Giriş

Pasifik Cephesi, 1937-1945 yıllarında meydana gelmiş Uzakdoğu ve Pasifik Okyanusu merkezli muharebeleri kapsar. Ayrıca bu cephe İkinci Dünya Savaşı’ndaki sayılı dönüm noktalarından birine şahit olmuştur: Midway Muharebeleri. Stalingrad Muharebesi ile Rusya’da ve El Alameyn Muharebesi ile Kuzey Afrika’da Almanlar gerilemeye başlamıştı. Benzer durum 1942 Midway Muharebesi ile de Japonların başına gelmiş ve Pasifik’te rüzgâr ABD lehine yön değiştirmişti. Bu olayı yaklaşık üç yıl süren şiddetli çatışmalardan sonra 1945 atom bombası olayı ve Japonya’nın nihai çöküşü takip etmiştir. Japonya ile Çin arasındaki sınır çatışmasından doğup atom bombasına kadar evirilen süreci incelemek amacıyla zamanı geriye sarıp 7 Temmuz 1937’ye gideceğiz.

İkinci Dünya Savaşı Pasifik Cephesi (1937-1945) 5

Çin-Japon Savaşı

Çin’in iç istikrarsızlığından ve Avrupa’daki buhranlardan faydalanarak “Büyük Doğu Asya Ortak Refah Alanı” idealini gerçekleştirmek isteyen Japonlar, 1937’de Çin’i istila etmeye karar verdiler. Bu kararı tetikleyen sebeplerden birisi ekonomikti. Japonya bir ada ülkesi olmanın dezavantajlarını sonuna kadar hissediyordu. Çünkü endüstrisi için dışarıdan gelecek ham maddelere ihtiyacı vardı. Olası bir kriz anında Japonya’ya ham madde akışı kesilebilir ve endüstri çökme noktasına kadar gelebilirdi. Ham madde kıtlığının Japonya’yı ne şiddetle etkilediğini ileride anlatacağımız “Japonya’ya Petrol Ambargoları” bölümünde de göreceğiz. Japonya’nın Çin’i istila etmeye karar vermesindeki bir diğer etken ise dönemin uluslararası ortamı idi. Dönemin Avrupa’sına göz attığımız zaman Almanya ve İtalya’nın hırslı ve saldırgan faaliyetlerini ve bu ülkelere karşı yatıştırma politikası uygulayan İngiltere(Birleşik Krallık)’yi görürüz. Öyle ki, Almanya’nın Versay Antlaşması ile askerden arındırılmış bir bölge olan Ren civarına asker sokmasına ve İtalya’nın Etiyopya’ya saldırmasına ne Birleşik Krallık ne de büyük ölçüde onun nüfuzunda olan Milletler Cemiyeti dikkate değer bir tepki göstermediler. Milletler Cemiyeti’nin olaylara gerekli tedbirleri göstermekte ağır davranması ve isteksiz olması Japonların yayılmacı fitilini ateşlemiştir. 7 Temmuz 1937’de meydana gelen Marco Polo Köprüsü olayı ile Japonya, Çin’i istila etmeye başladı. Japonlar bu sefer sonucunda Kuzey Çin’in büyük bölümünü işgalleri altına almalarına rağmen bu hiç kolay olmamıştı. Çin kıtasında çıkmaza giren Japonlar, ileride anlatacağımız üzere Birmanya’yı istila ederek Çin’i kuşatmayı ve dışarıdan ikmal almasını engellemeyi düşündüler.

