ÖZET

      1990’lı yıllarda Balkanlarda milliyetçilik akımının yayılması, ideolojik fikirlerin öne çıkması sebebiyle etnik çatışmalar meydana gelmiştir. Yugoslavya’da Kosovalı Arnavutların bağımsızlık talebine karşılık Sırpların bölgede siviller dahil kuvvet kullanması sonucu çatışmalar artış göstermiştir. Arnavutların Kosova Kurtuluş Ordusu’nu kurmalarıyla bölgede silahlı mücadele yaygınlaşmış ve insan hakları ihlalleri yaşanmıştır. Uluslararası hukukta insani güvenlik kavramına göre; bir ülkede yaşanan soykırım ve insan hakları ihlallerine başka bir devlet kuvvet kullanarak müdahale edebilmektedir. İnsani güvenlik kavramına dayanarak NATO bölgede çatışmaları durdurmak amacıyla müdahale etmiştir. Bu çalışma uygulanan müdahalenin neye dayanarak gerçekleştirildiğini anlatmak amacıyla insani güvenlik kavramı açıklanmıştır. Kosova sorununa neden olan etmenler, Yugoslavya’nın dağılma öncesi ve sonrası durumlar açıklanarak devletlerin soruna yaklaşımı incelenmiştir. Çalışma ‘1999 yılında Kosova’da neden insani müdahale gerçekleştirildi?’ sorusuna cevap aramaktadır.

GİRİŞ

      Balkanlar, farklı etnik yapıların bir arada bulunduğu bir bölgedir. Çeşitliliklerin fazla olması nedeniyle bölgede dini ve etnik anlaşmazlıklar yıllar boyunca yaşanmıştır. Bu anlaşmazlıklar bölgenin siyasi yönetiminde istikrarsızlığa sebep olmuştur. Kosova’da Arnavutlar ve Sırplar arasında bölgede hakimiyet kurma ve bağımsızlık taleplerinin başlamasıyla sorun başlamıştır. Sırplı güçler ile Kosovalıların kurduğu Kosova Kurtuluş Ordusu arasında çatışmaların başlamasıyla bölgede sivillerin de ölümü gerçekleşmiştir. Yapılan hak ihlalleri ve soykırımlar diğer devletlerin bölgeye müdahale etmesine sebep olmuştur. Ancak yapılacak müdahalenin uluslararası hukuk kurallarına göre nasıl gerçekleştirilmesi gerektiği ile ilgili net bir hükmün olmaması nedeniyle güvenlik kavramı yeniden sorgulanmaya başlamıştır. İnsani müdahale kavramıyla savaşın çatışmaları sona erdirmek ve hak ihlallerini engellemek amacıyla müdahalenin meşru kılınması gerektiği öne sürülmüştür. Bu kavramın varlığı ile herhangi bir devlet, başka bir ülkede insan hakları ihlalleri ve soykırımları engellemek amacıyla kuvvet kullanma hakkı kazanmıştır. Bu sebeplere dayanarak NATO 1999 yılında Kosova’da hava harekatı gerçekleştirmiştir.

      Çalışmanın birinci bölümünde insani müdahale kavramının ortaya çıkışı incelenerek zaman içerisinde kavramın çerçevesinin nasıl oluştuğu ve Kosova’da gerçekleştirilen müdahalenin hangi hükümlere dayanılarak yapıldığını açıklamak amacıyla temel altyapı oluşturulmuştur. İkinci bölüm bölgenin Osmanlı hakimiyetinde olduğu dönemden ele alınarak tarihsel süreçte yönetimde nasıl değişiklikler gerçekleştiğiyle başlamıştır. Sorunun ortaya çıkmasına sebep olan küçük kıvılcımlar açıklanarak Yugoslavya’nın dağılma süreci açıklanmıştır. Daha sonra NATO harekatının gerçekleştirilmesi ve sonraki gelişmeler anlatılmaktadır. Çalışmanın üçüncü bölümünde küresel güçlerin Kosova Sorununa yaklaşımları açıklanmıştır

