Özet;

Devlet unsurunun dış politikada uyguladığı politikalar iç politikasındaki yönelimlerin yansıması olarak karşımıza çıkmaktadır. Devlet erkinin kararlarının yanı sıra yakın çevresi ve danışmanlarının görüşleri dış politikada alınacak kararları etkilemektedir.  Bu hususların dışında, karar alıcıların dünya görüşleri veya siyasi görüşleri de iç politika yönetimini etkilediği gibi dış politikada da iç politikaya bağlı politikalar izlendiği çoğu zaman karşımıza çıkmaktadır.

Milli görüş hareketi, Necmettin Erbakan önderliğinde 18 arkadaşı ile Müstakiller Hareketi sonrasında 1970 yılında kurdukları Milli Nizam Partisi (MNP) ile başlayıp günümüze kadar Türk siyasal hayatı içerisinde iktidar mücadelesi veren ana akım İslamcı hareketin ana temsilcisidir. Ardından kurulan ve Millî görüş temelinde oluşturulan partiler, 1970’lerin başından itibaren Türkiye siyaset sahnesinde görünmüştür. Bu hareket tarafından kurulan, sırasıyla, Milli Nizam Partisi, Milli Selamet Partisi, Refah Partisi ve Fazilet Partisi katı laikçi cumhuriyet rejimiyle sorunlar yaşamış ve laik rejime tehdit oldukları iddiasıyla kapatılma sürecini yaşamışsalar da günümüzde hala milli görüş hareketinin devamı veya etkilenmelerin yoğun olarak görülen parti yapılanmaları mevcut olmaktadır.

Çalışmamız kapsamında milli görüş hareketine sahip partilerin ve liderlerin dış politika yapım sürecinde iç politikada aktif olarak kullanılan siyasi mottonun yansımaları ele alınarak 1980- 2000 yılları arasında yaşanan gelişmeler ışığında dış politikasının değerlendirilmesi yapılacaktır.

Giriş;

Türkiye için 1980-2000’li yıllar çalkantılı süreçlerin yaşandığı  döneme denk gelmiştir. Nitekim söz konusu dönemde iç politikada askeri darbe yaşanmış ve Türk siyasal hayatı işlevsel olarak kısıtlandığı bir süreç yaşamıştır. Milli Hareket görüşü bu dönem içinde ortaya çıkmış olmakta ve belli başlı görüş değişimleri olmuş olsa da hem halkın hem de siyasi liderlerin görüşlerini etkileyerek günümüze kadar gelmektedir.

Amerikalı sosyal bilimci İ. M. Wallerstein’in siyasi ideolojiler üzerine tanımlarında yer alan siyasi akım içinde Marksizm’i, toplumsal süreç içerisinde değişimi hızlandıran bir görüş ile hareket ettiğini belirtirken, Liberalizm değişimi kendi doğal akışında sistemini raya oturttuğunu, Muhafazakarlık görüşü için ise, değişimi gecikmeyi amaçlayan statükocu bir görüş olarak görülmektedir. (Kaya, 2018) söz konusu görüşü Türkiye üzerinde yansımaları Wallerstein’in görüşünün tersine bir yol izlemektedir. Bu doğrultuda “İslam, değişimi hızlandırmayı amaçlayan devrimci bir çıkışı temsil etmekle birlikte muhafazakârlığa da karşıttır.” (Coşkun & Yanar, 2020) Milli görüş hareketinin  kurucularından olan Necmettin Erbakan’ın “Yaşanabilir bir Türkiye”, “Yeniden büyük Türkiye” ve “Yeni bir dünya” (Şahin S. , 2019) görüşü ile şekillenmiş, Türk siyasal tarihini ele alan isimlerce, Dünya siyasetinin  merkezinde yer alan sağ sol ideolojik çatışmasının  ötesinde Milli Görüş hareketi ile  “hak  ve adalete inanan tüm Müslümanların birleşmesi” (Şahin S. , 2019) ideali ile Türk siyaset tarihinde yerini almış, ilk  olarak 1969 yılında gerçekleşen seçimlere “milliyetçi mukaddesatçı bir Türkiye yaratmak” sloganını kullanarak ideallerine  ulaşmak gayesi ile siyasal  çalışmalarına başlamıştır.

Askeri cuntanın 12 Eylül 1980 tarihinde gerçekleştirdiği darbe ile dünyanın her yerinde olduğu gibi Türkiye içinde negatif sonuçlar doğurmuştur. Darbe ile birlikte, Türk siyasal hayatı sekteye uğramıştır. TBMM kapatılarak siyasi parti liderleri, milletvekilleri ve birçok sendika başkanları gözaltına alınmıştır. (Çaha, Sivil Toplum Üstüne, 2005) Adalet Partisi (AP) lideri Süleyman

Demirel, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) lideri Ecevit, Millî Selamet Partisi (MSP) lideri Erbakan ile Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) lideri Türkeş askeri tesislerde alıkonuldu. (Çavdar, 2019) İç politikada yaşanan olumsuz gelişmeler dış politikada da yankı uyandırmıştır.

  1. Milli Görüş Hareketi Tarihsel Temelleri
    • Siyasal İslam’ın İdeolojik Yansımaları

İslam, İslamiyet ve buna bağlı olarak ortaya konulan islam felsefesi veya islam temelli ideolojileri birbirinden farklı kavramlardır. (Türk, 2015)   İslam dini dört semai dinlerden biri olmakta ve tarihsel süreç içerisinde olay olmaktan ziyade olgu olarak karşımıza çıkmaktadır. İslam, “Sözlükte “kurtuluşa ermek, boyun eğmek, teslim olmak; teslim etmek, vermek; barış yapmak” anlamlarındaki silm (selm) kökünden türemiştir” (Sinanoğlu, 2001)  İslam dininin siyasal yönetime dahil olması yani ideal devlet nasıl olmalı? Sorusuna cevap veren siyaset felsefisi açıdan değerlendirmeler dahilinde bir çok İslam aliminin birbirinden farklı veya birbirine benzer söylemleri mevcut olduğu gibi  İslam’ın ortak payda açısından değerlendirilmesi, “İslam’ın insanlığa yönelik temel mesajı adalet, barış ve eşitlik gibi değerler olmuştur.” (Çaha, Siyasi Düşüncelere Giriş, 2019)

          İslamcılık fikri, Osmanlı Devleti’nde Sultan 2. Abdülhamid dönemi içerisinde gelişen Batı dünyası karşısında denge oluşturmak ve iç politika kapsamında ise siyasal düzeni kurmak adına Müslümanların modernizasyonunu sağlayabilmek adına oluşturulan politika aracı olmakta ve etkisi Cumhuriyetin kuruluş sürecine kadar devam etmektedir. (Kıvrak, Milli Nizam Partisi: Tarihsel ve Kuramsal Bir Değerlendirme, 2020) Söz konusu süreç 19. Yy içerisinde yaşanmakta ve “Alternatif bir toplum ve yönetim projesi olarak“ (Kıvrak, Milli Nizam Partisi: Tarihsel ve Kuramsal Bir Değerlendirme, 2020) nitelendirilmektedir. Osmanlı Devleti Döneminde benimsenen İslamcılık Fikri, Batı dünyasına ulaşabilmek adına bir girişim olmuş olsa da bazı kesimlerce “taklitçi veya kopyacı olarak nitelendiriliyordu.” (Küçükömer, 2014) nitekim söz konusu eleştiriler Cumhuriyet Döneminde de dozunu arttırarak devam edecektir.

