Suriye İç Savaşı, başladığı günden bugüne çok fazla değişim gösterdi. Suriye ordusunun sınır hakimiyetini kaybetmesiyle birlikte Suriye topraklarına birçok yabancı örgüt girdi.
Halk ile Beşşar Esad arasındaki mücadele yerini selefi terör örgütlerinin, bölücü emperyalistlerin planlarına bıraktı. Batı’nın savaşa direkt olarak girmesiyle birlikte Akdeniz’de gücünü kaybetmek istemeyen Rusya savaşın başından 2015’e kadar Suriye hükümetine sınırlı bir destek verdi. 2015 yılında savaşa direkt olarak girdi.
Rusya’nın savaşa girmesiyle birlikte Suriye’de bütün denklemler değişti. Hem IŞİD hem muhalifler ağır yenilgiler aldılar. Özellikle 2016 yılının sonunda doğru Halep’te sokak sokak savaş yapıldı. Muhaliflerin kalesi sayılan Halep, Suriye ordusu tarafından alındı. Sonuç olarak 2018 yılının ortasına gelindiğinde Suriye’de Özgür Suriye Ordusu’nun yenilgisi neredeyse kesinleşmişti. Suriye’nin güneyinde Dera’da, kuzeyinde de İdlib’te bulunuyorlardı. İdlib’te de HTŞ’nin (El Nusra) yoğun gücü olması sebebiyle tam olarak hakimiyet de sağlayamamışlardı. Bunun yanında İran’ın Tahran-Şam arasında kurmak istediği koridoru bıçak gibi kesen El Tanf’ta da Amerikan güçleri ile birlikte kümelenmişlerdi. 
(7 Ağustos 2018 Suriye İç Savaşı Haritası)
(7 Ağustos 2018 Suriye İç Savaşı Haritası)
19 Haziran 2018’de Suriye ordusu Dera’ya çok ciddi bir operasyon başlattı. “Devrimin Beşiği” olarak adlandırılmış olan Dera, kısa süre içinde Suriye ordusu tarafından ele geçirildi. Suriye ordusunun “Bazalt Operasyonu” dediği bu operasyonda Özgür Suriye Ordusu’nun komutanları Ürdün’e kaçtı, İsrail’in hava saldırıları ile destek vermesine rağmen Suriye ordusuna karşı direnilemedi.
Dera’nın Suriye ordusu eline geçmesiyle birlikte İsrail’in güvenliği tehlikeye girdi, Suriye ordusunun Golan Tepeleri’ne yeniden nüfuz edebilme şansı doğmuştu. Putin ile Trump bu konuda Helsinki’de bir zirvede toplantı yaptılar. İsrail’in güvenliği için ortak bir sonuç çıktı. Dera meselesinin çözümüyle birlikte Esad gözünü İdlib’e dikti. Suriye ordusunun birçok yerde ivmeyle saldırıya geçmesi, kolay zaferler kazanması İdlib için de çanların çaldığını gösteriyordu. 2018 yılının Ağustos ayının ortalarında Mahir Esad komutasındaki birçok birlik İdlib’in güneyine kaydırıldı.
Türkiye İdlib’e hiçbir şekilde müdahaleye izin vermeyeceğini açıkladı. Türkiye’nin İdlib’e müdahaleye izin vermeme sebebi Türkiye’ye yeni bir göç dalgasının engellenmeye çalışılmasıdır. Halep’te, Hama’da yapılan savaşların sonucu olarak birçok sivil İdlib’e kaçmıştır ve İdlib’in nüfusunun bugün 4 milyona yaklaştığı bildirilmektedir. Suriye ordusunun İdlib’e kapsamlı bir operasyonunda milyonlarca insan Türkiye sınırına dayanacak ve Türkiye için yeni bir mülteci krizi başlayacaktır. Bu doğrultuda Türkiye, İdlib’e büyük bir müdahale olmasını istemiyor. Basında yazan “Yeni Osmanlıcı Görüşü” İdlib için geçerli değil, Türkiye bu görüşü çoktan rafa kaldırdı. İdlib ile Osmanlı’nın kurulamayacağını haritaya bakınca görmek çok olası olacaktır. Türkiye savaşın başında hatalar yapmış olabilir ama Türkiye’nin bugün İdlib’te bulunma sebebi yeni bir mülteci krizini engellemektir. 
