Her yıl uluslararası sistemin gidişatının konuşulduğu Münih Güvenlik Konferansı bu yıl da Almanya’nın Münih kentinde toplandı. Nasıl ki Davos ekonomi politikalarının zirvesi ise MGK’da güvenlik politikalarının zirvesidir. Bu yılki konferansın raporunda dikkat çeken ayrıtılar vardı.

Rapor’da Öne Çıkan Başlıklar;

  • ABD, Rusya ve Çin arasında güçler rekabetine dayalı yeni bir dönem ortaya çıkmakta.
  • Uluslararası düzende temel taşların yeniden düzenlenmesine tanık olmaktayız.
  • Liberal dünya düzeninde belirli bir yönetim boşluğu yaşanmakta.
  • ABD’nin Suriye’den çekilme kararı.
  • Ortadoğu’da bölgesel güçler askeri kapasitelerini hızla arttırmakta.
  • Trump’ın dünya genelinde diktatörlere olan rahatsız edici ilgisi altı çizilirken “ Sanki Trump yönetimi insan hakları sonrasında bir dünyada yaşıyormuş gibi. “ denildi.
  • AB ile ABD’nin artık yavaş yavaş ayrışmaya başladığının sinyalleri verildi.
  • Dünya artık yeni bir siyasi çağa girmekte.
  • Liberal Kapitalist sistemin artık rakipsiz değil, Rusya ve Çin bu modelin karşısına Otoriter Devlet Kapitalizmini koydu.
  • Dünya düzeninin sarsılması halinde AB’nin önemli ülkeleri olan İngiltere, Fransa veya Almanya’nın bulundukları bölgenin liderliği için görev alabileceği belirtildi.

Bunlarla beraber konferans sırasında kürsüye çıkan iki siyasetçinin konuşmaları dikkat çekti. Bunlardan biri konuşması sık sık alkışlarla kesilen Almanya başbakanı Merkel, diğeri ise konuşması boyunca tam 12 kez Trump’ı öven Avrupa ülkelerini NATO askeri harcamaları yetersizliği ile eleştiren, Almanya’yı Kuzey Akım 2 nedeniyle ittifak anlaşmasını bozmakla tehdit eden ve İran’a sert sözlerle saldırıda bulunan ABD Başkan yardımcısı Mike Pence idi.

ABD Hegemonyasının Düşüşü: Yeni Rekabet Dönemi

MGK’da tartışılan en önemli konu olan üç güç arasındaki rekabete dayanan yeni dönem için bazı yazarlar AB’yi de ekleyip dört aktörlü yeni rekabet dönemi olduğunu söylese de AB’nin bu dönem için henüz hazır olmadığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Zira Avrupalılar her nekadar bunun için çalışıyorlarsa da henüz bir orduya ve özerk bir dış politikaya sahip değiller. Bu güne kadar dünyanın süper gücü Liberal Kapitalizmdi hegomon devlet ise bu modeli en iyi kullanan devlet olan ABD idi.

Otoriter Devlet Kapitalizminin doğuşu ABD hegomonyasını bitirebilecek tek güç olarak ortaya çıktı, Bu modeli şuanda iki ülke kullanıyor bunlar; Jeopolitik olarak rekabet içinde olmalarına karşın batıya karşı ittifak içinde olan Rusya ve Çin. Bu iki ülke arasında da daha etkili olan ise Çin. Bu üç güç arasındaki rekabetin farklı boyutları var örneğin az önce de belirttiğimiz gibi Çin ve Rusya jeopolitik olarak rekabet içindeler ve ABD ile Çin arasındaki rekabetin temelinde yatan sebep ise ekonomi.

Bugüne kadar yeni bir hegomon gücün ortaya çıkışı ancak önceki hegomon gücü yenmesi ile mümkün olmuştur. O zamanki süper gücü yenen devlet yeni hegomon güç olmuştur. Bugün de öyle olacaktır, ABD’nin Liberal Kapitalizmine savaş açan Çin’in Otoriter Devlet Kapitalizmi bu savaş sonucunda kazanan olması halinde dünyanın yeni süper gücü olacaktır, yeni hegomon devlet ise bu modeli en iyi kullanan devlet olacaktır.

Bu gün bu modeli sadece Çin ve Rusya kullanmakta ve bu modeli dünyaya yaymaya çalışmaktadırlar. Tahtı sallanan ABD sanki herşey yolundaymış gibi bütün devletlere emirler savurmaya devam ediyor. İran’dan iç ve dış politikasını radikal biçimde değiştirmesini, Avrupa’dan ABD ile rekabet etmemesini, Kuzey Kore’den nükleer başlıklarını ve Rusya’dan 9M729 füzelerini imha etmesini, Türkiye’den S-400 füzelerinden vazgeçmesini ve Çin’den de onlarca yıllık politikalarından vazgeçnesini istiyor.