İslamcılık fikri Cumhuriyet döneminde belli başlı kişi kurum ve kuruluşlarca savunulmuş (Kıvrak, Milli Nizam Partisi: Tarihsel ve Kuramsal Bir Değerlendirme, 2020) olsa da 1945-1950 Yılları arasında daha çok laikliği eleştiren doğrultuda hareket etmekte ve bu nedenden ötürü İslamcılık fikri bu süreçte tam anlamıyla ideolojik açıdan savunulduğu söylenemez ki bu da fikre getirilebilecek eleştiri niteliğindedir.  Tek parti döneminde benimsenen ideolojik çıkarımlar dahilinde İslamcılık fikrine bağlı olarak milli görüş vb. girişimler uyku dönemini yaşamaktaydı ve siyasetten kopuk bir durumda seyir etmekteydi. Ardından çok partili siyasal hayata geçiş yapıldığı dönemde ise siyasetteki etkinliği kısıtlı kalmaktaydı. Cumhuriyet döneminde İslamcılık fikrini benimseyen parti ve siyasal kişiliklerin diğer bir ortak noktası ise muhalefet içerisinde kendine edinebilmek açısından batılılaşma fikrine karşı çıkmaktaydı (Sarıbay, 1985). Siyasal İslam benimsediği fikir içerisinde de farklı görüşleri savunabilen gruplaşmalar mevcut olmakta ve iki ayrı gruptan söz edilebilmektedir.  İlk olarak, bir kesim “İslam’ın Asr-ı Saadet dönemine dönülmesini, Diğer grup ise değişen çağın gereklerine göre yorumlanmasını savunmaktadırlar” (Türk, 2015).  Temelleri ortak olan bu görüşler, uygulama aşamasında birbirinden ayrılmakta  ve her iki kesimin görüşlerini eleştiriye açık hale getirmektedir. İlk grubun düşüncesine bağlı olarak hareket edilmesi durumunda çağın gerisinde kalacağı aşikar olacak, diğer yandan çağın gereklerinin karşılanması yönünde bir çıkarım doğrultusunda ise  bu seferde kendi içerisinde bulunan kesimlerce “Batılaşma” kavramına bağlı olarak  özünden ayrılacağı yönünde eleştirileri beraberinde getirebilmektedir.

  • Çok Partili Hayata Geçişte Siyasal İslam

Demokratik yönetimlerde, toplumun her kesiminin temsil edilebilmesi vazgeçilmez bir unsur niteliğinde ve tarihsel  backgroundunda, yunan şehir devletlerinde dahi mevcut olmakta ve günümüze kadar varlığını sürdürmektedir. Uluslararası ilişkilerde ortaya konan ideolojilerin demokrasiyi tanımlaması ile birlikte çeşitlilik gösterse de ortak noktada kesişmektedirler.

Tarihler 1945 yılını gösterdiğinde, Türkiye’de Çok partili hayata geçiş sağlanmış, İslami tabirler içeren ilk Parti Milli Kalkınma Partisi adı ile kurulmuş, beklenilen başarı sağlanamamış ve partinin kurucusu 1957 yılında hayatını kaybetmesi ile birlikte parti kapatılmıştır (Türk, 2015). Çok partili hayata geçişte kurulan bir diğer parti amacını, İslam medeniyetini korumak ve kollamak alarak belirten İslam koruma partisi Mustafa Özbek, Necmi Güneş ve Ziya Süer tarafından kurulmuştur (Türk, 2015).  Fakat faaliyet hususunda başarılı olamamış ve kapatılmıştır. Bu husus bağlamında kaderi Milli Kalkınma partisi ile eş değer nitelikte olduğunu dile getirmek mümkündür.

Türkiye’de çok partili hayata geçişte CHP cephesinde de İslam’a dair açılımlar beraberinde gelmiştir. Daha önceleri siyasal İslam veya İslam fikrine karşı mesafeli olan CHP, kendi içerisinde bulunan bir grup tarafından ‘dini reform projesi’ oluşturulmuştur (Bila, 1999). CHP içerisinde başlayan söz konusu reform hareketleri gerçekleşen kurultayda de dile getirilmiştir. Söz konusu yapılan reform girişimleri yaklaşan seçim hazırlıklarının etkisi niteliğinde olduğu söylenebilir. Türkiye’de çok partili hayatın ilk seçim girişimi olan 1950 yılında gerçekleşecek seçim öncesinde CHP’de toplumun her kesimine hitap edebilmek veya yeni kurulan partilerin etkinliğini kırabilmek adına adım attığı görülmektedir. Dini temelli eğitimler, din kursları, Millî Eğitim Bakanlığı’nın İlk okul programına seçmeli der olarak din dersi konulması, Hac için gerekli dövizin sağlanması gibi çalışmalar yapmıştır (Bila, 1999).  !950 yılı ile birlikte Türk siyasal tarihinin dönüm noktası niteliğindedir CHP sahip olduğu çizgiyi oy kaygısından ötürü  değiştirmiş ve yeni kurulan partilerle oy rekabeti içerisine girdiği görülmektedir. “Örneğin; 1950 seçimleri öncesinde CHP ve DP, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde şeyhler ile pazarlığa girdiler” (Ay, 2004). CHP tarafından özellikle 1945 yılından sonra bu tür politik açılımlar gerçekleştirdikleri görülmektedir.

