Nükleer güç uluslararası ilişkiler ajandasının en temel konularından bir tanesidir. Makalemizin birinci bölümünde Güç kavramını ve nükleer gücün gelişimini inceleyeceğiz. İkinci bölümünde ise çağımızın büyüyen ve gelişen gücü Çin Halk Cumhuriyeti’nin Soğuk Savaş dönemi nükleer çağa bakış açısını irdelemeye çalışacağız. Üçüncü bölümde Soğuk Savaş sonrası Dünya düzeni içinde Çin’in nükleer silahların sınırlandırılması ile ilgili görüşlerine yer vereceğiz.

Güç Kavramı Ve Nükleer Gücün Gelişimi

Güç kavramı çağlar boyunca değişime ve gelişime uğramıştır. Uluslararası ilişkiler literatüründe önemli bir yere sahip olan bu kavram herkesçe kabul gören bir anlamının olmamasının yanında araştırmacılar tarafından devamlı olarak tartışma konusu olmuştur. Joseph Nye “güçlü devlet “kavramını genel olarak üç temel bakış açısı ile açıklamaya çalışmıştır; kaba güç, yumuşak güç ve akıllı güç. Devletlerin askeri kapasitelerini temel alan kaba güç kavramı tarih boyunca uluslararası sistemin en temel odak noktalarından birisi olmuştur.

Özellikle endüstri devriminden sonra Dünya’da teknolojinin büyük gelişim göstermesi kaba güç kavramının anlamında büyük bir değişime yol açmıştır. Endüstri devriminden önce devletlerin askeri kapasiteleri ön plandayken sonrasında devletler ateşli silahların gelişimi ve çeşitli teknolojilere önem vermeye başlamıştır. Devletlerarası silahlanma yarışı ve Birinci Cihan Harbi bu gelişmelerin sonucu olarak gösterilebilir. Ünlü Fizikçi Albert Einstein dönemin Amerika Birleşik Devletler Başkanı Franklin Roosevelt ile görüşmesinde uranyumun temel yapısını oluşturan atomların parçalanmasının tahrip gücü yüksek bir enerji ortaya çıkardığını ifade etmiştir.

Avrupa’da yükselen bir güç olan Hitler’den önce bu teknolojiye sahip olmak isteyen ABD “Manhattan Projesini “başlatmıştır. İlk nükleer silah denemesi 16 Temmuz 1945’de New Mexico eyaletinde yapılmıştır. İkinci Dünya Savaşı öncesi ve sırasında yaşanan bu gelişmelerin sonucunda Amerika Birleşik Devletleri Japonya’nın Pearl Harbor saldırısına karşılık ilk nükleer müdahalesini Hiroşima ve Nagazaki kentlerine attığı iki atom bombası ile gerçekleştirmiştir. Bu gelişme uluslararası sistemin tarihsel gelişimine baktığımızda bir dönüm noktası olarak değerlendirilebilir.

Nükleer silahların Dünya stratejisine etkisini diğer silahlarla karşılaştırmak hata olacaktır. Nükleer çağa kadar belirli bir tarih metodolojisi ile devletlerin stratejisini tayin etmek mümkündür ancak bu askeri sıçrayış büyük ölçüde Dünya politikasını etkilemiştir [Yüksel,2].1945-1949 dönemi Amerika Birleşik Devletleri’nin Nükleer teknolojiyi kontrol ettiği bir periyod olarak değerlendirilebilir.

1949 sonrasında ise diğer devletler nükleer teknolojinin gelişimi ve atom ve hidrojen bombalarının yapımı konusunda çeşitli girişimlerde bulunmuşlardır. Sovyetler Birliği 1949 yılında ilk atom bombası denemesini yapmıştır. İngiltere 1952 yılında Fransa ise 1960 yılında ilk atom bombası denemelerini gerçekleştirmişlerdir. Çin ilk atom bombası denemesini diğer devletlere oranla geç bir tarih olan 1964 yılında yapmıştır.

Soğuk Savaş Dönemi’nde Çin’in Nükleer Çağ’a Bakışı

Çin tarihin çoğu döneminde büyük devletlerin istila ettiği ve sömürge olarak kullandığı bir coğrafya olmuştur. Bu durumun yaşanmasında kömür, altın, petrol ve demir gibi doğal kaynakların varlığı önemli rol oynamıştır. Bunun yanında milliyetçi parti ve komünist parti arasında yaşanan çatışmalar ve sonucunda ortaya çıkan iç savaş Çin coğrafyasının gelişimini engellemesinin yanında büyük zararlara yol açmıştır. Komünist partinin yönetimi ele alması ile 1 Ekim 1949 tarihinde Çin Halk Cumhuriyeti ilan edilmiştir.