İNSANİ MÜDAHALE KAVRAMI

      Antik çağlardan beridir birçok düşünür savaşın nedenlerini anlamaya çalışmış, ülkelerin iktidar sahipleri adamları da savaşların meşruluğunu açıklamaya çalışmıştır. Savaşın ortaya çıkmasında toprak bütünlüğünün korunması, ülkenin menfaatlerinin korunması ve dini inançların etkisi olduğu ileri sürülmüştür. Meşruluğunun kabul edilmesinde en önemli sebebin vatandaşların korunması ve iyilik için savaşıldığı düşüncesi olmuştur. Bu düşünceden yola çıkarak uluslararası ilişkiler diline 20. yy’ da ‘insani müdahale’ kavramı girmiştir. Bu insani müdahale kavramı genel hatlarıyla ‘ bir veya daha fazla devletin, başka bir ülkede meydana gelen soykırım veya insan hakları ihlallerini sona erdirmek amacıyla o ülkede askeri güç kullanılması’ olarak açıklanmaktadır. Bu kavram 1990’ lı yıllarla birlikte Birleşmiş Milletler bağlamında güvenlik kavramının tekrardan ele alınmasına ve şekillendirilmesine neden olmuştur. Uluslararası güvenlik eski tanımlara göre ‘devletlerin güvenliği’ olarak tanımlanırken, insani müdahale kavramının ortaya atılmasından bu yana güvenlik anlayışı ülkeler arasındaki anlaşmazlıkların dışında insan hakları ihlallerini ve mecburi göç hareketliliğini de kapsamaktadır. Birleşmiş Milletler Antlaşmasında, kuvvet kullanılarak müdahale etmeyi yasaklayan maddeler olmasına rağmen bu yeni insani müdahale kavramı tartışmalara neden olmuştur. Tartışmalı olan bu kavramı diğer müdahale türlerinden ayıran en önemli özellik müdahalenin insancıl ve barışı sağlama amacı taşımasıdır. Ayrıca müdahalenin gerçekleştirilmesi için geniş bir çatışma alanına yayılmış olması ve bunun üzerine kanıtların olması gerekmektedir. (Telli, 2012: 208-210)

KOSOVA SORUNU ÖNCESİ YUGOSLAVYA’DA DURUM

      Osmanlının dağılma sürecine girmesi ve Balkanlarda devletlerin teker teker bağımsızlıklarını kazanmasıyla Kosova’da sorunlar çıkmaya başlamıştı. Sırbistan, Osmanlının egemenliğinden çıkmıştı ancak Kosova hala Osmanlının egemenliğindeydi. 1918 yılında çeşitli çabaların sonunda Kosova, Sırp Krallığının eline geçmiştir.  Kosovalı Arnavutlar bu durumdan rahatsızlık duyunca bağımsızlık isteğiyle ve Büyük Arnavutluk’ u kurma düşüncesiyle hareket etmişlerdir. O dönemden sonra iki ulus arasında sorunlar gittikçe büyüme başlamıştır. 1. Dünya Savaşı’ndan sonra 1929 yılında Sırp, Sloven ve Hırvat Krallığından oluşan çok uluslu krallık Federal Yugoslavya adını almıştır. 2. Dünya Savaşı’na kadar zaman zaman sorunlar yaşanmasına rağmen varlığını sürdürmüştür. Fakat 2. Dünya Savaşı esnasında Almanya, İtalya, Macaristan, Bulgaristan tarafından işgale uğramıştır.

2. Dünya Savaşı sonrasında Yalta Konferansı’nda Tito Yugoslavya’ nın lideri olmuştur. 2.Dünya Savaşı sırasında Tito’ nun önderliği altında savaşan Kosovalı Arnavutlar, savaş sonrasında Arnavutluk’a bağlanmayı istemişlerdi ancak Kosova, Tito’ nun kurduğu Sırp Cumhuriyeti’nin hakimiyetine girmişlerdi. 1946 yılında Yugoslav uluslarının tamamını kapsayan, azınlıklara etnik ve dini olarak güvence sağlayan bir anayasa kabul edilmiştir. 1960’larda ülkenin ekonomik yapısı bozulmaya başlamış ve bir takım reform istekleri gerçekleşmiştir. 1963’ de siyasi ve ekonomik anlamda serbestleşme yaşanabilmesi için yeni bir anayasa getirilmiş ve 1974’ de bölgedeki cumhuriyetlerin federal hükümetten ayrı bir şekilde hareket edilme hakkı verilerek bu reform isteğine karşılık verilmiştir. Yapılan değişiklikleri yeterli bulmayan Arnavutların bağımsız olma çabaları sayesinde anadillerinde eğitim hakkına, anayasaya, kendi askeri ve ekonomik kurumlarına sahip olmuşlardır. Kosovalılar, elde ettiği bu ayrıcalıkların ardından bölgedeki Sırplara karşı ayrımcılıklar uygulamış ve bu nedenle birçok Sırp’ın bölgeden ayrılmasına sebep olmuşlardır. Yapılan ayrımcılıklar yüzünden ekonomi de etkilenmiş, üst düzey bürokratlar zenginleşirken halkın ekonomik durumu gelişememiştir. Bu sebeple Kosova ile federal hükümet arasındaki yaşam düzeyi farkı artmıştır. 1981’de vefat eden Yugoslav lideri Tito’ nun ardından ülke ekonomik yönden sıkıntılarla boğuşmuş ve ülkede karmaşıklıklar yaşanmıştır. Priştina Üniversitesi’ndeki yemekhane yemeklerini ve yurtlardaki kötü koşulları protesto etmek amacıyla başlayan öğrenci eylemlerinin büyümesiyle zamanla hedef iktidarın politikalarını hedef almaya başlamış, Kosova’nın bağımsızlığı talebi duyurulmuştur. Protestolar, şiddetli eyleme dönüşmüştür. Federal yönetim bölgede OHAL ilan ederek denetim sağlamaya çalışmıştır. Uygulanan müdahalelerin ardından Kosovalı Arnavutlar, Sırp hükümetine ciddi tavır almış ve bölgede sorunlar artmıştır. (Pekyardımcı, 2006: 85-90)