7 Ocak 1946 yılında Demokrat Parti’nin (DP) kurulması ile birlikte halk arasında ‘Demir Kırat’ olarak adlandırılmıştır (Aydemir, 1998). Demokrat Parti  kuruluş temelinde ele aldığı konular  genel olarak Cumhuriyet Halk Partisi’nin benimsediği altı ilkeye benzer şekilde  oluşturulmuş  olsa da Ekonomi politikaları  hususunda realizmin devletçilik  temelli politikalarından bağımsız liberal odaklı politika benimsemiş ve parti tüzüğünde de  yer almaktadır (Şahin & Tunç, 2015). Demokrat Parti, 1946 yılında   yapılan seçimlerde 66 sandalye ile meclise girmiştir.  Bu dönemde 7 eylül kararları olarak tarihe geçecek ekonomide  liberal kararların alındığı süreç yaşanmış Türk Lirasının değeri düşürülmüş ve altın satışı serbest bırakılmış ve  ithalatta bazı kısıtlamalar kaldırılmıştır( Tanin Gazetesi, 27.Temmuz.1947: Aktaran, (Şahin & Tunç, 2015). Alınan kararlar DP tarafından eleştirilmiştir.

DP’nin kuruluşu, ve mecliste yer alması ve 1950 yılı ile birlikte tek başına iktidar olması ardından gelişen olaylar Türk Siyasal Hayatında bir dönüm noktası niteliğindedir. Çok partili sisteme geçiş ile birlikte CHP cephesinde tabiri caizse yıkılmalar başlamış, istifaların yaşanması ve kitleler halinde DP tarafında yer alan siyasilerin yansıması halkta da etkisini göstermiş ve on yıl boyunca iktidar olmuşlardır.

1970’li yıllarda Türk siyasal hayatında Türk -İslam sentezinin temellerinin aslında 1945 yılı itibari ile ortaya konduğunu söyleyebiliriz. İslam’ı siyasal bir zeminde ele alarak iç politikaya yansıtmıştır. Sosyal alanda bir çok reforma imza atan DP Ekonomide aynı başarıyı gösterememiş, iç karışıklıkların getirmiş olduğu anarşi ortamının doğurduğu kaçınılmaz son olarak,  27 Mayıs 1960 tarihinde  askeri darbe ile ordu yönetime el koymuştur.

Türkiye’de tek partili yönetimin var olması, halkın sosyal reformlarda ihtiyaçlarının karşılanamaması ve İslamcılık fikrinin geri planda tutulması halk ve yönetim arasında uçurum oluşturmuştur. Halkın ihtiyaçlarını sosyal ve dini inançların doğru analizlerini yapan “DP siyasetinin sonucundaki mevcut ortam Milli Görüş hareketini kendiliğinden ortaya çıkarmıştır” (Türk, 2015).

1.2.1 Millî Görüş Hareketinin Türk Siyasetindeki Yeri

Millî Görüş hareketi Türk siyaset tarihinde, Türkiye Cumhuriyeti kuruluş ideallerinden farklı bir noktadan ele alarak kalkınma ve siyasi gelişimi ele almaktadır.

1950’li yıllarda Özellikle köyden kente göçün artmasına bağlı olarak artan gecekondulaşma ile birlikte sosyal statü farkı ortaya çıktığı görülmektedir ki her  yıl şehirlere giderek artan  iç göç  yaşanması Zürcher’e göre; kentlerde İslam olgusu kırsal kesimin şehirleşme olgusu daha çok artmaya başlamıştır.  Böylece bu süreçte  bireyler statükodan vazgeçerek üst sınıflara çıkmak ve kentteki diğer kesimli  bütünleşmek istemekte ve çaba sarf etmektedir. (Zurcher, 2011). 1970 li yıllarda iç siyasette toplumun iktisadi kesimleri arasında yaşanan çıkar çatışmalarının yanı sıra küçük sermaye kuruluşlarının Adalet  Partisi’nin (AP)  kendi öncelik ve çıkarlarını göz ardı ettiğini dile getirmiş böylelikle AP eleştirilmiştir. Ayrıca parti içinde bulunan dini grupların partiye olan inancının azalması ile birlikte yeni bir parti yapılanması kaçınılmaz olmuş ve böylelikle Milli Nizam Partisi’nin (MNP) kuruluşu kaçınılmaz olmuştur. Şüphesiz ki 1961 Anayasası ile birlikte Türk siyasetinde görünmez katı kurallar ortadan kalkmış milliyetçilik ideolojisinin yanı sıra siyasal İslam’da partiler nezdinde vücut bulmuştur (Ay, 2004).   Toplumda yer alan  ve yeri o tarihe kadar doldurulamayan ideoloji, 26 Ocak 1970 Yılında Necmettin Erbakan Başkanlığında MNP kurulması ile  vücut bulmuştur. Parti programında İslami söylemler  kullanmasının yanı sıra Laiklik düşüncesine saldırmaktan ziyade söz konusu düşünceyi çarptıranlara karşı olduklarını, Laikliği din düşmanlığı / karşıtlığı şekline dönüştüren her türlü anlayışa karşı olduklarını dile getirdiği görülmektedir.  MNP , net olmayan, muğlak ifadelerle İslami sistemin tarafı olduğunu belirtmektedirler (Duman , 1999).

Parti kuruluş amaçları içerisinde sadece siyasi amaçları bulunmamaktadır, dini idea kapsamında ulaşmak istenilen ve partinin kuruluş amacı kurucular arasında yer alan Hasan Aksay tarafından “iyiliği emretmek kötülüğü nehyetmek” (Aksay, 1971) gibi dini sebeplerin olduğuna vurgu yapmaktadır.[1] Parti içerisinde dini tarikatların etkisi bulunmakta ve ideolojik betimlemelerinde “Nakşibendi tarikatının liderinin MNP’nin kuruluşundaki “organizasyonel” etkisi” (Akkır, 2020) de göze çarpmaktadır.

26 Ocak 1970’de kurulan MNP, Anayasa Mahkemesinin 20 Mayıs 1970 tarihli kararıyla kapatılmıştır.  MNP’nin siyasi ömrü kısa olmuş olsa da İslami temellerle oluşturulan ve halka nüfuz eden nadir siyasi partilerden olduğunu söylemek mümkün olmaktadır. Anayasa Mahkemesinin MNP’yi Kapatma gerekçesi ise; mevcut düzenin kısmen veya tamamen dini temelde uygulamayı yasaklayan Türk Ceza Kanununun (TCK) 163. Maddenin kaldırılmasını talep etmek ve bu doğrultuda eylem gerçekleştirmek, hilafete dair övgü ve bu doğrultuda eylemde bulunma, propaganda faaliyetleri içermesi, kapatılmasına  gerekçe oluşturduğunu söylemek mümkündür. (Anayasa Mahkemesi Genel Sekreterliği, 1991)

  • 1980-2000 Yılları Arasında Türk Siyasal Hayatında Milli Görüş Hareketi

Cumhuriyetin kuruluş yıllarında ve tek partili dönemde hakim olan ilke olan laiklik dahilinde, dini yönelimler siyaseten uzak olacak şekilde toplumda yer edinmekte ve siyasal etkiden uzak tutulmasına özen gösterilmekteydi. Aslına bakılırsa yeni bir yapı olan cumhuriyet için yönünü batıya çevirmesinin etkisi olsa da Anadolu coğrafyası, Osmanlı hakimiyetinde yüzyıllar boyunca İslami kurallar ile yönetilmiştir. Yönetimde köklü değişimin yer alması ve dini etkinin nötr olduğu gözlenmekte ve kamuoyunun belli kesimlerinin bu durumu eleştirmesine neden olduğu aşikardır. Türk siyasetinde çok partili  hayatın vuku bulması ile birlikle, kuruluşundan söz konusu sürece  kadar göz ardı edilen siyasal İslam’ı ideoloji olarak belirleyen kesim iktidar partisi ve kurulan yeni partilerin odak noktası olmuş ve propaganda ve parti programlarının içerisinde belirtilen kesimin düşünce ve eylemlerine yer verilmiştir.

