ÖZET

Bu çalışmanın amacı küresel bir kriz niteliğinde olan “gıda krizini”, uluslararası örgütlerden devletlerarası ilişkilere kadar çeşitli perspektiflerden bakarak incelemektir. Dünya üzerinde büyük ve önemli bir sorun olan gıda krizi özellikle son yıllarda çok fazla tartışılmaktadır. Bu çalışmada gıda krizinin sorumluların kimler olduğunu ve bu krizin çözümünün neler olduğu incelenecektir.

  1. GIDA KRİZİNE BAKIŞ

Küresel bir kriz olan gıda krizi son yıllarda artarak devam etmekte ve milyonlarca kişinin ölümüne sebebiyet vermektedir. Devletlerin ekonomik yetersizliklerinden çatışmalarına, uluslararası göçten çevre kirliliğine kadar birçok etken gıda krizini etkilemektedir. Her yıl daha da artan dünya nüfusuyla beraber dünyada açlık çekenlerin sayısı da artmaktadır. Thomas Malthus’un tam da bu noktada bu konu üzerinden bir teori yarattığını söylemeliyiz. Malthus’un teorisine göre nüfus artışı gıda artışının önüne geçecek, bu da çok sayıda insanın gıdalara erişiminin ilerleyen yıllarda zayıflayacağına sebebiyet verecektir. Yine teoriye göre bu durumda güçlü ve zengin insanlar gıdalar konusunda sorun yaşamayacak, negatif durum güçsüzlere ve fakir insanlara yansayacaktır. Malthus’un önerisi ise geç evlenilmesi ve az çocuk yapılması, bunun yanında devletlerin ise titiz bir nüfus planlaması yapmasıdır. Her geçen yıl, bu teoriye güç vermekte ve canlandırmaktadır. Çünkü dünya nüfusu her geçen yıl artarken, gıda krizi ve gıdalara erişim konusunda olumsuzluklar baş göstermektedir. Peki gıda krizinin en büyük sorumlusu kimdir? Bu soruyu biraz daha açmamız gerekirse krizin en büyük sorumlusu devletler mi yoksa bireyler mi diye sormamız daha mantıklı olacaktır. Gerek devletler gerekse bireyler gıda kriziyle dolu büyük bir pastadan paylarını almaktadırlar. Çünkü gıda krizinin en büyük sebeplerine hem devletler hem de bireyler ayrı ayrı sebep olmaktadırlar.

Gıda krizinin ciddiyetini tam anlamıyla anlama konusunda rakamların öneminin fazla olduğunu söylemeliyiz. Bu rakamlara bir göz atalım. Dünyada en zengin üç kişinin toplam varlığı, en fakir 48 ülkenin toplam gayri safi hâsılasından daha büyüktür. Birleşmiş Milletlerin yapmış olduğu çalışmalarda; dünyada yiyecek, su, eğitim ve sağlık ihtiyaçlarını karşılamak için en zengin 225 kişinin, toplam varlıklarının %4’ünün yeterli olabileceği, temel sağlık ve yiyecek ihtiyaçlarını karşılamak için 13 milyar doların gerektiğini söylemiştir. Bunun yanında bu miktarın ise ABD ve AB’de bir yılda yapılan parfüm harcamalarına eşit olduğuna kanaat getirilmiştir. Günümüzde, milyarlarca insan açlık ve yoksullukla mücadele ederken, 1,2 milyar insan ise aşırı beslenmenin neden olduğu aşırı obezite sorunları ile mücadele etmektedir. Dünyada yaşanan çok önemli bir başka olumsuzluk ise, Birleşmiş Milletlerin İnsani Gelişme Raporu’na göre, gelişmiş ülkelerin oluşturduğu dünya nüfusunun %20’lik kesimi, küresel üretimin %86’sını tüketmesidir. BM’nin 2000 tarihli İnsani Gelişme Raporu’na göre dünyanın en fakir 48 ülkesinin küresel ihracattaki toplam payı %0,4’ten azdı. 2004 yılı İnsani Gelişme Raporu’nda ise günümüzde 1,2 milyar insanın temiz su, 2,7 milyar insanın koruyucu sağlık imkânlarından yoksun olduğu belirtilmektedir (Güzeloğlu, 2009).