KOSOVA SORUNU VE YUGOSLAVYA’NIN DAĞILMASI

      1980’li yıllar boyunca Arnavutlar ve Sırplar arasında anlaşmazlıklar devam etmiş ve Sırpların bölgedeki baskınlığı artmıştır. Yapılan baskılara karşı tepki niteliğinde tekrardan eylem çıkmış ve artık bu eylemin amacı Arnavutların bağımsızlığı üzerine değişmiştir. Sırplar bu olaylara tepki gösterince 1989 yılında Kosova Komünist Ligi’nin üst düzey yetkilileri sorgulanarak Kosova’dan uzaklaştırılmıştır. Aynı yıl Sırbistan’da Kosova’nın özerkliği kaldırılarak bölgenin ekonomisi, eğitimi, askeri güvenliği kontrol altına alınmıştır. Arnavutça yayın yapan televizyon kanalları kapatılarak Arnavutça eğitim verenleri görevden çıkarmışlardır. 1990 yılında kurallara aykırı olarak toplanan Kosova Parlamentosu, Kosova’yı bağımsız ilan etmiş; kendi eğitim, sağlık, hukuk kurallarını oluşturmuştur. 1990 yılına gelindiğince tüm Yugoslavya çapında olaylar artış göstermiştir. Yugoslavya’daki cumhuriyetlere özgürlük tanınması için toplanılmasına rağmen anlaşmazlıklar sonucu Hırvatistan ve Slovenya Yugoslavya’dan ayrılmıştır. 1991’ de Makedonya 1992’de Bosna-Hersek bağımsızlığını ilan etmiştir. 1992’de ise Sırbistan ve Karadağ’dan oluşan Federal Yugoslavya Cumhuriyeti kurulmuştur. ABD’nin öncülüğünde Daytan Antlaşmasıyla yaşanan olaylara son verilmiştir. (Pekyardımcı, 2006: 92-97)

      1995 yılında bölgedeki Kosovalıların geleceği hakkında bir karara varılamamış, kültürel çatışmalar sürmüş, yapılan kısıtlamalara rağmen Arnavutların oluşturduğu sistem bozulmamıştır. Dayton Anlaşması ile haklarının çözülemeyeceğini gören Arnavutlar, artık pasif durmanın anlamı olmadığının farkına varmıştır. Barışçıl yollarla sorunun çözülemeyeceğini gören Kosovalı Arnavut halkı silahlı direniş yolunu seçerek Kosova Kurtuluş Ordusu’nu (KKO) kurmuştur. KKO askerleri Sırplı asker ve polisleri öldürünce Sırplar, KKO ile bağlantısı olan sivilleri katletmeye başlamıştır. (Kadriaj, 2008: 31). Arnavut milliyetçilerinin de bu orduya katılmasıyla çatışmalar büyümüş, Sırplı yetkililer bu orduyu terörist ilan ederek mücadeleye girişmiştir. KKO’ nun bölgedeki hakimiyetinin artması ve ardından Sırplarla karşılıklı çatışmaya girmesi sonucu Arnavut, Sırp ve diğer sivillerinde can güvenliği tehlikeye girmiştir.

NATO MÜDAHALESİ

Müdahale Öncesi Durum

      Dayton Anlaşması’nda Kosova’nın durumunun netleştirilmemesinden dolayı bölgedeki anlaşmazlıklar hızlanmaktaydı. 1988 yılında Güvenlik Konseyi çatışmaların durdurulması ve barışçıl yöntemlerin kullanılması gerektiği ile ilgili çağrı yapmıştır. Konsey üyelerinin çoğunluğu insan hakları ihlallerinin yaşandığını kabul ederken sadece Çin ve Rusya, Yugoslavya’ nın iç işlerine karışılmaması gerektiğini, sorunu kendi aralarında çözmeleri gerektiğini belirtmiştir. Ancak sonuç alınamayınca çatışmalar artmış, Arnavutların Drenica köyündeki birçok sivil öldürülmüştür.(Yürür, 1999: 94)

      Olaydan sonra Kosova sorununu Güvenlik Konseyi tekrardan ele almış, 1998’te 1999 sayılı kararı çıkarmıştır. Bu kararda KKO’ nun saldırılarını durdurulması, Sırp güvenlik güçlerinin Arnavutlar üzerindeki baskısının durdurulması ve Kosova’nın Yugoslav Federal Cumhuriyetiyle barışçıl çözümler kurması için bir araya gelmesi gerektiği belirtilmiştir. Kararların denetleneceğini ve Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı temsilcilerinin BM genel sekreterine gelişmeleri aktarmasını istemiştir. (un.org, 1998)