1970’li yıllarda Milli Nizam Partisi’nin kısa ömürlü siyasal yaşamının ardından siyasal İslam ideasını baz alan yeni partilerde Türk siyasetinde yerini almıştır. Necmettin Erbakan’ın sağlık probleminden dolayı yeni kurulacak partinin çalışmalarını Süleyman Arif Emre üstlenerek çalışmalara başlamış ve parti adı ise Milli Selamet Partisi (MSP) olarak belirlenmiştir (Engin, 2019).  Böylece, Türk siyasetinde  siyasal İslam’ın yansıması olan Milli Görüş Hareketinin ikinci oluşumu olarak Milli Selamet Partisi (MSP) 11 Ekim 1972 yılında kurulmuş oldu (Uçar, 2000).  Bir sene sonraki ilk seçimlerde meclise girecek ve milli görüş hareketinin desteğini alacaktır. Söz konusu seçimlerde Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) oy çoğunluğu ile mecliste yer almış olsa da hükümeti kurmak için yeterli vekil sayısına sahip olmaması nedeniyle Milli Selamet Partisi (MSP) ile  koalisyon kurmuş ve  bayrağındaki anahtara atfen meclisin anahtarı olarak nitelendirilecektir (Kızıltaş, 2011).  Nitekim Milli Selamet Partisi En önemli gelişmeleri bu koalisyon hükümeti döneminde gerçekleşecek Erbakan Devlet bakanı ve  Başbakan yardımcısı görevini  ve altı bakanlık yönetim görevini üstlenmiştir (Türk, 2015), halk Erbakan hükümetinin yönetimi ile tanışmış bulunmaktaydı (Duman , 1999).

1970’li yılların sonunda Türkiye’nin sınır komşusu olan İran’da gerçekleşen devrim Türkiye’de de yansımaları olmuş 1978 yılın da Türkiye Cumhuriyeti’nin Kurucu liderine yönelik hakarete varan eylemleri ile birlikte şeriat yanlısı sloganlar atarak dinsiz devletin yıkılacağına dair söylemlerden çekinmedikleri aşikardı. Söz konusu anarşi ortamının artması toplumsal kutuplaşmanın artması ve buna bağlı olarak meydana gelen şiddet olaylarının artarak devam etmesinin ardından 12 Eylül 1980 yılında Kenan Evren yönetimindeki ordu, anarşi ortamını gerekçe göstererek yönetime el koymuş. MSP de dahil olmak üzere tüm siyasi partilerin faaliyetleri durdurularak kapatılmıştır.

  • 12 Eylül Darbesi Ve Ardından Kurulan Siyasi Partilerde Mili Görüş İdeasının Etkisi

1980 öncesinde sokaklarda yaşanan eylemlerin artarak devam etmesi, suikastların yaşanması, eylemlerde karşıt grupların birbirlerine karşı mücadelelerinin sonucunda ölüm ve yaralama vakalarının artması kısacası ülke içerisinde istikrar ortamının bozulması ile birlikte ordunun yönetime el koyması ile sonuçlanan 1980 darbesi vuku bulmuştur.  12 Eylül darbesinin ardından demokratik filizlenme ancak üç yıl sonra gerçekleşecek, siyasal yapılanmalar dahilinde toplumun içerisinde yer alan kesimlerin ve sahip oldukları baskın görüşlerine bağlı olarak parti oluşumları gerçekleşmiştir.

1983 yılında yapılan seçimlerde bir çok partiden ismi içerisinde bulunduran Turgut Özal başkanlığındaki Anavatan Partisi iktidar olmuştur. MSP, CHP, AP ve MHP’li isimleri içerisine barındırmasından ötürü “dört eylemi bir araya getiren bir parti “olarak nitelendirilmek mümkün olmaktadır. (Engin, 2019, s. 94) Anavatan Partisini diğer parti ve dini ideaya önem veren partilerden en büyük farkı ise bütün dini cemaatleri tek bir çatı altında toplamasıdır. Darbe sonrası normalleşme sürecinde halkın desteğini alan Özal liberal ideolojiyi iç ve dış politikada benimseyerek politika yapmış olmakta ve böylelikle İslam çizgisinden uzaklaştığı görülmektedir ki İslamcı görüş isim ve şekil değiştirecek ve “Muhafazakâr” olarak adlandırılacaktır. Aslında bu süreçte Muhafazakâr- Liberal görüşleri benimseyen kesimin oluşması, Türk siyasal hayatında önemli argümanlarından biri olarak (Türköz, 2016) karşımıza çıkmaktadır.

Erbakan’ın siyasi yasağı 1987 yılında yapılan referandum ile kalkmış ve siyasete kaldığı yerden devam etmiştir. Aynı yıl içerisinde  seçimlere Refah Partisi’nden  (RP) aday olmuş ayrıca Refah Partisi içerisinde bulunan üst düzey yetkililer ise yine MSP tabanından gelmekteydi.  Ancak, yapılan seçimlerde Barajın altında kalmış, 1989 yılında yapılan seçimlerle   tekrar yükselişe geçmiş ardından yapılan seçimlerde ise büyük başarı elde etmiştir (Kongar, 2001).

