Her geçen saniye dünyada bir şeyler alınıp satılıyor ve ticaret hiç hız kesmeden devam ediyor. Kimi ihracat yaparken bir diğeri karşı tarafın ihrac ettiği ürünleri ithal ediyor. Dünya’da dönen ticaretin %90’ıda denizyolu kullanılarak gerçekleşiyor. Dünyada pek çok yer kazancını böyle deniz güzergahları üzerinde yer aldığı için sağlıyor. Bu bölgelerden biri de tarih boyunca önemli olan, önemini hala kaybetmemiş ve ortaya çıkan doğal kaynak rezervleri dolayısıyla son yıllarda herkesin gözünü üzerinde diktiği Doğu Akdeniz suları.

2010’de ABD Jeoloji Araştırmaları Kurumu’nun araştırmalarına göre, Doğu Akdeniz yaklaşık olarak 1,7 milyar varil petrol ve 122 trilyon fit küp gaz potansiyeline sahip olduğu tespit edildi. Bu potansitel çıkarılıp işlendikten sonra pazara ulaştırılması halinde Türkiye ve Avrupa’nın uzun yıllar enerji kaynağı ihitiyacını karşılayabileceği söylenmektedir. Bu tahmini rezerv miktarının yapılan sondaj çalışmalarıyla birlikte daha fazla artış göstermesi beklenmektedir.

Keşfedilen potansiyelen enerji kaynakları , bölge ülkelerinin yanı sıra dünyanın önde gelen enerji şirketlerinin ve enerji ihtiyacı yüksek devletlerin de dikkatini Doğu Akdeniz’e çekmeye başladı. Bölge ülkelerden Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, Mısır, İsrail, Lübnan başta olmak üzere petrol ve doğalgaza ihtiyacı yüksek ülkeler ve büyük enerji şirketleri hemen çalışmalara başladılar. Kendi aralarında ittifaklar yaparak, anlaşma imzalayarak ve işbirliği forumları düzenleyerek bu potansiyeli paraya dönüştürmeye çalışmaktadır.[1]

Mavi Vatan'ın Kalbi: Doğu Akdeniz 1

Bölgenin en büyük güçlerinden Türkiye’de olayların dışında tutulması mümkün değildir ve olayların içerisndeki ana aktörlerden biri olmak zorundadır. Aynı zamanda Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ninde haklarının olduğu da bölge ülkeleri tarafından idrak edilmeli ve saygı duyulmalıdır. Türkiye’nin de hem kendi çıkarları hemde KKTC’nin haklarını koruyacak doğrultuda hareket etmesi en doğal hakkıdır.

Ülkeler “Genişletilebilir kıta sahanlığı” ve ”münhasır ekonomik bölge” tanımları ile uluslararası suları daraltmaya çalışmaktadır.Ancak bölge ülkeleri ve büyük ülkeler ile onların güdümündeki enerji şirketleri Türkiye ve KKTC’nin haklarını yok sayarak hareket etmektedir. Bu ülkelerin başında Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ve Yunanistan gelmektedir.[2]

Doğu Akdeniz’de Rum Yönetimi ve Yunanistan’ın Politikaları

Olaya Kıbrıs üzerinden bakılacak olursa elde edilecek keşfedilen kaynak Ada’nın iki yönetimi içinde ciddi bir ekonomik çıkış noktası olacaktır. Adanın hem gelir düzeyini hem de refah düzeyini yükseltecek olması Kıbrıs sorununu ve bu sorunun çözümünü yeniden gündeme taşımaktadır. Bu doğrultuda bir anlaşmaya varılabilmesi için 2014 yılında Kıbrıs sorunun çözülmesi süreci tekrar başladı.

Ancak 28 Haziran-7 Temmuz 2017 tarihlerinde İsviçre’nin Crans Montana kasabasında gerçekleştirilen son görüşmeler Rum tarafının haddini aşan istekleri ve uzlaşmacı olmaktan uzak tavırları sonucunda görüşmeler başarısızlıkla sonuçlanarak rafa kalktı. Yapılan tüm görüşmelerden olumlu sonuç alınmamasının en büyük sebebi Rum tarafının tek taraflı düşünüp hareket etmesi, KKTC’nin haklarını yok saymasıdır.

Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin iddiaları 20.yüzyılın son çeyreğine kadar dayanmaktadır. İlk olarak 1979 yılında Mısır ile anlaşma yaparak Doğu Akdeniz’de petrol ve doğalgaz arama işlemlerine başladı ancak dönemin Kıbrıs Türklerinin lider Rauf Denktaş’ın Doğu Akdeniz’deki kendi kıta sahanlığını ihlal eden her türlü araştırmanın savaş sebebi olacağını açıklamasıyla Rum Yönetimi süreci durdu.

