1.Giriş
Uluslararası İlişkiler disiplini birden çok faktörü göz önünde bulundurarak içinde devletler, örgütler, kurumlar, şirketler gibi birbirinden farklı formlar bulunduran dünya sisteminin içerisindeki etkileşimleri inceleyen, analiz eden ve geleceğe dönük çıkarımlar yapan bir bilim dalıdır. Bu bilim dalı, teorik çerçevelerini kendi içerisinde geliştirdiği tartışmalardan yararlanarak kurmuş ve bu sayede bilimsel gelişimini sağlamıştır. Jeopolitik ise; Uluslararası İlişkileri mekan faktörü çerçevesinde incelemekte ve devletler arası ilişkilerde jeopolitik kavramının stratejik dayanaklarına dikkat çekmektedir.

Klasik jeopolitik olarak adlandırılan jeopolitik kuramlar uluslararası ilişkilerdeki realist paradigmanın etkisiyle mekanı devlet merkezli, bütüncül ve güç politikalarını esas alarak incelemiştir. Soğuk Savaş’ın sona ermesiyle ya da son dönemleriyle birlikte Uluslararası İlişkilerdeki çoğulcu bakış açısı teorik gelişmelere de yansımıştır. Bu etki klasik jeopolitiğin yerini eleştirel jeopolitiğe bırakmasına neden olmuştur. Klasik jeopolitiğin aksine, eleştirel
jeopolitik mekan faktörünü çoğulcu bakış açılarıyla devleti merkeze değil odak noktalarından biri haline getirerek uluslararası ilişkileri incelemektedir.

2. Klasik Jeopolitik
Klasik jeopolitik kavramı orijinalinde jeopolitik olarak ortaya çıkmış kavramın daha sonraları ilk dönem jeopolitik görüşleri adlandırmak amacıyla ortaya çıkarılmıştır. Jeopolitik kelime olarak ilk defa 1899 yılında İsveçli Rudolf Kjellen tarafından kullanılmıştır (Tezkan ve Taşar, 2002:14). Ama daha öncesinde 1887 yılında Halfrod Mackinder bu kavramı belirtmemiş olsa da aslında ortaya attığı “kara hakimiyet teorisi” tam da jeopolitik açıdan yapılmış bir analiz niteliği taşımaktadır. Klasik jeopolitik görüşü, küresel siyaset bağlamında geniş çaplı bir
inceleme yapabilmek için bölgenin görünürdeki özelliklerini okuyabilmeyi ve tespit edilecek sonuçlar hakkında yorumlar yapmayı, devletin pratik olarak yönetilmesi ve devlet adamlığı sanatını, ulusal güvenlik kapsamında takip edilecek uzun vadeli stratejileri tespit etmeyi amaçlar (Tezkan ve Taşar, 2002:16). Klasik jeopolitik teori, güç unsuruna odaklanma ve devlet merkezli paradigma özellikleriyle realizm etkisi altındadır diyebiliriz. Devlet-güççatışma realizmde olduğu gibi klasik jeopolitik teorilerinde denklemi konumundadır. (Hacısalihoğlu, 2008:22-44).

Klasik Jeopolitik teorileri üç ekole sınıflandırarak incelemek konunun anlaşılabilirliğini artıracaktır;
1. İngiliz Jeopolitik Ekolü
2. Amerikan Jeopolitik Ekolü
3. Alman Jeopolitik Ekolü