Japonya’ya Petrol Ambargoları

İkinci Dünya Savaşı’nın ilk yıllarında Avrupa’da kesin bir mihver(Almanya-İtalya) üstünlüğü görüyoruz. 1939 Eylül ayında Polonya’nın istilası ve Molotov-Ribbentrop Paktı(Alman-Sovyet Saldırmazlık Paktı. Bu pakt ile Polonya ve Baltık bölgesi Alman ve Rus nüfuz alanına göre paylaşılmıştı.) ile doğusunu sağlama alan Almanlar, gözlerini batıya çevirdiler. 1940 yılında Fransa, Belçika, Hollanda ve Lüksemburg’u işgal ettiler. Bu işgallerin etkisi Uzakdoğu’dan hissedildi. Japon İmparatorluğu, yenik düşmüş Fransa’nın içinde bulunduğu güç durumdan faydalanarak Fransız Hindiçini’ni işgal etti. Hindiçin’in Japonlar tarafından istilası ABD’yi harekete geçirdi. Cumhurbaşkanı Roosevelt, Japon birliklerinin Hindiçin ve Çin’den çekilene kadar Japonya ile ticarete ambargo koyduğunu açıkladı. Roosevelt’i Churchill takip etti. Bu ambargo, Japonları savaşa devam etmek için hayati önem taşıyan petrolden yoksun bırakıyordu. Bu durum Japonların yayılma hırsını daha da kamçıladı. Ekonomik gücün yayılmakla elde edilebileceğini düşünen Japonlar, ambargolar ile yoksun kaldıkları petrol sebebiyle Hollanda Doğu Hindistanı ve İngiliz Malayası( Taylan’ın güneyi ve Avustralya’nın kuzey-batısı.)’da bulunan petrol kuyularını hedef olarak belirlediler. Bu hedefe ulaşmak için Japon İmparatorluk Donanması’nın aktif kullanılmasına ihtiyaç vardı ve donanmanın operasyonuna çomak sokabilecek olan ABD Pasifik Filo’sunun yok edilmesi gerekiyordu. Doğal olarak iki tarafın ilişkileri gerginleşmeye başladı. Çin’de çıkmaza giren ve ABD ile arasında savaş atmosferi oluşmaya başlayan Japonya, 1939’da yaşanan sınır çatışmalarını bir kenara bırakarak 13 Nisan 1941’de Sovyetler Birliği ile saldırmazlık paktı imzaladı ve kuzey sınırını sağlama aldı. Sovyet Rusya’yı bu paktı imzalamaya götüren sebep, Sovyetlerin Avrupa’daki çatışmalar sebebiyle Uzakdoğu’ya önem verecek zamanının olmamasıydı.

Pearl Harbor Baskını

Yukarıda değindiğimiz koşullar sebebiyle Japonlar, ABD’nin Pasifik’te bulunan donanmasını yok etmek amacıyla 7 Aralık 1941’de Pearl Harbor’a saldırdı. Japon İmparatorluk Donanması’nın hemen hemen bütün unsurlarının katıldığı ve Amiral Yamomoto’nun komuta ettiği harekât, 07.55’te başladı. Uçak gemilerinden havalanarak Pearl Harbor’a doğru yaklaşan Japon filosu, bir kaç kez radardan tespit edilmiş ise de bu uçakların beklenmekte olan dost uçaklar olduğu düşünülmüş ve alarm verilmemişti. Saldırı yaklaşık üç saat sürdü ve dört ana muharebe gemisi ile üç muhrip batırıldı. Ayrıca pek çok uçakta imha edildi. Kısa vadede bu harekât Japonlar için başarı olarak yorumlanabilir. Ancak Japonların asıl hedefi olan ve deniz savaşlarında varlığı en önemli olan uçak gemileri, o sırada Pearl Harbor’da bulunmadıkları için kurtuldular. Bu ise uzun vadede Amerikalıların lehine bir sonuç yaratacaktı çünkü Amerikan endüstrisi Japon ekonomisinden kat kat güçlüydü ve kurtulan bu uçak gemilerine takviye olarak üretilen yeni gemiler ile 1942’den sonra rüzgâr ABD tarafından esmeye başlayacaktır.

