Özet

Uluslararası ilişkiler nezdinde daima tarihsel süreç değinilmektedir. Çünkü, devletler arası ilişkiler kapsamında Tarih etüt olarak kullanılmakta ve buna bağlı olarak argümanlar çoğu zaman uluşturulmaktadır. Ortak bir geçmişte, birlikte yaşamış olan milletler ve özellikle Türkiye açısından bu durum önem arz etmekte, çünkü bu bağlamda ortak payda tarihin bulunması uluslararası küresel politikalar söz konusu olsa dahi Türkiye için Dış politikadaki Ortak payda tarihi geçmişte bağlı bulunan Kıbrıs’ın güvenliğini  sağlamak olacaktır.

Çalışmamız içerisinde Genel anlamda Akdeniz hakimiyetinde vazgeçilmez unsur olan Kıbrıs’ın İngiltere, Yunanistan ve Türkiye açısından önemine dikkat çekilerek. Tarihsel süreç kapsamında Kıbrıs’ın stratejik açıdan önemine vurgu yapılmaktadır.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kuruluşu

Her yeni oluşumun başlangıç evresi sorunlardan oluşmaktadır. Toplumlar söz konusu sorunlar ile mücadele etmektedir. Tarihin değişik dönemlerinde, birçok uygarlık ve yönetimin etkisi altında kalan Kıbrıs şüphesiz ki en huzurlu dönemini Osmanlı İmparatorluğu’na bağlı bulunduğu dönemde yaşadı. Ardından bölgeyi İngiltere’nin ilhak etmesi ve Lozan anlaşmaları kapsamında söz konusu ilhak girişimlerini uluslararası hukuk nezdinde sağlamlaştırmasının ardından bölgede yaşayan Türklerin büyük bir çoğunluğu göç etmek durumunda kalmıştır.

İngiltere’nin bölgede etkinliğinin azalması ile azınlık konumunda bulunan Türkler Rumlar tarafından zulüm görmesi tarih sayfalarında yerini almıştır.

Antlaşmaya göre adadaki Türk halkına Türk veya İngiliz vatandaşlıklarından birini seçmeleri öneriliyordu. Türk vatandaşlığını seçenler Türkiye’ye göç etmeye başladılar. Özellikle 1925 yılında adanın resmen İngiliz sömürgesi ilân edilmesiyle birlikte yoğunlaşan baskıların da etkisiyle, Lozan’dan önce yarım milyonu bulan Türk nüfusu 1960`da 100.000`e düştü (İzgi, a.g.m. s. 7).

1940’ların ikinci yarısında, Rum sağcı ve komünist partilerinin temsilcileri Londra’ya giderek Kıbrıs’ın Yunanistan ile birleşmesi için çesitli girişimlerde bulunarak destek talep etmişlerdir. Bu girişimler ve baskılar neticesinde, 1948 yılında İngiltere Kıbrıs’a “kendi yönetim hakkını” vermiş, fakat Rumlar tarafından ensisi engelleyen bir hareket olacağı düşüncesiyle kabul edilmemiştir. 15 Ocak 1950 tarihinde Kıbrıs Ortodoks Kilisesi Yunanistan ile birleşmek için gayri resmi bir plebisit düzenlemiştir. İngiltere’nin tanımadığı oylamaya 224.700 Rum katılmış ve Yunanistan’a katılma yönünde 215.000 oy çıkmıstır. Rumların enosis talebinin, 1950’li yılların basında, Yunanistan tarafından sessiz bir şekilde destek gördüğünü söylemek mümkündür (Tunçer,  2013; ss. 73-75).

Dünya Savaşından sonra İngiltere, Kıbrıs’ta sıkıyönetim politikasından vazgeçerek, özerk bir yönetim oluşturma çabasına girişmiştir. Bu amaçla arka arkaya, 1947 Lord Winster planı; 1948 Jackson planı; 1955 I. Mac Millan planı; 1955 I. ve II. Harding planları; 1956 Radcliff planı; 1958 II. Mac Millan planı ve 1958 Spaak (NATO genel sekreteri) planı hazırlanmıştır. Bu planların ortak yanı, Kıbrıs’taki İngiliz egemenliğinin devam ettirilmesi amacıyla hazırlanmış olmalarıydı.

Bu planların hepsi, “Enosis” idealini yansıtmadığı gerekçesiyle, Rumlar tarafından reddedildi (İsmail, 1998; ss. 35-36).

İngiliz baskı politikalarının artarak devam etmesi sonucunda, Adada yaşayan Türkler göz etmek durumunda kalmış ve adada Rumlar çoğunluğu oluşturmaktadır. Enosis fikrinin adada Rumlar tarafından ana idea olarak belirlenmesi, adada Türklere karşı başlatılacak bir zulmün habercisi olacaktı.

Bütün bu gelişmeler ve 1958 yılında adadaki Türk-Rum çatışmasının yaygınlaşması sonucunda, girişimlerde bulunulmuş ve taraflar bir araya getirilerek, 11 Şubat 1959’da Zürih Antlaşması ve 19 Şubat 1959’da Londra Antlaşması imzalanmıştır. Bağımsızlık, iki toplumun ortaklığı ve anlaşmaya varılan yapının Türkiye, İngiltere ve Yunanistan tarafından garanti edilmesi ilkelerine dayanan uzlaşma ile Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kurulmasına karar verilmiştir. 16 Ağustos 1960’ta Kıbrıs Anayasası’nın yürürlüğe girmesiyle de Kıbrıs Cumhuriyeti resmen kurulmuştur (Özarslan,2007, s. 27).