2.1. İngiliz Jeopolitik Ekolü
İngiliz Jeopolitik ekolünün en önemli ismi kuşkusuz Halfrod Mackinder’dir. Mackinder bir coğrafyacı, iktisatçı ve politikacıydı. 1904 yılında Mackinder, jeopolitiğin meşhur kaynaklarından biri haline gelen “Tarihin Coğrafi Mihveri (Geographcial Pivot of History)” bildirisini Kraliyet Coğrafya derneğine sundu. I. Dünya Savaşının bitiminden hemen sonra 1919 yılında ise Mackinder, “Demokratik İdealler ve Gerçek (Democratic Ideals and Reality) ” isimli kitabını yayımladı.(Tezkan ve Taşar,2002:78). Mackinder kara hakimiyet teorisi “Heartland’i” ortaya atmıştır. Heartland yani Türkçe karşılığıyla “Kalpgah”; Batı Sibirya, Türkistan, Avrupa’nın Volga Havzası, Baltık Denizi, Tuna Nehri, Ermenistan, İran, Tibet’i kapsayan bölgedir. Kalpgah jeostratejik olarak en önemli bölgedir. Kalpgahla birlikte, Asya’nın geri kalanı ve Afrika “Dünya Adası”nı oluşturur. Mackinder’a göre Doğu Avrupa Kalpgah’a olan yakınlığı açısından hayati derecede önem taşımaktaydı. Tüm bu çıkarımlarından hareketle Mackinder sonrasında çok ünlenecek olan savını ortaya atmıştı; Doğu Avrupa’ya egemen olan Kalpgah’a egemen olur. Kalpgah’a hakim olan, Dünya Adası’na hakim olur. Dünya Adası’na hükmeden de dünyaya hakim olur (Sandıklı, 2011:3).

Mackinder Kalpgah bölgesini kontrol eden kuşaklar oluşturmuştur; İç Kenar Kuşak; Almanya, Avusturya, Balkanlar, Türkiye, Hindistan, Pakistan ve Çin. Dış Kenar Kuşak: İngiltere, Kuzey Batı Afrika, Avustralya, ABD ve Kanada (Mackinder, 1904:421-237).

Mackinder, devletleri birer organizer olarak adlandırarak iki sınıfa ayırmaktadır; ilki mevcut ülkeyi mevcut kurallar çerçevesinde düzenli bir şekilde yönetir. İkincisi ise, sıra dışı durumlarda, karışıklık anında ortaya çıkan ve yöntemlerini gerçeklere göre şekillendiren organzierdır. Organizer, bireysel düşünce yapısına sahip değildir. Yani, bireyler gibi insanları tek tek ele almaktan ziyade, bütün olarak insanları nasıl kullanacağını düşünür. Organizer’ın yanında, Mackinder’ın incelemelerinde dikkate aldığı bir diğer kavram “kultur” kavramıdır.

Kultur, Alman ırkına has, asker ve sivil bürokrasinin mantalitesini açıklayan bir kavramdır. Almanlar için harita, fırsatları gösteren kültürün bir aracıdır (Tezkan ve Taşar,2002:80). Mackinder, kara hakimiyet teorisini İngiltere’nin dünya üzerinde etkisini kaybetmeye başladığı dönemde oluşturmuştur. Bu dönemde en çekindiği ülke Almanya’dır. Almanya’nın Doğu Avrupa’yı etkisi altına alıp Rusya’yla ittifak kurması İngiltere’nin hiç istemeyeceği bir durumdur. Bu nedenle, Almanya- Rusya ittifakına karşılık Doğu Avrupa’da bu iki devlet
arasında tampon devletler kurulması önerisini getirmiştir. II. Dünya Savaşında Almanya’nın yenilmesiyle birlikte Mackinder eleştirilmeye başlandı.

Mackinder’e yönelik eleştirileri Tezkan ve Taşar şu şekilde özetlemektedir;

– “Kalpgah’ın nufüz edilemez oluşu tartışmalıdır. Modern bir ordu, teknolojik
gelişmeleri kullanarak Orta Asya içlerine kadar girebilir. Hava ulaşım araçlarının
kullanılması bu imkanı arttırmıştır. Buzlarla kaplı kutup bölgesi dahi füzelerin ve
stratejik hava gücünün Kalpgah’a girişini engelleyemez.

– Bir bölgeye kendisini girilemez kılan şartlardan dolayı nüfuz edilemiyorsa, söz konusu
bölge içindeki gücün de dışarı çıkması aynı şekilde zor olacaktır. Bu durumda
Kalpgah’a kapanıp kalmış bir gücün dışarı çıkıp Dünya Adasına ve Dünyaya hakim
olması ne dereceye kadar mümkün olacaktır.

