Giriş

İkinci Dünya Savaşı’nın 1945’te sona ermesiyle birlikte tarih sahnesine iki süper güç çıkmıştı: ABD ve Sovyetler Birliği(SSCB). Daha önce dünya siyasetine egemen olan Almanya, Fransa, İngiltere ve İtalya gibi ülkeler İkinci Dünya Savaşı sonrasında büyük bir çöküşün içerisindeydiler. Şehirler yakılıp yıkılmış, insan gücünün savaşta kaybedilmesi ile ekonomi dibe vurmuştu. Tamamen zayıflamış ve kendisini savunamayacak durumda olan bu ülkelerin karşısına şimdi ise Doğu Avrupa’ya kadar sokulmuş SSCB tehdidi çıkmıştı. SSCB, Avrupa’nın bu zayıf durumundan faydalanarak egemenlik alanını genişletmek ve ideolojisi olan komünizmi olabildiğince yaymak niyetindeydi. Bu durum, SSCB ile söz konusu Avrupa ülkelerini koruması altına alan ABD’yi karşı karşıya getiriyor ve dünya Batı ve Doğu olmak üzere iki kutba bölünüyordu. Yaklaşık 44 yıl sürecek olan bu kutuplaşma dönemi “Soğuk Savaş” tabiri ile anılır. Bu çalışmada Soğuk Savaş’ın ilk sıcak çatışması olan Kore Savaşı ve bu savaşın ortaya çıkardığı atmosferde Türkiye’nin NATO’ya girişini ele alacağız. 

Kore Savaşı ve Türkiye’nin NATO’ya Girişi 5

Kore Savaşı

Kore, İkinci Dünya Savaşı’ndan önce Japon kontrolündeydi. 1945 yılında toplanan Postdam Konferansı’nda SSCB’nin Japonya’ya savaş ilan etmesine karar verilmiş ve Kore bölgesi 38.enlem sınır olmak üzere ikiye ayrılmıştı. 38.enlemin kuzeyi Sovyet, güneyi ise ABD kontrol alanı oluyordu. Kore’nin kuzeyinde komünist, güneyinde ise demokratik bir rejim kuruldu. Ardından iki ülke 1948’den itibaren askerlerini bölgeden çekmeye başladılar. Ancak Kuzey ve Güney hükümetleri, ülkenin ancak kendi bayrakları altında birleşebileceğine inanıyordu.

Kuzey Kore lideri Kim il Sung, Birleşmiş Milletleri emperyalistlerin kuklası olarak görüyor ve Güney Kore halkının BM ile ABD destekli Güney Kore Hükümeti’ne karşı ayaklanmaları için propagandalar yapıyordu. Bu ise iki devletin ilişkilerini geriyor ve savaş atmosferi yaratıyordu. Nihayet SSCB ve Çin’in desteğinden emin olan Kuzey Kore, 25 Haziran 1950’de 38.enlemin güneyine doğru ilerlemeye başladı. ABD başkanı Truman, Kuzey Kore’nin bu istila hareketinin arkasında Çin-Sovyet ittifakı olduğunu düşünüyordu. Olay üzerine BM toplandı ve Kuzey Kore’ye 38.enlemin kuzeyine çekilmesi söylendi. Kuzey Kore BM’yi dikkate almadı ve harekatına devam etti. Kuzey Kore’nin geri adım atmaması üzerine Birleşmiş Milletler 27 Haziran’da Güney Kore’ye yardım gönderilmesine karar verdi.

Güney Kore’ye giden askerlerin büyük çoğunluğunu Amerikan askerleri oluşturuyordu. Ayrıca Türkiye de NATO’ya giriş için büyük bir şans yakaladığını düşünmüş ve 30 Haziran 1950’de Tuğgeneral Tahsin Yazıcı komutasındaki 1.Türk Tugayı’nı Güney Kore’ye göndermeye karar vermiştir. Yardım kuvvetlerinin ulaşmasıyla birlikte Güney Kore toparlanmış ve Kuzey Kore birlikleri 38.enlemin kuzeyine atılmıştır.

Tüm dünyada artık savaşın sonuna gelindiği izlenimi varken Çin savaşa dahil olmuş ve kuvvet dengesi tekrar Kuzey Kore lehine değişmiştir. Çin, Kore’nin tamamen Amerikan kontrolüne girmesinden ciddi endişe duymuş ve “Gönüllü Birlikler” ismi altında 25 Ekim 1950’de Kuzey Kore topraklarına girerek savaşa müdahale etmiştir.

Çin’in beklenmeyen bu hamlesi ile birlikte Batılılar 38.enlemin güneyine geri püskürtüldü. Bu sıralarda Truman, savaşı devam ettirebilmek için Amerikan Kongresi’nden özel yetkiler istedi ve buna ek olarak 50 milyar dolarlık savaş bütçesi oluşturuldu. Ayrıca ordu kapasitesi %50 oranında artırıldı.

ABD’nin bölgeye ek kuvvetler göndermesiyle BM birlikleri karşı saldırıya geçti ve Kuzeylileri tekrardan 38.enleme püskürttü. Bu andan itibaren savaşta denge kurulmuş ve 38.enleme sabitlenen cephe hattı iki tarafın da hamle yapmasına rağmen değişmemiştir. Savaştan bir sonuç alınamaması barış görüşmelerine giden yolu açmış ve 1953 Temmuz ayında “Panmunjom Ateşkesi” ile Kore Savaşı sona ermiştir.

