Orta Asya bölgesi Doğuda Kingan Dağları, Batıda Hazar Denizi, Güneyde Himalaya Dağları, Kuzeyde ise Sibirya sınırına kadar uzanan bir bölgedir. Orta Asya bölgesi geçmişte olduğu gibi günümüzde de insanların ticaret mallarını ve fikirlerinin Avrupa’ya yayılmasında ana nokta olmuştur. Dağlar, çöller, ve bozkırlarla kaplı bu bölge zengin petrol, doğalgaz, uranyum ve altın rezervlerinin yanında Sovyet döneminde gelişen pamuk üretimi ile bilinmektedir.
Orta Asya zengin doğal kaynaklara sahip olması ve coğrafi konumundan dolayı da ABD, Rusya ve Çin arasında çekişmeli bölge olmuştur. Bu yüzden de bölgede kimin daha çok sözü geçer, etkin halde kim daha bölgeye daha hakim tartışması ortaya çıkmaktadır. Bu bağlamda;
ABD İÇİN ORTA ASYA NEDEN ÖNEMLİ ?
Bölge, Soğuk Savaş boyunca olduğu gibi Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin dağılmasını takip eden yıllarda, ABD’nin dış politika öncelikleri arasında yer almadı. 1990’ların ikinci yarısında ABD, Orta Asya’daki yaşamsal çıkarlarının farkına vararak ulusal güvenlik stratejilerinde bu bölgeye önem vermeye başladı. ABD bu amacında Ortadoğu’dan sonra Çin’in enerji kaynaklarına erişimini sınırlandırmak, Rusya’yı bir dünya gücü olmaktan çıkarıp anakarasına hapsetmek ve AB’nin alternatif olma potansiyelini ortadan kaldırmak için Hazar ve Orta Asya hattına yönelmiştir.
Bu bölgeye girişi 2001 sonundan itibaren “Terörle Mücadele” söylemi altında olmuştur. Bölgeye güçlü biçimde girebilmenin yollarını arayan ABD, bölgeye yönelik askeri açılımını başlatmıştır. Bu durum Rusya’nın “geçici onayı” ve bölge ülkelerin işbirliğine yanaşmaları sayesinde kolaylıkla gerçekleşmiştir.

ABD dış politikası için Orta Asya öncelikli hale gelirken şu hedefler belirlenmiştir:
  • Bölge ülkeleri ile iyi ilişkiler geliştirilmeli ve bu ülkeler Nato’nun barış için ortaklık programına dahil edilmeli
  • Sovyetlerden kalan kitle imha silahlarının bölgedeki terör örgütlerinin ve diğer devletlerin eline geçmesi önlenmeli
  • Orta Asya Cumhuriyetleri başta kökten dinci terör örgütleri olmak üzere her türlü tehdit unsurunda arındırılmalı
  • ABD askeri varlığıyla bölgeye yerleşmeli
  • Hazar enerji kaynaklarının güvenliği sağlanmalı ve bu kaynakların dünya piyasalarına aktarılması ve Rusya’nın kontrolü dışındaki güzergâhlara gerçekleştirilmelidir.
Orta Asya’nın Amerikan siyasetindeki öneminin artmasına paralel olarak “İpek Yolu Strateji Belgesi” çıkarılmıştır. Bu belgeyle; tarihi İpek Yolu üzerindeki halkların işbirliği, karşılıklı bağımlılığı, ekonomik ilişkilerinin geliştirilmesi, egemenliklerinin garanti altına alınması bu ülkelerde demokrasinin ve pazar ekonomisinin kurulması öncelikli şart olarak belirlenmiştir.  Bunun dışında ABD’nin Orta Asya’daki stratejisinin esas kriteri Amerika merkezli bir düzen oluşturmaktır. Bu strateji önde gelen devletler arasında güç dengesi sağlamaya yöneliktir.
Fakat ABD’nin bölge ülkelere olan yakınlığı ekonomik ve jeopolitik nedenlerden kaynaklanmaktadır. 2015 yılında kurulan Orta Asya ile işbirliğini öngören C5+1 projesi ilk zamanlar Orta Asya devletleri tarafından ilgi görse de, proje zamanla önem kaybetmiştir. Projenin tüm idari kontrolünü ABD’nin üstlenmesi işleri zorlaştırmış bununla birlikte Orta Asya devletleri ile ABD’nin arasında güvensizlik ortamı yaratmıştır.

