Bu çalışmamızda Suriye’de yaşanan iç savaşın nedenleri genel hatları ile işlenecektir.
Tarihsel geçmiş, bölgedeki taraflar ve bölgede yer alma sebeplerine kısaca değinilecek olan çalışmamız yazı dizisi şeklinde olacaktır. Çalışmanın  2. ve 3. bölümlerinde ise sırasıyla savaşın seyri ve Suriye’nin geleceğine dair öngörüler objektif bir şekilde değerlendirilecektir.

BÖLÜM:1 “KİMLER NEDEN BÖLGEDE?”

1517 yılında Yavuz Sultan Selim tarafından Osmanlı topraklarına katılan ve 1918’e kadar Osmanlı vilayeti olarak yönetilen; Asur, Roma, Bizans olmak üzere birçok medeniyete ev sahipliği yapan ülkedir Suriye toprakları.
11 Mart 2011 tarihinde küçük bir protesto ile başlayan ve günümüze kadar geçen süreçte yüz binlerce insanın hayatını kaybettiği, milyonlarca insanın göç etmek zorunda kaldığı Suriye iç savaşı, taraflar arasında bir türlü uzlaşıya varılamaması ve birçok ülkenin bölgedeki çıkarlarının çatışması sebebiyle hâlâ uluslararası gündemde tartışılan ve çözüm üretilemeyen bir vaka olarak önem ve komplikasyonunu sürdürmektedir.

Yakın Tarihe Kısa Bir Bakış: Hafız Esad Dönemi

Baas hareketinin 1963 darbesiyle başa geçmesi ve ardından 1971 Mart tarihinde Hafız Esad’ın devlet başkanı olmasıyla Suriye toplumunun %10-12’sini oluşturan Nusayriler yönetimi ele geçirmiştir.
1973 yılında yapılan anayasaya değişikliği ile Suriye’de başkanlık sistemi kurulmuştur.
Hafız Esad’ın ulus-devlet inşa etme çabaları rejimde gittikçe otoriter bir nizama yol açmış; etkisini bugünlere kadar hissettiren toplumsal bölünme ve çatışmaların temelini oluşturmuştur.
Hafız Esad döneminde Suriye bir yandan Batı’ya karşı SSCB ile; diğer yandan da bölgede Arap Birliği’ni sağlamak adına Mısır, Libya, Sudan gibi ülkelerle yakın ilişkiler iştirak etmişti.

Ayrıca İran’da gerçekleşen devrim sonrası kurulan geçici Mehdi BEZİRGAN Hükümeti’ni tanıyan ilk Arap ülkesinin Suriye olması da tarihi geçmişe dair bilinmesi gerekenler arasındadır.
Suriye geçmişi tıpkı günümüzde olduğu gibi iç savaşlara sahne olmuş, alevi-sünni eksenli çatışmalar zaman zaman yaşanmıştır.
Kendilerini yüzyıllardan beri dışlanmış olarak gören aleviler ve islam dünyasında hakimiyeti elinde tutan sünniler arasında 1976 yılında başlayan  ve 1979-1982 arasında iç savaşa yol açan Müslüman Kardeşler Ayaklanması toplumsal kutuplaşmaların örnekleri arasındadır.
Bu olay birçok Suriye alevisinin günümüzde yaşanan olaylara bakış açısında etkili olmuştur. Birçok alevi aydınının öldürülmesi aleviler nezdinde hâlâ hatırlanmaktadır.
Diğer yandan sünni gruplar da Müslüman Kardeşler Ayaklanması bastırılırken uygulanan şiddeti de unutmadı. Çıkan ayaklanmalar sonucu Suriye’deki Müslüman Kardeşler oluşumunun büyük bir bölümü yok edildi. Bugünkü protestolara katılanların çoğu muhafazakar sünnilerdir.  Mevcut rejimin yıkılması ise aleviler açısından adeta bir beka sorununa yol açacaktır.
Hafız döneminde yaşanan iç savaşın ardından gittikçe otoriter bir nizama dönen Baas rejimi günden güne tekelleşmiş ve belirli bir zümrenin eline geçerek halktan kopuş yaşanmıştır.
Irak-İran arasında yaşanan savaşta Hafız’ın kendine rakip olarak gördüğü Arap komşusu Irak yerine İran’ı desteklemesi de birçok problemi beraberinde getirmiş, ekonomik ve toplumsal sorunlara yol açmıştır. 1982 yılında Hama’da yaşananlar ise zihinlerdeki tazeliğini korumaktadır.
Suriye iç savaşında etkili olan faktörlerin  sadece dış dinamikler değil içeride yaşanan gerek tarihsel gerekse 21. Yüzyıla dair bölünmelerin de etkili olduğu sayısız örnek ile açıklanabilmektedir.