1959-1960 Kıbrıs Antlaşmaları ve Bu Antlaşmalarla Yaratılan Hukuki Statü

Kıbrıs bağımsızlık mücadelesinin Rumlara ve enosis fikrine karşı mücadelesi sonucu 1960larda başlayarak uluslararası alanda etkin olarak meydan okuma girişimi ile sonuçlanmış karşılıklı mücadeleler sonucunda Kıbrıs’ta bağımsızlık kazanılarak Türk devleti kurulmuştur. Türk halkının Self determinasyon hakkına sahip çıkarak enosis fikri ile mücadelesi uluslararası alanda İngiltere, Yunanistan ve Türkiye’yi diplomasi kapsamında çalışmaları yapılmış, sonuç olarak Kıbrıs’ta Türk devletinin kurulmasına şahitlik etmiştir. Rumların savunduğu Enosis ve Türklerin savunduğu Taksime karşı bir orta yol olarak, adanın bağımsızlığı fikri doğmuştu. Bu fikrin, İngiltere, Yunanistan, Türkiye ve ABD tarafından benimsenmesinden sonra, 11 Şubat 1959’da Zürih Anlaşması ve 19 Şubat 1959’da da Londra Anlaşması imzalandı (Vatansever, 2010; s. 14-98).

11 Şubat 1959’da Zürih Anlaşması ve 19 Şubat 1959’da da Londra Anlaşması imzalandı. Bu anlaşmaların altına İngiltere, Türkiye ve Yunanistan yanında, adadaki her iki toplum da eşit statüde iki kurucu ortak olarak imza attı. Böylece Kıbrıs, iki halkın ortak egemenliğinde ve yönetiminde, iki toplumlu bir Cumhuriyet olarak doğdu (özarslan, a.g.e. s.44)

Zürih ve Londra Anlaşmaları

NATO Bakanlar Konseyi toplantısından sonra, 18 Aralık 1958’de İngiltere, Türkiye ve Yunanistan dışişleri bakanları, Kıbrıs sorununun çözümü için diplomatik yoldan görüşme yapmayı kabul ettiler. Yapılan görüşmeler sonucunda, 5 Şubat 1959’da Türkiye ve Yunanistan başbakanları (Menderes ve Karamanlis) ve dışişleri bakanları (Zorlu ve Averoff) Zürih’te bir araya geldiler ve Kıbrıs’ın uluslararası statüsünün ve anayasasının dayanacağı ilkeler üzerinde anlaşmaya vararak, 11 Şubat 1959’da Zürih Antlaşmasını imzaladılar. Zürih Antlaşması; “Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası’nın Temel Yapısı ile İlgili Antlaşma”, “İttifak Antlaşması” ve “Garanti Antlaşması’ndan oluşmaktadır. Ancak İngiltere imzalamadığı için bu antlaşma hukuki bir etki ve sonuç yaratmaz niteliktedir. Bu yüzden Kıbrıs’ın bağımsızlık veren bu antlaşmanın İngiltere’nin ve adadaki iki toplumun temsilcilerinin onayına sunulması gerekiyordu. Bunun üzerine taraflar, Zürih’te imzalanan ön antlaşmayı görüşmek için Londra’da bir araya geldiler. Görüşmeler sonunda 19 Şubat 1959’da Londra Antlaşması imzalandı (Armağanoğlu, 1963; s. 522).

Londra Antlaşması’nda, Zürih Antlaşması’na ek olarak şu belgeler mevcuttu:

1. İngiltere’nin bu belgeleri üslere ilişkin bazı esaslar eklenmesi koşuluyla kabul ettiğine dair 17 Şubat tarihli Bildirisi

2. Türkiye ve Yunanistan Dışişleri Bakanlarının, İngiltere’nin Bildirisi’ni kabul ettiklerine dair 17 Şubat tarihli Bildirisi

3. Türk toplumu temsilcisi Fazıl Küçük ve Rum toplumu temsilcisi Makarios’un bu belgeleri kabul ettiklerine dair 19 Şubat tarihli Bildirileri

4. Kıbrıs anayasası ve ilgili belgelerin yürürlüğe girmesi için alınacak geçici önlemlerle ilgili sözleşme (Fırat,1997; s. 57).

Kıbrıs Devleti henüz ortada olmadığı için Kıbrıslı Türk ve Rum liderlerinin sadece bildirimde bulunduğu Londra Antlaşmaları, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin ilan edildiği 16 Ağustos 1960 tarihinde Kıbrıs Cumhuriyeti, İngiltere, Yunanistan ve Türkiye tarafından yeniden imzalanmış ve bir bütün olarak “Lefkoşa Antlaşmaları” adını almıştır (Toluner, 1977; s.73).

Temel Antlaşmada ayrıca, yeni devletin anayasasında garanti ve ittifak antlaşmalarının da yer alacağı, enosis ve taksimin yasaklanacağı, İngiltere, Yunanistan ve Türkiye’ye, konusu ne olursa olsun yapılacak her antlaşmada “en çok gözetilen ulus” hakkının tanınacağı düzenlenmiştir. Antlaşmanın 26. maddesine göre yeni devlet, antlaşmaların imzalanmasından itibaren en geç 3 ay içinde kurulacaktır. Ayrıca bu antlaşmanın hükümleri, Kıbrıs Anayasasının temel maddeleri olarak kabul edilecekti (Fırat, a.g.e s.62).

Yunanistan Açısından Kıbrıs’ın Önemi

Kıbrıs tarih boyunca Akdeniz hakimiyetinin vazgeçilmez bir parçası niteliğindedir. Satranç tahtası Akdeniz olarak ele alınırsa kale şüphesiz Kıbrıs olacak ve tabi ki hakimiyet mücadelesi kapsamında birçok devlet toplumsal ve tarihsel bağı bulunmasını fırsat bilerek ada üzerinde hak iddia edecektir öncelikle Yunanistan için Kıbrıs’ın öneminden bahsedebilmek için Yunanistan’ın İdeaları kapsamında ele alınmalıdır.