Daha sonra 1993 yılına gelince GKRY, BM’ye Doğu Akdeniz’deki temel sınır hatlarını belli eden mektrp gönderdi. 2003 yılında ise kendi münhasır ekonomik bölge sınırlarını ilan etti ve 2004 yılında resmi gazetelerinde yayımlanarak yürürlüğe girdi.[1]

Mavi Vatan'ın Kalbi: Doğu Akdeniz 2

26 Ocak 2007 tarihine gelindiğinde ise GKRY, 13 adet petrol ve doğalgaz arama noktası belirledi. Ancak bu belirlediği arama 13 arama noktasından 1, 4, 5, 6 ve 7. Bölgeler Türkiye’nin belirlediği kendi münhasır ekonomoik bölgesi sınırları ile çatışmaktadır. 1, 2, 3, 8, 9, 12 ve 13. Bölgeler ise Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin münhasır ekonomik bölgesi ile çatışmaktadır.[1]

2010 yılında İsrail ile yaşanan Mavi Marmara olayı nedeniyle bozulan ilişkilerden faydalanarak GKRY, İsrail ile münhasır ekonomik bölge anlaşması yaptı. Beraber hareket ettiği ülkeleri genişletmek isteyen Rum Yönetimi, 2016 yılında Mısır’da Sisi’nin iktidarı gelmesiyle Türkiye ile ilişkilerin bozulmasından faydalanarak Mısır ile de anlaşma yaptı. Böylelikle bölgede Yunanistan dışında İsrail ve Mısır’ıda yanına alarak hareket etmeye başladı.

Rum tarafının son zamanlarda ısrarcı bir şekilde tek taraflı olarak enerji sahalarında arama ve işletme faaliyetlerine izin vererek enerji konusunu bölgesel ve uluslararası aktörlerin gündemine sokmak istemesi Doğu Akdeniz’de suların ısınmasına yol açmaktadır. GKRY’nin ana hedefi Türkiye’nin kelimenin tam anlamıyla ‘’oyun dışı’’ kalmasıdır.

Bu hedefleri doğrultusunda GKRY, Türkiye’nin son dönemlerde arasının iyi olmadığı Yunanistan, İsrail ve Mısır gibi ülkeleri yanına alarak bir blok oluşturmaya çalışmaktadır. Bu dört ülke daha sonra İtalya, Filistin ve Ürdün’ün katılımıyla Doğu Akdeniz Gaz Forumu’nu kurarak Doğu Akdeniz’deki parsel dağılımını ve sondaj çalışmalarını oldu bittiye getirerek Türkiye’nin hareket etmesine engellemeye çalışıyorlar.

Bunlara ek olarak GKRY, Türkiye ve KKTC’nin haklarını göz ardı ederek böldüğü bu 13 parselde 2011 yılında ABD’nin Noble şirketine, daha sonraki yıllarda ise Fransız Total ve İtalyan Eni şirketine keşif ve sondaj faaliyetleri için izin verdi. Rumlar, tüm bu keşif ve sondaj faaliyetlerinin güvenliği için yanına büyük güçleri çekmeye çalışmaktadır. Hali hazırda bulunduğu konumdan dolayı Türkiye gibi bir ülke ile Akdeniz’de güç karlışatırması yapamayacağının farkında olan Rum Yönetimi, İsrail ile anlaşmalarından dolayı yanına ABD’yi, Avrupa Birliği üyesi olduğu için birliğe üye devletleri yanına çekmeye çalışmaktadır.

Mavi Vatan'ın Kalbi: Doğu Akdeniz 3

Son olarak GKRY, Fransa’ya askeri üs kurma yetkisi vermesiyle “ABD ve AB ülkeleri görüldüğü üzere benim arkamda” mesajı vermeye çalışmış ve çalışmaya da devam etmektedir. Rumlar, . Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki sondaj faaliyetlerinin hukuka aykırı olduğunu her fırsatta söyleyen Rumlar, Doğu Akdeniz’deki girişimlerimizi Uluslararası Adalet Divanı’na şikayet edeceğini söyledi. Aslında Adalet Divan’ın böyle bir yetkisi bulunmuyor ve davayı kabul etmeyecek ancak Rum tarafıda bunun olmakla birlikte olayı sürekli gündemde tutmaya ve diğer devletlerin Türkiye ve KKTC aleyhinde kararlar almasını sağlama yönünde politika izlemektedir.

