1. GİRİŞ

    Hitler Almanya’sı revizyonist ve saldırgan bir tavırla büyük bir savaşa neden olmuştur. Hitler’in ırkçı tutumu, Yahudi karşıtı düşünceleri ve yaşam alanı idealleri, bu savaşın patlak vermesinde en önemli etkenlerdir. Hitler, Almanya’daki tek yönetici güçtü ve sözleri kanun hükmündeydi. Hitler’in iktidara gelmesinin arkasındaki en büyük faktör, Almanya’nın “Versailles Anlaşması” ve 1929 Büyük Buhranından duyduğu memnuniyetsizlikti. Hitler, Almanların seçilmiş üstün bir ırk olduğuna ve bu ırk için bir yaşam alanı olarak tüm Avrupa’yı fethetmesi gerektiğine inanıyordu. (Abad, 2017: 191)

    Ünlü İngiliz askeri tarihçi ve stratejist Sir Basil Henry Liddell Hart, “Hitler’in İkinci Dünya Savaşı Stratejisi” üzerine derinlemesine bir çalışma yürütmüştür. Hitler’in 1939 savaşı öncesi ve sonrası faaliyetleri ve eylemleri, savaş stratejisinin en önemli örnekleridir. Hitler, yönetiminin ilk aşamasında, uygulama ve forumlar alanındaki dolaylı tutum ve stratejisine lojistik ve psikolojik açıdan yeni gelişmeler getirmiştir. Sonraki süreçlerde, düşmana onunla başa çıkmak için dolaylı bir tavır kullanma fırsatı vermiştir.

    Almanlar, taarruzda kendilerine karşı dayanılamayacağını kanıtlamak için kendi savunma sistemlerini stratejik, ekonomik ve psikolojik birçok yolla zayıflatmışlardır. Almanların sert bir tavır sergilemesinin sonucu olarak, kendi fikirlerine karşı bir direniş meydana gelmiştir. Hatta bizzat Alman kıtaları da, bu tutuma karşı, işgal edilmiş ülkelerin halkları ile temasta bulunmaları dolayısıyla daha hassas bir duruma düşmüşler; ayrıca, kendilerinin aşıladıkları duyguların da etkisine kapılmışlardır. Bu durum, Hitler’in o kadar dikkatle ve devamlı olarak teşvik ettiği savaş heyecanını yok etmeye ve yurt özlemini daha da artmasına neden olmuştur. Kendini kimsesiz hissetme eğilimi, yorgunluk etkisini kuvvetlendirmiş bu da, savaş bezginliği duygusunun etkisinin artmasına yol açmıştır. (Hart: 2015)

    Bu makale Hitler’in savaş stratejisinin İkinci Dünya Savaşı üzerinde nasıl bir etkisinin olduğunu açıklamaya çalışılacaktır. Bu bağlamda makalede, Stratejinin tanımından hareketle ilk olarak İkinci Dünya Savaşı’nın genel stratejisi hakkında bir çerçeve çizilecek, ikinci olarak Hitler’in savaş stratejisinin dinamikleri belirlenerek Hitler’in strateji anlayışı kavranmaya çalışılacaktır.

  1. STRATEJİ

    Stratejinin ilk ifadesi, Eski Yunan geleneğinde askeri araçların savaşın amacına ulaşmada kullanılması olarak tanımlanmaktadır.  Ünlü stratejist General Carl von Clausewitz, 1832’de yayınlanan “Savaş Üzerine” başlıklı çalışmasında belirttiği üzere “stratejiyi savaşın amaçlarına ulaşmak için muharebenin araç olarak kullanılması gereklidir’’. Sir Basil Henry Liddell Hart ise “Strateji: Dolaylı Tutum” başlıklı eserinde tanımladığı üzere “strateji, politikanın amaçlarının gerçekleştirilmesi için askeri imkânların dağıtımı ve uygulanması sanatıdır” şeklinde bir çerçeve çizmektedir.