Yunanistan için bölgede hakim olan düşünce şüphesiz, Enosis fikridir.  Enosis; megola idea çerçevesinde Kıbrıs’ın Yunanistan’a bağlanması için yapılacak girişimler bütünüdür.  Bu bağlamda ilhak anlamına gelmekle birlikte, ulus devlet algısının Avrupa’da yayılışından bu yana yani 1821 yılından beri mevcuttur. Kıbrıs’ta Enosis taleplerinin ilk kez ortaya çıktığı tarih olarak Yunan bağımsızlık savaşının başlamış olduğu 1821 tarihi başlangıç alınabilir (Crawshaw,1952; s.6).

Megola idea ise; 1543 İstanbul’un fethi ile Girit, Kıbrıs, Anadolu ve İskenderiye’nin ele geçirilerek Yunanlılar tarafından yönetilmesi hayalini esas alır. Bu bağlamda Yunanistan Kıbrıs’ı 1918 istedi 18 Ekim 1828 de Yunanistan; İngiltere, Rusya ve Fransa nota vererek bu fikri savunmuş ve yıllarca  okullarda ve kiliselerde propaganda faaliyeti olarak kullanılmıştır.

Kıbrıslı Rum sosyolog Kyriacos Markides Yunan Megali ideasını tanımlarken tüm Yunanlıların Bizans İmparatorluğunun yeninden canlandırılacağı ve tüm Yunan topraklarının bir kez daha büyük Yunanistan bayrağı altında birleşeceği hayali olarak tanımlar ve bu Panhellenik ideolojiyi İstanbul’un Türkler tarafından fethine kadar götürür. Ayrıca Markides’e göre Kıbrıslı Rumlar kültürel ve tarihsel olarak Yunan oldukların düşündükleri için Megali İdea geniş kitlelere hitap etmiştir. Yabancı yönetim altındaki Yunan dünyasını her bölgesinde gerçekleştirilmek istenir. “Yunanistan’la birleşmek için halk savaşmaya çağrıldığında onları ayaklandırmak için çok çaba sarf etmesi de gerekmiyordu” yorumunda bulunan Markides’e göre, Enosis eski Bizans uygarlığını canlandırmak isteyen Yunan entelektüellerinin zihninden çıkmış ve Kıbrıs’ta Kilisenin toplum nezdindeki etkisiyle de hareket güç kazanmıştır (Markides, 1977; s. 31).

Ana hatları ile Osmanlı hakimiyeti son verilen Kıbrıs Üzerine Yunan ve İngiliz ideaları ile hakimiyet çalışmaları 20 yy ile birlikte hız kesmeden devam etmiştir. Ve bu bağlamda, İngiltereden bağımsızlığını alan Kıbrıs için tarih 2. Dünya savaşı ile birlikte yeniden başlayacaktı öyle ki belki de adada En önemli siyasi propaganda faaliyeti açsından 1963 yılı dönüm noktası niteliğinde AKEL faaliyetlerine başlamaktadır çünkü, AKEL kısaca açıklamak gerekirse; Rum komünist partisi, 1963-1974 arası yıllarda Türkler üzerinde baskı kurarak katlettiklerini kabul etmişlerdir. 1961’den itibaren Enosis yanlısı EOKA şiddet hareketlerin artmasıyla devam etti. Adadaki Türkleri yok etmeyi amaçlayan AKRİTAS Planı EOKA Terör örgütü tarafından gerçekleştirilmeye başlandı (İsmail, a.g.e s.72).

İlk saldırılarda Türkler sadece Lefkoşa’da 92 şehit verdiler. Yaralıların sayısı ise 146 idi. Savaş uçaklarının ihtar uçuşundan sonra Lefkoşa’daki saldırılar yavaşladı. Fakat köylerde şiddetlendi. Rumlar 26 Aralık’ta ilk büyük katliamlarını Ayvasıl’da gerçekleştirdiler. l Ocak 1964 tarihinde Makarios, Garanti Anlaşmasını tek taraflı olarak iptal ettiğini açıkladı. Bu dönemde 103 Türk köyü katliamdan kurtulmak için daha büyük Türk köylerine göç etmek zorunda kaldı. 24 Şubat 1964 tarihinde Ruslarla bir anlaşma yapan Makarios, turist taşıma maskesi altında adaya silah taşımaya başladı. Bu arada 5000 kişilik bir ordu kurdu. 1964’ün Mart ayında Rum saldırıları yeniden şiddetlendi. Bunun üzerine Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) gerektiğinde Kıbrıs’a müdahale etme kararı aldı. BM Güvenlik Konseyi ise adaya Barış Gücü (BG) gönderme kararı aldı ve ilk BG adaya 14 Mart 1964 günü gelecektir. (Yılmaz, 1998; s. 275).

EOKA faaliyetleri kapsamında adadan Türkleri  silah zoru ile gönderemeyince ikinci plan olarak, sosyolojik ve ekonomik faaliyetler ile yıpratarak adadan göndermeyi veya asimile etmeyi planladılar.

Yunanistan’da ise “Albaylar Cuntası” denilen cunta yönetimi devam ediyordu. Yunan Cuntası da Enosis için izlenecek yol konusunda Makarios ile aynı fikirde değildi. 15 Temmuz 1974 tarihinde Yunanlı subayların komutasındaki Rum Milli Muhafız Ordusu, Makarios’a karşı bir darbe gerçekleştirdi ve EOKA’cı Nikos Sampson’u cumhurbaşkanlığına getirdi. Esas hedefi Türkleri imha ederek kısa sürede Enosis’i gerçekleştirmek olan darbe karşısında Türkiye hemen diplomatik girişimlere başladı. Darbeyi fiilen destekleyen ve Kıbrıs Cumhuriyeti’nin anayasasını ortadan kaldıran Yunanistan ile görüşmeye gerek duymayan zamanın Türkiye Başbakanı Bülent Ecevit, diğer garantör ülke İngiltere ile müdahale konusunu görüştü. İngiltere’nin birlikte müdahaleye yanaşmaması üzerine Türkiye, Garanti Anlaşmasının kendisine tanıdığı tek başına müdahale hakkını kullanmaya karar verdi (İzgi, A.g.m. ss. 19-22).

