Özet

Bir topluluğun devlet olarak kabul görmesi için gerekli olan durumların KKTC ve Filistin örnekleri üzerinden, uluslararası ilişkilerde hangi parametrelere bağlı olduğunu ve bu parametrelerin hangi durumlarda kabul gördüğünü tanımlamak açısından literatür içerisinde bazı boşluklar bulunmaktadır. Bunun en temel göstergesi ise, uluslararası alan içerisinde devlet olarak tanınmak için insan topluluğu, siyasal otorite ve egemenlik alanının yeterli olup olmadığına dair net bir cevabın bulunmamasıdır. Devlet statüsü kazanabilmek için insan topluluğu, egemenlik alanı, siyasal otorite yeterli midir? Sorusuna cevap verilebilmesi için hükümet dışı aktörlerin ve siyasi otoritelerin bu soruya cevabı temel dayanak noktası alınmıştır. Hali hazırda her kesimin üzerinde uzlaşamadığı devlet tanımı bu bölünmeye neden gösterilebilmektedir. Bu anlaşmazlığın yol açtığı bölünme ile, KKTC ve Filistin örnekleri baz alınarak devlet olma statüsünün, belirli bir insan topluluğunun, belirli bir toprak parçası üzerinde hükümet yapısı ile var olduğu halde uluslararası alanda neden tanınmadığının cevabı verilmektedir.

Furkan KANBUR

Giriş

İç çatışmaların yol açtığı bölünmelerin, toplumları dış ve iç egemenlik sorunu olarak ikiye ayırdığı yaygın olarak dünya üzerinde çeşitli örnekler ile sabittir. Ancak bu bölünmelerin asırlar boyu süren çatışma ve çeşitli insani dramlara da yol açtığı göz ardı edilmemelidir. Bu durumun en açık iki örneği ise hali hazırda akıbetleri kesin bir çözüme ulaşamayan KKTC ve Filistin’dir.

Çatışmaların ve ayrılıkların başladığı günden bu yana “iki devletli” ve “tek devletli” yapı olmak üzere çeşitli çözüm önerilerinin gündeme gelmesine rağmen bu iki topluma hiçbiri kesin bir çözüm olamamıştır. Teoride, iki yapıda devlet olma ögelerini karşılamalarına rağmen hükümetlerin ve hükümet dışı aktörlerin siyasi menfaatleri doğrultusunda çeşitli engeller ile karşılaşılmaktadır.

Siyasi çekişmeler içerisinde uluslararası alanda devlet olarak tanınma idealini besleyen Filistin ve KKTC coğrafi konumları ve destekleyici ülkelerin dış siyaseti çevresinde kesinliğe kavuşturulamayan bir durum içerisindedir. Filistin için bu durum başta İsrail Devleti olmak üzere ABD’nin tutum ve politikaları çerçevesinde değişen bir politik durumda kalmaktadır. KKTC için ise, Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve bulunduğu toprak parçasının güney kesiminde ki Kıbrıs Cumhuriyeti’nin dış politikaları, aynı zamanda bulunduğu Akdeniz havzasında ki politik hareketlilik neticesinde şekillenmektedir. Dünya diplomasi tarihinde çeşitli devlet statüsü kazanım sorunları olsa da, KKTC ve Filistin için neden kesin bir çözüm bulunamadığı jeopolitik konumlarının içinde barındırdığı toplumların çözümsüz kalmasına bir neden olarak göstermek mümkündür. Eğer bir gün çözümsüzlüğün hüküm sürdüğü bir devlet kurmak istenirse, Filistin ve KKTC’nin başkent olmak için kıyasıya bir rekabet içerisinde olduğunu görmek mümkündür. KKTC ve Filistin’in politik durumu genel kanı itibari ile 19.yüzyılın sonunda baş gösteren Filistin-İsrail çatışması ve 19.yüzyılın başlarında başlayan Rum isyanları ile uluslararası alanda bugün ki halini almıştır.

1.Birleşmiş Milletler 

I. Dünya Savaşı’nın ardından dönemin ABD başkanı Woodrow Wilson önderliğinde kurulan Milletler Cemiyetinin, başarıya ulaşamaması ve savaş halinin sonlandırılamaması neticesinde, ortaya çıkan II. Dünya Savaşı’nın bir eseri ve aynı Milletler Cemiyeti’nin bir devamı niteliğinde olan hükümetler arası bir örgüttür. Resmi olarak 1945 yılında görev hayatına başlayan Birleşmiş Milletler, başlarda misyon ve vizyonu olarak uyuşmazlıkların, çatışmaların, bölünmelerin yarattığı siyasi istikrarsızlıkların kalıcı çözümlere ulaştırılması için etkin rol oynamak olarak belirlemiştir.