Türkiye’nin NATO’ya Girişi

1921’de Türk-Sovyet Dostluk Antlaşması ile başlayan Türk-Sovyet ilişkileri, İkinci Dünya Savaşı’na kadar dostane bir şekilde gelmiştir. Ancak savaş sırasında ve savaştan sonra yaşananlar iki tarafın arasını açacak ve Türkiye’yi Batı’ya yanaştıracaktı. Türkiye’nin NATO’ya girişi ile sonuçlanan bu durumun temeli 25 Eylül 1939’da Moskova’da başlayan Türk-Sovyet görüşmeleridir.

23 Ağustos 1939 tarihinde Nazi Almanyası ile Sovyetler Birliği arasında Molotov-Ribbentrop Paktı imzalandı. Bu pakt ile iki taraf birbirine saldırmamayı taahhüt ediyor, Polonya ve Baltık memleketleri Alman ve Rus nüfuz alanı olarak paylaşılıyordu. Bir çeşit saldırmazlık paktı olarak da değerlendirebileceğimiz bu antlaşmadan sonra Sovyetler Birliği, o sıralar İngiltere ve Fransa ile Üçlü İttifak görüşmeleri yapan Türkiye ile yardımlaşma ve işbirliği için bir pakt imzalanması gerektiğini 24 Ağustos’ta Ankara’ya bildirdi.

Bunun üzerine Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Şükrü Saraçoğlu 25 Eylül 1939’da Moskova’ya ulaştı ve görüşmeler başladı. Sovyet Rusya, anlaşmaya varılabilmesi için Türkiye’den boğazların ortak savunulmasını istedi. Türkiye ise bunu reddetti. Anlaşma sağlanamayınca Şükrü Saraçoğlu 20 Ekim 1939’da Türkiye’ye döndü. Hiçbir sonuç alınamayan bu görüşmeler Türk-Sovyet ilişkilerinde dönüm noktası olmuştur. Ayrıca 19 Ekim 1939’da Türkiye, İngiltere ve Fransa ile Üçlü İttifak Antlaşması’nı imzalamış ve iki tarafın yolları kesin olarak ayrılmıştır.

İkinci Dünya Savaşı sona erdikten sonra dünyanın SSCB ve ABD arasında iki kutba bölündüğünü daha önce belirtmiştik. Henüz savaş devam ederken 1939 Moskova Görüşmeleri sonucunda Batı ile ilişkilerini güçlendirmeye başlayan Türkiye Cumhuriyeti, savaştan sonra 8 Ağustos 1946 tarihli Sovyet notası ile bu politikasına hız vermiştir.

Söz konusu notada SSCB, 1939’da olduğu gibi boğazların ortak savunulmasının yanında bir de üs talep etmiş, ayrıca Kars ve Ardahan’ın da Sovyetlere terk edilmesini istemiştir. Türkiye, Sovyetlerin bu taleplerini 14 Ağustos’ta TBMM’de görüştü ve söz konusu taleplerin ülkenin egemenlik haklarını ihlal ettiği gerekçesiyle reddedilmesine karar verdi.

Sovyet notası üzerine ABD Başkanı Truman 12 Mart 1947’de Kongre’de yaptığı bir konuşma ile Sovyetlerin tehdit ve baskısı altında bulunan Türkiye’ye ve ayrıca aynı sebepten ötürü güç durumda olan Yunanistan’a 400 milyon dolarlık yardım yapılması gerektiğini belirtti ve bu konuda yetki istedi. 22 Nisan 1947’de Truman’ın yetkiyi alması ile yardımlar başladı. Buna ek olarak Türkiye, 11 Temmuz 1947’de toplanan Paris Konferansı’nda savaş sonrası Avrupa ülkelerinin ekonomilerini kalkındırmak amacıyla hazırlanan Marshall Planı’na 4 Temmuz 1948’de dahil edildi.

Bu şekilde devam eden Türkiye’nin ABD ve Batı ile yakınlaşması, yukarıda özetini verdiğimiz Kore Savaşı’na bir tugaylık asker göndermesi ile hız kazanmış ve nihayetinde Türkiye Cumhuriyeti 18 Şubat 1952 tarihinde NATO’ya üye olmuştur.

Kore Savaşı ve Türkiye’nin NATO’ya Girişi 6

Arda Öztürk

Dokuz Eylül Üniversitesi/ Uluslararası İlişkiler Bölümü

KAYNAKÇA
Armaoğlu F.(2020). 20.Yüzyıl siyasi tarihi. ss.346-347. İstanbul: Kronik Kitap
Barış E. “Türkiye Üzerindeki Sovyet Talepleri ve Türk-Sovyet İlişkileri(1939-1947)”. Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi. 2010.
Çimen A. ve Göğebakan G. (2016).tarihi değiştiren savaşlar. s.383. İstanbul: Timaş Yayınları.
Işıklar K. “TÜRKİYE ve KORE SAVAŞI”. Erişim Tarihi: 24 Ekim 2020. https://www.academia.edu/39288367/T%C3%9CRK%C4%B0YE_ve_KORE_SAVA%C5%9EI
https://tr.wikipedia.org/wiki/Kore_Sava%C5%9F%C4%B1
https://tr.wikipedia.org/wiki/Marshall_Plan%C4%B1#:~:text=Marshall%20Plan%C4%B1%20II.,den%20ekonomik%20kalk%C4%B1nma%20yard%C4%B1m%C4%B1%20alm%C4%B1%C5%9Ft%C4%B1r.
https://tr.wikipedia.org/wiki/So%C4%9Fuk_Sava%C5%9F
https://tr.wikipedia.org/wiki/Sovyetler_Birli%C4%9Fi-T%C3%BCrkiye_Dostluk_ve_Tarafs%C4%B1zl%C4%B1k_Antla%C5%9Fmas%C4%B1

 

 

 

 

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here