Modern Dünyanın Çatışmaları: “Vekalet Savaşları”

80 milyondan fazla insanın hayatını kaybettiği 1. Ve 2. Dünya Savaşları ve ardından yarım asır süren soğuk savaş, uluslararası sistemi sil baştan şekillendirmiştir. Ardından süper güçlerin bir daha asla doğrudan karşı karşıya çatışmayacağı, nükleer güç temelli dehşet dengesi olarak bilinen  bir yapı kurulmuştur.
Günümüz dünyasında yaşanan savaşlar bölgesel ağırlıklı olmakla beraber bölgede çatışan taraflar kendi ulusal çıkarları doğrultusunda küresel güçler tarafından desteklenmiştir.
Gelecekte de adını sıkça duyacağımız bir kavram olan ‘Vekalet Savaşları’ olarak bilinen bir çatışma şekli ortaya çıkmıştır. Bu savaş türünün en bariz örneği ise hiç şüphesiz Suriye’de yaşanmaktadır.
Adeta Doğu ile Batı’nın vekalet savaşına dönüşen ve tarafların yüz milyarlarca dolarlık desteğine ulaşan Suriye İç Savaşı 7 yıldır devam etmektedir.
Yaşanan çatışmaları doğru teşhis etmek için gerek Arap Baharı ile Ortadoğu’da başlayan toplumsal dalgalanmalar, gerek küresel ve bölgesel aktörlerin Suriye üzerindeki çıkar çatışmaları, gerek Suriye toplunun geçmişten günümüze kadar geçen süreçte yaşadığı kutuplaşma ve mezhep temelli sosyolojik ayrışmalar ve gerekse bölgenin jeopolitik-jeostratejik konumdan kaynaklanan  dengeleri bilmek zaruridir.
2000 yılının haziran ayında babasının hayatını kaybetmesi üzerine Suriye’nin dümenini ele alan Beşar Esad’ın ilk icraatı  PKK konusundan dolayı bozulan Türkiye ile ilişkileri düzeltmek olmuştur.
2007 yılında Al İttihad- Fenerbahçe arasında yapılan dostluk maçı da siyasi ilişkileri iyileştirmek adına simgesel açıdan bir dönüm noktası olmuş ancak iç savaşın başlaması ile birlikte Şam rejimi  gittikçe katılaşmış.
Uluslararası kamuoyu tarafından ilk anda bir reformist olarak düşünülen Esad, Şam Baharı’nı siyasi tutuklamalar ile sona erdirerek bu uluslararası algıyı yıkmıştır.
2011 yılı başlarında ülkede yönetimi elinde tutan Baas Partisi, iktidarının sona ermesini talep eden Araρ Baharı gösterilerini kitlesel baskı ve askeri kuşatmalarla bastırarak  Yerel Suriye Muhalefeti (ÖSO, EL NUSRA) üzerinde sınırsız güç kullanmış bu da çatışmaları daha da şiddetlendirmiştir.
7 yıldır yaşanan çatışmalarda 400 binden fazla kişi yaşamını yitirmiş büyük bölümü Türkiye, Ürdün ve Lübnan’a olmak üzere milyonlarca insan göç etmek zorunda kalmıştır.
Birleşik Devletler, Кanada, Avrupa Birliği ülkeleri ve Araρ Ligi üyeleri defalarca kez Esad’in başkanlıktan istifasını önermiş ve talep etmişlerdir.
Arap Baharı ile başlayan süreçte bölgede birçok ülkede yaşanan toplumsal ayaklanmaların Suriye’de sonuçsuz kalması ve rejimin her şeye rağmen varlığını sürdürmesinin arkasında yatan faktörler bölgede değişen dengeleri ve Doğu’nun Batı karşısında ayağa kalkmasını açıklamak açısından önemlidir.

Rejimin Arkasındaki Küresel Güç: RUSYA

1991 yılında Sovyetlerin dağılması ile uluslararası sistemde hakimiyetini ciddi anlamda kaybeden Moskova,  Akdeniz’deki son üssü olan Suriye’de askeri ve siyasal varlığını devam ettirebilmek ve Ortadoğu’da ABD karşısındaki yaşamsal çıkarlarını korumak üzere rejime olan desteğini 7 yıldır koşulsuz sürdürmektedir.
2000 yılında Putin’in devlet başkanı seçilmesiyle küresel anlamda son yılların adından en çok söz ettiren ülkelerinden biri olan Rusya tıpkı Kırım’da ve Güney Osetya’da olduğu gibi Suriye vekalet savaşında da ağırlığını fazlasıyla hissettirmiştir.