20.yüzyılın ortalarında faaliyet göstermeye başlayan Birleşmiş Milletler başta Doğu Timor, Kosova, Bosna gibi KKTC- Filistin’e benzer durumların çözüme ulaşması adına yoğun çaba harcamıştır. Bahsi geçen bölgelerde çözüme ulaşılmış olsa da KKTC ve Filistin ile ilgili kesin bir tutum ortaya koyamamıştır. Birleşmiş Milletler yapı itibari ile içerisinde barındırdığı üye ülkelerin ve asli kurucu olarak bilinen beş üye ülkenin tutum ve politikaları üzerinden politika üretmektedir. Bu beş üye ülke ise Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin daimi üyesi konumunda bulunan ABD, Rusya, Fransa, Çin ve İngiltere’dir. Başta ABD ve İngiltere’nin KKTC-Filistin sorunlarında ki çözüm ve çözümsüzlüğün garantör ülkeleri olduğunu belirtmek sorunu teoride ki devlet olma ögelerinden, siyasi çekişmelere nasıl geldiğinin açıklayıcısı konumundadır. Birleşmiş Milletler içerisinde KKTC ve Filistin sorunu ayrı yerlerde tutulmaktadır. Filistin için Birleşmiş Milletlerin tutum ve davranışları ABD ve İsrail üzerinden şekillenmektedir.

1945 yılında kuruluş ilkeleri içerisinde de var olan milletlerin hak ve egemenlik sorunlarına geniş yer verilmektedir. Bu sorunların çözümü üzerine Birleşmiş Milletler Sözleşmesinde geçmekte olan, “Uluslar arasında, halkların hak eşitliği ve kendi geleceklerini kendilerinin belirlemesi ilkesine saygı üzerine kurulmuş dostça ilişkiler geliştirmek ve dünya barışını güçlendirmek için diğer uygun önlemleri almak” (madde-1/2) bu duruma örnek teşkil etmektedir.

1948 yılana kadar olan dönemde Filistin sorunu, bahsi geçen topraklar üzerinde bir İsrail Devleti’nin kurulması ile Birleşmiş Milletler içerisinde geniş bir tartışma konusu halini almıştır. 1988 yılında resmen kurulan Filistin Devleti, teori de bulunan siyasi iktidara ve bu siyasi iktidarı destekleyen varlığını kabul eden insan topluluğuna sahiptir. Ancak yıllar geçtikçe egemenlik alanı olarak tanımladığımız bölgenin yani toprak parçasının daralması ile devlet olma statüsünü kaybetme yolundadır. 1947 yılında, şu an için yalnızca kağıt üzerinde bulunan Birleşmiş Milletler Vesayet Konseyi’nin kararı doğrultusunda iki devletli çözüm görüşülmüştür. KKTC için ise bu durum biraz daha farklı olmakla beraber Birleşmiş Milletler nezdinde 1954’de Yunanistan’ın girişimleri ile tartışılmaya başlamıştır.

2. Filistin-KKTC 

İki topluluğunda çözümsüz kalmaları hususunda bariz farklar ve benzerlikler bulunmaktadır. Bu benzerlik ve farklılıkların vurgulanması konunun anlaşılırlığı açısından hayati önem arz etmektedir. Benzerliklerinden başlamak gerekirse öncelikle iki toplumda jeopolitik konumları açısından eşsiz bölgelerde bulunmaktadırlar. Global ekonomi olarak adlandırabileceğimiz dünya ekonomi birlikteliği, iki topluluğun da enerji kaynaklarına yakınlıkları ve Dünya ticaret yollarının üzerinde bulunmalarının bir dezavantajını yaşamaktadırlar. Aynı coğrafyayı paylaştıkları ülkelerin, üzerlerinde bir baskı unsuru olarak bulunmaları da hakeza aynı sorunun ürünüdür. Farklılık açısından baktığımızda ise göze çarpan iki büyük unsur bulunmaktadır. Bunlar KKTC için, iki ana garantör ülke statüsünde bulunan ülkenin Birleşmiş Milletler içerisinde ve uluslararası alanda yaptırım gücü ve destek alma açısından yetersiz olduğudur.

KKTC için diğer bir farklılık ise, adayı paylaşmakta olduğu Rum Yönetimi olarak adlandırılan topluluk ile hemen hemen eşit hak ve şartlar altında bulundukları gözlenmektedir ve aynı zamanda yalnızca Türkiye tarafından devlet olarak tanınmaktadır. Rum Yönetimi’nin Yunanistan’dan aldığı destek ve KKTC’nin Türkiye’den almakta olduğu destek benzer koşullar ve de şartlar içerisindedir. Her iki topluluğunda teoride bulunan şartları yerine getirdiği, artı değer olarak iki topluluğunda birbirini azınlık olarak değerlendirdiğinin altı bir kez daha çizilmektedir. Birleşmiş Milletler gibi çeşitli hükümet dışı aktörlerin de belirttiği üzere bağlayıcı olan tek şey iki kesiminde fiili bir devlet olarak varlığını sürdürüyor olmasıdır.