      Yugoslavya’nın dağılmasını engellemek amacıyla ABD, Almanya, Rusya, İngiltere, Fransa, İtalya’yı temsil eden kişilerden oluşan Uluslararası Temas Grubu tarafların uzlaşması için düzenlemeler yapmış ve ABD, bölgede gerektiği takdirde Kuzey Atlantik Paktının (NATO) hava saldırısıyla müdahale edeceğini söylemiştir. Görüşmeler sonucunda Kosova’nın resmi statüsü tam belirlenmemiş, Kosovalıların Federal Yönetime temsilci birini gönderilmesi ve ilerleyen zamanlarda tekrardan bu konunun düzenleneceği ile ilgili bir rapor oluşturulmuştur ancak iki tarafta karşı çıkmıştır.  KKO’ nun Batılı ülkeler tarafından terörist olarak görülmesinden dolayı raporda fazla yer verilmemiştir. Ancak KKO’ nun şiddet kullanması ve halk tarafından desteklenmesinden dolayı batılı ülkeler sorunun çözümü için anlaşma yapma yoluna girmiştir. (Asgarov, 2008: 85). 1999 yılında KKO askerleri Sırplı askerlerin bulunduğu Suvo Reka ve Urasevaç kasabalarına saldırı düzenlemiş, kayıplar yaşanmıştır. Saldırının ardından Sırplı kuvvetlerde KKO’ nun bulunduğu bir köye saldırı düzenleyerek sivillerinde aralarında olduğu 45 kişinin ölümüne sebep olmuş, 5000 kişi köyünden ayrılmıştır. Yaşanan katliamlardan sonra Uluslararası Temas Grubu Ramboulliet’ de KKO, Kosova Demokratik Birliği, Yugoslavya Federal Birliği temsilcilerinden oluşan müzakereyi başlattı. Bu müzakerede NATO askerlerinin güvenliği sağlaması, UÇK’ nın silahsızlandırılması, Sırpların çekilmesi, Kosova’nın bağımsızlığının geri kazanması ve nihai statüsünün üç yıl sonra belirlenmesi konuşulmuştur. Ancak bu teklifleri Sırp ve Yugoslavya Federal Cumhuriyet’i temsilcileri kabul etmemesinden dolayı Kosova’ da savaş kaçınılmaz olmuştur. (Asgarov, 2008: 87)

NATO’nun Kosova’ya Girmesi

      Ramboulliet görüşmelerinde bir sonuca varılamamasından dolayı tekrardan Bosna sorunu gibi bir durumun yaşanmaması, ABD’ nin insan hakları ihlalleri karşısında sessiz kalmadığını ve NATO’ nun kuruluş amacını göstermek için müdahale etmeye karar verildi. NATO, Sırbistan’ ın direnişini durdurmak için 24 Mart 1999 yılında 78 gün sürecek olan hava saldırısına başlamıştır. Bu saldırı esnasında sivillerin de vurulmasına tepki gösterilmiştir. Rusya’nın isteğiyle BM Güvenlik Konseyi toplanmış, NATO’ nun yaptığı müdahalenin insani müdahale kapsamının dışında BM Şartı’na aykırı olduğu iddia edilen karar tasarısı Rusya tarafından sunulmuştur. Bu tasarıyı Rusya, Çin, Namibya dışında diğer ülkeler reddettiği için NATO’ nun gerçekleştirdiği müdahale tam olarak desteklenmediği gibi kınanmamıştır.

      NATO’nun 50. yılını kutlamak için Washington’da devlet başkanlarının toplandığı zirvede ‘Yeni Stratejik Konsept’ kabul edildi. Washington zirvesinde onaylanan bu yeni işlev; NATO’nun sorumlusu olduğu bölgeler dışında da müdahale edebileceği anlamına gelmektedir. Stratejik Konsept ile devletler insan haklarının ihlal edildiği, anlaşmazlıkların olduğu yerlere askeri müdahalenin yapılabileceğinin meşru olduğunu gösterilmiştir. (Baş, 2009:30)

      NATO’nun uluslararası gündemde insan hakları ihlallerine karşı çıkmış gibi görünmesine rağmen, bölgesel düzlemde yerel halkın haklarını ihlal ettiği ve askeri bir operasyonun yaşanan problemi çözmediği görülmektedir. Bu sebeple gerçekleştirilen NATO müdahalesi, bölgede yaşayanların isteklerine gereken önemin verilmemesine ve bölge dışındaki müdahaleci devletlerin Kosova sorununun geleceğini değiştirmekte aktif rol oynamasına neden olmuştur. Bu müdahale nihayetinde ABD’nin Bondsteel üssü gibi önemli bir bölgeye yerleşmesine ve AB’nin ekonomik ve idari açıdan Kosova’da hakim olmasıyla sonuçlanmıştır. Rambouillet görüşmelerinde Sırpların itiraz ettiği barış anlaşmasını  Sırbistan ve Yugoslavya devlet başkanı Miloşeviç, 9 Haziran 1999’da kabul etmiştir. Bu kabul; Kosova’daki savaşın durdurulacağı, Sırplı askerlerin bölgeden uzaklaşacağı, barışı sağlayabilmek için BM Güvenlik Konseyi’nin oluşturduğu askeri ve sivil güçlerin yerleştirileceği, Yugoslavya’nın dağılmaması şartıyla bölgede özerk bir yapının oluşturulacağı anlamına gelmektedir.  1244 sayılı BMGK kararı doğrultusunda, üç yıllık bir geçiş sürecinde Kosova, Yugoslavya’nın toprak bütünlüğünün bir parçası olarak görüleceği fakat bir bağlantısı kalmayacağı konusunda karar alınmıştır. (Baş, 2009: 31)

