Suriye’de iç savaşın başlamasından bu yana bölgede birçok rejim güçleri faaliyet göstermiş ve son dönemlerde rejim güçleri en büyük saldırılarını İdlib’e yöneltmiş durumdadır. Bölgede terör örgütlerinin varlığını öne sürerek yapılan bu saldırılarda rejim güçleri sivilleri gözetmeksizin bölgeyi bombalamaya devam ediyor.

Rejim güçleri ile birlikte Rusya’nın vurduğu bölgelerde yaşayan siviller Suriye’nin kuzeyine doğru göç etmeye başladı. Kuzey’e doğru göç eden siviller Türkiye sınır kapısına dayanarak büyük bir göç dalgası yaratmaya devam ediyor. Ayrıca İdlib’ten olası bir göç dalgası güvenli bölgeler için de endişe kaynağı olmuş durumda.

İdlib’deki Son Durum 

Esed rejimi ve destekçileri, Astana anlaşmalarını göz ardı ederek İdlib Gerginliği Azaltma Bölgesi’nde saldırılara devam ediyor. Rejimin karadan ve havadan ilerleyişini sürdürmesi sivil katliam ve göç dalgasına yol açmış durumda. Savaş başladığından bugüne kadar hem Türkiye hem de bölge en büyük göç dalgası ile karşı karşıya.

Türkiye ile Rusya arasında 17 Eylül 2018’de imzalanan mutabakattan bu yana İdlib Gerginliği Azaltma Bölgesi’nde 945 bin 992 sivil yerinden edildi. Aynı süre içerisinde rejim ve Rusya’nın saldırılarında 219’u kadın, 341 ‘i çocuk olmak üzere 1282 sivil öldürüldü.

Suriye Türkiye’yi suçlayarak ateşkesi sonlandırdı, iki köyün kontrolünü aldı. Suriye yönetimi, İdlib Gerginliği Azaltma Bölgesi’nde ağustos ayı başında ilan ettiği “şartlı” ateşkesi Türkiye’yi şartlara uymamakla suçlayarak sonlandırdı ve İdlib’in Han Şeyhun ilçesinde bazı noktaları havadan bombaladı.

Suriye ordusu ateşkesin sona erdiğini ilan etmesinden bu yana ilerlemeye devam etti ve Hama bölgesinde iki köyün kontrolünü muhaliflerden geri aldı. Suriye İnsan Hakları Gözlemevi, Suriye ordusunun son iki günde bölgede temmuz ayından beri en büyük ilerlemeyi kaydettiğini açıkladı.

Birleşmiş Milletler Suriye İnsani Yardım Koordinatörü Panos Moumtzis, Suriye’nin kuzeybatısında ateşkesin sona ermesi nedeniyle yeni bir göç dalgasının Türkiye’yi ve Avrupa’yı tehdit ettiğini belirtti. Bölgede yaşanan saldırılarda 39 sağlık ocağı, 50 okul, su noktası, market ve fırın ve çok sayıda mahalle hedef alındı.

Savaşın En Büyük Göçü

Son üç ayda, Suriye rejimi ve Rusya’nın ayrım gözetmeyen bombardımanı 500’den fazla sivili öldürdü ve binlerce kişiyi daha yaraladı. Daha da endişe verici olan Rus ve Suriye hava saldırıları, hastaneler ve okullar dahil olmak üzere kasten hayati sivil altyapıyı hedef aldı. Bununla birlikte gruplar, sivillerin puanlarını öldürerek hükümetin kontrol ettiği kasabaları ayırt etmeden bombaladılar.

Ek olarak, HTS’nin Suriye’deki kuzeybatısındaki sivillere yönelik keyfi tutuklamalar, kaçırma, işkence ve cinayetler de dahil olmak üzere ciddi insan hakları ihlalleri yaptığı bildiriliyor. Türkiye saldırılardan ve göç dalgalarından büyük endişe duymaktadır. Türkiye 3,5 milyondan fazla Suriyeli mültecilere ev sahipliği yapmaktadır ve son olaylardan dolayı sınırda büyük bir mülteci yığını oluşmuştur.

Mültecilerin Türkiye’ye girmesini önlemek için Ankara, Suriye ile olan güney sınırında yaklaşık 500 mil uzunluğunda bir duvar inşa etti. Bununla birlikte, Türkiye ayrıca İdlib’in içinde- rejim ile savaşan silahlı grupları desteklediği- ve Suriye’de daha geniş bir şekilde, Halep vilayetinin bazı bölgelerini kontrol ettiği yerde kalmaya devam ediyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Moskova’ya yaptığı ziyaretin ardından 31 Ağustos’ta, Rusya tek taraflı ateşkes ilan etti.

İdlib ve çevresinde insani yardım operasyonları, her yıl yenilenen ve 2014’ten beri yürürlükte olan BM Güvenlik Konseyi Kararı ile düzenlenmiştir. Bu karar, Şam’dan önceden onay alınmaksızın, sınırsız yardımın hükümet tarafından kontrol edilmeyen alanlara getirilmesine izin vermektedir. Kararın 2020 Ocak’ında sona ermesi nedeniyle, insani yardım kuruluşları sınır ötesi yardımın oldukça kritik olan Rusya’nın bunu veto edebileceğinden endişe ediyor.