Genel kanı itibari ile KKTC ve Rum Yönetimi sorunu yalnızca kendilerini devlet olarak tanımladığı ancak dış siyasette garantör ülkelere bağımlılıklarını sürdürmeleri durumunda herhangi bir devlet statüsü kazanamadıkları yönündedir. Bu tartışmalar ışığında Filistin içinde bir şeyleri belirtmek gerekir. Filistin, KKTC’ye nazaran daha farklı bir söylev geliştirmiştir. Filistin topluluğunun savunduğu durum, kendi sınırlarının içerisinde bir başka topluluğun bahsi geçen topraklara uzun yıllar süren göçler ile geldiğini, bunun akabinde kendi topraklarında azınlık ve mülteci konumuna düştükleridir. 19.yüzyılın sonlarında başlayan Yahudi göçü şu an ki İsrail-Filistin sorunun omurgasını oluşturmaktadır. Başta Rusya ve Orta Avrupa’dan Filistin bölgesine göç eden Yahudi topluluğu, 1947 yılında Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’ndan çıkan iki devletli çözüm kararı neticesinde 1948 yılında İsrail Devlet’ini oluşturmuştur. Ancak burada ki temel sorun o tarihten sonra bir Arap devleti olarak tanımlanan Filistin’in, İsrail Devlet’inin kuruluşundan kırk sene sonra kurulmasıdır. Bu kırk sene içerisinde ise İsrail Devleti Birleşmiş Milletler’in sekiz bölgeli çözüm önerisini hiçe sayarak Filistin’in egemenlik alanını git gide sıfıra geriletmektedir Günümüzde de devam eden toprak paylaşım sorunu ABD destekli İsrail’in, Filistin’i teorinin dışına itmekte kararlı olduğunu göstermektedir. Bir diğer farklılık açısından bakıldığında Filistin’i, halihazırda 93 ülkenin resmen devlet olarak tanıması ve Birleşmiş Milletler nezdinde temsilciliği bulunmasıdır. Burada bulunan devlet olma tartışması iki ana başlık altında bakıldığında çok farklı sonuçlar vermektedir. Uluslararası hukuk ve iç hukukta devlet tanımlamasıdır. KKTC’ye iç hukuk bağlamından bakıldığında üç temel unsuru karşıladığını ancak uluslararası hukukta tanınmadığını görüyoruz. Filistin için ise bu durum, iç hukukta belirtilen üç unsuru tam anlamı ile karşılayamasa da uluslararası hukuk bağlamında birçok devlet ve uluslararası örgüt tarafından resmen tanındığıdır. Burada anlaşılması güç olan durumu şu şekilde açıklayabiliriz. KKTC, içerisinde bulunduğu toprak parçasında kesin bir şekilde sınırların çizildiği ve bu çizilen sınırların içerisinde başka bir devletin hak iddia edemediğini, hak iddiası olmadığı için içerisinde barındırdığı bir insan topluluğu tarafından tayin edilen meşru bir siyasi otoritenin bulunmasıdır. Filistin için var olan sorun ise, sınırlarının tam anlamı ile kesinliğe kavuşturulamamasıdır. Burada ki kesinlik algısını bozan ise İsrail Devleti’nin ve içinde barındırdığı toplumun Filistin halkının egemenlik alanı saydığı bölgede hak iddia etmesi şeklinde açıklamak mümkündür. Tartışmaların ana konularından bir diğeri ise devlet tanımının kim için yapıldığıdır. Varlığı kanıtlanmış diğer devletler için mi? yoksa kendi halkının, hükümetinin ve toprak parçasının bulunması için mi? İşte bu soruya cevap olarak ortaya çıkan iki farklı toplum örneği bulunmakta. Hangi toplumun hangi soruya cevap verdiğini teoriden yola çıkarak cevap verirsek, KKTC’nin resmen bir devlet olduğunun ancak yalnızca uluslararası alanda tanınmadığının, Filistin’in ise uluslararası alanda tanınmasına rağmen teorinin dışında kaldığı anlaşılmaktadır. KKTC’nin, iç hukuka bakarak devlet olmasının başlangıç noktası ise 20 Temmuz 1974 yılında Türkiye tarafından Kıbrıs Barış Harekatı’nın gerçekleştirilmesidir. 20 Temmuz 1974 yılından sonra KKTC ve Filistin’in tabanda ayrıştığı temel nokta olan egemenlik alanı probleminin KKTC adına çözülmüş olduğunu görüyoruz. Filistin örneği için ise bu durum, yalnızca Filistin topluluğu tarafından kesinliğin ortaya konulamamasıdır. En başından bu yana vurgu yapmakta olduğumuz ve gündeme gelen çözüm önerileri her zaman için iki koşullu bir çizgide ilerlemektedir. Bu koşullar ise: Uluslararası devlet statüsü ve teori bağlamında ki devlet statüsü. Karşımızda duran sonuç ise şu şekilde sıralanmaktadır. Teoriyi karşılayan KKTC, uluslararası devlet statüsünde bulunan Filistin. Karşımıza çıkan bu iki sonucu değerlendirdiğimizde ise Filistin’in ve KKTC’nin bir devlet oldukları ancak Filistin’in teorinin dışına itilerek meşruluğun yitirdiğini, KKTC’nin teorinin içinde kalmasına rağmen uluslararası statü problemlerinin siyasi tartışmaların odağı olduğudur.