Rumların en büyük müttefiği ve ortağı olarak Yunanistan, GKRY’nin her türlü hareketine destek verirken her geçen gün Türkiye aleyhinde Yunan yetkililerce demeçler verilmektedir. Geçtiğimiz Temmuz ayında Mısır ile bakanlar düzeyinde yapılan görüşmenin ardından Yunanistan Dışişleri Bakanı Dendias, Kıbrıs açıklarındaki sondaj çalışmalarını “yasa dışı” olarak nitelendirdiği Türkiye’yi, “uluslararası hukuka meydan okumak” ve “Doğu Akdeniz’in güvenliğini tehlikeye atmakla” suçlamasıyla devam etti.

Mısır Dışişleri bakanı Sami Şükrü’de Yunan mevkidaşını destekleyen açıklamalar yaparak bölgedeki provokasyonları ve bu provokasyonların durması için uluslararası hukuka saygı duyulması gerektiğini’’ söyledi. Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Cumhuriyeti, AB üyesi olmalarından yararlanarak  AB’yi Doğu Akdeniz’e çekmeye ve Türkiye’ye yaptırım uygulatmaya ve Doğu Akdeniz’de yalnız bırakmaya çalışmaktadır.

ABD ve NATO’nun Yaklaşımı

GKRY, arkasında büyük güçlere güvendiği için şu ana kadar Türkiye ve KKTC’nin taleplerine kulaklarını kapatmıştır. AB üyesi olduğu için AB’nin Rumlar aleyhinde karar vermesi mümkün gözükmemektedir. İsrail ile beraber hareket ettiği ve anlaşması olduğu içinde İsrail’in en büyük dostu ABD’den de çekinmesine gerek yoktur. Türkiye ise ABD’den, ABD güdümündeki ve aynı zamanda üyesi olduğu NATO’dan bölgedeki problemlere tarafsız yaklaşmalarını ve uluslararası hukuka uygun olarak hareket etmelerini beklemektedir.

NATO giderek ABD’nin dış politika yapımındaki aracı haline gitmektedir. ABD, artık dünyada yaşanan gelişmlere ister kendi lehine ister aleyhinde olsun doğrudan müdahale etmek istemediği için amaçlarını NATO üzerinden gerçekleşmektedir. Doğu Akdeniz’de yaşananlara ise şimdiye kadar sessiz kalmayı tercih etti. İki NATO ülkesi olan Yunanistan ve Türkiye’nin kendi aralarında yaşadığı sorunlara net bir adım atamadığı gibi bu olanlar NATO içinde çok ciddi bir güvenlik problemi olarak görülmektedir.[1]

Mavi Vatan'ın Kalbi: Doğu Akdeniz 4

Türkiye tarafından NATO ve ABD’nin güvenilirliğine bakıldığında ABD’nin Suriye politikası, Türkiye’nin terör örgütü olarak gördüğü PYD’ye desteği, S-400 krizi ile F-35’lerin Türkiye’ye verilmemesine  şüphe ve tedirginlikle yaklaşılmaktadır. NATO ve ABD’nin bu tutumu Türkiye’nin ikisinde de uzaklaşmasına yol açmıştır.

Türkiye’nin 27 Kasım’da Libya ile imzalamış olduğu deniz yetki alanlarını sınırlandırmasına dair muhtarısı Doğu Akdeniz’de Türkiye aleyhine hareket eden ülkelerin tepkisini çekti. Yunanistan, Libya’nın Atina büyükelçisini persona non grata(istenmeyen kişi) ilan edip ülkeyi bir an önce terk etmesini isterken, Türkiye’nin Atina büyükelçisini ise dışişleri bakanlığına çağırarak durumu izah etmesini istedi. Daha sonra konuyu BM ve Londra’da düzenlenecek olan NATO toplantısını taşıyacağını söylemişti.

3-4 Aralık 2019’da gerçekleşen toplantıda ise Yunanistan’ın lehine bir sonuç çıkmadı. Fransa dışındaki NATO ülkeleri Türkiye’siz bir NATO’nun zayıflayacağını ve hala Rusya’nın Avrupa üzerinde bir tehdit oluşturduğunu düşünüyor. Fransa Cumhurbaşkanı Macron’un ‘’NATO’nun beyin ölümü gerçekleşti ve Türkiye’siz bir NATO’’ iddiaları diğer ülkeler tarafında destek bulamadı.