– Uluslararası ihtilaflarda bir sonuç alınması, bir çözüme ulaşılması için askeri güç
kullanılması halinde hedef bölgesine olan uzaklıklar artık sorun olmaktan çıkmaya
başlamıştır. Coğrafi uzaklık askeri bir harekatı zorlaştırır ama imkansız kılmaz. 1982
Falkland, 1991 Irak, 2001 Afganistan harekatları bu görüşe bir örnektir. Kalpgah’ın
ulaşılamaz oluşu askeri güç kullanımında artık geçerli bir engel değildir.
– Kalpgahın dünya üzerinde merkezi bir konumda oluşu da buraya sahip olan güç için
bir avantaj olmaktan çıkmıştır.Aksine merkezi konum avantajı diğer güçlere
çevreleme, kıskaca alma imkanı verdiğinden bir dezavantaja dönüşmüştür.

– Rusya Kalgah’a yüz seneden fazla bir süredir sahip olmasına rağmen dünyaya hakim
olamamıştır. Halbuki Kuzey Amerika’ya sahip olan ABD dünya üzerinde daha fazla
söz sahibidir. Öyleyse gerçek Kalpgah Kuzey Amerika’dadır.”(Tezkan ve
Taşar,2002:87).

2.2 Amerikan Jeopolitik Ekolü
Amerikalı Amiral Alfred Mahan 1890 yılında yayımlanan “Deniz Gücünün Tarihe Olan Etkisi”kitabında dünya hakimiyeti için deniz hakimiyet teorisini geliştirmiştir. Mahan’a göre tarih boyunca deniz gücü uluslar arası çekişmelere ve sonu şiddetle biten rekabetlere yol açmıştır. Deniz gücü kontrolü dışında çıkan savaşlar dahi, sonraları bu yöne doğru değişmiştir (Mahan, 2007:1). Bu ilk kitabından sonra aynı isimle yayımladığı diğer iki kitabında da Mahan çalışmalarında deniz hakimiyetinin kara hakimiyetine oranla daha etkili olduğunu savunmuştur. Mahan, 17,18 ve 19. yüzyıllarındaki gelişmeleri incelemiş ve o yüzyıllarda ortaya çıkan tüm çatışmaların nedeninin denizlerin kontrolü olduğu kanısına ulaşmıştır (İşcan, 2004:47-79).

Mahan, İngiliz İmparatorluğunun yükselme dönemi ile İngiliz Deniz Gücünün arasında bir doğru orantı olduğunu vurgulamaktadır. Mahan, dünyanın başlıca deniz yollarının kontrolünde bulundurması İngiltere’nin yükselişinin temel nedeni olarak görmektedir. Mahan’a göre okyanuslarla çevrili olmak bir devletin savunma olanaklarını kolaylaştırmaktadır. Bu bakımdan İngiltere, kara savunması yapmak zorunda kalan kıta Avrupa’sından daha avantajlı konumdadır. Bunun yanında Mahan, nüfus faktörünü de işin içine katarken, sıradan nüfus ile değil, limanlarda çalışan ve deniz gücüne direk etki edebilecek nüfusu dikkate almaktadır (Arı, 2010:213-214). Bir başka deyişle Mahan,

“Deniz Gücünün Unsurları” olarak adlandırdığı faktörleri ilk kitabında şöyle sıralamaktadır;

1- Denize olan coğrafi pozisyon,
2- Kıyı uzunluğu, korunaklı limanların derinliği ve iklimi içeren fiziksel uygunluk, 3- Toprağın genişliği,
4- Nüfus,
5-İnsanların karakteri
6- Hükümetin karakteri (Mahan, 2007:37).