Konunun küresel boyutta olması sebebiyle tüm gözler devletlere, uluslararası örgütlere ve sivil toplum kuruluşlarına çevrilmiştir. Gıda krizi çözülebilecekse, elini taşın altına koyabilecek seviyelerde olanların çözmesinin gerektiğini düşünen genel bir görüş vardır. Bireyin bu kriz çerçevesinde kendi üstüne düşen görevleri yerine getirmekte pek başarılı oldukları ise söylenemez. Küresel kapsamda en genel açıdan konuya bakmak gerekirse Birleşmiş Milletlere (BM) göz atmamız gerekmektedir. BM Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi’nin 11.maddesine baktığımızda, günümüzün krizi önceden öngörülmüş olarak devletleri konu hakkında iş birliği yapma yükümlülüğü getirmiştir.

Madde 11. Yaşama standardı hakkı

  • Bu Sözleşmeye Taraf olan Devletler herkese, kendisi ve ailesi için yeterli bir yaşam standardına sahip olma sağlar. Bu standart, yeterli beslenmeyi, giyinmeyi, barınmayı ve yaşama koşullarının sürekli olarak geliştirilmesini de içerir. Taraf Devletler bu hakkın gerçekleştirilmesini sağlamak için, kendi serbest iradelerine dayalı uluslararası iş birliğinin esas olduğunu kabul ederek, uygun tedbirleri alırlar.
  • Bu Sözleşmeye Taraf Devletler, açlıktan kurtulmanın herkes için temel bir hak olduğunu kabul ederek, kendi başlarına ve uluslararası iş birliği yoluyla, özel programlar da dahil gerekli olan tedbirleri alır.

Madde 11’e baktığımızda göze çarpan kavramın “iş birliği” olduğunu görmekteyiz. Küresel boyuttaki tüm sorunlarda çözüme gidebilecek en önemli yolun iş birliği olduğu aşikardır. Üstelik gıda krizi gibi bir insanın temel haklarına dem vurulan konularında iş birliği, olmazsa olmaz nitelik taşımaktadır. Krize sebep olan birkaç sebep yukarıda belirtilmiştir. Ancak günümüzde yaşanan “salgın” durumunu da göz önünde bulundurarak rakamlara göz atmamız gerekmektedir. Covid-19 dünyadaki her durumu negatif duruma çevirmiş ve insan hayatlarıyla karşı karşıya gelmiştir. Gıdalar da bu durumdan hiç kuşku yok ki nasibini almıştır.

Birleşmiş Milletler tarafından açıklanan son verilere göre; dünya gıda fiyatları 2021 Ocak’ta altı buçuk yılın zirvesine çıkmıştır. Gıda ve Tarım Örgütü (FAO), gıda fiyat endeksinin Aralık ayına göre yüzde 4,3 artışla Temmuz 2014’ten bu yana en yüksek seviyesine ulaştığını söyledi. Tahıl fiyat endeksi aylık yüzde 7,1 artış gösterirken en çok artan gıda fiyatıysa mısır olmuştur. Asya ve Afrika’dan gelen güçlü pirinç talebi de güçlü fiyat artışının hız kazanmasına neden olmuştur. Şeker fiyat endeksiyse aralık ayına göre yüzde 8,1 daha yüksek oldu. FAO, süt ürünleri fiyat endeksinin yüzde 1,6 oranında arttığını söyledi. Raporda, et fiyat endeksinin aralık ayına göre yüzde 1,0 oranında arttığı da belirtildi. Dünya Ekonomi Forumu’nun toplantısında söz alan BM Dünya Gıda Programı (WFP) Direktörü Beasley de her yıl 9 milyon can alan açlık sorununun salgınla birlikte daha da kötüleştiğine dikkat çekerek, gıda tedarik zincirlerinin direncinin artırılması çağrısı yaptı.