Başta Alman Şansölyesi Angela Merkel ve ABD Başkanı Donal Trump olmak üzere Avrupa’nın tek başına Rusya karşısında duramayacağının anlaşılması gerektiği vurgulandı. Rusya’nın yanı sıra Doğu’da yükselen Çin’inde artık NATO tarafından tehdit olarak algılandığıda belirtildi.[1]

Aralık ayındaki Londra’daki NATO zirvesinden önce gerçekleşen NATO görüşmelerinde Türkiye’ye yönelik terör örgütü YPG/PYD’nin oluşturduğu güvenlik tehdidinin yer verildiği bir NATO belgesini, aralarında ABD’nin de bulunduğu birkaç ittifak üyesinin engellemesi üzerine Türkiye tarihi bir rest çekerek NATO’nun ‘Rusya tehdidine’ karşı hazırladığı Baltık planını veto etti. Türkiye’ninde onayı olmadan bu planın hayata geçirilmesi de mümkün değil. Türkiye, Baltık Planı’nı daha sonra onayladı ancak bu Türkiye’nin olaylara sessiz kalmayacağının bir göstergesidir.[2]

Ancak tüm bu karşılıklı hareketlere rağmen Türkiye’nin ihracaatının büyük çoğunluğunu NATO üyesi ülkelere yapmaktadır. NATO ise ittifakın en güçlü 2. Ordusuna sahip ve sorumluluklarını eksiksiz yerine getiren Türkiye’ye karşı tamamen zıt bir tutum içinde olması gerçekçi gözükmemektedir. Türkiye ile Libya arasında imzalanan mutabakat Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki kararlığını tüm dünyaya ilan etmiştir. NATO ve ABD’ninde müttefiğine gereken desteği göstermesi gerekmektedir.

Mavi Vatan'ın Kalbi: Doğu Akdeniz 5

Avrupa Birliği’nin Tutumu

Avrupa Birliği, Rum yönetiminin ilan ettiği ulusararası hukuka aykırı ve ihtilaflı münhasır ekonomik bölgeleri destekleyerek AB’nin kendi MEB’ini eklemeye çalışmaktadır. GKRY, sözde MEB bölgelerinde gaz arama ve sondaj yapma izinlerinin çoğunluğunu İtalyan ve Fransız şirketlerine vermesiyle AB ile Türkiye Doğu Akdeniz’de karşı karşıya getirmiştir. AB’nin kendini hukuki bir otorite ya da karar verici mahkeme gibi görerek hükümler vermemesi gerekmektedir.

Doğu Akdeniz’deki  problemler güç gösterisi ve oldu bittiye getirilerek çözülemez. Bu tür yaklaşımlar ilerde sıcak çatışmaların çıkmasına neden olabilir. Kimsenin de Türk tarafının(Türkiye ve KKTC) Doğu Akdeniz’deki hakları hususunda hassasiyetini ve kararlılığını test etmeye kalkışmaması gerekir.[1]

AB üye ülkelerin dışişleri bakanları yaptıkları toplantıda 11 Kasım 2019’da Türkiye’nin Kıbrıs açıklarında yaptığı sondaj çalışmaları nedeniyle seyahat yasağı ve şahısların mal varlıklarına el konulması gibi bir takım yaptırımlar konusunda anlaşmaya vardıklarını açıkladı. Ayrıca bu yaptırımların uzun vadede genişletilebileceği konuşuluyor. AB’nin tarafsız kalamayacağı söz konusu kendi üyesi olan Yunanistan ve GKRY gibi iki ülke olunca Türkiye lehinde hareket edemeyeceğini göstermiştir. Türkiye karşıtı gösterilen bu tutum, mülteci sorunu ile uzun süredir devam eden olumsuz seyri daha da derinleştirmektedir. [1]

Avrupa Birliğinin, Doğu Akdeniz’de keşfedilen enerji kaynaklarını Avrupa’nın Rusya’ya olan enerji bağımlılığını azaltmak için çıkış kapısı olarak görmesi bölgeye olan ilgisini arttırmaktadır. AB’nin aksine Türkiye bencil ve açgözülü davranmayıp Doğu Akdeniz’den çıkacak kaynaklar için ortak bir komisyon kurulmasını sürekli teklif etmesine rağmen Rumlar tarafından reddediliyor.

