Her şeyden önce Kafkasya ile ilgili analizler yapabilmek için Rusya’nın bölgeye yönelik uyguladığı stratejileri iyi bilmek ve iyi görmek gerekir.
Rusya’nın 16.yy’da Astrahan’ı ele geçirmesiyle yayılmacı bir politikayı benimsemesi, bu açıdan bölgenin öneminin Rusya için arttığının da göstergesi olduğunu söylemeliyiz. Geçmişten günümüze sıcak denizlere inme düşüncesini kendisine yön etmiş Rusya’nın, hedefi uygulamaya koymasının Kafkaslardaki hakimiyetinin artmasından geçeceğini belirtmekte fayda var.
Bu anlamda Rusya’nın sıcak denizlere inme amacında büyük ve aktif bir rol oynayan Kafkasya’nın, her zaman diken üstünde olduğu kaçınılmazdır.
Kafkasya, jeopolitik ve jeostratejik açıdan geniş ve önemli bir yer teşkil etmektedir. Doğusundaki Hazar denizinden, batısındaki Karadeniz’e kadar bölge tarihten itibaren Osmanlı, İran ve Sovyet Rusya’sının büyük odak noktası olmuştur. Bölgenin çok etnikli oluşu bir yana, dağlık bir coğrafi yapısının bulunması halkların sosyo-politik yapısını da belirlemiştir.
russian politics ile ilgili görsel sonucu
Rusların, Batı’yla olan ilişkilerinin bozulması ve ardından gelen güvenlik sorunları ile Rusya “yakın çevre” politikasına yönelmiş ve bu alana Kafkasya’yı da dahil etmiştir.
I.Petro ile başlayan Kafkasya politikası, Sovyetler Birliği’nin çöküşüyle Rus hakimiyetinin bölgede zayıflamasına ve Güney Kafkasya devletlerinin bağımsızlık ilânına yol açmıştır.
Bölgenin önemli alanlarını bünyesinde barındıran Dağıstan ve Çeçenistan üzerinde de etkili olan Rusya, Sovyetler Birliği’nin çökmeye yüz tuttuğu zamanlarda Boris Yeltsin dönemi Rusya’sı, Çeçen bağımsızlık direnişiyle baş edememiş ve anlaşma yoluna gitmiştir.
Devletin inşasıyla alâkadar olan Çeçen komutanı Dudayev, Rusya Federasyonu’nun Dağıstan ayaklanmasını bahane etmesiyle Çeçen savaşına başlaması sonucu öldürülmüş ve Çeçen direnişi kontrol altına alınıştır. Rusya bu hamlesiyle mevcut diğer Kafkas bölgelerine de bu şekilde göz dağı vermiştir.
russian zone strategy ile ilgili görsel sonucu
Dağıstan’a bakacak olursak hem ülke içi hem de komşu ülkelerle etnik birtakım sorunlarının yanında, Dağıstan ayrıca ele alınması gereken bir bölgedir.
Dağıstan’ın Rusya açısından da önem teşkil eden Hazar denizine 530 km. kıyısı olan, bu bölgeden Orta Asya ülkeleri ve İran’la sınırı bulunan, Azerbaycan’ın Rusya kapısı, aynı zamanda Rusya için güneye açılma anlamında önem teşkil eden kara bağlantısı olan Derbent geçidini de kapsayan, deniz derinliklerinde karbonhidrat rezervi, doğal kaynakları, büyük gemilerin yanaşabileceği askerî ve sivil limanları olan bir ülke olması sebebiyle Rusya için vazgeçilmez bir yer edinmiştir.
Bazı tezler, Rusya’nın Dağıstan üzerindeki hakimiyetini kaybetmesinin, onun Kuzey Kafkasya’dan olma riski ile karşılaşabileceği sonucunu doğuracağını ileri sürmüştür.
1827 Türkmen Çayı Antlaşması ile Kafkasya’ya hâkim olan Rusya, Hindistan’a ait plânını gerçekleştirebilmek için öncelikle Kafkasların alınması gerektiğini savundu. Bu anlamda çeşitli politika uygulamalarında önceliği Kafkasya almış oldu.
Öyle ki bölgede Vahabiliğe bağlı ve belli ayrılıkçı grupların ortaya çıkması ve bu grupların Rusya’ya karşı hareket etmelerine karşın Kadirî ve Nakşîlere karşı operasyonlar yapıldı.
Suriye krizinin ortaya çıkmasıyla bu gruplar Orta Doğu’ya kaymış ve Rusya’nın bölgedeki istikrarı bir nebze rahatlatmıştır. Fakat belirtmek gerekir ki; Rusya’nın bölgedeki kontrolünü tam anlamıyla sağlamasında halkın örgütlenmesini sağlayan Sufi tarikatları, büyük engel teşkil etmektedir. Buna bağlı olarak Rusya, Kuzey Kafkasya’da birliklerini artırma yoluna gitmiştir.
Suriye krizi ile Orta Doğu’ya yönelen bu terör gruplarının tekrar bölgeye intikali ihtimaline karşı Rusya bölgede ciddi güvenlik önlemleri alması ve buna bağlı uygulamalara gitmesi ciddi bir baskıyı da beraberinde getirmektedir.
