Boğazlar Sorunu ve Atılan Adımlar

‘‘Boğazların bölge için önemi 15’inci yüzyıldan itibaren İstanbul’un ve arkasından Sinop, Trabzon, Kırım ve Eflak-Boğdan’ın Osmanlı Devleti hakimiyeti altına girmesiyle başlamıştır. Bu hakimiyetler ile Marmara ve Karadeniz birer iç deniz halini almış başta Ruslar(SSCB) olmak üzere birçok Avrupa ülkesi boğazlar konusunda birlik olmaya başlamıştır.
1699’da Karlofça ve 1711 ‘de Prut Antlaşması sonrası 1784’de Kırım’ı topraklarına katmasıyla Ruslar Karadeniz’e yerleşmişlerdir. 1700’lü yılların sonlarında artan Avrupa tehdidine karşı 1809’da Kale-i Sultaniye Antlaşması yapılmıştır. Bu antlaşma ile Boğazların bütün devletlerin savaş gemilerine kapalılığı ilkesi kabul edilmiştir. Ancak 1829 Edirne Antlaşması ile Ruslar kendi ticaret gemilerinin Boğazlardan geçiş hakkını elde etmiş, 1833’de ise Hünkar İskelesi Antlaşması ile Çanakkale Boğazı’nın yabancı devletlerin savaş gemilerini Boğazlardan geçirmek hakkını almıştır.
Sonrasında 1841 Londra Konferansına gelinmiştir. Burada yapılan antlaşma ile Boğazlar ticaret gemilerine açık fakat yabancı savaş gemilerine kapalı hale gelmiştir. Bunun üzerine de 1856 Paris ve 1871 Londra Antlaşmaları ile karşılıklı hukuki kural ile antlaşmalar son şeklini almıştır.
Bütün bunların üzerinden çok geçmemiştir ki, 1. Dünya Savaşında Goeben ve Breslau adlı iki Alman gemisi Türkiye’ye sığınmak üzere Çanakkale Boğazı’ndan geçmiş ve Türkiye’nin savaş içindeki tarafsızlığını kritik duruma sokmuştur. Sonradan Yavuz ve Midilli adlarını alan bu gemiler Türkiye için yeni bir tarih sayfasını aralamışlardır.’’
Boğazlardaki Türk egemenliği Büyük devletler tarafından ikili antlaşmalarla kısıtlanmak için zorlanmış ve gelişen siyasi ve ekonomik koşullar sonucunda hemen her büyük Avrupa Devleti kendi çıkarları doğrultusunda Boğazlar sorununa daha çok eğilmiş ve burada kendi lehine yeni bir statünün kurulması için uğraşmaya başlamıştır.  Lozan Konferansında imzalanan ek sözleşmeye göre İstanbul ve Çanakkale boğazları ile Marmara denizindeki adalar askerden arındırılmıştır. Boğazların güvenliği Milletler Cemiyeti’ne bırakılmış geçişleri düzenlemek amacıyla milletler-arası bir komisyon kurulmuştur.[1]

Lozan’a Göre Boğazların Askersizleştirilmesi:

