Sovyetler Birliği dağıldıktan sonraki süreçte birçok devlet bağımsızlığını ilan etmiştir. Balkanlar, Orta Asya ve Kafkas coğrafyalarındaki bağımsızlığına sahip olmuş devletler haliyle devlet yapılanmalarını inşa etmeye başlamışlardır. Bu devletlerin kimi Rusya’ya ve onun politikalarına bağlılıklarını sürdürürken, kimileri ise tamamen Batı algısı içinde bir ilerleyişi benimsemiştir.

Moskova ise arka bahçesinde olası  AB-ABD-NATO yapılanmalarına şiddetle karşı çıkmıştır. Bu sebepledir ki her daim çevresini  Batı tehdidine karşı koruyacak politikalar izlemiştir ve izlemeye de devam etmektedir.

Kafkasya’da Soft Power (Yumuşak Güç)

Rusya Federasyonu genel olarak bu politikaları uygularken Sert Güç (Hard Power)’e başvurmaktadır. Diğer yandan hedeflerinde nadir olarak  Yumuşak Güç (Soft Power) unsurlarını da kullanmaktadır. İzlemiş olduğu politikalar pek tabi Gürcistan için de geçerlidir. Esasen Gürcistan Karadeniz’e kıyısı olan , geçiş güzergahlarında sıkça kullanılan önemli bir ülkedir. Karadeniz’e çıkışı olması ve aslında bu çıkışın Abhazya’yı da kapsıyor olması Rusya’nın, Gürcistan’a yönelimini ve kontrol etme şevkini artırmıştır.

Nitekim Rusya, Gürcistan ve Ukrayna gibi Batı yanlısı ya da Batı’ya kayma potansiyeli yüksek ülkeler üzerinde daha fazla yoğunlaşmıştır.  Moskova  bununla hakimiyet kurduğu bölgelerde Batı tutumunu bertaraf etmeyi hedeflemiştir. Bu anlamda 2008 Rus-Gürcü Savaşı buna gösterilebilecek en güzel örneklerdendir.

Saakashvili Dönemi

Saakashvili döneminde çokça tanık olduğumuz Rus karşıtlığı, olaysız kısa bir dönemin ardından şu günler de  belli sebeplerle tekrar karşımıza çıkmış bulunmaktadır. Şöyle ki Tiflis’te düzenlenen 26. Ortodoks Parlamentolararası Genel Asamblesi toplantısının oturumları esnasında yaşanan koltuk krizi Rus-Gürcü arası gerginliği artırmış ve muhaliflerin tepkisine neden olmuştu.

Devamında halk muhaliflerin çağrılarıyla protestolara başlamıştı. Aslında bu protestoları, görünürde duran çıkış sebebinden ziyade Rusya-Gürcistan arasındaki geçmiş birikimlere göre değerlendirmek gerekmektedir. Osetya seçimlerinde yolsuzluk yapıldığı gerekçesiyle başlayan gösterilerde Saakashvili’nin dışardan halk üzerindeki  desteği unutulmamalı, göz ardı edilmemelidir.

Diğer yandan Aralık 2018’de cumhurbaşkanlığı makamına gelen Salome Zurabishvili’nin açıklamalarında Rusya’yı tehdit olarak gördüğünü söylemesi, açıkça ABD ve AB’ den yardım talep etmesi bugün bize halkın sokakta olmasının sebebinin yalnızca koltuk krizinden kaynaklanmadığını, geçmişten bu yana değişmeyen Rusya politikalarından duyulan rahatsızlığının bir ürünü olduğunu ve sorunun yalnızca bir iç meseleden ibaret olmadığını gösteriyor.

Öyle ki protestolardaki göstericilerin kullandığı ABD bayrakları, Russia Stop pankartları bunu bize bariz kanıtlamaktadır. Moskova bu durumu Putin’e karşı yapılmış bir eylem olarak değerlendirmektedir. Aradaki gerginliği artıran Putin ve Rusya’ya yönelik söylemler, protestocuların taleplerinin şekil değiştirmesi ve eylemin yönünün iyiden iyiye Rusya’ya dönmesi RF’yi haliyle belli yaptırım kararları almaktan çekindirmemiştir. Aslında Rusya’nın 2008’deki tutumuna nazaran bugün biraz daha yumuşak tavır aldığını görmekteyiz.

Diğer yandan Ukrayna’da, Poroşenko hükümeti döneminde Ukrayna vatandaşlığından çıkarılan Saakashvili  yeni dönem koltuğa gelen Vladimir Zelensky ile vatandaşlığını geri kazanmıştır. Bu durum Saakashvili’nin Gürcistan’a dışardan müdahalesinin önünü  açan adımlardandır. Bu sayede halk kendinden daha emin adımlar atmaya yönelebilecektir.