Çin Halk Cumhuriyeti’nin uzun süre sömürge coğrafyası olması ve yetersiz teknolojisi sebebiyle sermaye eksiği bir devlet olarak Dünya politikasına girmiştir. Bunun yanında Batı ile yaşadığı ideolojik çatışmalar onu SSCB ile iş birliği yapmaya teşvik etmiştir. Bu iş birliğinde nükleer teknolojiler konusunda Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin Çin Halk Cumhuriyeti’ne yardım etmesi dikkat çekmektedir. Bu durum Uluslararası İlişkiler teorileri içinde SSCB’nin ABD ve İngiltere’nin üstünlüğüne karşı hem siyasi hem de askeri anlamda bir güç dengesi kurma isteği olarak değerlendirilebilir.

1958 yılında Mao Zedong yaptığı açıklamada atom bombası, hidrojen bombası ve kıtalararası balistik füzelerin 10 yıl içerisinde yapımının tamamlanacağı mesajını vermiştir. ABD Çin Halk Cumhuriyeti’nin böylesine büyük bir teknolojiye sahip olmasını kendi çıkarlarının gelişimi yönünden olumsuz olarak değerlendiriyordu.16 Ekim 1964 tarihinde ilk atom bombası denemesini yapan Çin ve bu denemenin ardından yaptığı açıklama ABD’nin çekincelerini haklı çıkartacak niteliktedir.

Çin Halk Cumhuriyeti atom bombası denemesi ile Asya’da bulunan ve ABD’nin müttefiki olan üçüncü Dünya ülkelerine karşı büyük bir askeri avantaj elde etmiştir. Dönemin ABD başkanı Lyndon B. Johnson yaptığı açıklamada ABD’nin Asya’daki müttefiklerine karşı verdiği taahhütleri yerine getireceğini belirtmiştir. Bu açıklama sonrasında başkanın tekrar bu konuyu dile getirmemesi büyük bir tartışma konusu olmuştur. Dış İşleri Bakanı Dean Rusk tartışmaların hız kazanması üzerine yaptığı açıklamada bu konunun Birleşmiş Milletler de görüşüleceğini söylemiştir.

O dönemde SSCB ile ideolojik çatışmalar yaşayan ve sınır problemleri yüzünden savaşın eşiğine gelen Çin Halk Cumhuriyeti’nin Asya’daki üçüncü dünya ülkelerini hakimiyeti altına almak için nükleer bir saldırı yapacağı konuşuluyordu. Birleşmiş Milletler ve NPT görüşmelerinde Çin’in nükleer tehdidine karşı SSCB ve ABD’nin ortak bir tedbir alması bile gündeme gelmiş ancak bu fikir destek bulmamıştır. Mao Zedong’un Kültür devrimi sonrasında SSCB ve Çin arasında yaşanan gerilim sınır anlaşmazlıkları ile üst seviyeye çıkmış SSCB’nin sınıra askeri yığınak yapmasına neden olmuştur.

Başlarda Çin’in Nükleer gelişimini önemsemeyen SSCB bu anlaşmazlıkların artması ve Çin’in nükleer faaliyetlerine hız vermesiyle beraber Çin’i kendisine destek veren Asya ülkeleri ile beraber çembere alma stratejisi izlemeye başlamıştır.1964 ve 1968 yılları arasında sekiz başarılı atom bombası denemesi yapan Çin Halk Cumhuriyeti her denemesinin ardından yeni bir açıklamaya imza atıyordu. Aralık 1968 yılındaki sekizinci denemesinin ardından yaptığı açıklama dikkat çekici ayrıntılar barındırmaktadır:

“Çin’in nükleer silâhlar edinmesi yolundaki bu yeni başarılar… Birleşik
Devletlerin saldırganlığına karsı ve kendi kurtuluşları için kahramanca bir savaş
Yürüten Vietnam halkına; Birleşik Devletler emperyalizminin silahlı işgaline ve
Taylandlı gericilere karsı savaşan Laos halkına; Birleşik Devletlerin emperyalist
Siyoncu saldırısına direnen Filistinlilere ve diğer Arap halklarına ve halkın
kurtuluşu için mücadele eden ülkelerin hepsinin halklarına büyük
cesaretlendirme ve destektir“

