı söylendi. Özellikle Türkmen ailelerine ağır şekilde işkence uygulandığı bu ailelerin de kaçarak Türkiye’ye sığındığı bilinmektedir. Tem Hamis kırsalında yer alan Hüseyniye köyüne yapılan uydu incelemeleri 2014 ve 2015’teki halleri:

Bunun gibi onlarca köy yıkıldı. Bahane olarak IŞİD gösterildi. PKK’lı teröristler sivil halka “Evinizi boşaltıp bir gün sonra dönmek zorundasınız, IŞİD ile savaşacağız” dediler, karşılık olarak sivil halk bir gün sonra döndüğünde evlerinin yıkılmış, köylerinin yağmalanmış olduğunu gördüler.

2011-2016 yılları arasında kayıtlara geçebilen şekilde 42 kadının YPG/PKK’lı teröristler tarafından öldürüldüğü kesinleştilmiştir. “Zorunlu askerlik” adı altında yüzlerce kadın alıkonulmuştur. Buna direnen kadınlar da 42 kadın gibi katledilmiştir. Bölücü terör örgütünün kadınlar dışında çocuklara da zulmü belgelenmiştir. Yine zorunlu askerlik diye yüzlerce çocuk alıkonulmuş, direnen çocuklar da kurşuna dizilmiştir. YPG bünyesinde yüzlerce çocuk savaşçı bulunmaktadır.

Uluslararası kuruluşların yaptığı çalışmalarda 12 yaşını doldurmamış çocukların YPG tarafından alıkonularak götürüldüğü yine SNHR’nin Ocak 2016’da yayımladığı raporda en az 1876 çocuğun Halep ve Haseke’nin farklı bölgelerinde silah altına alındığı, çocuklara silahlı eğitim verildiği, silahları kullanmaya zorunlu tutuldukları belirtilmiştir. YPG/PKK’nın 12 yaşındaki Fatıma Salim Ali’yi kaçırdığı belgelenmiştir. Fatıma Salim’in ailesi de kızlarının örgüte katılmaya istekli olmadığını, kendilerinin de böyle bir şey istemediğini, kızlarının bir anda ortalıktan kaybolduğunu açıklamışlardır.

Yine 14 yaşındaki Jamin Sıddık Ahmed YPG/PKK tarafından kaçırılmıştır. Jamin Sıddık’ın babası teröristlerle görüşmeye gittiğinde teröristler babaya kızdan vazgeçmesi gerektiğini, Jamin Sıddık’ın Kandil yolunda olduğunu kızın orada başka kızlarla olacağı ve yalnız olmayacağı belirtilmiştir. Türk Silahlı Kuvvetlerinin bölücü terör örgütü mensuplarına yaptığı hava saldırılarında 13 yaşındaki Sufian Jassem öldürüldü. Örgütün propaganda araçları her zaman leşlerini “şehit” olarak verirken Jassem’in fotoğrafını yayımlayamadı, onun fotoğrafı yerine gül koydular. Bölücü terör örgütü PYD/PKK/YPG çocukları zorla bünyesine alıp, onların eline silah tutuşturup en ön safa sürmektedir. Bu insanlık düşmanı bölücü terör örgütü, Suriye’nin kuzeyinde insanlık suçu işlemektedir.

ABD’den aldığı hava yardımı ile birçok yeri işgal eden PYD/PKK, yukarıda geçen uygulamalar ile bölge halkını sindirmiş, göçe zorlamış, Fırat’ın doğusundaki kontrol gücü olmuştur. Bu duruma gelirken de birçok yerleşim yerinin dümdüz olmasından çekinmemişlerdir. Bu ve bunlar gibi etkenlerle birlikte, PKK’nın Suriye uzantısı PYD/YPG şu an Suriye’nin %30’unu, Türkiye sınırlarının çok büyük bir bölümünü işgal etmiştir. Bünyesinde 100 binden fazla terörist bulunan PYD/YPG’ye, Amerika Birleşik Devletleri tarafından tır tır silah gönderilmektedir.

PKM, AK-47, FN FAL, M4 Carabina, M16 gibi piyade tüfeklerine, makinalılarına; Zastava M93, SVD Dragunov, Zagros & Şer, Blaser R93 Tactical gibi keskin nişancı tüfeklerine; 14.5 mm KPV, DShK, ZU 23-2 gibi uçaksavarlara sahipler.

AN/PAS-13 gibi gece görüşü için tasarlanmış dürbün, DJI Phantom gibi drone, ABD envanterinden çıkma kasklar ve Pick-Up gibi silah, piyade, yük taşıma araçlarına sahipler. 60 mm Havan, 82 mm Havan, M120 Havan gibi silahlar da YPG/PKK’da bulunmaktadır. 9M113 Konkurs, BGM-71 TOW, MILAN gibi güdümlü füzeler ABD tarafından YPG’ye hibe edilmiştir. AT-4, RPG-7, M79 Osa gibi roketatarlar yine YPG envanterinde bulunmakta.

Bölücü terör örgütü zırhlı araçlara da sahip. Humvee gibi Irak işgalinde kullanılan zırhlı personel taşıyıcı; M1117 Zırhlı güvenlik aracı, MT-LB paletli ve zırhlı personel taşıyıcı, BTR 60 zırhlı personel taşıyıcı, BMB-1 Zırhlı personel taşıyıcı gibi zırhlılara sahipler.

T-72 gibi paletli ve zırhlı ağır savaş aracı, T-55A gibi ağır savaş aracı da YPG/PKK’nın envanterinde bulunmakta. Bunlara rağmen ABD, YPG/PKK’ya silah göndermeye devam etmektedir.

Türkiye’nin sınır güvenliğini kaybetmesi durumunda Türkiye’ye saldırmayı, sınırı geçmeyi hedefleyen bölücü terör örgütü günden güne gelişmektedir. Türkiye’nin Fırat’ın doğusuna girmesi artık tercih değil, zorunluluktur. Türk milletine düşen de yapılacak operasyonda ordumuzu kayıtsız şartsız desteklemektir.

BOSAM

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here