    Strateji, orduyu politik amaçlarla kullanma veya kullanma tehdidinde bulunma teorisi ve uygulaması olarak tanımlanabilir (Gray, 1999). Bu kavram, askeri araçlar ile siyasi hedefler arasındaki ilişkiyi açıklar ve literatürde askeri strateji olarak da tanımlanır. Genellikle askeri strateji ile karıştırılan bir kavram taktiktir. Askeri strateji, savaşın savaş amacıyla kullanılması anlamına gelirken, taktik kavramı savaşın kontrolünü ve yönetimini çağrıştırır. Clausewitz’e göre, taktikler “savaşta askeri gücün kullanılması teorisi” olarak tanımlanır ve strateji, “savaşın savaş amacıyla kullanılması teorisi” olarak tanımlanır (Clausewitz, 2011). Hart’a göre, “Askeri araçların kullanımı savaşa dönüştürülürse, bu tutumun ayarlanması ve yönetimi” taktik “terimiyle tanımlanacaktır, dolayısıyla taktikler düşük seviyeli askeri strateji kavramıdır (Hart, 2015 ).

    Geniş anlamda strateji ise, Hart’ın tarifi ışığında bir ulusun ya da uluslar topluluğunun siyasi hedeflere erişebilmek için tüm kaynaklarını koordine etmesini ve yönlendirmesini içeren bir kavramdır. Genel strateji ya da yüksek strateji olarak atıfta bulunulan bu kavram bir milletin siyasi, ekonomik, askeri, psikolojik kaynaklarını savaş ve barış sürecinde hükümetin belirlediği ulusal siyasal hedefleri elde etmeye yönelik en fazla desteği sağlayacak şekilde yönlendirme sanatıdır. Bu tanım, gücün askeri olmayan araçlarının da stratejinin belirlenmesinde kullanılacağını açık halde ortaya koyar. Andre Beaufre tarafınca da belirtildiği üzere, strateji ekonomik, siyasi ve askeri araçları koordine eder (Beaufre, 1965).Hitler’in Savaş Stratejisi 5

  1. İKİNCİ DÜNYA SAVAŞI SAVAŞ STRATEJİSİ

    İkinci Dünya savaşında genel strateji anlayışının hâkimiyeti söz konusudur aynı zamanda ülkelerin siyasi liderleri stratejistler olarak rol oynamaktadır. Almanya’nın bu harptaki genel stratejisi temelde saldırgandır ve toprak genişletmeyi hedeflemiştir.     İngiltere’nin genel anlamıyla yürüttüğü strateji ise, İngiliz İmparatorluğu’nu ve büyük güç konumunu korumaktı. Buna rağmen stratejide uluslararası çevrenin gerçeklerine yer verilmemiş, çevresel savunmayla hedefe ulaşılacağı düşünülmüş, doğrusu Hitler Almanya’sının yaratacağı doğrudan tehditler göz ardı edilmişti. Devrin İngiltere Başbakanı Neville Chamberlain’in 1930’ların sonlarında izlediği yatıştırma stratejisi de bu politikanın bir uzantısıdır. Strateji, savaş başladıktan sonrasında, 1940’ta Winston Churchill’in iktidara gelmesiyle değiştirilmişti. Bu hem de ülkelerin askeri stratejilerinde siyasal liderlerin rolü ile ilgili de iyi bir örnek teşkil etmektedir. (Aydın, 2001: 408)

    İkinci Dünya Savaşı, yoğun bir teknolojik gelişme dönemine işaret ediyordu. Bu dönemde savaş mekanize olmuştur. Savaşta tanklar, uçaklar, radarlar ve radyolar kullanılmıştır. Bu uçak, Birinci Dünya Savaşı’nın son yıllarına yetişmeyi başarmış ve çoğunlukla keşif amaçlı piyade desteği olarak kullanılmıştır. II. Dünya Savaşı’nda çıkarma operasyonlarında, asker nakillerinde ve düşmanı bombalamada kullanılmaya başlandı. Tank, I.Dünya Savaşı’nda ordunun dönüşümü ve düşmanın savunma hattını kırmak için kullanıldı ve II. Dünya Savaşı’nda ise toprakların kontrolü ve işgalinde kullanıldı. İkinci Dünya Savaşı’nın sonunda, ABD’nin Japonya’ya karşı kullandığı iki atom bombası, savaşın seyri üzerindeki etkilerini aşan nükleer strateji çağını başlatmıştır.