Orta Asya devletlerinin günümüz koşullarında ciddi siyasi ve ekonomik işbirliğine hazır olmadıklarını söyleyebiliriz. Şu da bilinmelidir ki, bölgeye mali yardımlar ABD tarafından Rusya ve Çin ile kıyaslanmayacak kadar azdır. ABD tarafından Orta Asya’ya yönelik sabit bir strateji uygulanmadığı sürece bu bölgede etkin olamayacaktır.
ÇİN İÇİN ORTA ASYA NEDEN ÖNEMLİ?
1991’de Sovyetler Birliği’nin çökmesi ile Çin’in Orta Asya ülkelerine yönelik politikalar geliştirdiğini söylemek mümkündür. Konum itibari ile jeopolitik teorilerde mihver bölge konumu olan Orta Asya; Hazar Deniz’i kaynakları üzerinde gerçekleştirilen mücadelede önemli rol oynamaktadır. İlk önce burası için ortaya atılan iki teoriye bakmak gerekir. 1904 yılında Makinder “ Kara Hakimiyet Teorisi” ortaya atmıştır. Buna göre büyük güçler Orta Asya’yı Heratland- Kalpgah olarak görmektedir. Heratland’ı ele geçirenin büyük güç olacağı düşünülmektedir.
Brezezinski’ye göre ise; Avrasya en büyük kıtadır. Avrasya’ya egemen olan güç; dünyanın en ileri ve ekonomik olarak en gelişmiş bölgesinde ikisini kontrol edebilir. Avrasya’nın kalbi Orta Asya’dır. Dünyaya egemen olmak için Avrasya’yı,  Avraya’da egemen olmak için Orta Asya’yı ele geçirmek gereklidir. Bölge üzerindeki mücadele esas olarak Orta Asya’nın başta enerji hammaddeleri olmak üzere zengin doğal kaynaklara sahip olmasıdır.

Kaynak zenginliğinin yanında bu kaynakların, dünya pazarlarına ulaştırılması açısından transit konumdadır. Bu nedenle burada meydana gelecek bir istikrarsızlık birden fazla aktörün yer aldığı bir çatışma yaratabilecek kapasitededir. Aynı zamanda 65 ülkenin katılımıyla başlattığı “Tek Kuşak Tek Yol“ projesi ile Çin Orta Asya’da; Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan, Türkmenistan ve Özbekistan’ı da içine alan bir projeye dahil etmiştir.
Bu proje ile Çin, Rusya’yı memnun etmeyen bir rota izlemektedir. Rusya’nın uzun yıllardır Çin’e önerdiği güney Sibirya yolunu uygun bulmayan Çin bunun yerine, Kazakistan ve Kırgızistan çıkışlarını kullanarak Orta Asya, İran ve Türkiye üzerinden Batı pazarlarına ulaşmayı hedeflemiştir. Orta Asya bu bağlamda ilerleyen yıllarda senaryolara neden olmuş ve Çin’in burada Rusya’dan daha etkin olabileceği izlenimini ortaya sermiştir.
Rusya’nın bölgedeki en büyük müttefiki Kazakistan dahi” Bir Kuşak Bir Yol” projesinin ilk duyurulduğu merkez olarak geçmiştir. Çin’in Orta Asya ülkeleri için özellikle pazarda önem kazanması Rusya’yı endişeye sokmuştur. Burada Çin ve Rusya arasında bir çatışma bölgesi veya pazara inme konusunda tartışmaların olacağı izlenimi verilmiştir. Bu da Orta Asya ülkeleri içinde ABD ve Rusya’ya alternatif, dengeci güç olması bakımından Çin’in elini kolaylaştırmıştır.

RUSYA İÇİN ORTA ASYA NEDEN ÖNEMLİ ?
Rusya, Asya ve Avrupa kıtasının en köklü devletlerinden biri olup bölgesel ve küresel politikaların yapılarının ve yönlerinin belirlenmesinde uluslararası bir güç olarak önemli oynamıştır. 17.yy ortalarında İdil-Ural bölgesine hakim olduktan sonra yayılmacılık politikaları çerçevesinde yönünü  Orta Asya bölgesine çevirmiştir. Güney sınırlarının güvence altına alınması, bölgedeki ticari yolları kontrol altında tutma ve dış güçlerin bölgede güçlenmesini engellemeyi amaçlamıştır.
18.yy başında küçük askeri” keşif” gerçekleştirmeye başlayan Ruslar bölgeyi tamamen 19.yy ikinci yarısında ele geçirmişlerdir. Rusya’nın bölgedeki hakimiyeti yaklaşık bir asır sürmüş ve 1991 yılında SSCB’nin parçalanmasıyla, Orta Asya Cumhuriyetleri bağımsızlıklarını kazanmışlardır. O dönemde Rusya’nın başında bulunan Boris Yeltsin, Türki Cumhuriyetleri Rusya’nın bir yükü olarak görmüş ve bu düşüncesini hemen değiştirmemiştir. Yeltsin’in özgürlükçü politika izlemesi Rusya Federasyonu’nu kötü etkilemiş ve iç dış politikasını değiştirmesine neden olmuştur.