Beasley, “Pandemi, gıda tedarik zincirlerinin üzerindeki baskıyı artırarak zaten devam etmekte olan açlık krizini daha da kötüleştiriyor. Özellikle okulların kapalı olması çocuklarda kötü beslenme riskini ciddi oranda artırdı” ifadelerini kullandı. Salgının ilk başladığı dönemde BM’nin yayımladığı raporlar, 2019’da 135 milyon kişinin açlıkla boğuştuğu dünyada önümüzdeki dönemde bu sayının 265 milyona yakın olabileceği yönünde sonuçlar veriyor. Uzmanlara göre salgının yaratacağı açlık, son 50 yılın en yüksek oranı olabilir (Cumhuriyet, 2021).

Durum bu şekilde kötüyken akla gelen ilk şey durumu nasıl kurtarabileceğimizdir. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres konuyla ilgili 3 politika önerisi sunmaktadır.

  • Gıda sıkıntısı çeken insanların hayatları ve geçim kaynaklarını korumak için seferber olunmalı, riskin en akut olduğu yerler üzerine odaklanılmalıdır.
  • Beslenmeye yönelik sosyal koruma sistemleri güçlendirilmelidir.
  • Geleceğe yatırım yapılmalıdır.

Guterres’te bu konu hakkında seferberliğin yani iş birliğin önemine dikkat çekmiş ve küresel bir kriz olan bu sorun için devletlere tavsiyeler sunmuştur. Sunduğu tavsiyelerde bir nevi “eksiklikleri” gözler önüne sermiştir. Yani gereken düzeyde seferberliğin ve iş birliğinin olmadığı, koruma sistemlerinin zayıflığı ve kriz çözümü ile ilgili geleceğe dair uzun vadeli bir planlamanın olmadığı vurgulanmıştır.

Guterres’in öne çıkarttığı tavsiyelerden de anlaşılacağı üzere devletlere büyük iş düşmektedir. Ancak gıda krizinin çözülmesi konusunda devletlerin eyleme geçmekteki başarısızlığı ortadadır. Bu başarısızlığın sebepleri ortaya konmalı ve uzun vadeli planlama yapılmalıdır.

  1. GIDA GÜVENLİĞİ

Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) gıda güvenliğini, herkesin yeterli ve sağlıklı bir biçimde gıdaya ulaşabilmesi olarak tanımlamaktadır. Yani gıdanın bulunabilme ve bireylerin gıdaya ulaşabilme durumudur. Birleşmiş Milletlerin yaptığı tanımda da görüyoruz ki gıdanın üretilmesi tek başına gıda güvenliğini sağamıyor aynı zamanda insanların bu gıdaya güvenli, sağlıklı bir biçimde ulaşmaları gerekmektedir. Gıda güvenliği ile ilgili endişeler ve sorunlar geçmişten bugünümüze kadar hep var olmuştur. Dünya geneline baktığımız zaman görüyoruz ki bir tarafta obezite problemi diğer tarafta ise yetersiz beslenme problemi vardır. Bu sorunların temelini oluşturan durumun gıdanın üretiminin temel ihtiyaçlara göre değil ekonomik şiddete sebebiyet veren kâr hırsına bağlayabiliriz. Gıda güvenliği dediğimiz zaman diğer güvenlik türleriyle yakından bir ilişki içerisinde olduğunu bilmeliyiz. Özellikle uluslararası güvenlikle yakından ilişkilidir. Gıda güvenliği ile ilgili sorunlar iç çatışmaya sebebiyet verebilmektedir. Bu oluşan iç çatışma ise uluslararası güvenliğe tehdit oluşturabilmektedir. Gıda güvenliği aynı zamanda ekolojik güvenlik, çevresel güvenlik, ekonomik güvenlik ile ilişkilidir.