  • 1990 sonrasında Milli Görüş’ün Yükselişi

9 Kasım 1989’da Cumhurbaşkanlığı görevi sona eren Kenan Evren’in ardından Cumhurbaşkanı olarak  Özal’ın (Sözcü, 2014) seçilmesi ile birlikte 1990’lı yıllar ile birlikte siyasette sivil etki artarak devam etmekte, realizm akımının ana unsur olarak, devleti ana aktör olarak belirlediği düşünce akımı yerini bireyselliğe önem veren liberalizm akımının etkileri  görülmeye başlamıştır. 20 Ekim 1991 yılında gerçekleşecek seçimlerde, Birlik vakfı, dini cemaatlerin yanı sıra İslami ve milliyetçi dernekler Anavatan Partisine muhalif girişim içerisinde yapılan görüşmeler sonucunda RP-MÇP VE IDP ittifakı kurulmuş oldu (Turhan, 1991).  Seçimin ardından Anavatan Partisi ve Doğruyol Partisi’nin siyasi ve iktisadi  yönetimde başarısız olması neticesinde halkın desteğini yitirmeye başlayacak ve 1994 yılına gelindiğinde “Refah Partisi tabiri caizse, halkın umudu haline gelecekti.” (Engin, 2019, s. 97)

  • 1995 Yılından 28 Şubat Sürecine Kadar Türk Siyasetinde Millî Görüş Hareketi

1990’lı yıllarda yaşanan olaylar 1960-1980 yılları arasında olduğu gibi anarşi ortamının hâkim olduğu bir dönem olmamış olsa da çok partili hayatın sancıları Türk siyasetinde etkisini göstermekte ve özellikle dini cemaatlerin  partiler  üzerindeki etkinliği artmaktaydı.  Özellikle 12 Eylül’ün ardından Refah Partisi İslam dinini ve İslamcılık fikrini partinin temel yapıtaşı olarak  belirlemiş ve Türk siyasetinde söz konusu fikrin vazgeçilmez unsuru olarak tarih sayfalarında yerini alıyordu.

Erbakan 1995 yılında  yapılan seçimlerde, Anavatan Partisine bağlı koalisyon hükümetine halkın desteğinin azalmasının ardından başarılı olarak Başbakan seçilmiştir. Fakat partinin  benimsediği İslamcılık fikrinin dışında Cumhuriyet aleyhinde eylemler gerçekleştirmesi;1997 yılının Ocak ayında Sincan Belediyesinin düzenlediği Kudüs gecesinin ardından  28 Şubat Süreci kaçınılmaz olacaktır. Böylece, Türk siyaset tarihinde Post modern darbe olarak nitelendirilen 28 Şubat 1997 yılında MGK’nın toplanması ile söz konusu post modern darbe süreci başlamış oldu (Kongar, 2001, s. 280).

MGK’nın Toplanmasından sonra alınan kararlar ise; (Ay, 2004) ‘nin aktardığı gibi;a) T. C.’nin varlığını, Atatürk ilke ve inkılapları doğrultusunda, çağdaş medeniyet yolunda demokratik sistem içerisinde ilerlemesini teminat altına alan anayasa ve Cumhuriyet yasalarının uygulanmasından asla taviz verilmemesi gerektiği, b) Rejim ve Cumhuriyet aleyhtarı bazı yıkıcı ve bölücü grupların, laik-antilaik ayrımı yapmasına izin verilmemesi, c) Laikliğin sadece rejimin değil, toplumsal düzen ve huzurun da teminatı olduğu. (s:11) yönünde ifadeler gerekçe gösterilerek, 25.05.1997 tarihinde Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı tarafından Refah Partisinin laik Cumhuriyet ilkesine aykırı çalışma yürütmekten ve Necmettin Erbakan için siyasi  faaliyet durdurmaya yönelik dava açılıyor (Engin, 2019, s. 91). Refah Partisi bu doğrultuda 1998 yılında kapatılmaktadır.

Refah Partisinin kapatılmasından sonra, Fazilet Partisi Recai Kutan başkanlığa getirilerek kurulmakta ve Refah Partisi tabanından isimleri kendine çekmektedir.  Nitekim Recai Kutan başkanlığında siyasi hayatına devam eden Fazilet Partisi yenilikçi bir düzen oluşturmak istemiş olsa da Parti tabanında yer alan gelenekselci kesimin ilerleyişini engelleyememiş ve Recep Tayyip Erdoğan parti içerisinde ön plana çıkan isimlerden biri olmuştur. Fazilet Partisinin kongresinde yaşanan olaylardan ötürü Parti kapama davası açılacak Merve Kavakçı, Nazlı Ilıcak, Bekir Sobacı  gibi isimler için 5 yıl siyasi yasak uygulandı  kapatılan Fazilet Partisi’nin ardından önceden parti içerisinde yer alan yenilikçi ve gelenekselci kesim ayrılacak ve Bu bağlamda Recai Kutan  Saadet Partisi 2001 yılında kurulmakta ve ardından  Adalet ve Kalkınma Partisi 2002 yılında kurulacaktır. Milli Görüş Hareketinin Parti nezdinde son temsilcileri olduğunu dile getirmek mümkündür Ancak Adalet ve Kalkınma Partisinin Liberal- Muhafazakar görüşü ve geçmişte yaşanan ve parti yapılanmasını negatif etkileyen ve parti kapatma sürecine varan olayları göz önüne alarak faaliyette bulunması Saadet Partisi ve Gelenekselci tabanın oluşturduğu kesimden eleştiriye maruz kalsa da 2002 yılında %36 oy oranı ile birinci parti olarak çıkmış ve Türk siyasetinde yeni bir dönem başlamıştır.

İslamcılık düşüncesi, tarihsel perspektifte çok partili hayata geçişte karşımıza çıkmamaktadır. Sultan ikinci Abdülhamid Döneminden günümüze kadar götürülebilecek kadar eski olmakta ve Osmanlı Devletinden Türkiye Cumhuriyeti’ne kadar uzanan süreçte etkinliğini görebilmekteyiz (Kıvrak, Milli Nizam Partisi: Tarihsel ve Kuramsal Bir Değerlendirme, 2020).

  1. Milli Görüş Hareketinin Dış Politikaya Etkileri

1980- 2000 yılları arasında yaşanan hem küresel hem bölgesel hem de iç politika için açısından sancılı bir dönememe denk gelmektedir. İç politikada yaşanan darbe sonrası dönemde yaşanan sıkı yönetim uygulamaları hem siyasiler hem halkı olumsuz etkilemektedir. Birçok kesim tarafından “demokrasiye yapılan en büyük darbe” olarak dile getirilen süreç, yine uzmanlar tarafından ülke gelişimi açısından elli yıl geriye gittiği söylenmektedir. 12 Eylül darbesi ile birlikte, darbe yönetimi batı politikalarına bağlı bir yol haritası oluşturmuştur ve uygulamaya koymuştur. Askeri yönetimin ardından sivil yönetimin iktidar olması ile birlikte, uluslararası ilişkiler literatüründe ve bir çok gelişmiş ülke tarafından benimsenen liberalizm düşüncesi hem Türk dış politikasında hem de iç politikasında kendisine uygulama alanı bulmuştur.  Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan 1983 yılına kadar uyguladığı politikaları, Atatürk’ün muhasır medeniyetlerin ötesine geçmek mottosuna dayandırmak mümkün olacaktır (Oran, 2003).