Hong Kong ve Filipinler

Pearl Harbor saldırısı ile ABD Pasifik Filosuna ağır darbe indiren Japonlar, artık tasarladıkları “Büyük Doğu Asya Ortak Refah Alanı” sınırlarına ulaşmak için kendilerini daha serbest hissettiler. Baskından hemen sonra ABD kontrolündeki Filipinlere ve İngiliz kontrolündeki Hong Kong’a saldırdılar. Filipinler’de bulunan ABD askerlerinin komutanı MacArthur, Filipin adasının savunulması için eldeki bütün kuvvetlerin kıyılara dengeli bir şekilde dağıtılmasını emretti. Fakat bu uygulama Japonlara ek bir avantaj sağlıyor ki oda Japonlar çıkarma yapmak için hangi noktayı seçerse seçsinler savunmadaki kuvvetlerin sayıca azlığı ve teçhizat bakımından yetersizliği nedeniyle az direnişle karşılaşacaklardı. Bu şartlar altında başlayan Japon taarruzu, 9 Haziran’da son müttefik birliği de teslim olunca sona erdi ve Filipinler Japon kontrolü altına girdi. Japonlar Filipin seferi ile paralel olarak 8 Aralık’ta Hong Kong’a da saldırdılar. On sekiz gün süren çatışmalar sonucunda Hong Kong, Japonların eline geçti.

Malezya ve Singapur

Japonlar, 8 Aralık günü Malezya’ya çıkarma yaptılar. Malezya’daki seferde sonucu belirleyen unsurlar Japonların hava ve tank üstünlükleri olmuştur. Japonların hava üstünlüğüne karşı koyabilecek uçak gücünden yoksun olan İngiliz birliklerinin buna ek olarak bölgede hiç tankı da yoktu. Malezya’da kontrolü sağladıktan sonra Japonlar 7 Şubat 1942’de Malzeya’nın başkenti olan Singapur’a taarruz etti 15 Şubat’a gelindiğinde Singapur Japon işgali altındaydı. Malezya ve Singapur’un kaybedilişi İngiltere’nin Uzakdoğu’daki prestijine büyük darbe vurmuştu. Böylesine bir prestij kaybı savaştan sonra çıkan bağımsızlık ayaklanmalarında etkisini tekrar gösterecektir.

Birmanya’nın Düşüşü

Birmanya; kuzey-batısında Hindistan, güney-doğusunda Malezya ve doğusunda Çin ile komşudur. Günümüzde Myanmar(Burma) Devleti kontrolündedir. Birmanya, stratejik konumu ile Japonları kendi üzerine çekiyordu. Şayet Japonlar Birmanya’yı ele geçirebilirseler, bölgedeki önemli bir liman kenti olan Rangun’u alarak Çin’e giden ikmali kesintiye uğratacaklardı. Bu kentin alınması, daha önce vurguladığımız gibi Çin’deki savaşta çıkmaza giren Japonların Çin’i çevreleyerek ikmal almasını engelleme politikası açısından önemliydi. Japon taarruzu 23 Aralık 1941’de başladı ve 1942 yılına gelindiğinde Birmanya Japon kontrolü altına girmiş ve İngilizler Hindistan sınırına çekilmişlerdi. Birmanya, 1945 Mayıs ayına kadar Japon işgali altında kalacaktır.