Ermenistan ve Çeçenistan’ın Tavrı

Rusya Federasyonu’nun Kafkasya’daki bağımsız kolu Ermenistan, konu ile alakalı tamamen Rus yanlısı bir fikriyata sahip durumdadır. Bu durum Ermenistan ile Rusya’nın baba-oğul ilişkisi kisvesi altında düşünüldüğünde çok normal karşılanmalıdır. Aynı şekilde Rus yanlısı Çeçen lider Ramzan Kadirov’un Gürcistan’daki olaylar üzerine yapmış olduğu açıklama göz önünde bulundurulduğunda Gürcistan, üzerindeki baskıyı hafifletmeye çalışırken aslında çok yönlü artırmıştır.

Zira protestolar yaşanırken Kadirov “Tiflis’e girmemiz iki (2) saatimizi almaz,” demişti. Bu açıklamayı değerlendirirken Çeçenistan’ın Pankisi Vadisi üzerindeki planları göz önünde bulundurulmalıdır. Vadi Çeçen-Gürcü sınırında, nüfusunun neredeyse %100’ünün Müslüman olduğu  önemli stratejik bir bölgedir. Bölge Çeçenistan’a ciddi militan desteği sağlamaktadır.

Ayrıca Gürcistan Rusya tarafından bölgede El-Kaide militanı bulundurmakla da suçlanmaktadır. Aşırılıkçı Arapların barındırıldığı görüşünde olan Moskova, Kuzey Kafkasya’yı istikrarsızlaştırmak için  teröristlerle işbirliği yapıldığı iddiasını da Gürcistan’a dayatıyordu.

Öyle ki bu şüpheleri üzerine 2002 yılının başlarında Gürcistan’a hava saldırıları ile uyarılarda bulunmuştu. Bunun üzerine Ağustos 2002’de Gürcistan ithamları göz önüne alarak bölgeye operasyon düzenlemişti. 2003-2004 yılına kadar bu operasyonlar temizlik operasyonları olarak yürütüldü. Aslında bu durum Çeçen militanların yetiştirildiği bölge kapsamında değerlendirildiğinde Kadirov’u rahatsız etmektedir.

Sonuçta yapılan temizlik faaliyetleri sonucu bölgede belli aksaklıklar yaşanmış ve Çeçenistan bu durumdan zararlı çıkmıştır. Bunun etkileri bugünde devam etmektedir. Bu sebeple Gürcistan’ın şu günlerde ev sahipliği yaptığı aktivist faaliyetler, temelinde Rusya’yı akabinde Ermenistan ve Çeçenistan’ı rahatsız etmektedir. Ayrıca Çeçenistan-Rusya-Gürcistan arasındaki gerginliklerin geçmişine bakarken Çatayev meselesini de unutmamak gerekir.

Gürcistan’daki Protestolar ve Rus Karşıtlığı

Diğer yandan protestoların sonuçlarına bakacak olursak; Rusya Federasyonu son dönemlerde Gürcistan’a giden turist sayısındaki artışı da göz önünde bulundurarak bölgede bulunan Rus vatandaşları için endişe duyduğu açıklamasını yaptı. Ayrıca Rus havayolu şirketlerinin Gürcistan’a uçmasını geçici olarak yasaklayan kararnameyi imzaladı. Gürcistan yönetimi ise tüm sinemalarda Rusça film gösterimine son verdi ve Rusça filmlerin yayınlanmayacağını duyurdu.

Bunlar olurken ayrıca muhalifler Rusya 24  adlı televizyon kanalına saldırıda bulundu. Bütün bu agresiflikler aslında 2008’deki sert müdahaleyle  bastırılan fikirlerin  daha fazla kapalı kalamadığının göstergesidir. Neticede  Gürcistan muhalefeti iktidardaki Gürcü Rüyası partisinin  Rusya’ya yeterince katı bir duruş sergilemediği gerekçesi ile belli çıkışlarda bulunmuş olması ve buna tuz-biber olan  Rus vekil Gavrilov’un oturuma başkanlık etmesi, protestoların Rusya’ya karşı bir öfke patlaması olduğunu bize göstermektedir.

Çünkü  Gavrilov’un oturuma başkanlık etmesi muhalefet tarafından Rusya’nın Gürcistan üzerinde yeni bir hakimiyet çabası kurma adımı olarak algılanmış ve bu durumdan büyük endişe duyulmuştu. Devlet Başkanı Zurabishvili de bu oturum yönetme konusunu yine bir nüfuz girişimi olarak değerlendirmiş ve karşı çıkmıştır. Halkın protestolardaki sembolik tutumu bize temellerinde her zaman Batı sempatizanlığı bulunduran Gürcistan’ın  bu fikriyatından bir şey kaybetmediğini de açıkça anlatıyor.

Rusya bütün himayesi altındaki ülkeleri yakinen takip etmektedir. Gürcistan’ın bu hamlesine askeri bir müdahalede bulunmayı şimdilik tercih etmese de, tehdit ve endişe algısı arttığı dakika ekonomik yaptırımlarının yerini tanka tüfeğe bırakmaktan çekinmeyecektir. Bu durum ise pek tabi birçok açıdan Gürcistan’ın zararına olacaktır.

KAYNAKÇA

Pankisi Vadisi: “Çeçenler En Cesur Erkekler”

Gürcistan’da protestocular istifa istiyor

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here