1980’li yıllara gelene kadar küresel boyutta yaşanan savaşın ardından dünya iki kutuplu sistemde ABD ve SSCB’nin ideolojik savaşını yaşamış, tarih sayfalarına söz konusu süreç Soğuk Savaş olarak geçmiştir. 1980’li yıllar iki kutuplu düzenin, taraflar arası yumuşama dönemi yaşamaya başlamıştır.

Cumhuriyetin kuruluşunda benimsenen politikalar 1970’li yıllar ile birlikte sorgulanmaya ve eleştirilmeye başlanmıştır (Arpacı & Baharçiçek, 2017). 1960 yılından itibaren batılı ülkeler ile ilişkilerin  negatif yönde ilerlemesi ve Kıbrıs sorununun yaşanması ile birlikte Türkiye, Osmanlı döneminden sonra tekrar Ortadoğu coğrafyasını keşfetmesine neden olmuştur. Türkiye’nin batılı ülkeler ile ilişkilerini gözden geçirmesine neden olan olay ise BM’nin Kıbrıs için aldığı 2077 sayılı kararıdır (Akgün, 1998). 1967 yılında yaşanan Arap -İsrail savaşı ile birlikte Türkiye’nin Amerikan üslerinin kullanımına yönelik olumsuz tavrı ise yeni Düzende İslamcılık fikrinin yansımaları niteliğindedir ki ardından, 1969 yılında İslam İş birliği Konferansı’na dışişleri bakanı düzeyinde katıldığı görülmektedir (Dağı , 2002).

Milli Görüş hareketinin öncüsü Necmettin Erbakan, Dış politika yapım süreci ve uygulanacak politikaları tek bir ülkenin kalkınması olarak görmemekte ve tüm İnsanlığa hizmet edecek düzeyde olması gerektiğini savunmaktadır (Erbakan, Türkiye’nin Meseleleri ve Çözümleri, 1991). Bu doğrultuda, “Şahsiyetli Dış Politika, Hakların Korunması ve Uydu Değil Lider Türkiye” ve “Kardeş Müslüman Ülkeler ile İleri Derecede İşbirliği Kurmak” (Erbakan, Ortak Pazar ve Türkiye, 1971, s. 415) olarak nitelemiş ve dış politika yönelimlerini bu doğrultuda gerçekleştirmiştir.

Milli Görüş Hareketinin öncülerinden olan Necmettin Erbakan’ın söylemlerinde dikkat edilmesi gereken husus ise Batı karşıtı bir düşünceye sahip olduğunu söylemek  mümkün olmakta ki bu doğrultuda Erbakan’ın AET’in Ortak Pazarına ilişkin dikkatli olunması gerektiğine dair söylemleri bulunmakta, AB yapılanmasını Hristiyan Birliği olarak nitelemektedir (Yıldız, 2017).

Erbakan’ın (Erbakan, D-8 ,Necmettin Erbakan Külliyatı, 2014a, s. 172-174); dış politika yönelim ve söylemleri içerisinde yeni teoriler ortaya atmakta, dünya saadeti için ehemmiyetle üzerinde durduğu esaslar,

-Materyalist anlayışla şekillenen sömürgeci düzende güçlü olan ırkların zayıf olan ırkları yok ettiği bir sistem karşısında temelinde sevgi, şefkat, kardeşlik ve huzurun olduğu Maneviyatçı bir sistem,

– Çatışmanın ortadan kaldırılarak diyaloğun geliştirileceği ve barış ortamını dünya genelinde koruyacak bir sistem,

– Sadece belirli ırklara ve devletlere layık görülen insan hakları ve özgürlük gibi temel hak ve kavramlarını dil, din ve ırk ayrımı gözetmeksizin tüm dünya insanlarına sunacak bir sistem,

– Devletlerarası ilişkilerde “üstünlük” anlayışını değil, “eşitlik” ilkesini sağlayacak bir sistem,

– Sadece belirli ülkelerin kazanabildiği “sömürgecilik” anlayışı yerine herkesin kazanabileceği uluslararası iş birliği anlayışını esas alacak bir sistem. (ss. 172-174) olarak belirlemektedir.

Avrupalı devletlerin kendi aralarında oluşturmuş olduğu ticaret anlaşması, ortak Pazar nezdinde dahil olabilmek adına Türkiye’nin de girişimleri olmaktadır fakat milli görüş hareketinin fikri  dayanağını Necmettin Erbakan Ortak Pazar kitabında; Türkiye’nin her şeyden önce, içtimaı büyümesi, dünya görüşü, tarihi seyir ve şuuru Batı Avrupa devletleri ile aynı siyasi bünye içerisinde bulunmasına karşıdır. Nüfus çoğunluğu, maddi imkanlar arasında dengesizlik vardır. Böyle bir birleşme, Türkiye’nin Batı medeniyetleri arasında erimesi anlamına gelmektedir (Erbakan, Ortak Pazar ve Türkiye, 1971, s. 12)

D-8/ Developing -8 fikri, milli görüş hareketinin özenle üzerinde durduğu konulardan biri olmakta, tanımlamasını şu doğrultuda sağlamaktadır; kuvvete bakın tutan ve ön plana alan zulüm dünyasına karşı, hakkı üstün tutan dünyanın yani saadet dünyasının kuruluşunun hareketi olmakta ve D-8 bu yeni saadet dünyasında 5 Milyar insanı içerisinde barındıran “ezilenler” camiasının yapıtaşını yanı çekirdeğini oluşturmaktadır. D-8 fikrinde aslında İslami fikrin etkisi görülmektedir.  Asıl istenilen zulüm karşı mücadele olmakta ve iki çatışan taraf olmakta ve huzurun sağlanması için hakkın galibiyeti sağlanmalıdır. Küresel bir güç olmasını planlamaktadır. Altı ilkesi bulunmakta, söz konusu ilkeler; Savaş değil, barış,  Çatışma değil, diyalog  Çifte standart değil, adalet Tekebbür değil, eşitlik,  Sömürü değil, işbirliği, Baskı ve tahakküm değil, insan hakları, hürriyet ve demokrasi olmaktadır ki söz konusu ilkeler İslami temellere dayandırılmaktadır.