Dengeler Değişiyor

Japonlar, 1942 yılına gelindiğinde hedeflemiş oldukları sınırlara ulaşmışlardı. Japonya’da zafer havası esiyordu. Ancak 18 Nisan’da gerçekleşen bir olay, Japonya’nın başkentini sarstı. Amerikan Hornet uçak gemisinden havalanan uçaklar Tokyo’yu bombaladılar. Japonlar, bu baskından sonra büyük bir hava birliğini Japon anavatanını savunması için bıraktılar. Bu durum Pasifik’te gerçekleşen muharebeleri doğal olarak etkileyecekti. Baskından kısa süre sonra Japon Donanması, 7 Mayıs’ta ABD Donanması ile Mercan Denizi Muharebesi adını alacak olan savaşta karşı karşıya geldi. Savaşta iki tarafta kesin üstünlük sağlayamadı. Ancak savaşın dünya tarihi açsından önemi, ilk defa iki donanmanın birbirleri ile görsel temas kurmadan savaşmış olmalarıdır. 3 Haziran 1942’de yapılan Midway Muharebesi ise bir dönüm noktasıdır. Japonlar bu muharebede dört uçak gemisi ve yüzlerce uçak kaybettiler. Midway Savaşı, Japonları kara kuvvetlerini kullanarak Yeni Gine ve Solomon Adaları’na yöneltti. Japonların bu bölgeye sarkmak istemesi Guadalcanal Savaşı’na yol açtı. Buradaki savaşı ağır kayıplar vererek kaybetti ve Amerikan karşı taarruzu başladı. Japonlar Solomon Adaları ve Papua Yeni Gine’den atıldılar. Amiral Yamomoto bu durumu işin başında adeta kâhince görmüştü:

“Amerika Birleşik Devletleri ve İngiltere ile savaşımızın ilk 12 ayında gözüm hiçbir şeyi görmeyecek ve zaferden zafere koşacağım. Sonrasında ise hiçbir başarı beklemiyorum.”

Atom Bombası ve Japonya’nın Çöküşü

Midway ve Guadalcanal Savaşları sonrasında başlayan Amerikan karşı taarruzları ile birlikte Japonlar, Avustralya’nın kuzeyindeki Yeni Gine ve Marshall Adaları’ndan atılmışlardı. 1944 yılında Amerikalılar Filipinler’i Japon işgalinden kurtarmak için harekete geçtiler. 1945’in başlarında Filipinler tamamen kurtarıldı. Amerikalılar, Mart ayında Japonya’ya yakın mesafede bulunan Iwo Jima Adası’na çıktılar. Böylece Japonya, Amerikan bombardıman uçaklarının menziline giriyordu. 26 Temmuz 1945’te Postdam Konferansı toplandı ve Japonya teslim olmaya çağrıldı. Ancak teslim şartlarında var olan imparatorluk rejiminin mevcudiyetini koruması hakkındaki madde kaldırıldığı için Japonlar teslim olmayı reddettiler. Bunun üzerine Amerikalılar, yeni geliştirmiş oldukları bir “süper silah”ı denemek ve Japonya’yı teslim olmaya zorlamak için 6 Ağustos 1945’te Hiroşima’ya, 9 Ağustos 1945’te ise Nagasaki’ye atom bombası attılar. Siviller üzerine atılan bombanın anlık etkisi ile beraber binlerce insan hayatını kaybetmiştir. Binlercesi ise bombanın doğurduğu sonuçlar neticesinde sonraki süreçte hayatını kaybetmiştir. Bombalardan sonra direnişi kırılan Japonya 2 Eylül 1945’te teslimiyet anlaşmasını imzaladı ve İkinci Dünya Savaşı sona erdi.İkinci Dünya Savaşı Pasifik Cephesi (1937-1945) 6

Kaynakça

Armaoğlu F.(2020). 20.Yüzyıl siyasi tarihi.  İstanbul: Kronik Kitap.ss.209,292-293,307-308,310.

Hart B.L.(2016). Bağrıaçık K.(Çev.). İkinci Dünya Savaşı Tarihi. ss.275,297,302-304,308-
320,473. İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları.

https://tr.wikipedia.org/wiki/Pasifik_Cephesi_(II._D%C3%BCnya_Sava%C5%9F%C4%B1)

https://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0kinci_%C3%87in-Japon_Sava%C5%9F%C4%B1

https://tr.wikipedia.org/wiki/Sovyet-Japon_Tarafs%C4%B1zl%C4%B1k_Anla%C5%9Fmas%C4%B1

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here