Giriş

Milli Mücadele Dönemi, Türklerin kendilerine dayatılan Mondros ve Sevr projelerini kabul etmeyip 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkan Mustafa Kemal Paşa önderliğinde ayaklanarak askeri ve diplomasi alanında verilen mücadeleler ile bağımsızlıklarını kazandıkları dönemdir. Bu çalışmada, Osmanlı Devleti’nin son dönemlerinde içinde bulunduğu genel durum hakkında kısa bir değerlendirmenin ardından, Milli Mücadele Dönemi’nin diplomasi alanındaki gelişmeleri ayrıntıya inmeden özetlenecektir.

Osmanlı Devleti’nin Genel Durumu

1914-1918 yılları arasında meydana gelen ve tüm kıtaları etkisi altına alan Birinci Dünya Savaşı, özellikle savaştan mağlup olarak çıkan ülkeleri harap etmiştir. Harap olan bu ülkelerden biri de Osmanlı İmparatorluğu’dur. Söz konusu dönemde imparatorluğun kaderini belirleyen  İttihat ve Terakki Partisi, inisiyatifi eline alarak Almanya’nın yanında savaşa dâhil olmaya karar vermiştir. Aralarında Mustafa Kemal ve milli mücadelenin önder kadrosu da olmak üzere, Osmanlı subay ve askerleri cepheden cepheye koşmuşlardır. Çanakkale ve Kut’ül Amare’de büyük zaferler kazanılsa da, sonucu değiştirmek için yeterli olmamış ve imparatorluk 30 Ekim 1918’de Mondros Ateşkes Antlaşması’nı imzalayarak savaştan çekilmiştir. İtilaf Devletleri, ateşkesin 7.maddesini gerekçe göstererek Anadolu’yu istila etmeye başlamışlardır. İstanbul’u İngiltere ve Fransa, Doğu Anadolu’yu Ermenistan, Güneydoğu Anadolu’yu Fransa ve Akdeniz Bölgesi’ni ise İtalya işgali altına almıştır.

18 Ocak 1919 tarihinde Birinci Dünya Savaşı sonunda imzalanacak barış antlaşmalarını görüşmek amacıyla 32 devletin katıldığı Paris Barış Konferansı açılmıştır. Bu konferansta Türkiye açısından alınan en önemli karar İzmir’in Yunanistan tarafından işgal edilmesine yönelik alınan karardır. Daha önce İtalya’ya verilmesi planlanan İzmir ve çevresi, söz konusu bölgenin İstanbul ve Çanakkale Boğazlarına yakınlığı sebebiyle güçlü bir devletin denetimine girmesi İngiltere’nin çıkarına ve güvenliğine tehdit oluşturabileceğinden, daha zayıf ve kontrol edilebilmesi daha kolay olan Yunanistan denetimine bırakılmıştır. Ayrıca Yunanistan’ın bölgedeki Türklerin Rumlara şiddet uyguladığı ve öldürdüğü propagandası yapması da bu kararda etkili olmuştur.

Tüm bu şartlar altında 19 Mayıs 1919 günü Samsun’a çıkan Mustafa Kemal milli mücadeleyi başlatmıştır.

Milli Mücadele Dönemi Türk Dış Politikası (1920-1922) 3

Milli Mücadele Dönemi Türk- Sovyet İlişkileri

Milli Mücadele Dönemi Türk-Sovyet ilişkileri, 26 Nisan 1920 tarihinde Mustafa Kemal Paşa’nın Lenin’e Ankara-Moskova arasında diplomatik ilişkilerin başlamasını ve askeri-siyasi bir ittifak ile emperyalizme karşı ortak mücadele verilmesini isteyen bir mektup göndermesi ile resmi olarak başlamıştır. Sovyetler, daha Türkiye’de milli mücadele başlamadan önce de Anadolu ile ilgilenmeye başlamışlardır. Şüphesiz bu ilginin sebebi doktrinseldir. Yani Sovyetler, Anadolu’da bir komünist ihtilalinin fitilini ateşlemek istiyorlardı. Çünkü Anadolu halkının Batılı emperyalistlere karşı ayaklanıp kendi Sovyet Cumhuriyetlerini kurmaları, baskı ve zulüm altında yaşayan diğer sömürge milletlerini de kendi bağımsızlıklarını kazanmaları için harekete geçirecekti. Sömürgelerin bağımsızlıklarını kazanmaları sayesinde emperyalist ülkelere giden ham madde azalacak ve bu ülkelerin ekonomileri zayıflayacaktı. Böylelikle söz konusu memleketlerdeki köylü ve işçiler ayaklanarak tüm dünyada Sovyet Rejimi kurulacaktı. Sovyetlerin Türk Kurtuluş Savaşı’na bakışı genel olarak bu şekilde idi.