Bu isteklerin tamamı söz konusu ülkeler için hayati önem taşımakta, Trump’ın bu isteklerin kabul edilmeyeceğini bile bile istemeye devam etmesi ise ABD’nin zaten sallanan tahtına bir tekme daha vurmaktan öteye gitmemektedir.

Liberal Dünya Hedefi

Pence’nin, MGK’daki konuşmasında kullandığı üslup ve sık sık Trump’ı övmesi tıpkı artık son zamanlarını yaşayan bir kralın davranışlarına benziyor, saldırgan ve kibirli.. Peki bu kralın tahtına kim oturacak ? AB’den ayrılmanın eşiğinde olan İngiltere bu liderlik görevini üstlenmeye kalkacaktır ancak karşında birleşmiş ve özerk bir politikaya sahip bir AB bu rol için İngiltere’den daha avantajlı olacaktır.

Batılılar lidersiz kalmayacaklar  ama bu lider ABD değil AB olacaktır. Burda liderlikten bahsedilen bir dünya liderliği değil “ batı “ dünyasının liderliğidir. Her ne kadar bu yeni rekabet dönemine yetişemese de AB, ABD ile artık bağlarını koparmaya çok yakın. Artık yavaş yavaş kendi yolunu çizmeye başlayan Avrupalılar MGK’da kendilerini kurtarmak için tartışıyorlardı.

Almanya liderliğinde ABD ile yol ayrımına gelen Avrupalılar Liberal dünya düzenini beraber yönetmeye çalışacaklar. Bu ayrılık aynı zamanda “Batı“nın da dağılması anlamına gelecek. İnsanlar artık Batı derken ABD’yi mi yoksa AB’yi mi ifade etmek istediklerini belirtmek zorunda kalacaklar.

Ortadoğu’da Silahlanma

Raporda dikkat çeken bir diğer ayrıntı silahlanma yarışı ile ilgili verilerdi. Savunma harcamalarının GSYH’da en fazla yeri tuttuğu on ülkeden dokuz tanesinin Oratdoğu’da olduğu, bu ülkelerin silah harcamasının son 5 yılda ikiye katlandığı ve bu durumun Ortadoğu’da yeni bir çatışma riskini oraya çıkardığı ayrıntıları verildi. Raporda ayrıca Türkiye, İsrail, Suudi Arabistan ve İran askeri güç karşılaştırması yapıldı.

Raporda Ortadoğu’da ABD, İsrail, Suudi Arabistan ve İran’ı içine alan çatışma riskine değinildi, Yemen, Basra Körfezi ve Irak’ta ortaya çıkabilecek çatışmaların bu ülkeler arasında büyük bir çatışmaya dönüşebileceği vurgusu yapıldı. ABD’nin Suriye’den çekilme kararını tek başına ele alacak olursak ABD’nin de artık geleneksel liderlik rolünden vazgeçtiğini ve bölgesel çıkarlarını artık partnerlerini üzerinden kovalayacağı yorumları yapılmaktadır ancak bunun böyle olduğunu düşünmek fazla iyi niyetlilik olabilir.

ABD’nin Suriyeden çekilmesini Ortadoğudaki silahlanma yarışı ile beraber yorumlayacak olursak ise Ortadoğu’da giderek yaklaşan büyük bir çatışma bombasını kucağında bulmak istemediği için çekildiği sonucuna ulaşırız ki bu sonuç daha gerçekçi gelmektedir.

Zira ABD bugüne kadar hiçbir savaşa en başından dahil olmamış hep sonradan savaşlara dahil olmuştur, Ortadoğuda da eğer bir çatışma çıkarsa aynısı olacaktır bugün Suriye’den çekilen ya da çekildiğini sandığımız ABD belki de büyük savaştan kaçmaktadır.

ABD’nin Suriye’den Çekilme Kararı

ABD’nin Suriye’den çekilmesinin bir başka boyutu ise Suriye’nin geleceğini Türkiye – Rusya – İran üçlüsüne bırakmasıdır. Suriye’den çekildikten sonra ABD’nin, çıkarlarını partnerleri aracılığı ile koruyacağı yorumuna şöyle bir soru yöneltebiliriz; Hangi partner ?

ABD’nin bölgeye en yakın müttefiki olan Türkiye Suriye konusunda Rusya ve İran ile ortak bir politika izliyor, Amerikalıların hal bu iken Türkiye’ye bel bağlamayacağı aşikar peki hangi müttefik ? Anlaşılan ABD, IŞİD bittikten sonra PYD’ye yardımı keseceği sözünde de durmayacak hatta bir adım daha ileri giderek PYD terör örgütünü Suriyedeki partneri olarak hazırlama yoluna gidecektir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here