İdlib’e operasyon söylentileri daha fazla duyulurken 7 Eylül 2018’de Tahran Zirvesi gerçekleşti. İran, Türkiye ve Rusya bölgesel konularda görüşme yaptı. Medyaya açık olan bu zirvede Putin’in çoğu kez İdlib’e operasyon sinyalleri verdiği görüldü. Zirve sonrası Suriye ordusu operasyonu başlıyor, başlayacak; Ermenistan’dan Sırbistan’dan destek geliyor derken Türkiye ile Rusya arasında “İdlib Mutabakatı” yapıldı. Bu anlaşmaya göre İdlib’teki silahlı gruplar İdlib sınırından geri çekilecek, ağır silahlar bırakılacaktı. Başta HTŞ olmak üzere el-Kaide’ye bağlı bazı gruplar da bu anlaşmayı reddettiler. Ekimde uygulanması gereken mutabakat bir türlü uygulanamadı ve Rusların hava saldırıları başladı. 
Suriye ordusunun İdlib’e sınırlı operasyonları başladı. Suriye ordusu ne zaman İdlib’e girmek istese birçok kayıp verip geri çekilmek zorunda kaldı. Aralık ayına gelindiğinde Türkiye’nin Fırat’ın doğusundaki PKK bölgelerine operasyon yapacağını açıklamasıyla Rusya ile Türkiye’nin ilişkileri devam etti. Amerikan bölgesi olan Fırat’ın doğusuna operasyon Rusya tarafından desteklendi. Hatta Putin, Türkiye ile Suriye arasında PKK’ya karşı imzalanan Adana Mutabakatı’nı gündeme getirerek ortak bir operasyon imasında bulundu.
Buna rağmen Türkiye, ABD ile hareket etmek isteyip ABD’nin çekilme hamlesini beklemeye başladı. Bunun üstüne Beşşar Esad, PKK ile görüşmeleri daha üst perdeye çıkarıp masaya oturdu ve bir dizi şart sunarak Türkiye’ye karşı koruma sözü verdi. Federasyon isteyen PKK, Beşşar Esad’ı geri çevirdi. 
Türkiye sınıra yığınağa devam etti, ABD’nin çekilme hareketleri izlendi fakat ABD çekilmediği gibi Avrupalı ülkeleri de Fırat’ın doğusuna çekip terör örgütü PKK’ya silah yardımlarına devam etti. Türkiye’de bu süreç içerisinde siyasilerin seçim kaygısı yüzünden Fırat’ın doğusu konusu açılmadı bile. 
Seçimden sonra Fırat’ın doğusu için Türkiye’nin atakları başladı, bunun üstüne ABD Suriye Temsilcisi James Jeffrey Türkiye’ye geldi ve “Güvenli Bölge” görüşmeleri başladı. Daha önce Suriye’den çekileceğini açıklayarak Türkiye’nin operasyonunu engelleyen, sözünü tutmayan ABD bu sefer de Güvenli Bölge planıyla Türkiye’nin karşısına geldi. Suriye’ye PKK’yı geçirip güçlendiren Amerikan temsilcileri ile anlaşıldı. Anlaşmanın konusu “PKK ile mücadele” olarak belirlendi.
Türkiye’nin Suriye’deki temel isteği PKK’yı bölgeden atmak. Bunu yapmak için bağımsızlık şekilde operasyon şartken bölgeye PKK’yı sokan ABD ile anlaşılarak Güvenli Bölge için çalışılıyor. Türkiye’nin yaptığı Güvenli Bölge anlaşmasının içinde ABD’nin PKK/YPG’ye silah göndermeme ve ağır silahları toplama şartı varken ABD tır tır silah göndermeye devam ediyor fakat Ankara’nın gözle görülür bir tepkisi yok. 
Türkiye ile ABD’nin Suriye’de anlaşmasının ardından Rusya’dan tepki gelmeye başladı fakat bu tepki sözlü değildi. Güney İdlib’e çok ağır bir Suriye ordusu saldırısı başladı. Rus uçakları bölgeye ortalama 500 sorti hava saldırısı düzenledi. Sonuç olarak Suriye ordusu Güney İdlib’te ilerlemeye başladı. Han Şeyhun’a kadar ulaşıldı. Han Şeyhun’un önemi M5 kara yolunu içinde barındırmasıydı ve sonuç olarak Han Şeyhun ele geçirildi. 
Han Şeyhun’un ele geçirilip M5 kara yolunun alınmasıyla birlikte Türkiye’nin Morek’teki gözlem noktası ile kara bağlantısı kesildi ve Morek’teki üssümüz Suriye ordusu tarafından kuşatıldı. Ruslar bu üssün tahliyesinin güvenli şekilde gerçekleştirilmesini Türkiye’ye teklif etse bile Türkiye bir kere çekilirse bir daha Suriye sahasında kalamayacağını bildiği için bu teklifi reddetti. 