Bütün bu gelişmelerden sonra 20 Temmuz 1974’te Türk Silahlı Kuvvetleri denizden ve havadan adaya çıkarma gerçekleştirdi. 22 Temmuz akşamı ateşkes yürürlüğe girdiğinde Türk Kuvvetleri Girne-Lefkoşa yolunu kontrol altına almışlar ve Girne kıyılarında da bir genişleme yapmışlardı. Ancak bu durum, askeri taktik açıdan dezavantajlı bir pozisyon sağlıyordu. Bu dönemde Türkiye adaya 300 tank ve 40 bin asker çıkarmış bulunuyordu. Yılmaz, a.g.e  s. 276).

Sonuç olarak;  Yunanistan İçin Kıbrıs ‘ın önemi hayali olsa da  ana hedef dahilinde Osmanlı tebası konumundan ulus devlet anlayışı çerçevesinde self determinasyon hakkını savunduğu döneme  kadar gitmektedir Enosis algısı fakat bu görüşten daha derin bir ağıtın ürünü olan Megola ideaya dayanmaktadır Kıbrıs’ın önemi sadece Kıbrıs da değil “Helenizm’e ulaşma”  algısı olmakta sadece Kıbrıs değil bu bağlamda Megola idea sadece Kıbrıs’tan ibaret değildir. Filiki Eterya kurulurken hazırlanan program, Megali İdea’nın hedeflerini oluşturmuştur. Bu hedefler şöyle sıralanabilir; ilk hedef , Yunan Milletinin tam istiklalinin temini, ardından Batı Trakya ve Selanik’in Yunanistan’a ilhakı, Ege Adaları’nın Yunanistan’a ilhakı, On iki Ada’nın Yunanistan’a ilhakı, Girit Adası’nın Yunanistan’a ilhakı, Batı Anadolu’nun Yunanistan’a ilhakı, Pontus Rum Hükümetinin kurulması, Kıbrıs’ın Yunanistan’a ilhakı, İmroz ve Bozcaada’nın Yunanistan’a ilhakı  ve son olarak İstanbul’un işgal edilerek Doğru Roma İmparatorluğu’nun ihyasını içermektedir (Kalelioğlu, 2008; ss. 108-109).

Yunanistan’ın asıl amacı Helenistik döneme olan özlemlerini karşımıza çıkaran Megola idea ile Türk topraklarına doğru genişleyerek büyük Yunan Devleti’ni kurmak ve dünya siyasetinde belirleyici bir unsur haline gelmektir. Oniki Ada’nın Yunanistan’ın eline geçmesi Yunan devletine güç kazandırmış ve yanına büyük devletleri alarak daha fazla toprak istemeye başlamıştır.

Kıbrıs’ın İngiltere İçin önemi

307 yıl boyunca Osmanlı İmparatorluğu himayesinde var olan Kıbrıs, 19. yy ile İngiltere tarafından yönetilmeye başlandı. Şüphesiz ki Kıbrıs’ın stratejik önemi söz konusu olmaktadır. 1878 yılında yönetim hakkı Osmanlı İmparatorluğunda kalmak kaydı ile ada İngiltere’ye kiralanmıştır.

“1878 yılında Rusların Kars, Ardahan ve Artvin’i işgal etmesi üzerine, İngiltere Osmanlı İmparatorluğu’nu Ruslara karşı korumak için Kıbrıs’ın kendisine kiralanmasını istedi. Bu isteği kabul etmek zorunda kalan Osmanlı İmparatorluğu, Kıbrıs’ı İngiltere’ye kiraladı. Ancak Ruslar Kars, Ardahan ve Artvin’den çıkarılınca adayı boşaltacaklardı. Osmanlı İmparatorluğu 1914 yılında Almanya’nın yanında savaşa girince İngiltere adayı tek taraflı olarak ilhak ettiğini açıkladı. Daha sonra Ruslar işgal ettikleri yerlerden çekilmelerine rağmen İngiltere adayı boşaltmadı.” (Yılmaz,1998; s. 273).

20. yüzyıl başlarında dünya savaşının yaşanması ve Osmanlı İmparatorluğu’nun Almanlar ile birlikte savaşmasını fırsat bilen İngiltere, Kıbrıs Üzerinde hak iddia ederek, 1914 yılının kasım ayında kraliyet beyannamesi ile adayı ilhak edecektir. Ardından İngiltere bununla da kalmayıp amacını pekiştirmek için 1917’de bir krallık emri yayımladı. Bu emirname ile Osmanlı vatandaşı olanların İngiliz vatandaşlığına geçebilecekleri iznini çıkardı (İzgi, a.g.m, s. 5).

Osmanlı hakimiyeti sırasında huzur içinde yaşayan iki halk olarak varlığını sürdürün iki halk Türkler ve Rumlar, İngiltere’nin ada üzerinde ilhak girişimleri ile birlikte Önceleri adada Türk nüfusu hâkim iken 1917 yılında yayınlanan krallık emri sonrası ve ikinci dünya savaşı yıllarında Yunanistan ve İngiltere aynı safta yer almasının ardından adada Rum hakimiyeti söz konusu olmaya başlar. Ada hakimiyeti İngilizlerin egemenliğine geçmesi ile birlikte Adada bulunan nüfus çoğunluğu değişmeye başlayarak, ada halkının çoğunluğunu Rumlar oluşturacaktır. Ayrıca; Osmanlı imparatorluğu Ortodokslara serbestçe kilise kurma ve gelişme imkânı sağladığından, adada Ortodoks Kilisesi gelişti ve Katolik Kilisesi etkinliğini kaybetti ( Yılmaz, a.g.e, s273).

Türkiye Ada üzerindeki İngiliz egemenliğini, Lozan Anlaşması dahilinde kabul etmekte ve  1923 tarihinde Lozan Antlaşmasının 20. maddesi hükmü gereği tanımaktaydı, Anlaşma dahilinde; Ada halkına, Türk veya İngiliz vatandaşlıklarından birini seçmeleri öneriliyordu. Türk vatandaşlığını seçenler Türkiye’ye göç etmeye başladılar. Özellikle 1925 yılında adanın resmen İngiliz sömürgesi ilân edilmesiyle birlikte yoğunlaşan baskıların da etkisiyle Türk halkı göçe zorlanmaktaydı ( Güneş, 2001 s1).