  • Gıda Güvenliğini Etkileyen Unsurlar

Gıda güvenliği kavramını etkileyen unsurlar vardır. Bunlar 4 temel unsurdur: 2009 yılında, Dünya Gıda Güvenliği Zirvesi dört temel unsuru belirlemiştir. Sırasıyla baktığımızda bulunabilirlik, erişilebilirlik, kullanılabilirlik ve istikrar şeklindedir. Bulunabilirlik kavramı üretim, dağıtım ve alışveriş ile gıdanın bulunmasını bağlayan bir durumdur. Bunun ölçümü ise ülkedeki tüketim için hazır bulunan gıda miktarı ile sağlanmaktadır. Erişilebilirlik, beslenmek adına olan gerekli gıdaları elde etmek için yeterli kaynaklara sahip olabilme durumudur. Kullanılabilirlik ise elde edilen gıdanın ardından beslenme ihtiyaçlarına uygun bir biçimde dengeli ve aynı zamanda güvenli bir şekilde gıdaların kullanılması demektir. İstikrar dediğimizde gıda istikrarından yola çıkarak uzun bir süre boyunca beslenmek için yiyecek elde edebilmenin sağlanması demektir.

  1. GIDA KRİZİ NEDENLERİ
    • İklim Değişikliği

Et, süt ürünleri ve özellikle tahıl dünya üzerinde çok büyük bir öneme sahiptir. Artan ısı ve bu durumun sebep verdiği kuraklık ve sel baskınları olmaktadır. Bu kuraklık ve sel baskınları nedeniyle bu çok büyük öneme sahip ürünlerde kayıplar yaşanmaktadır. İklim değişikliğinin yoksul ve açlık düzeyinde belirlenmiş ülkeleri normalinden daha fazla etkileyeceği rahatlıkla söylenebilmektedir. Bu durumun etkilerine daha çok Afrika ülkeleri maruz kalacak ve olanaklar açısından daha büyük zayıflamalar görülecektir. Dünya tahıl üretimlerinde bazı yıllardaki verilere baktığımız zaman üretimde olan düşüşleri görebilmekteyiz. Üretimde olan bu düşüşlerin sebebi ülkelerdeki tarım alanlarında azalma ve iklim koşularıdır.

Artan ısıyla oluşan kuraklık ve sel baskınları nedeniyle ürün kayıpları önemli derecelere yükselmiştir. Gelişmekte olan ülkelerde ortalama verimlilik kayıplarının 2080 yılı itibariyle %15 olacağı tahmin edilmektedir (Gürlük & Turan, Dünya Gıda Krizi: Nedenleri ve Etkileri, 2008).

Dünya üzerinde tahıl üretimi 2006 yılında 2 Milyar Ton olarak hesaplanmıştır.2 Milyar Ton olarak hesaplanan tahıl üretimi bir önceki yıla göre %2,4 daha azdır. Ayrıca 2080 yılına geldiğimizde ise verimlilik kayıplarında %15 azalmada beklenmektedir. Dünyada ki buğday stoklarının çoğuna sahip olan ülke Çin’dir. Yüzdelik olarak olarak %40’ına sahiptir. Ama Çin’de 2000 yılından itibaren buğday da azalmalar olmuştur. Afrika’da ise kurak alanlarda %8 oranında bir artış beklenmektedir.

  • Yüksek Ekonomik Büyüme

Gelişmekte olan ülkelerde ki ekonomik büyüme aslında beklenenin üstünde bir tüketime yol açmaktadır. Kırsal ve kentsel nüfus değişimleri tüketim alışkanlıklarını ve harcamaları değiştirmiştir. Ekonomik büyümeye bağlı olarak nüfusun hızlı artması kişi başına düşen gıdayı azaltmaktadır.2004 -2006 tarihlerine bakıldığı zaman 34 tane gıda güvencesizliği bakımından en kötü ülkelerin 22 tanesi %5 ile %16 arasında büyüme oranına ulaşmıştır. Bu oranlar dünya gıda krizinin arkasında yatan nedenlerin başında gelmektedir.

