Tarih boyunca birçok çatışmaya sahne olmuş olan Orta Doğu bölgesi, belki de tarihinin en kanlı dönemlerinden birini yaşamaktadır. ABD’nin, Afganistan ve Irak işgaliyle başlayan 17 yıllık süreçte  milyonlarca masum ve sivil hayatını kaybetti.

Türlü terör örgütlerini bahane ederek kilometrelerce uzaklıktan Orta Doğu topraklarına gelenlerin elbette ki önemli gayeleri mevcuttu. Özellikle ABD ve İşgalci İsrail’in amaçları, dehşet verici boyutlara ulaşmaktaydı. ABD’nin trilyon dolar getirisi olan petrolü elde etme, İşgalci İsrail’inde Arz-ı Mevud’u gerçekleştirme adına yaptıkları bu faaliyetler, ülke sınırlarının tekrardan çizilmesine sebep olmaktaydı.

ABD’nin, Irak’ı işgalinin ardından elde ettiği kazanımları, İşgalci İsrail’de kendi politikasına göre benimsemiş ve bu uğurda ABD’yi de yanına alarak Orta Doğu’nun parçalanmasına zemin hazırlamıştır. Daha süne kadar Irak’ı kan gölüne çeviren bu ülkeler, aynı senaryoyu Orta Doğu’nun anahtarını elinde tutan Suriye’de de hayata geçirmek istemektedirler. Özellikle terör örgütleriyle Suriye’yi parçalama ve yönetme noktasında adım atan bu iki ülke ileri ki safhada petrol ve İşgalci İsrail’in güvenliğini sağlayacak konularda da önemli adım attılar.

ıraq war ile ilgili görsel sonucu

ABD’nin, Suriye’nin petrol yatağı zengini Deyr ez Zor bölgesini terör örgütü PYD ile kontrol etmesi, İşgalci İsrail’in 40 kilometre kadar Suriye içine girerek kendi güvenli bölgesini oluşturması,  bu söylediklerimizin en önemli kanıtı olmaktadır. Özellikle İşgalci İsrail’in 1967’den bu yana kontrol ettiği Golan Tepeleri Suriye, Lübnan, Ürdün ve İsrail arasında önemli bir noktada bulunmaktadır. Ateş çemberine dönmüş Suriye’de birçok ülke güç savaşı verirken, İşgalci İsrail her zamanki gibi sinsiliğini konuşturmuş ve Suriye’nin 40 kilometre içine girip kendi güvenli bölgesini oluşturmuştur.

Bu güvenli bölge, Suriye ordusu ve onun, İran-Lübnan müttefiklerinin İsrail sınırından mümkün olduğunca uzak tutulmasını, İsrail’in Golan Tepeleri üzerindeki hakimiyetini kuvvetlendirmeyi amaçlıyor.

Güvenli bölge hamlesi böylece ileri yıllarda işgal edilmiş bu alanın Suriye’ye geri verilmesini de zorlaştıracak. İsrail’in 2017 yazından itibaren güvenli bölge çalışmasının devam ettiği ve bu bölgenin Kuneytra ve Dara’ya kadar uzanacağını bilinmektedir.

Golan Tepeleri

Golan Tepeleri önemli bir jeopolitik konumda olup önemli su kaynaklarını barındırmaktadır.

Sadece su kaynakları olarak değil zeytin ve üzüm bağları konusunda da oldukça verimli bir araziye sahiptir. Tepeye çıkıldığı vakit Suriye tarafına bakarsanız çorak bir arazi, İsrail tarafına bakarsanız yeşillik içinde bir arazinin olduğunu görürsünüz. Bu açıdan Golan Tepeleri, İşgalci İsrail için önemli bir yer tutmaktadır ve 3 aşamalı olan “Güvenli Bölge” straejisinin ilk ikisini Golan Tepeleri’ni alarak ve Suriye’nin 40 kilometre içerisine girerek sağlamıştır.
İşgalci İsrail’in sessiz sedasız buralara hakim olmasındaki bir diğer etken ise halkın artık İsrail’e karşı saldırgan bir tutumda olmamasıdır.

6 yıla aşkın süredir iç savaş ile uğraşan Suriye halkına, İsrail tarafından eğitim, sağlık, su ve maddi anlamda yardım etmesi, halkın artık İşgalci İsrail’e karşı tutumunu değiştirmiştir. Savaş sürerken gün geçtikçe daha fazla Suriyeli muhalifin İsrail’in bu yardımlarını gönülsüz olarak kabul ettiklerinin gözlemlendiği belirten ve adını güvenlik endişesi nedeniyle tamamen vermek istemeyen Abu Omar isimli bir Suriyelinin şu sözlerine yer verelim:

“Başta insanlar bölgemizde İsrail’in varlığını istemiyordu. Hala da istemiyorlar ama toplumun bir kısmı görüşlerini değiştirdi. İsrail insanlara maaş, sağlık yardımı, yiyecek, su verdiğinde insanlar onları sevmeye başlıyor. Açıkça konuşmak gerekirse bugün bu sayı gittikçe artıyor ve geniş bir kitleye ulaştı. İsrail insanları yardımlarla satın alıyor.”

 

İlgili resim

Evet bugün İslam aleminde kendini temsilci olarak gören basiretsiz Körfez ülke yöneticilerinin, müzelerden 400 milyon dolarlık tablolar aldığı bir dönem yaşayan ve müslümanlara zerre yardım etmeyip, onları görmezden gelmeleri orada yaşayan halkı çaresizliğe itmiş ve bu durum İşgalci İsrail’e önemli kazanımlar sağlamıştır. Müslüman ülke liderleri bugün kendi iç çekişmeleri içinde zaman israfı yaparken, İşgalci İsrail Golan Tepeleri’nde hakimiyet kurmakta ve Arz-ı Mevud’a adım adım yaklaşmaktadır.

İşgalci İsrail’in bugün bu sinsi planına karşı 3 maymunu oynayan batılı ülkeler, Türkiye’nin kendini meşru savunma hakkına karşı çıkmaktadırlar. Aslında onların insan kaygısı denen bir kavramları olmadığı gibi, 40 yılı aşkın süredir besleyip büyüttükleri terör örgütlerinin yok oluşundandır bu beyhude çabaları. Türkiye, asla ve asla bu oyunlara ve tehditlere karşı asla boyun eğmeyeceğini Afrin’e girerek göstermiştir.

Bunun yanında batılı ülkelerin çabalarının bir nedeni de şudur: Türkiye sadece terör örgütü PYD/YPG’yi vurmuyor. PKK’yı destekleyen ABD’yi vuruyor, YPG’yi destekleyen Fransa’yı vuruyor, PYD’yi destekleyen Almanya’yı vuruyor.

Evet içimizde bu kadar hain varken işimiz zor ve  bazen kötü haberler alıyor olsak da biz “İman varsa, imkan da vardır” diyen bir dinin temsilcileriyiz.

Bu Haç ve Hilal’in savaşıdır. Tıpkı Bedir’de, Hz. Ebubekir’in, oğlu ile karşı karşıya gelmesi gibi bir savaştır bu savaş. Ve o gün nasıl Hakk’ın yanında olan Sıddık-ı Ekber kazandıysa savaşı, zalimler cehenneme gitse de, bugün de o zalimler ve kafirler güruhu cehennemi boylayacaklardır.

Yeter ki biz bir ve beraber olalım!

Zalimler için yaşasın cehennem!

(Tüm Şehitlerimize Allah’tan rahmet, ailelerine sabırlar diliyorum. Gazilerimize ise Allah’tan şifalar diliyorum.)

Selametle..

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here