Müdahale Sonrası Gelişmeler

      Kosova’nın nihai statüsü belirlemede çerçeve anayasanın oluşturulması, 2001’deki genel seçimler ve 2002’deki yerel seçimlerde önemli gelişmeler yaşanmıştır. Kosova’nın geleceğiyle ilgili görüşmeler 2005’de yoğunlaşmaya başlamıştır. BM Genel Sekteri,  Norveç’in NATO Daimi Temsilcisi Büyükelçi Kai Eide’yi, BM Özel Temsilcisi olarak Kosova’ya atamış ve ondan Kosova hakkında detayı bir rapor oluşturmasını istemiştir. Raporda tarafların hepsinin düşüncelerini belirtip, incelendikten sonra doğru olanın gerçekleştirilmesi gerektiği yazılmıştır. Sırplar bu rapordaki kararları reddetmesine rağmen eski Finlandiya cumhurbaşkanı Martti Ahtisaari Kosova Özel Temsilcisi olarak atanarak Kosova’nın kültürel, dini, azınlık hakları, ekonomi hakkında nasıl yapılanacağını konuşmak için müzakerelere başlamıştır. 17 Mart 2006’ da Martti Ahtisaari, Kosovalı ve Sırplı temsilciler Viyana’da toplanmıştı. (Sarı, 2010: 88)

      Sırpların tezi; Kosova’nın Sırbistan’ın özerk bir bölgesi olduğu yönündedir. Sırp yönetimindeki bu özerklikte zaman geçtikçe bir yumuşamanın olduğunu ve bu yüzden Kosova’ya ‘özerklikten fazla, bağımsızlıktan az’ bir statü verilmesi gerektiğini öne sürmüşlerdir. Bununla birlikte Belgrad, Kosova’da askerin çıkarılması ve bölgedeki para ve maliye politikaları, gümrük, sınırlar açısında Sırbistan’a bağlanmasını teklif etmiştir. Kosova’nın bağımsız olması durumunda ‘Büyük Arnavutluk’ hayalini gerçekleştireceği ve Arnavutların, Arnavutluk ve Kosova olarak iki devlete ayrılarak eşitsizliklerin oluşacağını iddia etmişlerdir. Arnavutlar ise; Sırpların yönetiminde haksızlığa uğradığını ve bölgedeki çatışmaların durması için Kosova’ya özerklik tanınması gerektiğini belirtmiştir. BM’nin toprak bütünlüğüne saygı ilkesinin Kosovalılara karşı da uygulanması gerektiğini öne sürmüşledir. (Çelik, 2010)

      Kosova’nın geleceği hakkında yapılan birkaç müzakere sonucunda 2 Nisan 2007’ de Martti Ahtisaari tarafından bir plan oluşturuldu. Planda genel hatlarıyla şunları içeriyordu: Yeni oluşacak Kosova devleti, farklı etnik grupları kabul eden demokratik bir hukuk devleti olacak; Kosova’nın kendine ait bayrağı ve bu bayrakta etnik grupların sembolleri olacak; Kosova başka bir devletle birleşmeyecek ve toprak bütünlüğü bozulmayacak. (Ülger, 2016: 51). Bu gelişmeler ışığında Rusya, bu plana sıcak bakmıyor ve Kosova’nın Sırbistan’a bağlı olması konusunda ısrarcı davranmaktaydı. Sırbistan bu süreçte Kosova’ya karşı bağımsızlık karşıtı tutum sergileyen diğer ülkelerin desteğini almaya çalışmaktaydı. Kosova Meclisi 17 Şubat 2008’de Sırbistan’dan ayrıldığını ve bağımsızlığını ilan ettiği kararı duyurmuştur. Uluslararası düzeyde tanınmak için devletlerle etkileşim kuran Kosova’yı ilk tanıyan devlet ABD olmuştur. Daha sonrasında Türkiye ve AB ülkeleri tanımaya başlamıştır. (Sarı, 2010: 94). Yugoslavya’da gerçekleştirilen NATO harekatı başarılı bir şekilde sonlanmıştır fakat bu müdahaleye tüm NATO üyeleri sıcak bakmamıştır