  • Küreselleşme ve Dış Ticaret

Küreselleşmenin getirisi olarak değişen bir ticaret görmekteyiz. Bu durum gıdanın arz ve talebini değiştirmektedir. Eğer ticarette serbestleşme olursa ülkelerin oransal avantajlar sağlayabilecekleri düşünülmektedir. Fakat gelişmiş ülkeler, gelişmekte olan ülkelerin bu sürece geçişinde kendilerinden talep edilen, uygulanılması istenilen konularda fazlasıyla isteksiz davranışlar göstermektedirler.

  1. BESLENME HAKKI

Beslenme hakkı herkesin yeterli, güvenli, sağlıklı gıdaya kolayca ve sürdürülebilir şekilde, ulaşma hakkını kapsar. Uluslararası insan hakları belgelerine ilk kez 1924 yılındaki Çocuk hakları bildirgesi ile girmiştir. İnsan haklarının gelişiminde çok önemli olan 1948 İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinde ise beslenme hakkı hem bireyin kendisi için hem de ailesi için isteyebileceği bir hak olarak belirtilmiştir.

Madde 25. Yaşam standardı hakkı ve sosyal güvenlik hakkı;

1- Herkesin, kendisinin ve ailesinin sağlığı ve iyi yaşaması için yeterli yaşama standartlarına hakkı vardır; bu hak, beslenme, giyim, konut, tıbbi bakım ile gerekli toplumsal hizmetleri ve işsizlik, hastalık, sakatlık, dulluk, yaşlılık ya da kendi denetiminin dışındaki koşullardan kaynaklanan başka geçimini sağlayamama durumlarında güvenlik hakkını da kapsar. (İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi, 1999).

2- Anne ve çocukların özel bakım ve yardıma hakları vardır. Tüm çocuklar, evlilik içi ya da dışı doğmuş olmalarına bakılmaksızın, aynı toplumsal korumadan yararlanır. (İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi, 1999).

Beslenme hakkının korunması için yürürlüğe giren en tesir edici ilke, 3 Ocak 1976 tarihinde yürürlüğe girmiş olan BM Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi’dir.

1992 Uluslararası Beslenme Konferansı ve 1996 yılında gerçekleştirilen Dünya Besin Zirvesi’nde düzenlenilen konu gıda hakkıdır. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Teşkilatı (FAO) konseyi 2004 yılında gıda ile ilgili talimatlar kabul görmüştür. Üye ülkelere açlık ve yoksulluk savaşı ile ilgili önermelerde bulunulmuştur. Gıda hakkı aynı zamanda Amerika İnsan Hakları Bildirgeleri ile Afrika İnsan Hakları Belgelerinde de somut bir şekilde yerini almıştır. Beslenme hakkının uluslararası belgelerde olması gerektiği yeri aldığını söylemek kabil bir durum değildir.

  1. GIDA KRİZİ İÇİN ALINAN ÖNLEMLER

Gıda krizi sebebiyle devletlerin çalışmalarından öte uluslararası örgütlerin daha fazla konuyla baş başa kaldığını söyleyebiliriz. Örneğin Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü baş ekonomisti Maximo Torero, “Foreign Policy” dergisi için gıda krizini ele almış ve çeşitli önlemleri tavsiye niteliğinde sunmuştur. Maximo Torero;