Doğalgaz ihracatında dünya devi olan Rusya, 2006 yılında  Suriye’nin batısında bulunan Tartus ve Lazkiye’deki askeri üslerini kullanabilmek için Suriye’nin Rusya’ya olan borçlarının %70’ini silmişti.
Önce Körfez savaşı ardından Irak’ın işgaliyle artan Amerikan etkisine karşı Rusya, Suriye kanalı ile Amerikan politikalarını dengelemeye çalışmaktadır.
1700’ü Tartus, 2000’i Lazkiye’deki üslerde olmak üzere bölgede 3700 askeri personele sahip olan Rusya’nın iç savaşın başlamasıyla birlikte gerek hava operasyonları, gerek lojistik destek gerekse uluslararası arenada Şam yönetimine dair siyasal çabaları Esad için hayati rol oynamıştır.

Sovyetlerden miras kalan Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Daimi Üyeliği ve Rusya’nın sahip olduğu veto hakkı Suriye’ye olası bir askeri operasyonu her fırsatta engellemiş, bu durum rejimin elini güçlendirmiştir.
21 Kasım 2017’de gerçekleşen Beşar Esad’ın Rusya ziyaretinde Putin-Esad arasında kayda geçen yakınlık da Suriye-Rusya işbirliğini gözler önüne sermektedir.
Ayrıca 2016-2018 yılları arasında 650 milyon dolarlık ihracat ile Suriye Rusya için Ortadoğu’daki önemli bir pazar konumunda bulunmakta, Rus ihracatının büyük bir kısmını silah ve askeri ekipmanlar oluşturmaktadır.
Rejimin devrilmesi Suriye’yi Amerikan yanlısı bir grubun eline geçirecek bu da Rusya’nın Akdeniz’deki varlığına ciddi anlamda darbe vuracaktır. Moskova’nın bedeli ne olursa olsun rejime olan koşulsuz desteği bu sebepte yatmaktadır.

Mezhepsel Ortak: İRAN

1979 yılında  İslam Devrimi ile rejim değişikliğine uğrayan ve günümüze kadar geçen 39 yıl boyunca  ABD, İsrail ve Suudi Arabistan olmak üzere bölgedeki birçok ülke  ile ciddi siyasal çatışma halinde olan İran’ın Suriye rejimine yönelik zaman zaman Rusya’nın da önüne geçecek boyutta desteğini doğru kavramak bölgede yaşanan gelişmeleri sağlıklı teşhis etmek açısından zaruridir.
Dünya üzerinde Şii’lerin ağırlığını en fazla hissettirdiği ve Nato-Batı karşısında aldığı pozisyon ile bölgede ABD’nin en fazla başını ağrıtan ülke konumundaki İran, Esad’ın devrilmesinin ardından sıranın kendisine geleceğini çok iyi bilmekte, politikalarını rejimi ayakta tutmak üzere dizayn etmektedir.  
Suriye’de yaşananlar İran yönetimi açısından bir iç savaştan öte bölgenin yeniden şekillendirilmesi olarak görülmektedir.
Ayrıca İsrail ile çatışma halinde bulunan Şam rejiminin devrilmeye çalışılmasındaki temel hedefin Tahran olduğu şeklinde bir değerlendirme yapılmaktadır.
Şam’ın kontrolünün  Şii’liğe yakın bir mezhep olan Nusayrilerin elinde olması ve ayaklanan grupların muhafazakar sünni ağırlıklı örtülü olarak Amerikan destekli hareketlerden tarafından yönlendirilmesi Tahran yönetimin aldığı pozisyonu anlamak açısından önemlidir.
Bölgesel güç olma yolunda hızla ilerleyen, yaptığı nükleer çalışmalar ile gerek İsrail’in gerekse ABD’nin Ortadoğu’daki varlığını tehdit eden İran’ın Esad’a olan desteği en az Rusya kadar hayatidir.
Suriye’nin  İran’ın Lübnan Hizbullah’ına ulaşması ve ikmal desteği vermesinde ana güzergâhta bulunması, rejimin devrilmesi sonucunda ikmal yollarının tıkanması ihtimali İran’ın rejime yönelik desteğinin nedenlerinden birisidir.
İran merkezli Mucahîdî Xelaq Kurumu’na göre, Suriye’de Tahran’a bağlı 5 merkezde toplam 70 bini aşkın milis bulunmaktadır. Bu kuvvetler de rejimin ayakta durması açısından önemli rol oynamıştır.
ABD’li Cumhuriyetçi senatör John McCain’in katıldığı bir televizyon programında Suriye hakkında konuşurken:
“Tam biz kazanıyorduk ki, 5 bin Hizbullah militanı geldi” ifadesi İran’ın Lübnan Hizbullah’ı üzerinden rejime yönelik desteğini özetler niteliktedir.