DEVLETLERİN KOSOVA SORUNUNA YAKLAŞIMI

ABD’nin Yaklaşımı

      ABD, Soğuk Savaş sonrasında küresel çapta insan hakkı ihlalleri konusunda hassasiyet göstermekteydi. Bosna ve Ruanda’ da yapılan insan hakları ihlallerinden ders çıkarıp Kosova sorununda erken adım atmıştır. Balkanlarda gerçekleşen sorunlar, Yugoslavya’daki çatışmalar petrol kullanımını etkilemediği sürece ABD bu tür iç savaşlar karışmamaktaydı. Ancak zaman içinde Rusya’nın Avrupa üzerinde bir tehdit etkisi kalmadığı için, balkan bölgesinde etnik, dini anlaşmazlıklar ve artan milliyetçilik hareketleri yüzünden yeni tehdit oluşumları meydana gelmiştir. Bu sebeple ABD, Avrupa’nın stratejik önemine dikkat kesilerek ilgilenmeye başlamıştır. Dünya genelinde barışın, huzurun yaşanmasına öncülük edeceğini belirtmiştir ve Yugoslavya’da yaşanan olaylar hakkında insan hakları ihlalinin yapıldığını belirtmiştir. Ancak Kosova’da müdahale etmesinin sebebi sadece insan hakları ihlallerinden değildir. ABD, bölgeye NATO aracılığıyla müdahale ederek kontrol gücünü arttırmak istemiştir. Rusya’nın Balkanlarda etkin rol oynamasını engellemek istemiş ve Avrupa’ya kendi hakimiyet kurmak istemiştir. Askeriyeye yaptığı yatırımları Kosova’daki müdahale sayesinde meşru göstermeye çalışmıştır. Ayrıca bölgedeki herhangi bir karışıklığa müdahale edilmemesi, NATO üyelerinin aralarında anlaşmazlıklar yaşanması NATO’ nun saygınlığını azaltacaktır. Bu sebeple ABD kendi müdahale etmezse Avrupa’nın Balkanlarda müdahaleye girerek ilişkilerini kuvvetlendirme ihtimali olacağından stratejik düşünüp, NATO’yu kullanarak bölgedeki ilişkilerini kuvvetlendirmeyi ve önemli üsler kazanmayı hedeflemekteydi. Kısaca sayılan sebeplerden ötürü ABD, Balkanlarda çıkarını koruyabilmek ve yeni anlaşmazlıkların çıkmaması için NATO aracılığıyla müdahalede bulunmak durumda kalmıştır. Bu şekilde teröre, hak ihlallerine izin vermeyerek süper güç olarak tanınmasını sağlamıştır. (politikaakademisi.org, 2016)

Avrupa Devletlerinin Yaklaşımı

       Avrupa Birliği, soğuk savaş sonrasında siyasi hakimiyetini güçlendirmek amacıyla Avrupa topraklarını birleştirme planı yapmıştır. Bu hedefini gerçekleştirebilmek için Balkan bölgesine ve Doğu Avrupa’ya doğru genişlemesi gerekmekteydi. Stratejik planlamasını yaparak Balkanlardaki ve Doğu Avrupa’ daki devletlerle ekonomik, siyasi, ticari olarak yardım anlaşmaları yapmıştır. Kosova sorununda Sırp katliamlarına karşı Fransa’da halk tepki göstermiştir ve bu nedenle NATO harekatını onaylayan ilk ülkelerden biri Fransa olmuştur. İtalya; ekonomik ve ticari faaliyetlerini gerçekleştirebilmek için Hırvatistan, Sırbistan, Makedonya, Arnavutluk, Kosova, Karadağ ile ilişkilerini iyi tutması gerekmekteydi. Bu sebeple İtayla, bölgede güvenliğin sağlanması için NATO harekatını desteklemiştir. İngiltere’nin geçmiş ilişkilerine baktığımızda diğer ülkelere nazaran Sırplara karşı daha yakın ilişki sürdürmüştür. 1990’larda İngiltere, Yugoslavya’da Tito’ nun yönetime gelmesinde etkisi olmuş ve Bosna Savaşı’nda da Sırplara yönelik şiddete karşı çıkmıştır. Tarihsel süreç incelendiğinde İngiltere’nin Sırplara karşı yakınlığından dolayı Kosova sorununda diğer ülkelere göre yumuşak bir tavır almıştır. Avrupa’daki bu farklı yaklaşımlar nihayetinde ortak bir kararda buluşmuştur. Balkanlarda güvenlik ve istikrarın sağlanması için bölgedeki savaşın durdurulması ve çözüm yollarının oluşturulması gerektiğinde hem fikir olmuşlardır. Bu nedenle tekrardan Bosna katliamına benzer olaylarının yaşanmaması adına NATO’ ya Sırbistan’a müdahale konusunda destek vermiştir. Aslında 1991 yılında başta Almanya ve diğer Avrupa ülkeleri, Yugoslavya’da Hırvatistan ve Slovenya’ nın bağımsızlığını istemesine destek vermeleri Kosova sorununa temel oluşturmuştur. Başlangıçta bağımsızlığı destekleyerek ileriyi görememişler ve daha sonradan ortaya çıkan sonucu düzeltecek arayışa girmişlerdir. Bu durumu 1990’ların başında Tito’nun dostu Yugoslav yazar Milova Cilas; Yugoslavya’da bağımsızlık konusunda Slovenya ve Hırvatistan’ın desteklenmesi durumunda, tüm Yugoslavya’yı etkileyecek bir iç savaşın yaşanacağını öngörmüştür. (Tılıç, 1999: 162. ‘dan aktaran Yürür, 1999: 115)

      Sırbistan’daki NATO harekatının ardından sonra ülkenin ekonomisi çökmüştür. Kosova sorununu kendileri için bir sembol olarak gören ve küresel bir güç olarak kendini göstermek isteyen AB ülkeleri, Avrupa’ da bütünlüğün bozulmaması ve istikrarın sağlanması için Sırbistan’ı kendi sistemlerine dahil etmiştir. Avrupa’daki devletler yaşanan olayların ardından tekrardan milliyetçi düşüncelerin ortaya çıkmasına ve bölgede çatışmaların çıkmasına neden olacak sorunları ortadan kaldırma yoluna girmişlerdir.