Daha önce bahsettiğimiz girişimlerle AB’yi arkasına alan ve çok uluslu bir ittifak kuran GKRY- Yunanistan ikilisinin ‘’dayatma’’ politikasına devam edeceği görülmektedir. Türkiye, kendisine karşı yapılan bu ittifaka karşı Libya ile imzaladığı mutakabatla cevap vermiş ve Doğu Akdeniz’deki üstünlüğü büyük ölçüde kendi lehine çevirmiştir.[2]

Mavi Vatan'ın Kalbi: Doğu Akdeniz 6

2004 yılındaki Annan planı kapsamında yapılan Kıbrıs referandumunda çözüme karşı oy kulllanan tarafın Rumlar olmasına rağmen AB halen Türkiye’yi KKTC üzerinden sıkıştırmaktadır. 2010’lu yıllarda Doğu Akdeniz’de önemli miktarda petrol ve doğalgaz rezervlerinin keşfedilmesi ve bu rezervlerin bir kısmının Kıbrıs’ın kıta sahanlığında olması üzerine GRKY ve Yunanistan’ın işbirliği ile çıkarılan enerji kaynaklarının Avrupa’ya taşınılabileceği fikri gündeme geldi.

Ancak bu fikrin, Türkiye  ve KKTC’yi hesaba katmadan hayata geçirilebilmesi hem siyasi hem de ekonomik olarak mantıklı değildir. Bunlara ek olarak Türkiye’yi içine almayan olası bir enerji güzergahının maliyeti çok fazla ve şirketler böylesi bir hamleyi oldukça zararlı gördüklerinden dolayı yeni bir güzergahın yapılmasına yanaşmamaktadır.

13 Aralık 2019’da AB haddini aşan bir açıklama yaparak Libya ile imzalanan mutabakatın üçüncü ülkelerin haklarını ihlal ettiğini, deniz hukuku sözleşmesine aykırı olduğunu ve üçüncü ülkeler için yasal hükümlülük doğurmayacağını açıkladı. AB’nin kendini karar verici ve hüküm bağlayan bir mevkide görmesi kabul edilemez ve böyle bir hakkı hukuki açıdan yoktur.

Avrupa Birliği, Türkiye aleyhindeki politikası ile bir sonucu varamayacaktır. Bu durumdan en kârlı ülke çıkan ülke Rusya’dır. Her geçen gün Suriye üzerinden Doğu Akdeniz’deki askeri ve jeopolitik gücünü arttırmaktadır. AB’nin bir an önce Türkiye karşıtı politikasından vazgeçip işbirliğine yanaşması en doğru olandır.[3]

Rusya’nın Akdeniz Politikası

24 Kasım 2015 tarihinde sınır ihlali gerçekleştirmesinden dolayı düşürülen Rus uçağı, Türkiye-Rusya ilişkilerini kopma noktasına getirmişti. Daha sonra Türk yetkililerinin çabaları ile ilişkiler tekrar normalleşmeye başlamıştı. 19 Aralık 2016’da Rusya’nın Ankara Büyükelçisi Andrey Karlov’un suikaste kurban gitmesiyle ilişkilerin yeniden bozulacağı konuşuldu. Ancak iddia edilenin tam aksine o günden sonra ikili ilişkiler her geçen gün daha da gelişti. İlişkilerin gelişmesinde ABD ve Avrupa Birliği’nin Türkiye karşıtı politikaları önemli bir etken oldu.[1]

Dünyanın en büyük enerji ihracatçısı ülkelerinden biri olan Rusya’nın Doğu Akdeniz’de gelişmelere kayıtsız kalması beklenmemelidir. Söz konusu enerji kaynaklarının varlığı olunca Rusya’nın ilgisi artmaktadır.  Türkiye’nin sürekli tartışma içerisinde olduğu GKRY ile ilişkileri iyi düzeyde olmakla birlikte karşılıklı işbirliği anlaşmalarıda bulunmaktadır. Mesele enerji kaynakları olunca Rusya’nın kendi çıkarları doğrultusunda hareket etmektedir. Örnek verecek olursak Türkiye, ikinci sondaj gemisini Doğu Akdeniz’e göndermesi üzerinde Rusya sessiz kalmak veya desteklemek yerine bu durumu “endişi verici” olarak değerlendirmiştir.

Mavi Vatan'ın Kalbi: Doğu Akdeniz 7

Rusya’nın enerji şirketleri birkaç yıldır Doğu Akdeniz’de kendilerini konuşlandırmaya başladılar. Rus Lukoil şirketi, Mısır’ın Zohr sahasının %30’unu satın aldı. Ayrıca Mısır’da Rus devlet şirketi Rosneft’de yer almaktadır. Yine bir Rus şirketi olan Novatek, Lübnan’da Fransız Total ve İtalyan ENI şirketleri ile birlikte rezerv aramaları için anlaşmaya vararak konsorsiyum kurdular. Suriye’nin kıyı kesimlerindeki sondaj çalışmaları hakkı 25 yıllığına Rus şirketlerinin elinde bulunmaktadır.[1]

Rus ekonomisinin geliri yaklaşık %45’ini enerji kaynaklarının ihracatından gelmektedir. Avrupa Birliği’nin doğalgaz ihtiyacını ise yine %45’lere varan oranla karşılamaktadır. İstatisliklerden de anlaşılacağı üzere Rusya enerji gelirlerini kaybetmek istemeyip bu gelirin devamlılığını sağlamayı ve Avrupa’daki tekel durumunu korumayı amaçlamaktadır.