Meseleye Türk tarafından baktığımızda ise şu iki noktayı tespit etmiş oluruz:

1) 16 Mart 1920’de İstanbul’un işgal edilmesi ile Osmanlı Mebusan Meclisi’nin kapanması, kapanan meclisten Anadolu’ya geçebilen milletvekilleri ile 23 Nisan 1920’de TBMM’nin kurulmasını sağlamıştır. Ancak kurulan bu meclis tam bir diplomatik yalnızlık içindedir, çünkü henüz hiçbir devlet tarafından tanınmamaktadır.

2) TBMM’nin 10 Ağustos 1920’de İstanbul Hükümeti tarafından imzalanan Sevr Antlaşması’nı kabul etmemesi üzerine Yunan ordusu İzmir’den batıya doğru harekete geçmiştir. Yunanlıların bu ilerleyişi ancak kuvvet yoluyla durdurulabilirdi ve bunun için silah ve cephane gerekiyordu.

Açıklanan bu iki durumun birleşmesi TBMM Hükümeti’ni Sovyet Rusya’ya yanaşmaya mecbur bırakmıştır. Bu sonuca göre yukarıda bahsettiğimiz gibi Mustafa Kemal’in diplomatik faaliyetleri başlatmak ve ittifak kurmak için Lenin’e mektup gönderdiğini görüyoruz. 26 Nisan tarihli bu mektuba 3 Haziran 1920’de Sovyet Dışişleri Bakanı Çiçerin cevap vermiştir. Çiçerin’in yazdığı cevap mektubu ile TBMM Sovyetler tarafından resmi olarak tanınmıştır. Ancak Sovyetler ittifak konusunda Türkiye kadar istekli değildi. Çünkü Sovyetler İngiltere ile bir ticaret antlaşması için görüşme yapıyordu. Olası bir ittifakta zaten kendi iç savaşı ile meşgul olan Sovyetler Anadolu’da Yunanistan ile savaş durumunda kalabilirdi. Türkiye’nin komünist faaliyetlere karşı önlem alması da Sovyetlerin bu isteksizliğinin sebeplerinden biridir.

Yukarıda ikinci maddede belirttiğimiz durum sebebiyle söz konusu maddede geçen silah ve cephane yardımı için Dışişleri Bakanı Bekir Sami Bey liderliğindeki heyet, 19 Temmuz günü Moskova’ya ulaştı. Akabinde görüşmeler başladı ve imzalanacak antlaşmanın metni belli oldu. Ancak anlaşmada Sovyetler tarafından Muş, Van ve Bitlis illerinin Ermenistan’a bırakılması isteniyordu. Bu nedenle anlaşma hemen imzalanmadı. Kazım Karabekir Paşa komutasındaki Türk ordusunun Ermenistan üzerine taarruza geçmesi ve Ermenilerin yenilerek barış istemesi üzerine TBMM ve Ermenistan arasında Gümrü Antlaşması imzalandı. Aynı zamanda Sovyet Rusya, Menşeviklerin elinde bulunan Ermenistan iktidarını kendi ellerine aldı ve anlaşmanın önüne geçen bu sıkıntı ortadan kalkmış oldu. Bunun üzerine Moskova elçiliğine atanan Ali Fuat Cebesoy 26 Şubat 1921’de Sovyetler ile görüşmelere başladı ve 16 Mart 1921’de Türk-Sovyet Dostluk Antlaşması imzalandı. Bu antlaşmaya göre Sovyet Rusya Sevr Antlaşması’nı tanımıyor ve Misak-ı Milli sınırları içerisindeki TBMM Hükümeti’ni tanıyordu. Sovyetler ayrıca, Boğazların Türk egemenliğinde bulunmasını kabul ediyorlardı. Antlaşmadan sonra Sovyet Rusya silah yardımlarına başlamıştır. Türkiye ile Sovyet Rusya arasında başlayan bu yakın ilişkiler İkinci Dünya Savaşı’na kadar devam edecek, savaş zamanında ise büyük bir değişime uğrayacaktır.