Günümüzde Gürcistan’ın coğrafi konumu, Azerbaycan’ın ekonomik potansiyeli ve doğal zenginlikleri, Ermenistan’ın Rusya ile kurduğu askeri iş birliğine bağlı önemli gelişmeler bölgeye yönelimin yalnızca Rusya-Türkiye-İran bazında değil, Çin, ABD, AB gibi bölgeden uzak aktörler tarafından da gerçekleştiğini göstermektedir.
Özellikle bahsettiğimiz gibi Rusya için önemli bir yer arz eden Güney Kafkasya (Ermenistan-Azerbaycan-Gürcistan), Rusya’yı güneye bağlayan bir koridor görevini üstlenmektedir.
Bu koridor Doğu-Batı olarak değerlendirildiğinde Rusya açısından önemin gittikçe arttığını söyleyebiliriz. Şöyle ki; Azerbaycan zengin hidrokarbon kaynakları olan Hazar çevresi ülkelerle sınır, Gürcistan ise Azerbaycan’ı Karadeniz ve Anadolu’ya dolayısıyla batıya bağlayan neredeyse tek güzergâhtır. Doğal olarak bu güzergâhın Rusya kontrolünde olması Rusya’nın tarihi hedefine olan kapıyı aralıyor.
Diğer yandan Azerbaycan’ın Rusya’ya bağımlılığını azaltıp enerji kaynaklarını Bakü-Supsa, Bakü-Ceyhan boru hatlarının yardımıyla Azerbaycan’ın ve Orta Asya petrolünü batıya taşıması genel anlamda diğer küresel güçlerin bu bölgeye ilgisinin artmasında önemli adımlardan ikisi olmuştur.
Diğer önemli gelişme ise TRACECA(Transport Corridor Europe- Caucasus- Asia /Avrupa- Kafkasya-Asya Ulaştırma Koridoru) olan ve tüm ulaşım sistemlerini içinde barındıran ve İngiltere’den hareket edecek bir trenin kesintiye uğramadan Çin’e kadar gidebilmesi için tasarlanmış, Rusya’ya olan bağımlılığın da azaltıldığı düşünülürse bu açıdan Kafkasya güzergâhının bölgeyi yalnızca Rusya’ya bırakmayacağını anlamamız gerekir.
Bölgede Rusya’nın izlediği güzergâh ise önce Karadeniz devamında Boğazlar ve Akdeniz ve oradan Süveyş Kanalı’na inmeyi amaçlayan ve dolayısıyla asıl amacına çalışan bir planla hareketlerini devam ettirdiği açıktır.
Buradan anlayacağımız üzere Gürcistan kontrolü öncesi Rusya’nın Ermenistan kontrolü sağladıktan sonra amaçlarına yönelik girişimlerde bulunmasının da kolaylaşacağı adımları atması yönünde hareket edecektir.
Bir diğer önemli bölge Hazar ve havzasıdır. Küresel batılı güçlerin bölgeden yararlanmasından oldukça rahatsız olan Rusya, Doğu-Batı enerji koridoru için Hazar’ın dibine döşenmesi planlanan boru hatlarını Hazar’ın statüsünü ileri sürerek engellemeye çalışmaktadır.
Hazar’ın hidrokarbon zenginliğinden ötürü de Rusya’nın yanında Çin, Hindistan, İran, ABD, AB, Türkiye, Pakistan, Japonya ve İsrail bölgeye yönelmiş durumdadır. Rusya’nın Batı’ya karşı olan bu tavrı Gürcistan’ın NATO üyeliği istemesiyle ve ABD’nin bölgeye bir takım hâkim olma çabalarıyla da beraber NATO’nun bölgeye genişlemesini veto etmiş ve ayrıca Gürcistan’ın NATO üyeliğindeki en büyük engel olan Osetya sorununun da çözümüne engel olmuştur. Bu sayede Rusya saldırgan politikalar için nabız yoklamıştır.
İlgili resim

Sonuç olarak;

Rusya yakın çevre politikasını öngördükten sonra yoğunluğunu Kafkasya bölgesine vermiş ve bu anlamda Güney Kafkasya’yı kendine en öncelikli alan olarak görmüştür. Burada yer alan etnik unsurların, doğal zenginliklerin, coğrafi statülerin kontrolü toprak bütünlüğünü koruma ve Putin ile beraber yayılmacı politikalarını güçlendirme yoluna gitmiştir.
Çıkarları doğrultusunda Orta Asya’ya ve Karadeniz’e, Boğazlara ve buradan da Akdeniz’e çıkan bu bölgeyi kaybetmemeyi göze alamayan Rusya gerek Gürcistan gerekse Ermenistan ve diğer önemli Kafkasya bölgelerine yönelik politikalarını her adımda güçlendirmeye programlanmış durumdadır.

Kaynakça

http://asosindex.com/cache/articles/kafkasya-nin-jeopolitigi-ve-rusya-nin-bolgeye-yonelik-stratejisi-f67225.pdf

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here