Milli Nizam Partisi döneminde dış politika bağlamında çoğu zaman Cumhuriyet öncesi döneme iç politikada olduğu gibi dış politikada da vurgu yapmaktadır. Genel anlamda Batının üstünlüğüne karşı, gelişmeyi esas alan politikalar benimsemiş olduğu görülmekte ardından gelen milli görüş hareketini benimseyen diğer partiler de de Erbakan’ın görüşleri esas alınmakta fakat Adalet ve Kalkınma Partisi hariç tutulabilmekte muhafazakar demokrat olarak kendisini nitelendiren parti 2000sonrası dönemde kurulmuş ve diğer milli görüş hareketi temelli kurulan partilerden en büyük farkı, “daimi dost ve düşman yoktur daimi çıkar vardır”. Mottosu ile dış politikada  hareket ederek yönünü Batıya çevirmiş ve  bu nedenle de eleştirilerin odağı haline gelmiştir.

Diğer Dış politika ideası olarak oluşturulmuş kavram; adil düzen olmaktadır; “Adil Düzen, temel esasları itibariyle asırlar boyu, hâkim olduğu devirlerin gereklerine uygun olarak tatbik edilmiş bir düzendir. Kamil ve tam bir düzendir. Adil Düzen’in; siyasi, ilmi, ahlaki ve ekonomik düzenleri birey ve girişimcilere yardımcı ve teşvik edici olacaklardır.” (Erbakan , islam ve İlim, 1971). Adil düzen düşüncesinin temelinde Batı dünyası kadar Anadolu coğrafyasının da gelişmiş bir medeniyete sahip olduğunu dile getirmekte sürekli İnsan Hakları, Hukukun Üstünlüğü ve Demokrasi kavramına  vurgu yapan Batılı devletleri eleştirmiş ve çıkarları doğrultusunda  uygulama ve söyleme yer vermekle eleştirmiştir. Bir diğer dış politika oluşumu ise Müslüman Toplulukları Birliği (MTB)olarak 1969 yılından itibaren düzenli olarak gerçekleştirilen konferansın ve Sivil Toplum kuruluşunun da fikir babası Necmettin Erbakan olmaktadır.  2016 yılına kadar düzenli olarak MTB çatısı altında, İslam İş birliği Konferansı gerçekleştirilmek ile beraber. Gerçekleşen konferanslarda uluslararası sitem ele alındığı gibi İslam coğrafyasının yaşadığı sorun ve sıkıntılara değinilmektedir.

Sonuç;

Tarihin her döneminde  ön plana çıkan  ve diğer olaylardan farklı olarak küresel düzeyde etki yaratabilecek potansiyele sahip olaylar söz konusu olabilmekte  ve hatta etki edebileceği zaman dilimi açasından olgu olarak ele alınabilecek hususlar olabilmektedir. 1980-2000 yılları arasında  özellikle uluslararası ilişkiler literatürüne adını nakşetmiş olaylar olabilmekte söz konusu dönemin genel özellikleri açısından bakıldığında etki alanı geniş olmakta ve devletlerin politika yapım süreçlerini etkileyebilmektedir. Özellikle yumuşama dönemi iki kutuplu sistemde yeni açılımlarla kendine yer edinmiş 1980’li yılların sonunda Berlin duvarının yıkılması ve ardından  Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler birliğinin dağılması ile birlikte iki kutuplu sistemin başat gücü olarak ABD dünya arenasında, kendi içerisinde bulunan Muhafazakar kesimin söylemi bağlamında “dünya jandarması “ rolünü üstlenmeye başlamış ve Küreselleşme  kavramı toplumun en küçük yapı taşı olan bireye,  teknolojinin gelişmesi ile birlikte etki etmiş olmaktadır.

Türk siyasal hayatında ise, söz  konusu dönem sancılı geçmiş ve iç politikada ordunun yönetime el koyması ve ardından siyasi partilerin etkinliğinin 3 yıl boyunca nötr olması, komşu devletler yaşanan karışıklıklar, tek partili dönemin ardından  çok partili hayata geçişte CHP’nin gücünün sorgulandığı ve cumhuriyet ilanından itibaren  belki de ilk kez İslamcı söylem içeren partilerin siyasette yerini alması ile birlikte Türk siyasal tarihinin seyrinin değiştiğini söylemek mümkün olmaktadır.

Milli görüş hareketinin temel olarak dış politikada temel prensip olarak hakkın ve adaletin müdafaası olarak belirlemekte fakat temel prensip idealizmden öteye götürememektedir. Çünkü söz konusu olana sistem anarşik yapıdadır ve bunun için devletler güç odağında yönelmektedir.

Ayrıca söz konusu düşüncenin temelinde BM’in Prensiplerinden çok daha öncesinde tarihsel ve kültürel miras olarak Türkiye Cumhuriyet’ine miras olarak kalmış olan hoş görü esaslı dış politikanın Türk kültürünün bir parçası olduğunu  vurgulamakta haklı olmaktadır.

Milli Nizam Partisinin kurulmasının ardından ortaya konulan fikirle, düşünce temeli ortak olan diğer partiler olan Refah Partisi, fazilet Partisi vd. etkilememiş ve söz konusu partilerin dış politika yönelimleri eş değer olduğunu söylemek mümkün olabilmektedir. Dış politika yönelimleri açısından Milli Nizam Parti programı99. Maddesinde; “Bir yandan barışçı görünerek diğer yandan emperyalist emellerle barışı istismar ve suiistimal eden gayri samimi politikalara müsamaha etmeyeceğiz” söylemleri ile Batı  medeniyetlerine genel olarak  eleştiri  maiyetindedir ve sadece sözde kalan bir girişim  olmamakta eylemsel olarak uygulamayanda konulmaktadır.

Milli görüş Hareketi içerisinde yer alan tüm partiler Batılı devletlerle ilişkiler konusunda hem fikir olmamaktadır; “adil düzen” söylemi ile eleştirilen batı dünyasının ekonomik ve toplumsal açıdan gelişmişlik düzeyine sahip olması nedeni ile RF ve FP  nötr davranmış veyahut ılımlı yaklaşmıştır. Fakat MSP, SP ve MNP batıya karşı sert duvarları mevcut olmaktadır ki AK Parti kuruluş yıllarında AB Üyelik İçin adım atması dahi söz konusu kesimlerden ciddi eleştirilere maruz kalmasını sağlamaktadır.

Murat Sungur/ Doktora 

Kaynakça

Akgün, M. (1998). Ortadoğu Maceraları”, Onbir Aylık Saltanat. (G. Özcan, Dü.) İstanbul: Boyut Yayıncılık.

Akkır, R. (2020, MArt 15<). Türkiye’de Din ile Siyaset İlişkisi Bağlamında Milli Nizam Partisi. mevzu sosyal bilimler dergisi(3), s. 115-138. doi:10.5281/zenodo.3710808

Aksay, H. (1971). Milli Davamız. İzmir: Karınca Matbaası.