Bu arada Türk heyeti, Sovyetler ile imzalanan antlaşmadan daha önce 1 Mart 1921’de Moskova’daki Afganistan heyeti ile Türk-Afgan Dostluk Antlaşması imzalamıştır. Bu antlaşma ile Afganistan, TBMM’yi ve Misak-ı Milli kararlarını tanıyan ilk devlet olmuştur.

Batı Dünyası İle İlişkiler

23 Nisan 1920’de açılan TBMM’nin Batı ile ilişkileri, Doğu’ya nazaran çok daha engebeli olmuştur. Çünkü TBMM’nin Doğu, yani Sovyet Rusya ve Afganistan ile diplomatik ilişkilerini geliştirip antlaşmalar imzalaması, bu iki ülkenin Türkiye ile aynı düşmana sahip olması nedeniyledir. Oysa Batı’daki ilişkileri geliştirmek ve TBMM’nin varlığını Batı’ya kabul ettirmek ancak silah yoluyla mümkün olmuştur.

TBMM’nin Batı ile ilişkileri 1921 yılında başlamıştır. 1921 yılının Ocak ayında TBMM, ABD Yüksek Komiseri sıfatıyla İstanbul’da bulunan Amiral Bristol ile temasa geçmiştir. Atatürk’ün bu temas ile amacı, Türk Kurtuluş Savaşı’nda ABD’nin desteğini kazanmaktı. Tabii ki her yerde olduğu gibi bu konuda da tam bağımsızlık ve kapitülasyonların kaldırılması şartını öne sürmüştür. Ancak ABD, uygulamakta olduğu Monroe Doktrini ile “Avrupa’nın diplomasisine karışmama” politikası izliyordu. Bu sebepten ötürü Milli Mücadele Dönemi’nde TBMM ve ABD arasındaki ilişkilerin geliştirilmesi mümkün olmamıştır.

TBMM’nin ABD ile ilk teması sağladığı sıralarda Yunanlılara karşı Birinci İnönü Zaferi kazanılmıştır. Bunun üzerine İtilaf Devletleri daha önce TBMM’nin kabul etmediği Sevr Antlaşması’nı, küçük değişiklikler yaparak TBMM’ye kabul ettirmek amacıyla 21 Şubat 1921’de Londra Konferansı’nı topladılar. Konferansa Yunanistan ve Türkiye’de davet edildi. Ancak İtilaf Devletleri, yalnızca Osmanlı Hükümeti’ni tanıdıkları için konferans davetini TBMM yerine Osmanlı Hükümeti’ne ilettiler ve TBMM’nin de konferansa delege gönderebileceğini söz konusu hükümete bildirdiler. Osmanlı Hükümeti durumu Mustafa Kemal Paşa’ya iletti. Ancak Mustafa Kemal, resmi olarak davet edilmedikleri bir konferansa katılmayacaklarını belirterek bunu reddetti. Bunun üzerine TBMM Hükümeti resmi olarak konferansa davet edildi ve İtilaf Devletleri tarafından tanınmış oldu. Konferansa TBMM’yi temsilen giden Bekir Sami Bey, İtilaf Devletleri ile Ankara’ya danışmadan, milli çıkarlara aykırı ikili anlaşmalar imzalamıştır. Bu antlaşmalar TBMM tarafından onaylanmayıp Bekir Sami Bey görevinden alınmıştır. Konferans, bir sonuca varılmamasına rağmen Batı’ya kendi varlığını kabul ettirdiği için TBMM açısından diplomatik bir başarıdır.

Konferansın dağılmasından yaklaşık bir ay sonra, 23 Mart 1921’de İkinci İnönü Muharebesi başlamış ve 1 Nisan’da Türk zaferi ile sonuçlanmıştır. İkinci İnönü Zaferi’nden sonra Fransız temsilcisi Franklin Boillon’un Ankara’ya gelmesi ile TBMM-Fransa arasında 13 Haziran 1921’de görüşmeler başlamıştır. Bu görüşmeler ilk başta resmi olmasa da, Ankara’nın Misak-ı Milli ve tam bağımsızlık konusunda kararlılığı ve Güney Cephesi’nde Türklerin Fransızları zor duruma sokması sonucunda Fransa, TBMM Hükümeti ile 20 Ekim 1921’de Ankara Antlaşması’nı imzalamak zorunda kalmıştır. Bu antlaşma ile Hatay hariç olmak üzere bugünkü Suriye sınırı çizilmiştir. Ayrıca Süleyman Şah’ın türbesinin bulunduğu ve Suriye sınırları içinde kalan Caber Kalesi Türk toprağı sayılacaktı. Antlaşmanın Türkiye açısından en önemli özelliği ise Fransa’nın Misak-ı Milli sınırlarını tanıyan ilk İtilaf Devleti olmasıdır. Buna ek olarak söz konusu antlaşma ile Fransa Anadolu’dan çekilmiş, Güney Cephesi kapanmış ve İngiltere yalnız kalmıştır.