(Suriye ordusu tarafından alınan Morek, Han Şeyhun, Kafr Zita, Latamina gibi bölgeler ve Türkiye’nin İdlib’teki 9 numaralı gözlem noktasının Güney İdlib’teki konumu)
Akabinde Rus uçakları Han Şeyhun’un kuzeyinde kalan Maaret el Numan’ı vurmaya başladı. Halep’ten de İdlib’in bir şehri olan Maaret el Numan hedef alınmaya başlandı. Yani hem güneyden hem de doğudan şehre saldırılar başladı. Rus ordusu destekli Suriye ordusunun bir sonraki hedefinin Maaret el Numan olduğu kesinleşti. Maaret el Numan’a olası bir saldırıda 8 numaralı gözlem noktamız da kuşatma altında kalacak. 10 numaralı gözlem noktamızın geleceğiyse belirsiz.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, İdlib’te durum karışınca Putin ile telefon görüşmesi gerçekleştirdi. İkili telefonda ne konuştu bilinmez, Rusya’da 27 Ağustos’ta görüşme kararı alındı. Bu “telefonda çözülemeyecek kadar büyük sorunların” olduğunu gösteriyor. 
Erdoğan’ın Moskova ziyareti sonrası ziyaretin olduğu dakikalarda Rus uçakları İdlib’i vurmaya devam ettiler. Ziyaretten sonraki gün (28 Ağustos 2019) Rus uçakları Maaret el Numan’a saldırılara devam etti. Bu durum Moskova’da anlaşmanın olmadığını, Astana anlaşmasının yavaş yavaş çöküşe doğru gittiğini; hatta ötesinde Türkiye ile Rusya’nın Suriye üstündeki ilişkilerinin 2015 öncesine dönme ihtimali olduğunu gösteriyor.
Türkiye’nin Suriye’deki düşmanı Beşşar Esad değil. Beşşar Esad, Türkiye’ye tehdit olabilecek durumda değil fakat Fırat’ın doğusundaki sınırlarımızda bulunan, 500 kilometre boyunca sınırımıza yerleşen ABD destekli PKK çok büyük bir beka sorunu. Türkiye’nin içinde olası bir karışıklıkta, sınır güvenliğinin sağlanamamasında 100 bin kişiyi geçen, tam teçhizatlı bir terör ordusuyla karşı karşıya kalacağız. Türkiye’nin Fırat’ın doğusuna operasyon yapması İdlib’teki saldırıları da durduracaktır. Suriye’nin büyük bir çoğunluğunda Türkiye’nin söz sahibi olması, savaşın sonu yaklaştıkça Türkiye ile masaya oturacak güçlerin Türkiye karşıtı davranmasını engelleyecektir. Bir diğer yandan Türkiye’nin Fırat’ın doğusunda alan elde etmesi içerideki mültecileri gönderecek bölgeler oluşmasını da sağlayacaktır. 
ABD tam olarak Türkiye’ye bunu vadetmektedir: “Güvenli Bölge ile mülteci sorununu bitirme” fakat ABD’nin Türkiye ile Güvenli Bölge oluşturmaktan çok Türkiye’yi oyalamaya çalıştığını görüyoruz. Türkiye, ABD’ye güvenmeden Fırat’ın doğusuna kendi başına operasyon yaparak Fırat’ın doğusunda alan yaratmalı. İdlib her ne kadar Fırat’ın batısında kalsa bile Fırat’ın doğusuna yapılacak operasyonla birlikte İdlib’te de işler Türkiye’nin istediği gibi gidecektir. Türkiye’nin Suriye’de elinde tuttuğu toprakları fazlalaştırması savaşın sonunda kurulacak masada aleyhine alınacak kararların azalmasını sağlayacaktır. Savaşı bitirmek isteyen ülkeler Türkiye ile ters düşmek istemeyecektir. Rusya da bu ülkelerden birisi. 
Orta Doğu’da masada olabilmek için sahada etkin olmak gerekiyor. Türk ordusunun sahadaki etkinliği belli, kudretli Türk ordusunun sahada yapamayacağı bir şey yok. Siyasi irade masada bağımsız, tek başına olmak yerine başka ülkeler ile iş birliği yapmak istiyor. Böylelikle orduyu sahaya kısıtlı şekilde sürebiliyor. Bu durum başka ülkelerin masada daha çok söz sahibi olmasını sağlıyor. Türkiye masada “yancı” rolünde değil, söz söyleyen rolünde olmalıdır. Bu yüzden Suriye politikasında orduya yetki vermek artık şarttır. Sahada etkinlik arttıkça masada söylenecek söz de artacak, Türkiye direkt sınırında olan bu savaş üs daha fazla önlem alabilecektir. 
C. Sümengen

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here