Açıklamayı diğer açıklamalardan ayıran temel nokta Çin Halk Cumhuriyeti’nin farklı coğrafyalarda bulunan uygarlıkların mücadelelerine vurgu yapmasıdır. Özellikle Müslüman halklara verdiği destek Çin’in Asya’da ABD politikalarına karşılık bir destek aradığı ve etki alanını artırmaya çalıştığı olarak gözlemlenebilir.

Çin Halk Cumhuriyeti Soğuk Savaş süresince 28 tane başarılı atom bombası denemesi geçekleştirmiştir. 1964-1982 yılları arasında yaptığı Nükleer çalışmaların sonucunda 360 tane Nükleer silaha sahip olduğu bilinmektedir. Bu rakamlara göre 1982 yılında Dünya’da bulunan 57.859 Nükleer silahın çok küçük bir kısmına sahip olan Çin Halk Cumhuriyet’in SSCB ve ABD ile nükleer silah yarışına girmesi mümkün görünmemektedir. Temel varsayım olarak Çin’in nükleer faaliyetlerinin asıl amacı SSCB’nin Çin’i çembere alma politikasına karşı üçüncü dünya ülkeleri arasında üstünlük kurmak ve nükleer silahların caydırıcılık özelliğini kullanmaktır. Bir araştırmacı tarafından Çin’in nükleer gücüyle ilgili yapılan yorumda şu sözler yer almaktadır:

“Her ne kadar ABD ve SSCB ile karşılaştırıldığında Çin nispeten zayıf görünse de bulunduğu coğrafyada cüceler içinde bir dev gibidir. “

Bunun yanında ABD’den gelebilecek bir saldırıya karşılık misilleme gücüne erişmektir. Çin nükleer silahları ilk kullanan tarafın kendileri olmayacağını açıklamıştır. Özelikle Nixon Doktrini ile ABD’nin Asya’da taahhütlerini karşılamasının tartışmalı hale gelmesi ile Çin Asya’da avantajlı bir konuma geçmeye başlamıştır. ABD’nin bu gelişmelere karşı her yolu deneyebileceği konuşulmuştur.  Çin’in Nükleer silahlara sahip olmak istemesinin diğer bir sebebi ise uzun yıllar sömürge bölgesi haline gelen Çin coğrafyasının o dönemde de tekrar böyle bir şeyi yaşama korkusu olduğu gözlemlenmektedir. Çin halkı Nükleer silahları egemenliğinin ve bağımsızlığının bir teminatı olarak görmektedir.

 

Çin’in NPT ve Soğuk Savaş Sonrası Nükleer Çağa Bakışı ve Çeşitli Yorumlar

1968 yılında imzalanan ve 1970 yılında yürürlüğe giren Nükleer silahların artırılmasının önlenmesi antlaşması (Non-Ploriferation Treaty-NPT) nükleer çağın mihenk taşları arasında yerini almıştır. Özellikle Küba krizi sonrası devletlerin nükleer silahların sınırlandırılması konusunda atığı cesur adımların sonucunda imzalan antlaşma nükleer silahlanmanın önüne geçmek, nükleer enerjinin barışçıl amaçlarda kullanılması ve silahsızlanma gibi prensipleri barındırıyordu.

Nükleer çalışmaları ile dikkat çeken Çin Halk Cumhuriyeti’nin bu antlaşma ile ilgili görüşünü 1978 yılında Çin’in Birleşmiş Milletlere sunduğu belge ile açıklamıştır;

“NPT denen antlaşma SSCB ve ABD tarafından, nükleer güç tekellerini muhafaza etmek için uydurulmuş bir danışıklı dövüştür. Bununla diğer ülkelerin kendi savunmaları için nükleer silâh geliştirmeleri çabalarını sınırlamaya çalışmakla kalmamakta, bu ülkelerin nükleer enerjiyi barışçıl amaçla kullanmalarını da sınırlamaktadır. Süper güçler nükleer Silâhların dikey yayılımını daha da yoğunlaştırırken, nükleer silâhların yatay yayılımını
Sınırlamanın yollarını aramaktadır. NPT’ye nükleer silâh savasını önlemenin
çaresi olarak görmektedirler. Diğer ülkeleri ikna edemiyorlar. NPT’yi diğer
ülkelere zorla dayatmanın bir manası yoktur.”