Rusların Suriye’deki iki amacı var; birincisi Suriye’deki iç savaş bitince de askeri üslerini koruyarak bölgedeki varlığını sürdürmek, diğeri ise Doğu Akdeniz’deki gücünü arttırmak. Bunlardan yola çıkarak Rus yönetiminin önceliğinin Esad rejiminden ziyade Doğu Akdeniz’deki çıkarları olduğu anlaşılmaktadır. Bu sebeple Moskova’nın stratejik hedefinde Şam’ın değilde Tartus ve Lazkiye limanları yer almaktadır.[2]

Rusların Kıbrıs’ta GKRY taraftarı hareketlerine karşı Türkiye’nin dikkat etmesi ve tedbirli olması gerekmektedir. Ankara-Moskova hattında ilişkiler son yıllarda üst düzeyde olmasına rağmen unutulmamalıdır ki Türkiye, ne zaman ABD ve Batı’dan uzaklaşıp Rusya ile yakınlaşınca Ruslara bir takım tavizler vermek zorunda kalmıştır.

Bunları göz önüne alarak Türkiye, ulusal çıkarları doğrultusunda hareket etmeli ancak bölgede yalnız kalmamak için ilişkileri güçlü ve diri tutmalıdır. Ayrıca Rusya’nın BM Güvenlik Konseyi’nin daimi üyesi olarak Türkiye aleyhinde çıkacak yaptırımları veto etme hakkı bulunduğu için Rusya ile ilişkilerinin yakın olması Türkiye’nin elini güçlendirecektir.[1]

Rusya’nın geçmişten beri GKRY ile yakın ilişki içerisindedir. Bunun önemli bir sebebi Ruslar, tıpkı Balkanlar’daki Slavlar gibi Yunan ve Rumlar kardeşleri olarak görmektedirler. Aralarında ki din birliğide yakınlığı derinleştirmektedir. Kıbrıs sorunun çözümünde ise Rusya, GKRY ve Yunanistan’la aynı düşünmemektedir. Olası bir Kıbrıs çözümünde adanın güvenliği sağlanacak ve Kıbrıs’ın NATO’ya üye olması gündeme gelecektir.

Mavi Vatan'ın Kalbi: Doğu Akdeniz 8

Böyle bir senaryoda Rusya, Doğu Akdeniz’deki güvenilir bir ortağını kaybetmekle kalmayacak aynı zamanda NATO’nunda Doğu Akdeniz’deki varlığıda artmış olacaktır. Bu etkenler göz önüne bulundurunca KKTC’nin varlığından ve Türkiye-Batı arasındaki anlaşmazlık Rus çıkarları doğrultusundadır. Doğu Akdeniz’deki güç dengesini korumak için Moskova’nın Ankara’ya ihtiyacı vardır ve şu anki yakın ilişkiler Doğu Akdeniz üzerinde de devam edecektir.

Türkiye’nin Doğu Akdeniz Politikaları

Türkiye, Doğu Akdeniz ülkeleri arasında en güçlü ekonomi ve donanmaya sahip ülkedir ve keşfedilen enerji kaynaklarında diğer ülkelerin ne kadar hakkı varsa Türkiye’ninde en az onlar kadar hakkı vardır. Ancak bazı bölge ülkeleri KKTC ve Türkiye’nin haklarını görmezden gelerek hareket etme girişiminde bulunmaktadır.

Türkiye ise bu girişimlere karşı uluslararası hukuktan doğan haklarını korumak için önlemler almaktadır. Türkiye’nin yetiştirdiği değerli amirallerden biri olan emekli Amiral Cem Gürdeniz’in tabiriyle “Doğu Akdeniz’in haydut devleti(GKRY)” Türk tarafının haklarını gasp etmeye çalışmaktadır. Bu haydut devlet tek taraflı ilan ettiği sözde 13 parselin arama ve sondaj çalışmaları iznini uluslararası şirketlere satmaktadır.