Sonuç

KKTC ve Filistin tartışması uluslararası ilişkilerin en temel sorunlarının başında gelmektedir. Asli sorun ise zaman içerisinde iki tartışma konusunun da üç unsur teorisinin dışında kalarak faaliyet alanının siyasi bir hal alması sorunudur. Filistin bir devlet midir? Sorusuna cevap olacak olan şey ise, egemenlik alanının kesin olup olmadığı koşuluna bağlılığıdır. Eğer Filistin üzerinden sınırlarının kesin ve keskin bir biçimde çizildiğini söylemek mümkün ise evet Filistin bir devlettir. Ancak bu soruya cevabımız hayır ise cevabın neden hayır olduğu KKTC tartışmasının içerisinde bulunmaktadır. Çünkü KKTC kesin ve keskin bir biçimde sınırlarının çizilmiş olduğu, kendisini KKTC halkı olarak tanımlayan topluluğun oluşturmuş olduğu siyasi otoriteyi meşru kabul etmesidir. Tartışmayı siyasi zeminden alarak teori zeminine oturttuğumuzda gördüğümüz tanımlama bu şekilde gerçekleşmektedir.

KKTC bir devlet midir? Sorusuna verilmesi gereken cevap evet şeklinde olduğunda, Filistin için bu soruya hayır demek mecburiyetindeyiz. Filistin ve KKTC üzerinden devlet olma statüsünü incelediğimizde karşıma çıkmakta olan çeşitli hükümetler ve hükümet dışı aktörlerin cevapları, 20.yüzyılın henüz ilk yıllarında ortaya çıkan Üç Unsur Teorisi ile birlikte yorumlandığında karşı karşıya kaldığımız gerçeklerin sonucu bu şekilde olmaktadır.

KAYNAKÇA 

-Gelvin, J.L., (2016). Modern Orta Doğu Tarihi:1453-2015, Çev. Ayas G., İstanbul: Timaş Yayınevi.

-Vatansever, M., (2010). Kıbrıs Sorununun Tarihi Gelişimi, Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 12 (0), 1487-1530.

-Gözler. K., (2007). Devletin Genel Teorisi, Ekin Kitabevi Yayınları, ss.4-28. -“Birleşmiş Milletler Antlaşması Doğrultusunda Devletler Arasında Dostça İlişkiler Ve İşbirliğine İlişkin Uluslararası Hukuk İlkeleri Konusundaki Bildirge Ve Eki”, (1970).

file:///C:/Users/asus/Desktop/KKTC%20Ve%20F%C4%B0L%C4%B0ST%C 4%B0N/KKTC%20ve%20Filistin%205.pdf 24.10.1970.

-Batı, K. ve Aras, İ., (2011). Self-Determinasyon Hakkı Ve Filistin Devleti Bağlamında Filistin Sorunu, Nevşehir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 1(11), 146-164.

-Kasalak, K., (2016). İngilizlerin Filistin Politikası Ve Filistin Mandası, Süleyman Demirel Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 3(25), 65-78.

-Özkan, M., (2009). Mısır Dış Politikasında Filistin Ve Yansımaları, Akamedik ORTA DOĞU, 4(1).

-BM (1990). Filistin Probleminin Kökeni Ve Evrimi, 1917-1988, Birleşmiş Millerler, 144/1 -BM (1945). Birleşmiş Milletler Antlaşması Ve Uluslararası Adalet Divanı Statüsü, San Franscisco.

-TCDB (1974). Kıbrıs Meselesinin Tarihçesi, BM Müzakerelerinin Başlangıcı, Ankara.

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here