Mahan’ın eserlerinin beğeni toplamasının birkaç nedeni vardır. Bunlardan ilki tezini tarihsel nedensellik ile açıklaması ve tarihten dersler çıkararak anlatmasındadır. Ama daha önemlisi, ABD’nin o dönem ticari yayılmayı sağlayabilmek için deniz gücüne olan ihtiyacıdır. Burada Mahan’ı eleştirirken dikkat edilmesi gereken en önemli nokta denizin tarihin seyrini belirleyen yegane etken olmadığıdır. Yani bir başka deyişle tarihi olayları denize indirgemek diğer faktörlerin dışlanmasına yol açmaktadır (Tezkan ve Taşar,2002:30). Bir diğer Amerikan ekolü teorisyeni de Nicolas Spykman’dır. Spykman ölümünden sonra 1944 yılında yayımlanan “Barışın Coğrafyası”(The Geography of the Peace) eserinde Mackinder’in kalpgah tezine karşılık “kenar kuşak (rimland)” tezini ortaya atmıştır. Spykmann jeopolitiği Amerika Birleşik Devletlerinin güvenliği kapsamında değerlendirmiş ve bu çerçevede ABD’nin Avrupa, Ortadoğu ve Doğu Asya-Pasifik Kenarı bölgesinin denize kıyısı olan kenar ülkelerini kontrol ederek Avrasya Kalpgahı’nın gücünü sınırlandırabileceğini ileri sürmüştür. Bu şekilde Mackinder’in ünlü sözünü, “Kenar kuşak ülkelerini hâkimiyet altında tutan; Avrupa ve Asya’ya hükmeder. Avrupa ile Asya’ya hükmeden, dünyanın kaderine hâkim olur” diyerek değiştirmiştir (Sandıklı, 2011:5).

Spkyman, dünyayı aynı Mackinder’ın jeopolitik bölgelerine ayırmış ama Mackinderin merkezden dışa değil, dıştan merkeze doğru bir gelişimi daha uygun görmektedir. Yani, Kuzey Amerika’ya sahip olan Güney Amerika, Avustralya ve Afrika’ya hükmeder. Spykman bu çerçeveden bakarak aslında dünya hakimiyetinin sadece ABD tarafından sağlanabileceğine dikkat çekerek II. Dünya Savaşı sonrası ABD yayılmacılığına bilimsel bir zemin hazırlamıştır (İşçan, 2004:64).

Deniz ve kara hakimiyet teorilerinin yanında Amerikan Havacı Albay Hausy Scitaklian hava hakimiyet teorisini geliştirmiştir. Soğuk savaşın teknolojik gelişmelerinde çekiştiği bir dönem olduğunu göz önüne alınırsa teorinin çıkışını NASA tarafından ortaya çıkarılmasını desteklemesi şaşırtıcı olmayacaktır. Teorinin özü uzaya hakim olan dünyaya hükmeder görüşüdür (Sandıklı, 2011:5). Uzaya fırlatılan uydular ve yerleştirilen sistemler sayesinde
karşıt saldırılar daha hedefine ulaşmadan önlenebilecek ve bu sayede herhangi bir savaş durumunda düşman saldırıları bertaraf edilebilecektir.

2.3.Alman Jeopolitik Ekolü
Jeopolitiğin kurulması Alman jeopolitik ekolünden Friedrich Ratzel’e dayandırılmaktadır. Ratzel’in 1887 yılında yayımladığı “Siyasi Coğrafya” eseri jeopolitiğin başlangıcı olarak kabul görmektedir. Charles Darwin’in sosyal evrim kuramından etkilenen Ratzel coğrafi ortamla devletler arasındaki ilişkileri incelemiş ve beşeri olayların yayılmasını araştırmış, bu yayılma alanlarını yeryüzü organizmasından ayırmamak gerektiğini savunmuştur. Ratzel’e göre tarih, hayat alanı için sürekli bir mücadeleden ibarettir ve devletler aynı insanlar gibi
“hayat alanı” (lebensraum) mücadelesi verirler. Hayat alanı kavramı ilk olarak Ratzel tarafından kullanılmıştır. Burada Ratzel’in kastettiği devletler gerek olduğunda şiddete de başvurarak hayat alanlarını genişletmelidir tezine dayanır. Bu görüşler daha sonra Adolf Hitler tarafından benimsenip uygulamaya konulacaktır. Alman yayılmacılığının temelinde Ratzel’in fikirleri yatmaktadır denilebilir (Tezkan ve Taşar,2002:48).
Ratzel’e göre devlet, halk ve onun toprağından oluşan bir canlı organizmadır. Ona göre halk ve devlet hareket kabiliyetine sahiptir. Devlet, ya alan kazanıp gelişecek ya da beslenemediğinden zayıf düşecektir. Yani, Ratzel, devletin doğup, büyüyüp, öldüğünü öne sürer. Bir organizma olan devletin hareketleri önceden belirlenebilir ve hayat alanı bir devlet için çok önemlidir (Sandıklı, 2011:6).