Çin Halk Cumhuriyeti asıl görüşü Nükleer silahların tamamen yok edilmesi yönündedir. 1981 senesinde Çin Nükleer silahlar ile ilgili politikalarını değiştirmiştir. Silahsızlanma Konferansında Çin heyetinin başkanı Yu Peiwen’ın yaptığı açıklama yeni Çin politikalarını gösteren en kesin belge niteliğindedir:

“Çin başat güçlerin nükleer güç tekeline karsıdır. Diğer barışsever ülkeler gibi
Çin nükleer silâhların yayılmasını savunmamakta ya da cesaretlendirmemektedir;
ve nükleer silâhların Güney Afrika ve İsrail gibi ırkçı ve yayılmacılar tarafından
üretilmesine kesinlikle karsıyız.”

1982 yılı Çin’in NPT konusundaki görüşlerinin değiştiği bir dönem olarak dikkat çekmektedir. Bunun yanında Çin NPT’nin ayrımcı bir antlaşma olduğu fikrini hala taşıyordu.1983 yılında Çin Başbakanın ABD’ye gerçekleştirdiği ziyarette yaptığı konuşma dikkat çekmektedir;

“Nükleer silâhların yayılmasının önlenmesine dair antlaşmanın ayrımcılığını
eleştiriyoruz; ancak, nükleer silâhların yayılmasını savunmuyoruz ve
cesaretlendirmiyoruz. Ne Nükleer silâhların yayılması çabası içindeyiz ne de
diğer ülkelerin nükleer silâh üretmeleri için yardım ediyoruz. Biz nükleer
silahlanmayı gerçekleştirecek, nükleer silahlanma yarısına son verecek ve
nükleer silâh savası tehdidini ortadan kaldırılmak için gerçekten faydalı olacak
tekliflerin hepsini etkin bir şekilde destekliyoruz“

1981-1995 yılları arasında gerçekleşen bütün silahsızlandırma konferansları ve NPT görüşmelerinde Çin NPT ile ilgili önerilerini sunmuştur. Bu öneriler NPT’nin ayrımcılık ile ilgili ilkelerin kaldırılması ve NPT’nin süresiz olarak uzatılması olarak özetlenebilir.

Çin’in 1995 yılında yayınladığı Beyaz Kitap’ta Nükleer silahlar ile ilgili şu açıklamaya yer verilmiştir:

“[Çin Hükümeti] NPT’nin tespit ettiği üç ana hedefe ulaşılmasını
desteklemektedir: nükleer silâhların yayılmasının önlenmesi, nükleer
silahsızlanmanın hızlandırılması ve nükleer enerjinin barışçıl amaçla
kullanılmasında uluslararası işbirliğinin ilerletilmesi… [NPT] nükleer silâh
devletlerinin nükleer silâh sahipliklerini sonsuza değin muhafaza etmelerine
imkân tanıdığı yolunda yorumlanmamalıdır.”

2000 yılında gerçekleştirilen NPT görüşmelerinde nükleer silahsızlanma amacıyla bazı temel ilkeler belirlenmiştir. Kuzey İrlanda ve BM beş daimî üyesinin yayınladığı bildiride NPT’nin önemi vurgulanırken ülkeler NPT’nin süresiz olarak yürürlükte kalması konusunda mutabık kalmışlardır. Özellikle Nükleer Silahların kontrolünün artması ile ilgili bildirim dikkat çekmektedir.

2005 yılında gerçekleşen NPT görüşmesinin gündeminde Demokratik Kore Cumhuriyeti’nin antlaşmadan çekilme ve İran’ın nükleer çalışmalara ağırlık vereceği iddiası görüşülmüştür. Çin nükleer silahların tamamen ortadan kaldırılması ve nükleerin barışçıl kullanımını içeren ve 2000 yılında kabul edilen 13 ilkeyle yönetilmesini istediğini bildirmiştir.

Soğuk savaş sonrası yeni Dünya düzeni içinde Çin’in temel düşüncesi Dünya’da nükleer silahların çeşitlenerek büyüyeceği yönündeydi NPT’nin varlığının kısmi olarak bu durumu engelleyeceği düşünülse de istatistiklere bakıldığında 2018 yılı itibari ile 10 binin üzerinde büyük çaplı nükleer silah olduğu tahmin edilmektedir.