1878’den itibaren II. Dünya Savaşı sonuna kadar geçen dönemde Osmanlı İmparatorluğu’nun Kıbrıs Türklerine gereken desteği vermemesi, Türkiye Cumhuriyeti’nin de kuruluşunun ilk yıllarında yeterli etkin rolü oynayamamış olması, Kıbrıs Türklerinin; İngilizlerin, Rumların ve Ortodoks kilisesinin baskısı altında kalmasına neden oldu (İzgi, A.R, a.g.m, s 6).

Adada yaşanan, siyasi, ekonomik, sosyal değişimler etkisini 1970li yıllarda gösterecek ve tarihte katliamların ardından uluslararası alanda yankı uyandıran Kıbrıs Barış Harekâtı ve ardından adanın siyasi, ekonomik ve sosyal durumu değişecektir. Kısacası; 12 Temmuz 1878’de Kıbrıs’ın son Türk valisi olan Besim Paşa makamını İngiliz Amiral Lord John Hay’e devretmiştir. Kıbrıs’ta 307 yıl boyunca dalgalanan Türk bayrağı indirilip yerine İngiliz bayrağı çekilmiştir. Adanın İngiliz yönetimine geçişiyle Rumlar Enosis isteklerinin gerçekleşme aşamasına girdiğini düşünmüşlerdir ( Alasya,  H. F, 1992, s25)

Sonuç olarak, Güneşi batmayan imparatorluk unvanına sahip olan İngiltere için Sömürü imparatorluğun hayat suyu olan petrol kanallarına yakın olmak ve Akdeniz üzerinde üs elde etmek stratejik açıdan avantaj sağlamaktadır. Bölgedeki hakimiyetini ve petrol yataklarına yani Orta doğuya yakınlığını arttırması ile Akdeniz, Ortadoğu  gibi noktalarda stratejik önem taşımaktadır. Bunun dışında 1869 yılında Süveyş Kanalı’nın açılmasıyla birlikte dünya ticaretinin açık denizlerden, Akdeniz havzasına yönelmesine neden olmuş ve bu durum, Kıbrıs’ın stratejik ve politik değer kazanmasına yol açmıştır (Tamçelik, 1996; s. 321).

Süveyş Kanal‟ının açılmasıyla birlikte birtakım Batı Avrupa ülkelerin müstemleke edindiği Muson Asya’sındaki durum oldukça değişmiştir. Bu yönüyle Kıbrıs, bu bölgeyi Batı Avrupa ‟ya bağlayan en kısa deniz yolu üzerinde bulunması ve sömürgeci ülkelere ciddi avantajlar sağlaması açısından önemli bir yer tutmaktadır (Yücel ve Alasya, 1976: s. 10-61).

Aslında günümüzde İngiltere’nin ana stratejisi, adadaki taraflar arasında ortaya çıkan tartışmalı pozisyonlarda hakem rolünü üstlenerek, kendi konumunu ve çıkarlarını korumaya çalışmaktır. Çünkü İngiltere, Kıbrıs’ın yaklaşık yüzde üçüne sahip bir ülke olarak egemenliğini kaybetmek istememektedir. Özellikle adadaki her iki tarafın garantörlük konusuna önem verdiği bilindiği halde, İngiltere’nin bu konuya pek önem vermemesi dikkat çekicidir. Esasında İngiltere açısından Kıbrıs’ın önemi, büyük ölçüde askerî bir üs olarak kullanılmasında yatmaktadır ( Tançelik, 2011; s 15-72)

İngiltere’nin, bölgede 1878‟de elde ettiği üstünlüğün bir kalıntısı olarak Kıbrıs’ta iki askerî üssü bulunmaktadır. Bu yönü ile İngiltere, hiçbir sorumluluk almadan Doğu Akdeniz ‘in stratejik bölgesinde önemli bir istihbarat merkezini kontrol eder duruma gelmiştir. Bu üslerden Rusya, Orta Doğu, Yakın Doğu, Türkiye, Süveyş Kanalı ve Kuzey Afrika ile ilgili olarak birçok bilgiler elde edilmektedir.10 Ayrıca bölgede yapılan operasyonlarda duraklama yeri, uçak gemisi veya harekât merkezi vb. fonksiyonları yerine getiren üsler (Ülger-Efegil, 2001: s.296). 

Kıbrıs’ın Türkiye Cumhuriyeti İçin önemi

Tarihsel süreç kapsamında  bakıldığında Kıbrıs’ın kültürel ve tarihsel açıdan Türkiye ile bağlantısı bulunmakta  öyle ki KKTC için daima “yavru vatan” ibaresi kullanılmaktadır. Jeolojik açıdan bakıldığında da oluşumu kapsamında Anadolu’dan yani Hatay’dan kopan kara parçası maddesel boyutta ele alındığında  Anadolu’dan kopan kara parçası olarak değerlendirilebilir fakat   kültürel ve tarihsel boyutta ele alındığında Ada’nın kadim tarihi ile ortak paydada Osmanlı İmparatorluk bağları bulunmaktadır. Bunun yansıra; Türkiye Cumhuriyeti Kıbrıs konusuna 1955 Londra Konferansından itibaren müdahildir. Bundan önce yani 1923 Kıbrıs hususunda müdahil olmadı. Çünkü o dönemde İngiliz himayesinde bulunan Rumlar, enosis fikrini ve Megola idea faaliyetleri kapsamında soykırım çalışmalarında bulunmamışlardır.