ABD  VE ENERJİ FAKTÖRÜ

2.5 milyar varillik rezervi ile dünya petrol rezervlerinin yalnızca %0.15’ini oluşturan Suriye’nin enerji konusundaki asıl önemi Irak ve körfezdeki petrol ve doğalgaz kaynaklarının Doğu Akdeniz üzerinden küresel pazara sevkinde ana güzergâhlardan birini üzerinde olmasında ve Suriye’nin jeopolitik-jeostratejik konumunda  yer almaktadır.
Aralık 2011 itibariyle son askerini de Irak’tan çeken ABD bölgedeki çıkarlarını korumak üzere yeni stratejiler oluşturmuş, operasyonlarını kendi askerleri ile değil bölge halklarından oluşturduğu modern lejyoner ordular eliyle gayri nizami şekilde yürütmüştür.
Kuruluş tarihi 1999’a kadar uzanan ve 2014 tarihinde Irak’ta yaptığı operasyonlar ile adını uluslararası kamuoyuna duyuran DEAŞ’ın yönetim kadrolarına CIA eliyle sızan ABD, örgütü ciddi manada yönlendirmiş;  örgütü  Suriye’nin parçalanmasında etkin hale getirmeye çalışmıştır.
ABD’nin örgüt üzerinden en büyük çıkarı ise hiç şüphesiz DEAŞ ile mücadele adına YPG-PYD kuvvetlerini silahlandırarak Suriye’nin kuzeyinde bir enerji  koridoru oluşturma çabası olmuştur.
2016 sonlarına gelindiğinde 911 kilometrelik Türkiye-Suriye sınırı büyük ölçüde PYD-YPG kontrolüne geçmiş ancak Türkiye’nin Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı sınır ötesi harekâtları ile enerji koridorunun Akdeniz’e açılan kapısı kapatılmıştır.
Savaşın ilk yıllarında Batı medyası tarafından ılımlı örgütler olarak adlandırılan ÖSO ve El Nusra’nın ABD, Katar, Suudi Arabistan ve bazı Avrupa ülkeleri tarafından rejime karşı lojistik, ekonomik ve siyasal olarak desteklendiği bilinmekte, Esad’ı devirmek için her yola başvurulmaktadır.
Trump’ın ABD başkanı seçilmesiyle Şam üzerindeki baskılarını arttıran Pentagon, 7 Nisan 2017 tarihinde kimyasal saldırıdan sorumlu tuttuğu Beşar Esad’a karşılık vermek için Suriye rejimine ait Şayrat Hava Üssünü 59 Tomahawk füzesiyle vurmuştu. İngiltere ve Fransa’nın da destek verdiği operasyon ABD’nin  bölgedeki varlığının onlarca göstergesinden yalnızca biridir.
2018 Temmuz itibariyle bölgenin kuzeyinde TSK-ÖSO; güney ve içeride ise rejimin etkisi günden güne artmaya devam etmekte, ABD ise Fırat’ın doğusundaki varlığını korumaya devam etmektedir.
ARZ-I MEV’UD: BÜYÜK İSRAİL
Bölgede yaşanan gelişmeleri doğru tahlil ve teşhis ettiğimizde şu günlerde herkesin diline pelesenk olan ve artık komplo teorisi olarak anılan Büyük Ortadoğu Projesi’nin gerçeklerden pek de uzak olmadığını kolaylıkla anlayabiliriz.
Llyod George’un başbakanlığındaki İngiliz savaş kabinesinde dışişleri bakanı olan Althur Balfour ‘un girişimiyle başlatılan ve sonuçta Filistin’de bir Yahudi devletinin (İsrail) kurulmasıyla sonuçlanan Balfour Deklarosyonu ile Ortadoğu’ya tam anlamıyla yerleşen ve 1948 yılında bağımsızlığını ilan eden İsrail o günden bu yana geçen süreçte kuzey komşusu Suriye ile defalarca sıcak çatışma yaşamış, bilhassa Golan Tepeleri üzerinde güç mücadelesi yürütmüştür.
Baas rejimini Büyük İsrail’in kurulması yönünde en büyük engellerden biri olarak gören ve 2012 yılında Hizbullah’a giden silahları sebep gösterek Suriye’ye hava saldırısı düzenleyen İsrail 7 yıllık iç savaşta muhalif gruplara verdiği örtülü lojistik destek ile savaşın aktörlerinden biri olmuştur.
İsrail’in Suriye mücadelesinin bir diğer ayağı ise bölgedeki İran destekli milislerin ve Hizbullah’ın stratejik noktaları ele geçirmesini engellemek olmuş, bu doğrultuda Suriye topraklarına defalarca hava saldırısı düzenlemiştir.
İsrail, ayrıca Golan Tepeleri ve civarında güvenlik çemberi oluşturarak kendi sınırlarını korumaya çalışmıştır. 
Suriye topraklarında bazı üst düzey İranlı genarallere ve Hizbullah komutanlarına düzenlenen suikastlerin de İsrail tarafından yapıldığı iddia edilmektedir.
Uluslararası kamuoyu tarafından arama kurtarma ekibi olarak bilinen ancak son zamanlarda terör örgütleriyle bağlantıları ortaya çıkan Beyaz Miğferler’in de İsrail eliyle bölgeden çıkarılması da bilinmesi gerekenler arasındadır.