– İstanbul’da 12.000 kişilik bir kuvvet bulundurulacak,
– Bir tersane bir deniz üssü bulundurulacak,
– Askerler boğazın bir tarafından diğer tarafına geçebilecek,
– Hava gemileri askersiz mıntıka üzerinde uçabilecek,
– Denizin dibi ve yüzü gözetlenebilecek,
– Marmara’nın güney kıyıları askersizleştirilmesiyle bölgeden çıkarılacak,
– İmroz ve Bozcaada Türkiye’ye verilecek,
– Askersiz bölge İstanbul Boğazı’nda 15, Çanakkale Boğazı’nda 20 Km. ye indirilecek
1930’lu yıllardan sonra Almanya ve İtalya’nın başlattığı statüko çıkışları ve Almanya’nın silahlanma çalışmalarının yeniden gündeme gelmesiyle birlikte Türkiye önceki Boğazlar Sözleşmesini kendi kuruluş değerlerine aykırı ve devletin bekasına tehdit oluşturduğu gerekçesiyle değiştirmek istediğini 1923 Lozan Antlaşmasındaki imzacı devletlere belirtmiştir.
Bu arada, 1928 yılında Türkiye Kellogg-Briand Paktını imzalayarak silahsızlanma konferansına, ardından Milletler Cemiyetine üye olarak teşkilat içerisine katılmıştır. Türkiye Milletler Cemiyetine üye olunca yaptığı ilk atak 12 adalar üzerinden Akdeniz’e girmeye çalışan İtalya’yı durdurmak olmuştur.
Daha sonra Türkiye’nin talebi doğrultusunda ile diğer ülkeler devletler-arası kutuplaşmanın arttığı bir dönemde Boğazların hakimiyetini başka bir devlete kaptırmak yerine yeni kurulan Türkiye Cumhuriyetine bırakmayı tercih etmişlerdir. Uluslararası dengeler bu sefer de Türkiye’nin lehine bir sonuç doğurmuştur. [2]

Montrö Boğazlar Konferansı

Montrö Sözleşmesi beş kısım ve dört eke ayrılmış 29 maddeden oluşmaktadır. Kısımlar – Ticaret Gemileri – Harp Gemileri – Uçaklar, – Genel Hükümler ve – Nihai Hükümlerden oluşmaktadır. Her hüküm kendi içerisinde barış zamanı, savaş zamanı ve Türkiye savaşın içerisinde ise diye bölümlerde ayrı ayrı maddelenmiştir. Bu sözleşme Türkiye, Fransa, İngiltere, Yunanistan, Bulgaristan Romanya, Yugoslavya, Rusya, Avustralya ve Japonya tarafından imza edilip onaylanmıştır. Günümüze kadar birçok kez Ruslar tarafından konu siyasi olarak tartışılmış ancak Kanal İstanbul’a kadar ciddi bir söylem ortaya çıkmamıştır.
Montrö Sözleşmesinin asıl amacı kıyı devleti olan Türkiye Cumhuriyeti’nin egemenlik haklarını saklı tutmakla beraber uluslararası deniz ticaretinin gereklerini ve yararlarını bu haklarla bağdaştırmaktır. Yani Montrö ile boğazlardan yeni bir geçiş rejimi kabul edilmiş, bu yeni rejimin uygulanması ve denetimi sorumluluğu Türkiye’ye verilmiştir.
Dünyada ki Boğaz Geçişleri

Boğazlardan Savaş ve Barış Zamanında Geçiş Kurulları ve Kotalar[3]

Barış Zamanında: 

Karadeniz’e kıyısı olmayan devletlerin ticari gemileri serbestçe boğazlardan geçebilir. Savaş gemileri ise 8-15 gün önceden haber verilerek geçebilecektir.
Boğazlardan aynı devlete ait bir kerede en çok 9 gemi geçebilir ve bunların toplam ağırlığı 15.020 tonu aşmamalıdır.
Ayrıca boğazlardan denizaltı, uçak gemileri ve 10.000 tonu geçen savaş gemileri kesinlikle geçemezler.
Sözleşmeye uygun ve kaidelere riayet eden savaş gemileri Karadeniz sularında 21 günden fazla ikamet edemezler.
Farklı olarak Karadeniz’e kıyısı bulunmayan devletlerin barış zamanında boğazda bulanabilecek savaş gemilerinin tonajının 30.000 tonu geçmemesi karara bağlanmıştır. Fakat Karadeniz’e kıyısı bulunan devletler eş zamanlı olarak 45.000 tona kadar filolarını güçlendirebileceklerdir. Karadeniz’e kıyısı bulunmayan devletler için de ticari gemi serbestliği bulunmaktadır.
Savaş gemileri ise 8 gün önceden bildirilmek zorundadır ve boğazdan geçen gemilerin toplam tonajının 15.000’den fazla olmaması şarttır. Karadeniz’de ne kadar kalacaklarına ilişkin bir süre tespiti ise yapılmamıştır.