1960 yılında yaşanan askeri darbesi ile birlikte Kıbrıs’ta yaşanan elzem olaylar sonucu Türkiye’nin Kıbrıs’a yönelik odağı artmıştır. Tarihler, 20 Temmuz 1974 gösterdiğinde Türk Silahlı Kuvvetleri denizden ve havadan adaya çıkarma gerçekleştirdi. Türkiye, Yunanistan ve İngiltere, 25 Temmuz’da İsviçre’nin Cenevre kentinde toplanarak 30 Temmuz’da Cenevre Deklarasyonu’nu imzaladı. Bu deklarasyona göre; Kıbrıs’ta 1960 anayasa düzeni yeniden kurulmalıdır. Taraflar kontrol ettikleri alanları büyütmemelidir. 30 Temmuz ateşkes çizgisinde BM kontrol bölgesi kurulacaktır.  Rum çemberindeki Türk bölgelerinden Rum kuvvetleri çekilecek, buralar BM korumasına bırakılacaktır. Anayasal düzenin sağlanması yolunda Rauf Denktaş cumhurbaşkanı görevlerini yürütecektir. Bu konferans Türkiye’nin başarısıyla sonuçlanmış oldu. Türk tarafı coğrafi esasa dayalı federatif sistem veya kantonlara dayalı sistemden yanaydı. Yunanlılar ise bir yandan Türkiye’yi oyalarken, bir yandan da bu durumu içine sindiremeyerek adada katliam girişimlerine başladılar. Bunun üzerine 14 Ağustos 1974’te II. Kıbrıs Barış Harekâtı başlatıldı. İki gün zarfında Türk kuvvetleri Magusa-Lefkoşa-Lefke-Kokkina çizgisine ulaşarak adanın % 38’ini ele geçirdi ve BM’nin ateşkesine uymayı kabul etti. Ancak bundan sonra yaşanan gelişmeler, Kıbrıs konusunda ibrenin Türkiye açısından hep tersine dönmesine neden oldu. Buna neden ise 2. Kıbrıs Harekâtının toprak işgali olarak algılanmasıydı. En sert tepkiler ABD ile Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nden (SSCB) geldi. Amerika’nın ilerleyen dönemde uygulamaya koyduğu ambargo, Kıbrıs meselesinde Türkiye’ye indirilen en büyük darbe oldu. Bu ülkelerin dışında değişik bir tepki de Yunanistan’dan geldi: Yunanistan 14 Ağustos’ta NATO’nun askeri kanadından çekildiğini açıkladı. (İzgi, a.g.m  s20)

Uluslararası ilişkiler alanında  devletlerin güçlerini arttırmak adına stratejik noktalar üzerine ilgi duymaktadır. Nitekim bu durum tarihsel süreç kapsamında genetik miras olarak topumdan topluma aktarılmaktadır.  Stratejik açıdan değerlendirme söz konusu olduğunda Kıbrıs birçok ülkenin hakimiyetini sağlama arzusu olan bölge içerisinde yer almaktadır. Kıbrıs, Girit ile birlikte su geçiş yollarının da kesiştiği bir hat üzerindedir. Asya ve Avrupa’yı ayıran boğazlar ile Asya ve Afrika’yı ayıran Süveyş Kanalı arasında yer alan Kıbrıs aynı zamanda Avrasya-Afrika bağlantısının en önemli su havzaları olan Körfez ve Hazar havzaları ile Aden ve Hürmüz suyollarının nabzını tutacak sabit bir üs ve uçak gemisi konumundadır.

Ayrıca belirtilmelidir ki, Kıbrıs, Türkiye’nin Hazar-Karadeniz-Boğazlar-Ege-Denizi-Doğu Akdeniz-Süveyş-Basra körfezi hattından oluşan yakın deniz kuşağı ile genel bir deniz stratejisinin kilit unsuru olarak özel bir önem taşımaktadır. Ortadoğu, Doğu Akdeniz, Ege, Süveyş Kanalı, Kızıldeniz ve Körfez üzerindeki stratejik hesaplar yapan hiçbir küresel ve bölgesel güç Kıbrıs adasını ihmal edemez. Kıbrıs bütün bu bölgelerin hepsine öylesine optimum bir uzaklıktadır ki, her birini doğrudan etkileyecek bir parametre niteliği taşımaktadır. Bu sebepten ötürü Kıbrıs bölgede Türkiye’nin etkinliğini arttırabilecek stratejik noktada yer almaktadır. Tarihsel bağ söz konusu olduğunda Yavru vatan olarak adlandırılan KKTC Türk tarihinin vazgeçilmez parçasıdır.

Ortak tarihi değerler ve kültürel miras kapsamında Türkiye ve KKTC bir çok alanda birlikte hareket etmelidir. Çünkü; tarihsel süreçlerde kültürel mirası kaybeden unsurlar devlet olma yani birlik olma algısını kaybetmektedir. Uluslararası arenada Ortak değerleri esas alan çalışmaların devlet erkânları nezdinde gerçekleşmesi gerekmektedir.

Kıbrıs’ın kalkınması anlamında özellikle hammadde ihtiyacı ve söz konusu hammadde işlemem kapsamında sorunlar yaşayan Kıbrıs ile ikili anlaşmalar gerçekleştirerek uluslararası pazara açılmasını sağlamak mümkün olmaktadır.

Ayrıca Ortak dil, din ve tarih göz önünde bulundurularak, KKTC ve Türkiye Cumhuriyeti ortak çalışmalar yaparak gerek adada gerekse uluslararası alanda dostluğu pekiştiren adımlar gerçekleştirebilir.