Ratzel, devletin sahip olduğu topraklarla devletin gücü arasında bir paralellik kurar. Bu nedenle devletlerarası çatışmalar devam ettiği müddetçe sınırlarda devamlı olarak değişebilir çünkü sınırlar bir ülkenin geçici olarak genişlemesini durdurduğunu gösteren hatlardır (Arı, 2010: 218).

Ratzel’den etkilenen iki jeopolitikçi vardır, bunlardan İsveçli Rudolf Kjellen jeopolitik kavramını 1916 yılında yazdığı Hayat Formu Olarak Devlet eserinde ilk kullanan jeopolitikçi olmuştur. Kjellen jeopolitiği, coğrafi organizma olan devletin araştırılması olarak nitelendirir ki bu görüşünde bile Ratzel’in etkileri görülmektedir. Dahası Kjellen, devletleri insanlar gibi duyulara sahip ve vucudunu sahip olduğu toprağın oluşturduğu akıllı yaratıklar olarak betimlemektedir. Kjellen aynı zamanda halk, devlet, siyaset ve mekan arasındaki etkileşimleri
bütüncül olarak analiz etmeyi temel alır (Tezkan ve Taşar,2002:98-99). Ratzel’den etkilenen bir diğer jeopolitikçi Hitler’in fikir babası olarak bilinen Karl Haushofer’dir. Haushofer Almanya’nın tekrar dünya gücü konumuna gelmesi amacıyla jeopolitik çerçevesinde 500’ün üzerinde makale ve kitap yazmıştır. Ratzel’in hayat alanı
fikrini benimsemektedir ki bundan Hitler “Kavgam” eserinde bahsedecektir (Sandıklı, 2011:7). Hausofer’e göre geniş alan bir devletin büyüklüğü için gereklidir. Dahası Hausofer, eğer bir devlet alan kazanmazsa ortadan silinebilir görüşünü savunur. Ona göre, siyasi coğrafya statik, jeopolitik ise dinamik bir alandır ve siyasi durum çoğu zaman statik kalamaz. Bu nedenle jeopolitik Almanya’nın mekan ihtiyacına hizmet etmeliydi. Jeo ve politik
kelimelerinin yan yana gelmesi bir tesadüften öte derin bir anlam taşımaktaydı. Hausofer, “jeo” ön ekinin çok anlam ve talep barındırdığına vurgu yapar; jeopolitik, tüm politik gelişmelerin toprağın sürekli gerçekliğine bağlı olduğunu gösterir (Hausofer, 1998:33). Almanya dünya tarihinde her daim bir güçlü devlet olarak ortaya çıkmıştır. İki dünya savaşının asıl merkezi olmasına rağmen ayağa kalkmasını bilmiş bir devlettir. Bunda
kuşkusuz bilim adamlarının da sahip olduğu bir birlik ve Almanya’ya yönelik öngörüsü yüksek teorilerinin de etkisi vardır. Kuşkusuz Hitler’in yaptıkları kabul edilemez, ama Hitler gibi bir otoritenin bile etkilenebildiği kişiler olmuştur. Bu kişiler Alman Jeopolitik Ekolünün düşünürleridir. Alman jeopolitik ekolü genel itibariyle Almanya nasıl daha ileri götürülürün etrafında toplanıp bu soruya yönelik araştırmalar yapmıştır demek yanlış olmaz. Belki Ratzel Darwin’in “güçlü olan hayatta kalır” kuralından etkilenirken Almanya’yı kastetmiyordu ama
sonrasında gelen düşünürlerin bu görüşü temel alarak Almanya’nın hayat alanının genişletilmesi gerektiğine olan inançları Hitlerin Doğu’ya yönelmesinin nedenleri arasında sayılabilir.