Son saldırı, Suriye savaşındaki şimdiye kadarki en büyük yer değiştirme dalgasını tetikleyerek muhalefet kontrolündeki bölgelerde yaşayan yarım milyondan fazla insanın yerini aldı.

Ülke içinde yerinden olmuş kişilerin (ÜİYOK’ler) kampları kapasitenin üzerinde olduğundan, ÜİYOK’lerin çoğu gayri resmi, kalabalık yerleşim yerlerinde yaşamaktadır. Bu yerleşimlerde yaşam günlük bir mücadeledir. Bazıları, tuvalete veya suya erişim dahil en temel hizmetlerden bile yoksundur. Binlerce ÜİYOK’nin zeytin ağaçları altında açık havada yaşadığı bildiriliyor.

Sınırda yaşanan son gelişmelerde Suriyeliler Türkiye’ye ya sınırı açın ya da bizi garantör ülke olarak koruyun çağrısında bulundu.

İdlib’e Dair Öneriler

Türkiye ve Rusya, mevcut ateşkes fırsatını değerlendirmeli ve Soçi anlaşmasının yeniden başlatılmasını müzakere etmek için derhal görüşmelere girmelidir. Bu görüşmelere destek olarak, Suriye hükümet güçleri ve silahlı muhalif gruplar devam etmekte olan bombardımanı durdurmalı ve İdlib ve çevresinde daha fazla taarruz operasyonundan kaçınmayı taahhüt etmelidir.

Suriye hükümeti ve Rusya, Suriye’nin kuzeybatısındaki hava bombardımanlarına devam etmemeyi taahhüt etmelidir. Amerika Birleşik Devletleri, Türkiye ile Rusya arasındaki yenilenen müzakerelerin başlatılması ve desteklenmesi için uyumlu bir diplomatik çaba göstermelidir. Başkan Trump, mevcut ateşkes ihlallerini şahsen ve zorla kınamalıdır.

ABD ve BM Güvenlik Konseyi’nin diğer üyeleri, insani altyapının ve personelin korunmasını sağlamak için Rusya’ya baskı yapmalı ve insani tesislere yapılan saldırıları acımasızca savaş suçu olarak kınamalıdır. BM, insani olanaklara yönelik saldırılar konusundaki soruşturmasının tamamlanmasını hızlandırmalı, sorumluluğu sağlamalı ve bulgularını halka açık şekilde paylaşmalıdır.

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi üyeleri sınır ötesi yardım kararının Ocak 2020’de yenilenmesini sağlamak için Rusya ile bağlantı kurmalıdır.

İdlib’de devam eden yardım çabalarını desteklemek için, aşağıdaki adımlar atılmalıdır:
  • ABD, İdlib’deki yardım operasyonlarını desteklemek için acil durum fonlarını derhal serbest bırakmalı ve istikrar fonlarını kesme kararını kuzeybatı Suriye’ye çevirmelidir.
  • Avrupalı ​​ve Körfez bağışçıları hayat kurtarıcı faaliyetlerin finansmanını derhal ölçeklendirmeli ve koruma, eğitim ve gelir getirici fırsatlar için fonu geri yüklemelidir.

Rejim saldırısının genişlemesi ve İdlib içerisindeki insani durumun daha da kötüleşmesi için hazırlık yapmak için aşağıdaki adımlar atılmalıdır:

  • Türkiye, Suriye’nin kuzeyindeki kontrol ettiği alanlarda ÜİYOK kampları kurmak için hızlı hareket etmeli ve güney Türkiye içindeki mevcut mülteci kamplarının şiddetten kaçan on binlerce sivili geçici olarak barındırma kapasitesini arttırmalıdır.
  • Uluslararası toplum, Türkiye’yi güney sınırını açarak şiddete maruz kalan mültecilere açmalı.
  • Batılı bağışçılar ve Körfez ülkeleri, Türkiye’nin geçici olarak daha fazla mülteciyi barındırabilmesi için gerekli finansman ve yardımı taahhüt etmelidir.

Sonuç Olarak;

İdlib’de faaliyet gösteren insani yardım kuruluşları, yardım saptırmalarını önlemek için iç sorumluluklarını ve izleme mekanizmalarını güçlendirmelidir.

İnsani yardım kuruluşları, cinsel istismar ve sömürü konusunda çalışanlarının eğitimlerini ve izlenmelerini geliştirmeli ve mağdurlara kötüye kullanımlarını bildirmeleri için güvenli yollar sağlamalıdır. Bu kuruluşlar aynı zamanda erken evlilik, cinsel sömürü ve cinsiyete dayalı şiddet hakkında toplumu bilinçlendirme oturumları düzenlemelidir.

Türkiye, STK’ların kayıt altına alınmasını ve personelinin çalışma izinlerine erişimini kolaylaştırmalıdır. Buna karşılık, insani yardım kuruluşları, Türk yasalarına ve düzenlemelerine uymak zorundadır.

KAYNAKÇA

https://tr.euronews.com/2019/08/30/suriye-sinirindan-ankaraya-cagri-ya-siniri-ac-ya-da-garantor-sifat-ile-bizi-esad-dan-koru

https://www.aa.com.tr/tr/dunya/idlibden-olasi-goc-guvenli-bolgeler-icin-endise-kaynagi/1567037

https://www.refugeesinternational.org/reports/2019/8/30/losing-their-last-refuge-inside-idlibs-humanitarian-nightmare

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here