“Yaklaşmakta olan gıda kıtlığı, 2008 ekonomik krizi sürecinde yaşananları hatırlatmaktadır. O dönemde gıda arzı konusunda kaygıya kapılan büyük çaplı ihracatçılar ihracata kısıtlama getirmiş ve gıda fiyatlarının dünya genelinde tavan yapmasına yol açmıştı. Bunun üzerine diğer ülkeler ileriyi düşünmeden panik halde alım yapmaya başlayınca talep artmış, bu da fiyatların daha çok yükselmesine neden olmuştu. Söz konusu fiyat artışının yoksul kesimler üzerindeki etkisi ise yaralayıcı oldu. Yetersiz gıda alımı, en başta çocuklar olmak üzere beslenme bozukluğuna neden olurken, zaten zor durumda olan bu kesimleri daha da fakirleştirdi” (Torero, 2020) ifadelerini kullanmıştır. Torero bu ifadelerde 2008 krizini belirtmişve krizin durumu hakkında bir benzetme yapmıştır. Özellikle krizin ekonomik sonuçlarla patladığını bildirmesi durumun doğruluğunu arttırmaktadır. Çünkü günümüzde dünya ekonomisi anlamında geçmişe göre çok daha fazla gelişmemiş ülkenin sıkıntı çektiğini görmekteyiz. Sadece gelişmemiş ülke açısından değil; Torero’nun da benzetmesi gibi 2008 yılında yaşanan küresel ekonomik sıkıntının günümüz dünyasında da parça parça yaşandığı görülmektedir. Bu ekonomik sıkıntılar hiç kuşku yok ki gıda fiyatlarına da yansımış ve gelişmemiş ülkelerde bulunan insanlar büyük sıkıntı çekmiştir. Torero bunların dışında alınabilecek önemler hakkında da konuşmuştur.

“Bunların yanında, gümrük vergilerinin de geçici olarak düşürülmesinde fayda var. İthalat vergilerinin düşürülmesi, ithalatın önünü açabilir, ki bu da örneğin, düşük gıda arzı ve para birimindeki dalgalanmalardan kaynaklanan fiyat artışlarının en azından şu süreçte bertaraf edilmesini sağlayabilir. Bölgesel ticaret ve taşımacılık konusunda belli kolaylıklar sağlanmasının da tam zamanı. Örneğin, Afrika ülkeleri ticaret akışının hız kesmesi nedeniyle uluslararası pazarlardan sebze ve meyve alamazsa, bunları kıtadaki diğer ülkelerden tedarik edebilirler. Aynısı Latin Amerika için de geçerli; burada da bölgenin ihtiyacı bizzat bölge ülkeleri tarafından karşılanabilir. Bölgesel ticarette son derece büyük bir potansiyel söz konusu. Bu önlemler, dünya genelinde gıda pazarlarında istikrar sağlayıp büyük çaplı gıda kıtlıkları önleyecektir” (Torero, 2020).

 Sonuçta dünyayı olası bir krizden korumak için gıda stoklanmalı veya dünyayı doyuracak kapasitede gıda temin etmelidir. Bunun yanı sıra stoklama yaparken fazla stok yapıp yüksek fiyattan satışa sunma gibi veya fazla stoktan dolayı gıdayı çürütme gibi seçenekler uygulanmamalıdır. Geleceği korumak ve gıda krizine yol açan unsurlardan vazgeçilmelidir ve buna uzun bir soluk kazandırılıp refah yolunda ilerlenmelidir.

  1. GIDA KRİZİNİN SONUÇLARI

Gelişmekte olan ülkelerdeki güçlü ekonomik büyüme, dünya gıda talebini arttırmış ve daha pahalı tarım ürünlerine yönelime neden olmuştur. Yoksul hane halklarında esnaf grubunda olan çok küçük bir bölüm artan gıda fiyatlarından faydalanırken, bu malların tüketicileri durumundaki kesim, toplam yoksul hane halklarının büyük çoğunluğunu oluşturmaktadır.  Karı eden satıcı iken zararı çeken aslında yoksul halktır. Bu gibi sonuçlar arz talep dengesini bozmaktadır. Krizdeki bu yükü hafifletebilmek için gelişmiş ülkeler dünya ticaretini geliştirici planlar yapmalı, fiyat değişmelerinin olumsuz etkilerini en aza indirmede önemli adımlar atmalıdırlar. Büyük devletler dünya gıda krizi yaşadığında buna rahatlıkla bir çözüm bulabilmelidir. Ekonomileri ve teknolojileri iyi olduğundan dolayı gıda krizi yaşayan devletlere gelecekte böyle bir gıda krizinin daha da artmaması için bir önlem alabilir. Gıda krizinde yaşanabilecek sorunlar için bir para fonu oluşturulmalıdır. Olası bir krizde bu fondan yararlanılabilir.