 YEREL MİLİSLER: ÖSO

Suriye ordusundan ayrılan 7 subay tarafından 2011 yılında Albay Riyad el Esad liderliğinde kurulan ÖSO, kuruluş amacını “sistemi yıkmak için halkla birlikte çalışmak ve halkı sistemin silahlı ölüm makinelerine karşı korumak” olarak açıklamıştı.
Suriye bayrağına bir yıldız daha ekleyerek yeni bir bayrak oluşturan örgüt, merkezi kademelerini güçlendirmek, Batı ve diğer Arap ülkelerinin desteğini sistemli bir şekilde görüşmek üzere Aralık 2012’de Antalya’da toplantı yapan Özgür Suriye Ordusu savaşın başladığı günden bu yana varlığını etkin olarak sürdürmekte rejim ile olan ayrılığın en önemli askeri kanadını oluşturmaktadır.

7 yıllık süreçte 30 farklı grubu içerisinde barındıran Özgür Suriye Ordusu toplamda 5 cephede şiddetli çatışmalara girmiş ilk etapta ABD’ ve Türkiye’den ciddi lojistik destek almış; daha sonra ABD’nin yönünü YPG’ye çevirmesi ile zayıflama sürecine geçmiştir.
DEAŞ ve YPG-PYD’ye karşı yapılan operasyonlarda Türkiye ile ortak hareket eden ÖSO, Suriye’nin kuzeybatısında konuşlanmaya devam etmektedir.

Yazımızın 2. Kısmında Suriye İç Savaşı’nın 7 yıllık seyri ve Türkiye’nin bölge üzerinde oynadığı rol ele alınacaktır.

Politika, kan dökmeden savaşmak; savaş ise kan dökerek politika yapmaktır.
Shalleron
KAYNAKÇA:
http://tr.euronews.com/2017/03/15/suriye-de-6-yillik-savasin-agir-bilancosu
https://www.diplomatikstrateji.com/zeytin-dali-harekati-suriye-son-durum-haritasi/
https://ankasam.org/suriyenin-enerji-jeopolitigi/
https://www.aa.com.tr/tr/dunya/rusyanin-akdenizdeki-tek-askeri-ussu-suriyede/396367
https://www.economy.gov.tr/portal/faces/home/disIliskiler/ulkeler/ulke-detay/Suriye/html-viewer-ulkeler?contentId=UCM%23dDocName%3AEK-160879&contentTitle=D%C4%B1%C5%9F%20Ticaret&_afrLoop=31878126792524348&_afrWindowMode=0&_afrWindowId=null&_adf.ctrl-state=nzkstmkep_1#!%40%40%3F_afrWindowId%3Dnull%26_afrLoop%3D31878126792524348%26contentId%3DUCM%2523dDocName%253AEK-160879%26contentTitle%3DD%25C4%25B1%25C5%259F%2BTicaret%26_afrWindowMode%3D0%26_adf.ctrl-state%3Dnzkstmkep_5

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here