Savaş Zamanında: 

Bir savaş halinin varlığında Türkiye “tarafsız” ise ticaret gemileri serbestçe geçer. Fakat savaşan devletlerin savaş gemileri asla boğazlardan geçemez.  
Türkiye “savaşan” devletlerden biriyse her tür gemiyi geçirip geçirmemekte kendisi karar verir. Dilerse boğazları tüm devletlere kapatabilir.
Savaş durumun ortaya çıktığı zamanlarda Türkiye boğazları kapatma hakkına sahiptir. Ayrıca sözleşme hükümlerinde Boğazlardan geçen devletlerin gemilerinin kayıtları uluslararası kamuoyu ve devletlerle paylaşılır. 
 

Kanal İstanbul’un İnşası Montrö Sözleşmesini Nasıl Etkileyecek?

Kamuoyu Yorumları

Montrö kapsam olarak İstanbul Boğazı, Marmara Denizi ve Çanakkale üzerinde etkili olan bir anlaşmadır. Kanal İstanbul alternatif bir yol olarak ilerleyen dönemlerde Montrö Sözleşmesi dışında kalacaktır. Ancak doğal su yolu olan İstanbul Boğazı’na alternatif olarak sunulmak istenen Kanal İstanbul’u diğer ülkelerin kullanma zorunluluğu yoktur ve Montrö hükümleri uygulanmayacaktır. Yani Türkiye’nin İstanbul Boğazından geçen gemileri Kanal İstanbul’a yönlendirme yetkisi bulunmamakta.
Türkiye bu noktada gemilerin boğazdan geçiş serbestliğini engelleyemez ve Kanal İstanbul’u kullanmaları konusunda zorlayamaz. Ticari olarak buradan gelir elde edilmesi üzerine konular tartışılabilir. Askeri olarak ise Montrö ile konulan kuralların yanı sıra savaş gemileri üzerine Kanal İstanbul için yeni bir sözleşme yapma gereği duyulacaktır.
Kanal İstanbul Çalışma süresi içerisinde ya da sonrasında kıyıdaş olan ülkeler konu üzerine konferanslarda bir araya gelmek durumunda kalacaktır ve bu bir nevi stratejik adım olarak görülmektedir. Ancak Montrö ile elde edilen bağımsızlığın Kanal İstanbul ile yapılacak olan yeni anlaşmalar sonrası kısıtlanacağı üzerine yorumlarda bulunmaktadır.
Bir diğer yorum ise, Kanal İstanbul’un savaş gemilerince kullanılması Türkiye bakımından olumsuz sonuçlar doğuracağı üzerine. Türkiye bugün sahip olduğu Boğazları Kontrol etme yetkisinden yoksun kalacak. Örneğin, Karadeniz’e kıyıdaş devletlerin geçişten 8, kıyıdaş olmayan devletlerin geçişten 15 gün önce Türkiye’ye ihbarda bulunma yükümlülüğü ortadan kalkacak. Bunun kalkmasıyla Türkiye’nin geçişe itiraz etme olanağı da kalmayacak. Rusya’nın denizaltılarla ilgili bilgi verme yükümlülüğü kalkacak. Karadeniz’de denizaltı üssü kurulabilecek.
Kanal İstanbul ile ABD savaş gemilerinin yoğunluğu artabilir, sadece ABD değil Karadeniz’e kıyıdaş ve kıyıdaş olmayan devletlerin bölgede yoğunluğu gözlenebilir. Karadeniz’in savaş gemileriyle dolu olmasının ve ABD ile Rusya arasında bir rekabet alanına dönüşmesinin Türkiye’nin güvenliği açısından Doğu Akdeniz’deki gibi tehlikeye girmesinden endişe edilmektedir.
Kaynakça:
[1]  http://dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/45/810/10302.pdf
[2] https://www.tarihiolaylar.com/tarihi-olaylar/montro-montreux-bogazlar-sozlesmesi-368
[3] https://www.tarihiolaylar.com/tarihi-olaylar/montro-montreux-bogazlar-sozlesmesi-368#panel5

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here