Gelişmekte olan ülkeler tarımsal yapıya ve piyasa mekanizmalarına müdahale için altyapı yatırımlarını hızlandırmalıdırlar. Her ülke kendi iklim değişikliğine hazırlıklı olmalı ve stratejisini oluşturmalıdır. Geçmişten bu yana hızla artan insan nüfusunun artışının devam etmesiyle birlikte sadece gıda değil, yeryüzünde sınırlı olarak bulunan tüm kaynakların tüketimi sona erebilir tümü olmasa bile önemli kaynaklar artık tüketilemeyebilir. Geçmişte bilinçsizce ve büyük bir açlıkla tüketilen yeryüzü kaynakları için artık sürdürülebilir olacak şekilde kullanımlarının gerekliliği anlaşılmıştır.

Her ülke kendini geliştirmek, halkının refahını yükseltmek ister. Gelişmeye eğilim göstermiş veya gelişmekte olan devletin ekonomik olarak büyümeye ihtiyacı vardır. Kuşkusuz bu ekonomik büyüme belirli zorunlulukları da getirmektedir. Ekonomi büyürse halkın alım gücü de artar, alım gücü artarsa alacakları ürünlerin kalitesi ve sayısı da artacaktır. Bu yüzden alım gücünün yüksek olduğu yerde kaliteli ve fazla tüketim çok olur. Bu bağlamda ise gıdaya çok ihtiyaç duyulur. Devletler bu ihtiyacı sağlamalıdır. Günümüzde artık tarıma daha çok özen gösterilir ve gösterilmelidir nedeni gıda krizini sorun olmaktan çıkarmaktır. Günümüzde tam da burada teknoloji devreye girmektedir. Gelişmekte olan yeni teknolojiler bu türden bir kullanımı olanaklı hale getirebilecektir. Özellikle gıda bilim ve teknolojisinde, paralelinde ise ziraat, biyoteknoloji ve nanoteknoloji gibi bilimlerde yaşanan gelişmeler büyük ümitler vadetmektedir.

Yaşanan gelişmeler çerçevesinde, gıda temininin gelecekte milyonlarca kişi için hala temel bir problem olacaktır ve küresel açlığın önlenmesi için gerekli önlemler alınmaz ise, bu açlık probleminin artarak devam edecektir. Alınacak önlemlerin yanında, yeni gelişmekte olan çeşitli teknolojiler küresel açlık probleminin giderilmesinde büyük bir etken olabilir. Bu teknolojilerin gelişimiyle beraber, küresel ısınmanın beklenen olumsuz etkilerinin de sınırlandırılabileceği düşünülmektedir.

Yeni tip virüs olan Covid-19’un etkileri de gıda krizini etkilemiş ve olumsuz sonuçlar doğurmuştur.  Gıda Krizine Karşı Küresel Ağ (GNAFC), yıllık raporuna göre 2021 Dünya Gıda Krizi korona virüs ile bağlantılıdır nedeni ekonomik olarak çatışmalarıdır. Kovid-19 dünyayı neredeyse kilitleyen bir vaka olmasıyla beraber, ülkeleri ekonomik sıkıntılara sokmuştur. Bu da gıda krizinin artmasına neden olmuştur. Roma merkezli bu rapora göre,

 “2020 yılında 55 ülke en az 155 milyon insan kriz ya da daha kötü seviyelerde akut gıda güvensizliği yaşamaktadır. Bir önceki yıla göre bu durumdaki insan sayısı 20 milyon civarında artmıştır” bilgisi yer almıştır. (Anadolu Ajansı, 2021).