Rusya Federasyonu’nun Yaklaşımı

      Balkanların stratejik önemi, Sırp ve Ortodoks ortak kimliklerinin bulunması dolayısıyla Rusya, bu bölgeyi önemsemektedir. Fakat yaşadığı ekonomik sorunlar ve Avrupa’dan ekonomik desteğe ihtiyacı olduğu için bölgeyi önemsemesine rağmen pasif rol oynamak zorunda kalmıştır. Kosova’daki çatışmalara zaman zaman sert tepkiler göstermiş, NATO’dan önce kendi askerlerini göndermiş, barışın sağlanması için adımlar atmıştır. Bunları yapmasının sebeplerinden birisi de bölgeyi ticaret açısından önemli gören ABD’ye bırakmamak ve hakimiyet kurmasını engellemek istemesinden dolayıdır. Rusya, Slavlara karşı yakınlık hissetmesinden dolayı NATO harekatına karşı çıkmış ve NATO’yu kınamıştır. Ayrıca Kosova’da gerçekleşen müdahale ve askerlerin yerleştirilmesini, Rusya topraklarına yakınlaşmak ve çevrelemek olarak algılamıştır. Ancak yaşadığını mali sıkıntılardan dolayı sadece diplomatik çözümler sunarak tepkisini belirtmiştir. Rusya’nın Sırbistan’a karşı aldığı yakın tavır Sırbistan Parlamentosunun dikkatini çekmiş ve Rusya’nın kendilerini desteklemeye devam edeceğini düşünerek 12 Nisan 1999’da Beyaz Rusya ile Rusya Federasyonu arasındaki siyasi birliğe katılmıştır. Rusya bölgede varlığını hissettirmek ve IMF’den almayı beklediği ekonomik yardımı hatırlatmak amacıyla bir girişimde bulunmuştur.

Kosova’daki barış anlaşmasının imzalanmasının ardından Bosna’daki birliklerini Kosova’ya göndermiştir. Bu duruma Sırpların hoşuna giderken Batı ülkelerinin tepki vermesine neden olmuştur. Kısacası Rusya, Sırbistan’ın müttefiki olarak Kosova’nın bağımsızlığını kabul etmemektedir. (Yürür, 1999: 116)

Türkiye’nin Yaklaşımı

      Türkiye, Balkanlarda Osmanlının mirasçısı olarak bölgede etkin bir rol oynamak zorunda kalmıştır. Kosova bölgesinde Türk kökenli birçok insan yaşamaktadır. Bu nedenle Türkiye, sorunun çözümünde aktif rol almış ve Yugoslavya’nın toprak bütünlüğünün korunmasından yana bir tavır sergilemiştir. Kosova’nın özerk bir bölge olması nedeniyle anayasal açıdan bakıldığında bağımsızlık talep hakkına sahip değildi. Bu sebeple Türkiye Kosova’nın bağımsızlık talebine bu dönemde sıcak yaklaşmamıştır. Ayrıca Türkiye’nin terörle mücadele etmesinden dolayı, Kosova Kurtuluş Ordusunun şiddetli çatışmalara girmesi soruna taraf tutmada karmaşıklık yaratmıştır. AB ile çıkarlarını göz önüne alarak ve ABD ile yakınlaşma hedefini gözeten Türkiye, nihayetinde NATO’yu desteklemiştir.(tuicakademi.org, 2015)

SONUÇ

      İnsancıl müdahale kavramını incelediğimizde başka bir devletin topraklarında yaşanan çatışmalara müdahale ederek bölgedeki insanların hayatını kurtarmak olarak tanımlanmaktadır. Müdahale eden devletin kazanç sağlama amacı olamadan iyilik yapmak için kuvvete başvurması sistem tarafından etik ve meşru görülmektedir.  Fakat uluslararası hukukta her türlü kuvvet kullanımını yasaklanmaktadır. Uluslararası hukukta iyimser olarak kabul görülen bu kavram devletlerin çıkarları ve politikaları göz önüne alındığında tehlikeli sonuçların ortaya çıkması muhtemeldir. Askeri güç kullanımı sonucunda can kayıpları yaşanacağı öngörülebilir bir durum olmasından dolayı sistemde çelişkiler görülmektedir. Çelişkilerin yatmasına rağmen Kosova’da NATO tarafından insani müdahale gerçekleştirilmiştir. Kosova sorununu incelediğimizde küreselleşme ve milliyetçiliğin Balkan ülkelerine yayılması, Yugoslavya’da Sırp hakimiyetinin artmasıyla özerk bölge Kosova’da gerginlikler artmıştır. Kosova Kurtuluş Ordusunun oluşturulmasının ardından Sırplarla çatışmalar başlamıştır. Güvenlik Konseyi, sivillere karşı kuvvet uygulayan Sırpları ve KKO’ nun gerçekleştirdiği silahlı çatışmaları kınamış ve barışın sağlanamaması durumunda ekstra önlemlerin alınacağını belirtmiştir. Fakat askeri gücün kullanılmasına ilişkin net bir hüküm bulunmamaktaydı.