3. Eleştirel Jeopolitik
Eleştirel jeopolitiğin önde gelenlerinden Virginia Teknik Üniversitesi coğrafya Profesörü Gearoid Ó.Tuathail klasik jeopolitiği, coğrafya unsurunu dış politika kavramsallaştırmasında ve uygulamada önemli bir faktör olarak görme eğilimiyle kendisini ayrıştıran bir politik realizm türü olarak tanımlarken, eleştirel jeopolitiği sorundaki var olan güç yapılarına ve bilgiye yönelik teorik girişimleri sorunsallaştıran bakış açısı olarak tanımlar. Tuathail’e göre
eleştirel jeopolitik, küresel politik hayatın karmaşıklarını çözme arayışında ve klasik jeopolitik tarafından saklanan ve jeopolitik hakkındaki bilgileri şekillendiren güç ilişkilerini ortaya koyma uğraşındadır (Tuathail, 1999:97) Tuathail ve Dalby (ki bu isimler eleştirel jeopolitiğin kurucuları sayılabilir) 1998 yılında editörlüğünü yaptıkları “Jeopolitiği Yeniden Düşünmek” kitabında eleştirel jeopolitiğin beş argümanını öne sürerler(Tuathail ve Dalby, 2001:469-484);

1- Jeopolitik klasik devletçi jeopolitikçiler tarafından tanımlandığından daha geniş kültürel bir
olgudur. Jeopolitiğin eleştirel çalışması devletin özel kültürel mitolojilerinde
temellendirilmelidir.

2- Eleştirel jeopolitik mekanın karşı konulamaz çoğulluğuna ve mekanın muhtemel politik
yapılarının çeşitliliğine tanıklık eder. Bu sebepledir ki, eleştirel jeopolitik devletlerin günlük
yaşamlarını şekillendiren sınır çizme uygulamalarına ve icralarına özel bir ilgi gösterir.
Eleştirel jeopolitik devletin dışıyla değil, tam da, içerideki ve dışarıdaki, buradaki ve oradaki,
yerelin ve yabancının sınırlarının inşasıyla ilgilidir.

3- Eleştirel jeopolitik tekliği değil çoğulculuğu benimser, toplumlar boyunca yayılmış temsili
uygulamaların çoğulcu bir uyumuna işaret eder. Bu çoğulcu uyum jeopolitiği temelde üç
bölüme ayrılarak incelenirse belirli bir bölgenin veya devletin jeopolitik kültürü anlaşılabilir;
Birincisi devlet liderlerinin ve dış ilişkiler bürokrasinin yaptığı “pratik jeopolitik”, devletin
içindeki veya devletler arasındaki stratejik kurumların ya da akademiyanın yaptığı “resmi
jeopolitik” ve dergiler, sinemalar ve romanlar gibi kitle iletişimin yaptığı “popüler jeopolitik”.

4- Eleştirel jeopolitik, jeopolitik çalışmaların politik anlamla nötr olabilirliğine karşı çıkar.
Eleştirel jeopolitik, jeopolitiğin tarihinde ve daha çok dış politika uygulamalarında bulunan
objektivist bakış açılarını bozmak uğraşındadır.