Bu rapora göre artan gıda güvensizliğinden çocuklar da etkilenmektedir. Bunun en büyük sebebi ise kötü beslenmedir. Rapora göre gıda güvensizliğinin de amansız bir şekilde artmaya devam edeceği bildirilmiştir.

TAHA YÜCESES



Kaynakça

Akalın, M. (2014). İklim Değişikliğinin Tarım Üzerindeki Etkileri: Bu Etkileri Gidermeye Yönelik Uyum ve Azaltım Stratejileri. Hitit Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 351-377. https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/86091 adresinden alındı

Anadolu Ajansı. (2021, Mayıs 5). https://www.aa.com.tr/tr/saglik/kuresel-gida-krizi-raporuna-gore-155-milyon-insan-akut-gida-guvensizligi-yasiyor/2230332 adresinden alındı

Cumhuriyet. (2021, Şubat 09). https://www.cumhuriyet.com.tr/haber/birlesmis-milletler-gida-ve-tarim-orgutu-verileri-ortaya-koydu-pandemi-ile-aclik-krizi-kotulesti-1812464 adresinden alındı

FAO. (2018). http://www.fao.org/economic/ess/ess-fs/fsmet adresinden alındı

Fikir Turu. (2020, Nisan 27). Gıda Krizini Nasıl Önleyebiliriz?: https://fikirturu.com/ekonomi/gida-krizini-nasil-onleyebiliriz/ adresinden alındı

Food and Agriculture Statistics. (tarih yok). Food and Agriculture Statistics adresinden alındı

Food Security . (tarih yok). World Head Organization: https://web.archive.org/web/20160612142324/http://www.who.int/trade/glossary/story028/en/ adresinden alındı

Gürbüz, İ. B., Turan, Ö., & Aydın, P. (2010). Global Ekonomik Krizin Dünyada Ve Türkiye’de Gıda Güvencesi Üzerine Etkileri. file:///C:/Users/Taha%20Y%C3%BCceses/Downloads/2010GlobalEkonomikKrizinDnyadaVeTrkiyedeGdaGvencesizerineEtkileri.pdf adresinden alındı

Gürlük, S., & Turan, Ö. (2008). Dünya Gıda Krizi: Nedenleri ve Etkileri. U.Ü Ziraat Fakültesi Dergisi, 22(1), 68.

Gürlük, S., & Turan, Ö. (2008). Dünya Gıda Krizi: Nedenleri ve Etkileri. U.Ü Ziraat Fakültesi Dergisi, 67.

Güzeloğlu, T. (2009). Küresel Gıda Krizi ve Beslenme Hakkı. TBB Dergisi(80), 300-301.

İngiltere’nin Corona Stratejisiyle Akıllara Gelen Malthus Teorisi. (2020, Mart 16). ListeList: https://listelist.com/malthus-teorisi-nedir/ adresinden alındı

İnsan Hakları. (2021). T.C. ADALET BAKANLIĞI İNSAN HAKLARI DAİRESİ BAŞKANLIĞI: https://inhak.adalet.gov.tr/Resimler/SayfaDokuman/2362021132358I%CC%87HB%20VII.pdf adresinden alındı

İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi. (1999, Kasım 30). İnsan Hakları Derneği: https://www.ihd.org.tr/insan-haklari-evrensel-beyannames/ adresinden alındı

Torero, M. (2020, Nisan 14). How to Stop a Looming Food Crisis. Foreign Policy. https://foreignpolicy.com/2020/04/14/how-to-stop-food-crisis-coronavirus-economy-trade/ adresinden alındı

Wikipedia. (tarih yok). https://tr.wikipedia.org/wiki/G%C4%B1da_g%C3%BCvencesi adresinden alındı

World Development Report 2008 : Agriculture for Development. (tarih yok). World Bank Group : https://openknowledge.worldbank.org/handle/10986/5990 adresinden alındı

Turan Güzeloğlu, Küresel Gıda Krizi ve Beslenme Hakkı, (TBB Dergisi), 301.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here