GRKY’nin adanın tamamını temsil etme hakkı bulunmadığı için tek başına münhasır ekonomik bölge(MEB) ilan etme hakkı bulunmuyor. Rumların bu yaptığının tarafı olduğu Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’ne de aykırıdır. KKTC ise Türkiye Petrolleri’ne kendi kıta sahanlığında araştırma yapma izni verdi.

Türkiye, Doğu Akdeniz’de TP ile varlığını arttırmaya başlamasıyla birlikte bölgeye Barbaros Hayrettin Paşa sismik araştırma ile Fatih ve Yavuz sondaj gemilerini gönderdi. Gönderilen gemiler KKTC’nin ruhsat verdiği A, B, C, D, E, F ve G olarak adlandırılan alanlarda görev yapıyolar. TSK’ya bağlı deniz muharip kuvvetleride sondaj gemilerinin güvenliğini sağlamaktadır. Türkiye’nin bölgeye kendi güçlerini göndererek karşısında bulunan diğer aktörlere karşı cevap vermekten çekinmeyeceğini göstermiştir.[1]

Mavi Vatan'ın Kalbi: Doğu Akdeniz 9

Türkiye ve KKTC’ye karşı yürütülen propogandanın başarıya ulaşması siyasi, ekonomik,güvenlik ve hukuki açıdan gerçekleşemeyeceğini Türk tarafı uluslararası arenada her fırsatta göstermektedir. Son olarak Libya ile yapılan mutabakat, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de deniz sınırlarının belirlenmesi hususunda KKTC’den sonra yaptığı ikinci anlaşma oldu. Bu mutabakat, Türk tarafına karşı oluşturulan ‘’Doğu Akdeniz Gaz Forumu’’ gibi anlaşmalara önemli bir cevap niteliği taşımaktadır.

Öyle ki mutakabatının duyurulmasından sonra Türkiye karşıtı bölge ülkeleri ve AB peşi sıra açıklamalar yapmış, mutabakatın yazılı kopyasının kendilerini gönderilmesini talep etmişlerdir.ABD’nin Atina Büyükelçisi Geoffrey Pyatt ise ‘’ Libya ile yapılan mutabakat bölgedeki gerilimin artmasına neden olacaktır. Ayrıca mutakat BM Deniz Hukuku Sözleşmesi’ne aykırdır.’’ şeklinde açıklma yaptı.[1]

Batı tarafından atlanılan bir nokta vardır, o da Türkiye’nin Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin tarafı olmadığıdır. Türkiye’nin bu anlaşmanın altında imzası bulunmadığı için anlaşmanın hükümlülüklerinden sorumlu değildir. Türkiye taraf dahi olsa bile uluslararası hukukun kendisine hak tanıdığı sınırların dışına çıkmamaktadır. Başta Rumlar ve AB olmak üzere muhalif güçler uluslararası hukuku kendi çıkarlarına göre genişletip daralatmaya çalışmaktadır. Başta Sayın Cumhurbaşkanımız ve Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu olmak üzere Türkiye’ye karşı gösterilen bu ikiyüzlü tutum kınanmakla birlikte bölgedeki varlığımızın daha da artacağı belirtildi.

AB’nin bu mutabakatı kendi açısından geçersiz sayması Türkiye’yi hedeflerinden vazgeçirmeyecektir. Bu konuda AB içinde de tam bir uzlaşı olduğu da yoktur. Bulgaristan Başbakanı  Boyko Borisov geçtiğimiz günlerde NATO Genel Sekreteri Stoltenber ile yaptığı toplantıdan sonra yaptığı açıklamada  ‘’Türkiye’ye yaptırım uygulanmamasını ve yaptırım uygulanması halinde bunu destekleyemeyeceklerini’’ söyledi.

Bunlara ek olarak Türkiye’nin Daeş’e karşı en çok mücadele veren ve Türkiye olmadan etkin bir sonuca varılamayacağının anlaşılması gerektiğinin altını çizerek Brüksel’in bu saldırgan tutumundan vazgeçmesini belirtti.

Türkiye’nin 4 milyon mülteciyi ev sahipliği yapması AB üyesi olan Yunanistan, Bulgaristan ve Macaristan gibi ülkeleri tedirgin etmektedir. Zaman zaman yetkililerimiz mültecileri AB karşısında koz olarak kullanmaktadır. Sayın Cumhurbaşkanımız AB’nin tavrını değiştirmemesi ve vaatlerini gerçekleştirmemesi durumunda sınır kapılarının açılabileceğini birçok defa açıklamıştı. Daha önce belirtildiği gibi Türkiye aleyhinde hareket etmek hiçbir ülke ve kuruluşun yararına değildir.[2]

Mavi Vatan'ın Kalbi: Doğu Akdeniz 10

Sonuç Olarak;

Doğu Akdeniz’de enerji kaynaklarının keşfi birçok gücü bölgeye çekmiştir. Bölgede yaşanan son gelişmeler Türkiye ve KKTC’yi oyun dışına itilmek istendiğini göstermektedir. GKRY ve Yunanistan yanlarına İsrail, Mısır, İtalya, Ürdün ve Filistin’i alarak yedi ülkeden oluşan bir blok oluşturmuştur. Suriye’deki iç savaşının bitmesi için son aşamaya geçilmesinden dolayı çıkar çatışmaları Doğu Akdeniz eksinine kaymaktadır.