      Avrupalı devletlerin çatışmalara çözüm getirememesi ABD’nin buraya yerleşmesine fırsat vermiştir. ABD, Balkanlar bölgesindeki enerji kaynağı yollarına hakim olabilmek, Avrupa kıtasında yeni üsler elde etmek ve Rusya’nın bölgede hakimiyet kurmasının önüne geçebilmek için Kosova’ya müdahale etmek istemiştir. 1203 sayılı kararda kuvvet kullanımına ilişkin bir atıf bulunmaktaydı ve buradan hareketle NATO, küresel çapta barışın sağlanması misyonunu gerçekleştirmek için ültimatom vermesinin ardından Yugoslavya’da hava harekatı gerçekleştirmiştir. (Keskin, 2006: 58). Yaşanan anlaşmazlığın ardından 24 Mart 1999’da NATO tarafından bombalamalar başlamıştır. Müdahalede kayıpların olacağının öngörülür olmasına rağmen harekatın yapılması ve ileri zamanlar için çözümün kesinleştirilmemesi dolayısıyla bu eylem insancıl olarak görülmemektedir. Sırplarla tekrardan anlaşma sağlanması için 9 Haziranda NATO- Sırbistan arasında görüşme yapılarak anlaşmaya varılmıştır. 20 Eylülde NATO’nun müdahalesi tamamen sonlanmıştır. Yapılan müdahaleler sonucunda bölgedeki çatışmalar sona ermiş, harekat başarıyla tamamlanmıştır. Bölgede sosyolojik ve maddi açıdan iyileşmeler yaşanmıştır. 17 Şubat 2008 yılında Kosova Meclisi bağımsızlığını ilan ederek Sırbistan’dan ayrıldığını ilan etmiştir. Kosova’yı ilk tanıyan devletler arasında ABD ve Türkiye gelmiştir.

Ümran Karakoyun



KAYNAKÇA

[1]. Asgarov, H. (2008). Uluslar arası Hukukta İnsancıl Müdahale. Yüksek Lisans Tezi, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara.

[2]. Baş, N. (2009). Kosova Sorununun Ortaya Çıkışı ve Balkanlar Üzerindeki Etkileri. Yüksek Lisans Tezi, Süleyman Demirel Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Isparta.

[3]. Çelik, B. (2010). Kosova’ nın Geleceği Üzerine. 16.12.2020 tarihinde https://kisi.deu.edu.tr/bilgin.celik/Kosova_Sorunu.html adresinden alınmıştır.

[4]. Kadriaj, S. (2008). Kosova Sorunu. Yüksek Lisans Tezi, Ankara Üniveristesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara,31.

[5]. Keskin, F. (2006). İnsancıl Müdahale: 1999 Kosova ve 2003 Irak Sonrası Durum. Uluslararası İlişkiler Dergisi,3,12,58.

[6]. Pekyardımcı, E. B. (2006). İnsancıl Müdahale Kavramı ve Kosova Sorunu. Yüksek Lisans Tezi, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara, 103-108.

[7]. Sarı, İ. (2010). Kosova’nın Bağımsızlığının Uluslar arası Sistem Bağlamında Değerlendirilmesi. Yüksek Lisans Tezi, Dokuz Eylül Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, İzmir.

[8]. Telli,A. (2012). İnsani Müdahaleden Koruma Sorumluluğuna Geçiş: Eski Sorun, Yeni Kavram. Nevşehir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi 1,208-210.

[9]. Ülger, İ. K. (2016). Kosova’nın Bağımsızlığının Self Determinasyon Çerçevesinde Analizi. Kocaeli Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi,31,51.

[10]. Yürür, P. (1999). Geçmişten Günümüze Kosova Sorunu. Yüksek Lisans Tezi,  Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara.

[11]. politikaakademisi.org, (2016). ABD’nin Kosova Savaşı’na İlişkin Politikası. 16.12.2020 tarihinde http://politikaakademisi.org/2016/06/07/abdnin-kosova-savasina-iliskin-politikasi/ adresinden alınmıştır.

[12]. tuicakademi.org, (2015). 1999 Kosova Krizi ve NATO Müdahalesi. 16.12.2020 tarihinde http://www.tuicakademi.org/mehmet-nizam-199-kosova-krizi-ve-nato-mudahelesi/ adresinden alınmıştır.

[13]. un.org, (1998). 1199 Sayılı BM Güvenlik Konseyi Kararı. 15.12.2020 tarihinde https://undocs.org/S/RES/1199(1998) adresinden alınmıştır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here