Anayasa Mahkemesi Genel Sekreterliği. (1991). Anayasa Mahkemesi karar Dergisi (2 b.). Ankara: Ankara Üniversitesi Basımevi.

Arpacı, I., & Baharçiçek, A. (2017, 12 12). Milli Görüş Partilerinin Programlarının Dış Politika Analizi. Bingöl Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 7, s. 115-126. doi:10.29029/busbed.349809

Ay, Ş. (2004, kasım 02). Türkiye’de Siyasal İslam. Mevzuat Dergisi, 7(83), s. 115-122.

Aydemir, Ş. S. (1998). Menderes’in Dramı (1899-1960). İstanbul: Remzi Kitapevi.

Bila, H. (1999). CHP. İstanbul: Doğan Kitap.

Coşkun, C., & Yanar, E. (2020, 10 25). Milli Görüş ve Adalet ve Kalkınma Partisi: Süreklilikler ve. Akademik İzdüşüm Dergisi, 5(2), s. 267. 11 28, 2020 tarihinde https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/1280590 adresinden alındı

Çaha, Ö. (2005). Sivil Toplum Üstüne. L. Sunar içinde, Sivil Toplum ve Demokrasi. İstanbul : Kaknüs Yayınları.

Çaha, Ö. (2019). Siyasi Düşüncelere Giriş (5. b.). (N. Subaşı, Y. Aktay, & B. Tatar , Dü) İStanbul: Değerler Eğitim MErkezi Yayınları ( D.

Çavdar, T. (2019). Türkiye’nin Demokrasi Tarihi (6. b.). İstanbul: İmge Kitapevi Yayınları.

D-8. (tarih yok). 12 10, 2020 tarihinde Ekonomik ve Sosyal Araştırma Merkezi ( ESAM): http://www.esam.org.tr/d-8_k28.html adresinden alındı

Dağı , İ. (2002). Ortadoğu’da İslam ve Siyaset. İstanbul : Boyut Yayınları.

Duman , D. (1999). Demokrasi Sürecinde Türkiye’de İslamcılık. İzmir: Dokuz Eylül YAyınları.

Engin, R. T. (2019). Türk Siyasal Hayatında Milli Görüş Hareketi: Temel Esasları Ve Söylevleri. İstanbul: İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstütüsü Yayınlanmamış Yüksek lisans Tezi.

Erbakan , N. (1971). islam ve İlim (2. b.). İzmir: Furkan.

Erbakan, N. (1971). Ortak Pazar ve Türkiye. Ankara: Furkan Yayıncılık.

Erbakan, N. (1991). Türkiye’nin Meseleleri ve Çözümleri. Ankara.

Erbakan, N. (2014a). D-8 ,Necmettin Erbakan Külliyatı. (M. M. Uzun, Dü.) Ankara.

Kaya, T. (2018, Nisan). Immanuel Wallerstein, a Historical Social Scientist. SDÜ Fen-Edebiyat Fakültesi Sosyal Bilimler Dergisi(43), s. 46-66. 11 20, 2020 tarihinde SDÜ Fen-Edebiyat Fakültesi Sosyal Bilimler Dergisi adresinden alındı

Kıvrak, E. (2020). Milli Nizam Partisi: Tarihsel ve Kuramsal Bir Değerlendirme. Sosyal ve Kültürel Araştırmalar Dergisi, 6(12), 133-153.

Kıvrak, E. (2020). Milli Nizam Partisi: Tarihsel ve Kuramsal Bir Değerlendirme. Sosyal ve Kültürel Araştırmalar Dergisi, 6(12), 135.

Kızıltaş, E. (2011). Herkesin Hocası Erbakan. İstanbul: Hayat Yayın Grubu.

Kongar, E. (2001). 21. Yüzyılda Türkiye (29 b.). İstanbul: Remzi kitabevi .

Küçükömer, İ. (2014). Batılılaşma ve Düzenin Yabancılaşması. İstanbul: Profil yayınları.

Oran, B. (2003). Türk Dış Politikası: Kurtuluş Savaşından Bugüne Olgular, Belgeler,. (B. Oran, Dü.) İStanbul: İletişim Yayınları.

Sarıbay, A. Y. (1985). Türkiye’de Modernleşme, Din ve Parti Politikası: ‘Milli Selamet Partisi Örnek Olayı’. İstanbul: Alan Yayıncılık.

Sinanoğlu, M. (2001). TDV İslâm Ansiklopedisi. 12 28, 2020 tarihinde TDV İslâm Araştırmaları Merkezi: https://islamansiklopedisi.org.tr/islam#1-etimoloji-ve-tanim adresinden alındı

Sözcü. (2014, 06 18). Kenan Evren kimdir? Kenan Evren’in hayatı. 12 20, 2020 tarihinde Sözcü: https://www.sozcu.com.tr/2014/genel/kenan-evren-kimdir-kenan-evrenin-hayati-kenan-evren-ve-12-eylul-535764/ adresinden alındı

Şahin, E., & Tunç, B. (2015). Demokrat Parti’nin Kuruluş Süreci ve DP – CHP Siyasî Mücadelesi (1945-1947). Sosyal ve Kültürel Araştırmalar Dergisi, 1(2), s. 31-69.

Şahin, S. (2019, 02 19). Yeni bir dünya’ ideali sunan lider: Erbakan. 12 01, 2020 tarihinde Anadolu Ajansı: https://www.aa.com.tr/tr/portre/yeni-bir-dunya-ideali-sunan-lider-erbakan/1402966 adresinden alındı

Turhan, İ. (1991, Aralık). İttifak ve Bazı Değerlendirmeler Kaynak: İttifak ve Bazı Değerlendirmeler. 12 10, 2020 tarihinde Haksöz Okulu: http://www.haksozhaber.net/okul/ittifak-ve-bazi-degerlendirmeler-74yy.htm adresinden alındı

Türk, R. (2015). Türkiye’de Siyasal İslam’ın Örgütlenme FAliyetleri. AKADEMİK HASSASİYETLER DERGİSİ , 2(3), 99-132.

Türköz, E. N. (2016, 01 25). Özal’lı Anap Döneminde Muhafazakar Düşüncenin Gelişimi. Niğde Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergis, 9(1), s. 103-116. https://dergipark.org.tr/tr/pub/niguiibfd/issue/19761/211627 adresinden alındı

Uçar, S. (2000). Savunan Adam. İstanbul: Yasin Yayınevi.

Yıldız, M. (2017, Ocak). Türk Dış Politikasına Prof.. Dr. Necmettin Erbakanîn Politik Vizyonunun Etkisi. International Periodical for the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic, 12(8), s. 355-366.

Zurcher, E. J. (2011). Modernleşen Türkiye’nin Tarihi,. istanbul: İletişim Yayınları.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here