İtalya ise daha önce kendisine bırakılacağı hakkında söz verilen İzmir ve çevresinin Yunanistan’a verilmesi sebebiyle hoşnutsuzdu. Bu hoşnutsuzluk İtalya ve diğer İtilaf Devletleri arasındaki işbirliğini zayıflatmış ve buna paralel olarak İtalya’nın Türk Kurtuluş Savaşı’na karşı ılımlı bir tutum almasını sağlamıştır. İkinci İnönü Savaşı’nın Türkler tarafından kazanılması ile de Anadolu’da işgal etmiş olduğu bölgeleri kademeli olarak terk etmeye başlamıştır. Böylece TBMM’nin karşısındaki İtilaf Devletleri’nden geriye sadece İngiltere kalmıştır. Yeni Türkiye’nin Misak-ı Milliyi ve tam bağımsızlığını İngiltere’ye kabul ettirmesi ancak kuvvet yoluyla mümkün olmuştur. Çünkü İngiltere, Büyük Taarruza giden süreçte ateşkes gündeme getirse de, bu ateşkes Türkiye’nin Misak-ı Milli andına aykırı olduğu için TBMM Hükümeti tarafından reddedilmiştir. Bu şekilde İngiltere’nin tavrını yumuşatmaması ve Ankara’nın kararlılığı diplomasiyi felce uğratmış ve akabinde 26 Ağustos 1922’de Türk ordusu taarruza geçmiştir. Bu harekât sonucunda Yunanlılar Anadolu’dan atılmış ve Türk ordusu 9 Eylül 1922’de İzmir’e girmiştir. İngiltere’nin Anadolu’daki bekçisi olan Yunanistan’ın yenilmesi bu ülkeyi çaresiz bırakmış ve Mudanya Ateşkes Antlaşması’na giden yol açılmıştır.

Sonuç

19 Mayıs 1919’da Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun’a ayak basması ile başlayan Milli Mücadele’nin askeri safhası 11 Ekim 1922 Mudanya Ateşkes Antlaşması ile son bulmuştur. Yeni Türkiye’nin bu sonuca gelmesi hiçte kolay olmamıştır. Bir yandan iç isyanlar ile uğraşan ve otoritesini kurmaya çalışan TBMM, diğer yandan ise yabancı kuvvetlerin istila hareketlerine direnmeye çalışmış ve iki konuda da başarılı olmuştur. Dış politikada barış ortamı kurmak için her adımı atan TBMM Hükümeti, ülkenin çıkarlarını korumak için askeri harekâttan çekinmemiştir. Yeni Türkiye’nin bağımsızlığı uğruna verdiği bu mücadele, esir altında olan diğer milletleri de etkilemiş ve onlar da kendi özgürlükleri ve bağımsızlıklarını sağlamak için harekete geçmişlerdir.

 

Arda Öztürk

Dokuz Eylül Üniversitesi/ Uluslararası İlişkiler Bölümü

Kaynakça

Armaoğlu F.(2020). Özeren M.(ed.). 20.Yüzyıl siyasi tarihi.ss.236-238. İstanbul: Kronik Kitap.

Armaoğlu F.(2017). Türk Amerikan İlişkileri.s.30. İstanbul: Kronik Kitap.

Armaoğlu F.(2018). Türk Dış Politikası Tarihi.s.97. İstanbul: Kronik Kitap.

Yetim F. “Milli Mücadele Dönemi Dış Politikasında İlkesel Yaklaşımlar ve Uygulama Örnekleri”. Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi. Mart, 2011.

https://tr.wikipedia.org/wiki/Londra_Konferans%C4%B1_(1921)#:~:text=Birinci%20%C4%B0n%C3%B6n%C3%BC%20Muharebesi%20de%20kazan%C4%B1l%C4%B1nca,yaln%C4%B1zca%20Osmanl%C4%B1%20H%C3%BCk%C3%BCmetini%20davet%20ettiler.

https://tr.wikipedia.org/wiki/Paris_Bar%C4%B1%C5%9F_Konferans%C4%B1

https://www.tarihiolaylar.com/tarihi-olaylar/fransizlarla-yapilan-ankara-antlasmasi-1921-909

 

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here