Sanayi sektöründe üretilen ürün çeşitlerinin artırılması sanayi ürünlerinin toplam ihracat içerisindeki payını da artıracaktır. Bu amaçla yatırımcıların ihracat yapma olanaklarını ve bu olanakları artırma yollarını araştırmak ve geliştirmek gerekmektedir. Bunu gerçekleştirmenin en temel yolu ülkemize uygulanan izolasyonların kaldırılmasıdır

Sonuç

Akdeniz havzasına sahip olmaya çalışan bütün egemen güçler, dış politika araçlarını, istisnasız iki temel üzerine inşa etmişlerdir. Bunlardan birincisi kendi güvenliklerini sürdürmek ve ikincisi ise ticarî ilişkilerini artırarak korumaktır. Özellikle Kıbrıs’ın, coğrafyasından veya tarihinden kaynaklanan tehdidin yanında, en az bir bölge devletinin veya dünya politikasını etkileyen bir küresel gücün etkisinde kaldığı ortadadır. Sırf bu yüzden Kıbrıs’ın konumu, dünya coğrafyasına göre değerlendirildikten sonra bölge coğrafyasına göre de değerlendirilmesi gerekecektir.

Yirminci yüzyılın ikinci yarısı ile birlikte Orta Doğu petrollerinin önemi artmakta ve Orta Doğu’ya yakın olan Kıbrıs’ın da önemi artmaktadır. Çünkü, Yaşanan çatışmalara yakınlığı ile hem ABD ve   bölgede güç dengesi oluşturmaya çalışan Rusya için,  hem de bazı Avrupa ülkeleri için önem arz etmektedir. Özellikle bölgede üssü bulunan İngiltere için önem arz etmekte, üslerini teker teker kaybeden İngiltere için bölge politikasında aktif rol oynamak için vazgeçilmez bir unsur niteliğindedir.

Türkiye açısından değerlendirildiğinde hem ada üzerinde üslerin bulunması hem de tarihi orak geçmişin bulunması, kültürel alanda iş birliğini oluşturacağı gibi, genç bir devlet yapılanmasına sahip KKTC kuruluşunda kalifiyeli eleman sorunu yaşamaktaydı. İş birliği alanında atılacak en ufak iş birliği adımı Türkiye için bölge hakimiyeti ve doğrudan Ortadoğu’ya hakim konuma getireceği gibi KKTC için olası tehdide karşı bertaraf edilecek güç unsuru niteliğinde olacaktır.

Adanın jeostratejik önemi yadsınamaz bir gerçektir. Hem  Kara, Deniz, Hava hâkimiyet teorileri hem de  kenar kuşak teorileri ışığında Kıbrıs’ın durumu değerlendirildiği takdirde özellikle kara hakimiyeti teorisi ele alındığında ki b teori 2. Dünya savaşından sonra ortaya çıkmıştır. Kıbrıs konumu itibarıyla, Merkez Bölgeye doğru harekete geçen kuvvetin ilerleme mihverlerinin önemli bir kısmını kontrol eder. Avrupa- Asya arasında bir köprü niteliğinde olan Türkiye’ye ve Ortadoğu’ya olan yakınlığı, adanın, bu teori açısından önemini pekiştirecek niteliktedir.

Kara hakimiyeti ile sağlanacak egemenlik alanı kısıtlı olmaktadır. Çünkü sadece karalar üzerinde hakimiyete tabi tutulmaktadır. Bunu dışında Deniz hakimiyet teorisi ile birlikte deniz aşırı ülkeleri merkeze bağlayabilir ve deniz aşırı noktayı yönetebilme olanağı sunmaktadır. Buna bağlı olarak Türkiye Güney limanlarına yakın olduğu gibi hakimiyeti de bulunmaktadır. Kıbrıs özellikle Ortadoğu hakimiyetini sağlamak için anahtar rolündedir.

Hava hakimiyet teorileri açısından hem kara, deniz hem de hava hâkimiyetini tam anlamı ile Kıbrıs üzerinde sağlayan devlet şüphesiz Ortadoğu’ya  açılan kapı niteliğinde olan Kıbrıs hakimiyeti, Ortadoğu’nun anahtarı niteliğindedir.

Ayrıca belirtilmelidir ki Milli Ekonomik bölge Ege  ve Akdeniz Üzerinde sağlanması ile Türkiye içn hem  vaz geçilmez olan denizlerde yaşam sağası ve Akdeniz Üzerinde bulunan doğal kaynaklardan yararlanma  ve ekonomik açıdan kalkınmayı sağlamak iiçn Akdeniz havzasında birlikte hareket etmek gerekmektedir.

Hava teorileri baz alınarak değerlendirme yapıldığında birinci dünya savaşı ile Ortaya konan teori Hava sahasına uçak filosu ve füze sistemleri bulunan devletin güç mücadelesinde önemli yeri bulunmaktadır. Böylece hava hakimiyeti ele alındığında Akdeniz’de batmayan bir filo niteliği oluşturulabilecek konumdadır Kıbrıs, Ülke içinde ekonomik anlamda sanayisini geliştiremeyen Kıbrıs, jeostratejik açıdan değerlendirildiğinde Akdeniz ve Ortadoğu hakimiyeti için vazgeçilmez bir unsur olmakta ve Türkiye açısından gerek tarih gerekse kültürel ortak geçmişin bulunması ve KKTC’nin genç bir cumhuriyetinin olması da Türkiye’nin garantör ülke statüsüne bağlı olarak olası Anlaşmazlıklarda Hami görevi Üstlenerek Kıbrıs çıkarlarını  savunması gerekmektedir. Tarihin her aşamasında olduğu gibi Kıbrıs, hem tarihsel açıdan hem de stratejik açıdan Türkiye için gözden çıkartılacak unsur olmamakta aksine vazgeçilmez unsur ve parça niteliğindedir.


Kaynakça

Alasya,H.F. (1977), Tarihte Kıbrıs, ve Kıbrıs’ta Türk Eserleri, Ankara, Türk Kültürü Araştırma Enstitüsü Yayınları

Alasya, H. F, (1992) , Kıbrıs ve Rum-Yunan Emelleri, KKTC Millî Eğitim ve Kültür Bakanlığı.

Armaoğlu, Fahir; Kıbrıs Meselesi 1954-1959 Türk Hükümeti ve Kamuoyunun Davranışları, Ankara-1963, s. 522;

ATALAY, İ. 1991, Genel Beşeri ve İktisadi Coğrafya, Yenicağ Basım ve Yayın, ISBN: 975- 95527-3-6,       Ankara.