Fransa, Rusya, İngiltere gibi büyük güçler bölgede önemli askeri üslere sahiptir. Türkiye için Doğu Akdeniz önemli bir yere  sahiptir. Suriye’deki krizle birlikte Akdeniz’e kadar uzanan bir terör koridoru veya Türkiye aleyhinde hareket edecek bir iktidarın oluşması riski vardır. Türkiye bu riskler karşısında Doğu Akdeniz’de herhangi bir oldubittiye ve kendisini içine almayan tek taraflı hareketlere izin vermeyecektir.

Bölgeye sondaj ve araştırma gemilerinin gönderilmesi ve KTTC ve Libya gibi ülkelerle yapılan anlaşmalarla birlikte Türkiye aleyhinde oyunlar bozulmuş olup kartlar yeniden dağıtılmıştır. Türkiye karşıtı ülkeler Türkiye’yi denklemin içine almaya her türlü girişimin bir anlam ifade etmeyeceğini anlaşmışlardır. Keşfedilen en Masada ve sahada kazanan Türkiye politikası Doğu Akdeniz’de devam edecek, Kıbrıs Türklerinin haklı davalarını sonuna kadar savunacak  ve Mavi Vatan’ın kalbinin parçalanmasına müsahade etmeyecektir.

Mavi Vatan'ın Kalbi: Doğu Akdeniz 11

[1] https://www.aa.com.tr/tr/turkiye/turkiyenin-dogu-akdenizdeki-durusu-net/1528104

[2] https://www.setav.org/dogu-akdeniz-sorununun-nedenleri-ve-turkiyenin-politikasi/

[1] https://ankasam.org/dogu-akdeniz-ve-turkiyenin-stratejisi/

[1] http://www.bilgesam.org/incele/1110/-rusya%E2%80%99nin-dogu-akdeniz-politikalari/#.XfX_d2QzZPY

[1] https://tr.euronews.com/2019/05/10/turkiye-nin-dogu-akdeniz-deki-sondaj-faaliyeti-rusya-ile-iliskilerini-nasil-etkiler-kibris

[2] https://ankasam.org/rusyanin-dogu-akdenizdeki-tutumu/

[1] https://www.setav.org/analiz-rusyanin-dogu-akdeniz-stratejisi/

[1] https://www.gzt.com/dunya-politika/abnin-turkiyeye-yonelik-dogu-akdeniz-yaptirimlari-neleri-kapsiyor-3509251

[2] https://www.star.com.tr/acik-gorus/dogu-akdeniz-gaz-forumunun-ilk-basarisizligi-sah-mat-haber-1498278/

[3] https://www.dw.com/tr/ab-t%C3%BCrkiye-libya-mutabakat%C4%B1-%C3%BC%C3%A7%C3%BCnc%C3%BC-taraflar%C4%B1-ba%C4%9Flamaz/a-51652435

[1] http://turksam.org/turkiye-ab-ve-rusyanin-son-surecteki-dogu-akdeniz-politikasi

[1] https://tr.sputniknews.com/columnists/201911181040650426-dogu-akdenizde-abd-cephesinin-ortak-hedefi-turkiye-ve-rusya/

[2] https://www.dw.com/tr/nato-zirvesi-t%C3%BCrkiyenin-veto-tehdidi-alt%C4%B1nda-s%C3%BCr%C3%BCyor/a-51525389

[1] https://www.aa.com.tr/tr/analiz/dogu-akdenizde-oncelikler-ve-natonun-rolu/1549954

[1] https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-48225246

[1] http://www.bilgesam.org/Images/Dokumanlar/0-441-20160316461303.pdf

[1] https://tr.euronews.com/2019/05/05/dogu-akdeniz-ne-kadar-dogal-gaz-rezervi-var-en-buyuk-payi-hangi-ulkeler-alacak

[2] https://www.aa.com.tr/tr/turkiye/10-soruda-dogu-akdeniz-de-enerji-denklemi/1504248

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here