2010 yılında Rusya ve ABD arasında imzalan New START antlaşması ile Nükleer silahların azaltılması ile ilgili cesur adımlar atılmıştır. Ancak 2018 yılına gelindiğinde ABD başkanı Donald Trump’ın Orta Menzilli Nükleer Kuvvetler Antlaşmasından çekilme kararı Çin tarafından büyük tepkilere yol açmıştır. Çin ABD’nin yayınladığı yeni doktrini Soğuk Savaş zihniyetine dönüş olarak nitelendirmiştir.

Sonuç Olarak;

İlk Atom bombası denemesini 1964 yılında gerçekleştiren Çin Halk Cumhuriyeti Soğuk savaş döneminde toplamda 28 denemeye imza atmıştır. Çin’in nükleer güce sahip olması Asya’da bulunan üçüncü dünya ülkelerini rahatsız ettiği gibi bölgedeki ABD çıkarlarına zarar vermiştir. Bunun yanında SSCB ile yaşanılan ideolojik çatışma ve SSCB’nin Çin’i çembere almak politikası ve Çin’in Nükleer çalışmalara hız vermesi Soğuk savaşın en temel olaylarından birkaçı olmuştur.

NPT ve sonrasında Çin’in nükleer silahların sınırlandırılması ve uluslararası kontrolünü içeren düzenlemelere verdiği destek Çin’in samimiyeti ortaya koymuştur.2018 verilerine göre tahmini olarak 280 tane nükleer silahını olmasının yanında Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin beş daimî üyesinden bir tanesi olması onun nükleer ile ilgili düzenlerde söz sahibi olmasını sağlamıştır.

KAYNAKÇA

Nye, Joseph (2017) Yumuşak Güç 2.Basım

Taw, William T. (1977) Yumuşama Sonrası Çağda Çin’in Nükleer Stratejisi ve ABD’nin tepkileri, Stratejik Etütler Bülteni 60.Sayı 62-73 ss.

Atun, Ziya Şefik (2007) ÇİN HALK CUMHURİYETİ’NİN NÜKLEER SİLÂH GÜCÜ HÂLİNE
GELMESİ ve NÜKLEER SİLÂHLARIN YAYILMASININ ÖNLENMESİ KARSISINDA İZLEDİĞİ POLİTİKALAR (YÜKSEK LİSANS TEZİ)

XİA, Liping (2015) On China’s Nuclear Doctrine

Yılmaz, Samet (2016) Çin’in Nükleer Askeri Stratejisi ve Ulusal Güvenliği-İstanbul Gelişim Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi Cilt 3, Sayı 1 Sayfa 151-185

Akgültan, Selahattin (çev) (1967) Komünist Çin’de Nükleer Silahlar Üzerine Gelişmeler-Silahlı Kuvvetler Dergisi Cilt 86, Sayı:223 Sayfa 87-93

https://www.armscontrol.org/factsheets/Nuclearweaponswhohaswhat

http://www.hurriyet.com.tr/dunya/yeni-nukleer-doktrine-cin-ve-iran-da-tepkili-40731469

 

Görseller:

https://www.google.com.tr/search?biw=1366&bih=618&tbm=isch&sa=1&ei=ym9-XOXaLoKU1fAPqJWDgAY&q=n%C3%BCkleer+f%C3%BCzeler+%C3%A7in&oq=n%C3%BCkleer+f%C3%BCzeler+%C3%A7in&gs_l=img.3…64566.65167..65380…0.0..0.0.0…….1….1..gws-wiz-img.18sCd-XD8iY#imgrc=lID1qcAYcuPS0M:

https://www.google.com.tr/search?biw=1366&bih=618&tbm=isch&sa=1&ei=ym9-XOXaLoKU1fAPqJWDgAY&q=n%C3%BCkleer+f%C3%BCzeler+%C3%A7in&oq=n%C3%BCkleer+f%C3%BCzeler+%C3%A7in&gs_l=img.3…64566.65167..65380…0.0..0.0.0…….1….1..gws-wiz-img.18sCd-XD8iY#imgrc=ezEMkOCY_idoHM:

 

NPT consensus failure a good thing; 108 countries pledge to help ban nuclear weapons

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here