Efe S. (2005). Girne’den Yol Bağlamak Anadolu’ya, Sim Matbaacılık, Ankara.

Hakeri B. H, 1993. Başlangıcından 1878’e Dek Kıbrıs Tarihi, Ankara.

İzgi, A.R, 2007, Kıbrıs Barış Harekatından Sonra Türkiye’ye Uygulanan Silah Ambargosu ve Sonuçları  (yüksek lisans tezi)

Ertekün, N. M, 1984, The Cyprus Dispute and the Birth of the Turkish Republic of Northern Cyprus,  Great Britain: K.Rüstem and Brother, Oxford University Press, Second Edition.

Genel Kurmay Başkanlığı, Kara Kuvvetleri Komutanlığı, Lozan Barış Antlaşması, Kara Kuvvetleri Genel Plan ve

Prensipler Başkanlığı Bilgi Toplama ve Yayım Şubesi Bülteni No: 99, Ankara, 1998,

Gürel, ş.s, (2018), Tarihsel Boyutları İçinde Türk-Yunan İlişkileri 1821-1993, 1. Basım İmge kitapevi  Ankaara.

Koday, z. (2010) Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Coğrafi Özellikleri, https://dergipark.org.tr/tr/pub/ataunitaed/issue/2858/39583 (E.T. 11.1.2020)

Mütercimler, E, (1990) Kıbrıs Barış Harekâtının Bilinmeyen Yönleri, Yaprak Yayınevi,    İstanbul.

İlseven, S,  ve arkadaşları, (2014) Kıbrıs Coğrafyası, KKTC Milli Eğitim Bakanlığı Yayını,   9. Basım Lefkoşa.

İnat, K ve diğerleri,( 2004) Dünya Çatışma Bölgeleri,  Nobel Yayınları, I.Baskı, Ankara.

Özarslan B. B. 2007,  Uluslararası Hukuk Açısından Kıbrıs Sorunu ve

Avrupa Birliğinin Yaklaşımı,  IQ KültürSanat Yayıncılık İstanbul

Salih Polat, Kıbrıs Meselesi; II. Dünya Savaşından Sonra Kıbrıs, www.ekonomist. 8m.Net/M5. Html,  (E.T, 30.12.2019)

Uslu, N.(2001). Kıbrıs sorunu ve ABD. Avrupa Birliği Kıskacında Kıbrıs Meselesi – Bugün ve Yarın. Editörler: İrfan Kaya Ülger ve Ertan Efegil, Ankara: HD Yayıncılık ve Matbaacılık,

Tarakçı, M, (2010)  Kıbrıs Barış Harekatı, Hiperlink Yayınları, Ankara

Toluner Sevin; Kıbrıs Uyuşmazlığı ve Milletlerarası Hukuk, İstanbul-1977

Tuncer, H. (2013), Kıbrıs Sarmalı, Nasıl Bir Çözüm, kaynak yaıyınları, İstanbul.

Ünay,B. 2007, Türk-Yunan İlişkilerinde Temel Sorunlar ve 1999 Sonrası Yumuşama Dönemi,  Ankara, ( Yüksek LisansTezi)

Vatansever. M, (2012), Kıbrıs Sorununun Tarihi Gelişimi, Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk      Fakültesi Dergisi Cilt: 12, ss.1487-1530

Yılmaz, V. (1998), Siyasi Tarih, Harp Akademileri Komutanlığı Yayınları, İstanbul.

Güneş,Z, (2001), Kıbrıs Sorununa Marksist Yaklaşım, www.marksist.com/GUN/ Kibris%20Sorununa % 20Marksist %20Yaklasim.htm  ( E.T. 11.12.2019)

Nancy Crawshaw, “The Future of Cyprus, A Clamour for Union”, The Guardian, 9 July 1952, p.6.

Oğuz Kalelioğlu, Türk-Yunan İlişkileri ve Megali İdea, Ankara Üniversitesi, Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü Atatürk Yolu Dergisi, S 41, Mayıs, 2008, s. 108-109

Tamçelik, S. (2011). Kıbrıs‟taki İngiliz üslerinin stratejik önemi. Uluslararası İnsan Bilimleri Dergisi 8:1. Erişim: http://www.insanbilimleri.com,

Tamçelik, S(1996). Kıbrıs adasının jeopolitik ve jeostratejik önemi. Türk Kültürü Dergisi, 33

Yücel, T.ve Alasya, H. F (1976). Kıbrıs Türkleri. Türk dünyası el kitabı, Ankara: TKAE Yayınları

Özakman T, (2005), Şu Çılgın Türkler, Bilgi Yayınevi, 14. Basım, İstanbul.

Öztürk O. (1999) . Dış Politika ve Silahlı Kuvvetler, Tutibay Yayınları, Ankara.

İsmail S, (1998), 150 Soruda Kıbrıs Sorunu, KKTC Kıbrıs Dizisi, Kastaş Yayınevi, I. Basım, İstanbul

Harp Akademileri Komutanlığı, Stratejik Araştırmalar Enstitüsü, (2006). Güvenlik

Stratejileri Dergisi(GSD), Harp Akademileri Basım Evi, Yıl 2 Sayı3. İstanbul.

Harp Akademileri Komutanlığı, Stratejik Araştırmalar Enstitüsü, (2005). Güvenlik Stratejileri  Dergisi, Harp Akademileri Basım Evi, Cilt I, Sayı 1, İstanbul.

Hagelin B, (2002), Armaments, Disarmament and International Security, SIPRI, Yearbook 2002.Oxford Universitesi,Yayını.

Davutoğlu A, (2004). Stratejik Derinlik, Türkiye’nin Uluslar arası Konumu, Küre Yayınları, İstanbul.

Değer M.E, (1998), Oltadaki Balık Türkiye, Türkiye Gerçeği-I, Toplumsal Dönüşüm Yayınları, 6. Baskı, İstanbul.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here