Daha genel manada açıklamak gerekirse, eleştirel jeopolitik siyasi ve coğrafyanın geleneksel anlayışını sorgulayan siyasi coğrafyanın yeni formlarını uyguladı. Dahası eleştirel jeopolitiğin odağını farklılık ve çeşitlilikler oluşturmaya başladı (Dodds, 2001:470). Bunun sebebi, dünya nasıl işler sorusunun alışılagelmiş cevapları ve dünyayı mekansal bloklara ayıran, topraksal varlığa ve sabit kimliklere göre oluşturulan jeopolitik tasavvur artık yeterli değildi çünkü dünya artık ekonomik küreselleşme, küresel medya akışı, internet, uluslar ötesi suç ağları, bilginin aşırı gerçek evreni gibi faktörleri barındırıyor (Tuathail ve Dalby, 2002: 26).

5.Sonuç

Jeopolitik, dünya güçlerini korumak isteyen Avrupalı ve Amerikalı düşünürlerin pratik uygulamada maksimum fayda getirecek teorik çerçeveleri oluşturmak için kullanılmaya başlanan bir alt disiplin olarak ortaya çıkmıştır. Gerek Avrupalı, gerekse Amerikalı bakış açılarının birbirinden farklı hakimiyet teorileri üretmeleri kendi özel jeopolitik konumlarından kaynaklanmaktadır. Ama nihai amaç klasik jeopolitikte gücü elde etmektir. Eleştirel jeopolitik ise, klasik jeopolitiğin tanımlamalarına karşı çıkarak, Soğuk Savaş sonrası çeşitlenen çoğullaşan dünyayı açıklamanın yine çoğulcu bir bakış açısıyla birden fazla faktörü ve birden fazla sorunu içererek yapılmasını öne sürerek ortaya çıkmıştır.

Öğretim Üyesi Hayati Taban


KAYNAKÇA
Ari ,Tayyar (2010), Uluslararası İlişkiler Teorileri,Marmara Kitap Merkezi, 2010, Bursa
Davutoğlu, Ahmet (2001), Stratejik Derinlik, Küre Yayınları, İstanbul
Dodds, Klaus (2001), “Political geography III: Critical Geopolitics After Ten Years”, Progress in Human Geography, Sage Publications, 25:3, 469-484
Hacısalihoğlu ,Yaşar (2008), “Kuramsal Ve Kavramsal Bir Çözümleme: Mekan – Güç – Çatışma Ve Jeopolitik”, Stratejik Araştırmalar Dergisi, 1:2, 22-44
Hausofer,Karl (1998), “Why Geopolitik?”, Geopolitics Reader (ed)Gearóid Ó Tuathail, Simon Dalby, Paul Routledge, , Routhledge,
İşcan ,İsmail Hakkı (2004), “Uluslararası İlişkilerde Klasik Jeopolitik Teoriler ve Çağdaş
Yansımaları”, Uluslararası İlişkiler,1:2,47-79 Klinke Ian (2009), “Fıve Minutes For Critical Geopolitics: A Slightly Provocative Introduction”,Exporing Geopoliticshttp://www.exploringgeopolitics.org/Publication_Klinke_Ian_Five_Minutes_for_
Critical_Geopolitics_A_Slightly_Provocative_Introduction.html
Mackinder,Halford.,J. (1904), “The Geographical Pivot of History”,The Geographical Journal,.23:4, 421-437
Mahan,Alfred.,T. (2007),The Influence of Sea Power Upon History1660-1783, Cosimo, New York
Sandıklı, Atilla (2011) “Jeopolitik ve Türkiye: Riskler ve Fırsatlar”, BİLGESAM Yayınları, Rapor no:27, İstanbul
Tezkan ,Yılmaz ve Taşar, Murat (2002),Dünden Bugüne Jeopolitik, Ülke Kitapları, İstanbul
Tuathail ,Gearóid Ó ve Dalby ,Simon, (2002),Rethinking of Geopolitics, Routledge, Londra
Tuathail ,Gearóid Ó. (1999), “Understanding Critical Geopolitics: Geopolitics And Risk Society”, Journal of Strategic Studies, 22:2-3,107-124
Voncken,Roger (2011),“Rediscovering U.S. Geopolitics, Simpelveld”, (yayımlanmamış yüksek lisans tezi)

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here