Batı işbirliğinin Pazar ekonomisine geçişin ve demokratik reformların Rusya’ya zarar verdiğini görünce dış politikadaki önceliğini yakın çevreyi tanımaya yönelmiştir. Bu bağlamda da bölge ülkelerine karşı da izlenen politika değişmiştir. Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan, Türkmenistan, Özbekistan üzerinden yürütülen gelişmelerde Yeltsin herhangi bir başarı elde edememiş ve bu dönemde Orta Asya (Türkistan) politikası çalkantılı bir şekilde devam etmiştir.
Putin’in devlet başkanlığına seçilmesiyle birlikte Rusya, yakın çevre olarak adlandırdığı ve Orta Asya ülkelerinin de dahil olduğu Bağımsız Devletler Topluluğu (BDT) coğrafyasına daha fazla önem vermeye başlamıştır. Rusya’nın Orta Asya politikası ve uluslararası arenadaki gelişmeler Türkistan ülkelerinin Rusya’ya daha fazla yakınlaşmasını sağlamıştır. Özbekistan, Kırgızistan ve Tacikistan gerek siyasi ve askeri, gerekse ekonomi alanında önceliği Rusya’ya tanımıştır.
Rusya iç politikada askeri ve ekonomik güç kapasitesini gözle görmek mümkündür. Rusya, Kafkasya ve Türki Cumhuriyetlerinde de askeri, ekonomik, siyasi varlığını arttırmış bununla birlikte güvenliğini tehdit eden birçok etkenlere de müdahale etmiştir.

Sonuç Olarak;
Rusya, Çin ve ABD’nin Orta Asya için verdikleri mücadelenin artması kaçınılmazdır. Bu devletlerin buralarda başarılı politika izlemeleri, Türki Cumhuriyetlerin yönetimindeki kişilere de bağlıdır. Söz konusu devletlerde en şanslı aktör Rusya iken, bunu takiben Çin’dir. Çünkü, Rusya bu bölgede etkin ve coğrafyayı en iyi bilen ülke konumundadır. Çin’in ise bölgeye yakınlığı Rusya kadar olmasa da “ Tek Kuşak Tek Yol” projesi ile bölgede etkinliğini arttırma imkanı bulmuştur.
Şanssız olarak nitelendirebileceğimiz ülke ise ABD’dir. Bölgeye en uzak ve bölge hakkında siyasi, ekonomik olarak coğrafyayı tam olarak tanımamaktadır. ABD, muhtemel renkli devrimleri desteklemekte bölgeyi istikrarsızlaştırma ve bunu ileri sürerek BM ve NATO birliklerini bölgeye sokmak ve burayı kontrol altına almak istemesi gözlerden kaçınılmaması gereken bir husustur.
Rusya’nın bir adım daha önde olması ve bu ülkelerle tarihi ve kültürel bağlara sahip olması; siyasi, enerji, askeri, ekonomik ve diğer alanlarla bölgeye hakim olması bir nevi kanıtıdır. Bundan sonraki süreçte Orta Asya da etkili ve en önemli oyuncu olacağı muhtemeldir. Orta Asya’da istikrar sadece bölge ülkelere değil, bölge ülkeleriyle sıkı münasebetler içerisinde olan devletlerinde çıkarına hizmet etmektedir.

KAYNAKÇA 
Orta Asya’da ABD, Rusya ve Çin: Stratejik Denge Arayışları
Uluslararası Sistemde Orta Asya: Dış Politika ve Güvenlik
Şanghay İşbirliği Örgütü- Gökçen Oğan
Dr. İlyas Kamalov, Rusya’nın Orta Asya Politikaları
Akdeniz İibf Dergisi, Tehdit Algılamaları Ekseninde Rusya’nın Yakın Dönem Kafkasya ve Orta Asya Politikası
Akademik Perspektif, Rusya Federasyonu’nun Orta Asya Politikası
Rusya’nın Orta Asya Politikaları

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here