İkinci Dünya Savaşı’nda Müttefik Devletlerin Grand Strategy anlayışı aşağıdaki gibi belirlenmiştir:

  1. Silah üretiminin zafer programının gerçekleştirilmesi. Bu, savaş endüstrisinin ana alanlarının güvenli hale getirilmesi gerektiği anlamına geliyordu.
  2. Hem Atlantik hem de Pasifik’teki temel iletişim hatlarının bakımı.
  3. Almanya çevresindeki halkayı kapatmak ve sıklaştırmak.
  4. Hava bombardımanı, abluka, yıkıcı faaliyetler ve propaganda ile Alman direnişini yıpratmak ve baltalamak.
  5. Almanya’ya karşı saldırı eyleminin sürekli gelişimi.
  6. Pasifik-Uzak Doğu’daki bu pozisyonların bakımı, hayati çıkarları koruyacak ve biz Almanya’nın yenilgisine odaklanırken Japonya’nın hayati önem taşıyan hammaddelere erişimi önlenmiş olacaktır. (Schmidt, 1949: 26)
  7. HİTLER’İN SAVAŞ STRATEJİSİ’NİN DİNAMİKLERİ

4.1. Lebensraum

  19. yüzyılda, Lebensraum terimi Alman biyolog Oscar Peschel tarafından 1860’ta Charles Darwin’in Türlerin Kökenleri (1859) incelemesinde kullanılmıştır. 1897’de Etnograf ve coğrafyacı Friedrich Ratzel Politische Geographie adlı kitabında Lebensraum (“yaşam alanı”) kelimesini kullanarak fiziksel coğrafyayı bir topluma dönüşmede insan faaliyetlerini etkileyen bir faktör olarak tanımlamıştır. 1901 yılında Ratzel, “Lebensraum” adlı makalesinde tezini genişletmiştir. (Holger, 1999: 220)

    Alman Lebensraum kavramı, 1890’lardan 1940’lara kadar Almanya’da çoğalan yerleşimci sömürgecilik politikalarını ve uygulamalarını içermektedir. İlk olarak 1901 civarında popülerleşen Lebensraum, I. Dünya Savaşı’nda (1914-1918) Eylül ayındaki toprak genişlemesinin temel unsuru olarak İmparatorluk Almanya’sının jeopolitik bir hedefi haline gelmiştir. Bu ideolojinin en uç şekli İkinci Dünya Savaşı’nın sonuna kadar Nazi Partisi ve Nazi Almanya’sı tarafından desteklenmiştir. (Woodruff, 1989: 84)

    Adolf Hitler’in iktidara yükselmesinin ardından Lebensraum, Nazizm’in ideolojik bir ilkesi haline gelmiş ve Almanların Orta ve Doğu Avrupa’ya genişlemesi için gerekçe sunmuştur. Almanya’nın hayatta kalması için gerekli bir Lebensraum’a ihtiyaç duyduğu ve Orta ve Doğu Avrupa’nın yerli nüfusunun çoğunun Polonya, Ukrayna, Rus, Çek ve Aryan olmayan diğer Slav ülkeleri de dâhil olmak üzere kalıcı olarak (Sibirya’ya toplu sürgün, imha veya köleleştirme yoluyla) kaldırılması gerektiği öngörülüyordu. Nazi hükümeti, bu toprakları İkinci Dünya Savaşı sırasında ve daha sonra Lebensraum adına yeniden doldurmayı amaçlamıştır.(André, 2004: 180)

    Genel olarak, Hitler genişleme stratejisine katılmıştır, böylece Alman Volk’u (halkı) hayatta kalabileceğini düşünmüştür. Mein Kampf’ kitabında yazdığı gibi:

“Gelenekleri ve önyargıları göz önünde bulundurmaktan ötürü, Almanya bu insanları mevcut sınırlı yaşam alanından yeni topraklara ve toprağa götürecek yol boyunca ilerlemek için halkımızı bir araya getirme cesaretini ve gücünü bulmalıdır. Dolayısıyla onu yeryüzünden kaybolma veya başkalarına köle millet olarak hizmet etme tehlikesinden de kurtarın.’’ (Hitler, 1971)

    Hitler, Almanya’yı genişletmek için kolonileri çoğaltmak yerine Avrupa’da Almanya’yı büyütmek istemiştir.

“Çünkü bu sorunun çözümünü sömürge devralmalarında değil, yalnızca ana ülkenin alanını genişletecek ve bu nedenle yeni yerleşimcileri en çok yerde tutacak olan yerleşim için bir toprak ediniminde görmemiz gerekiyor. Kökenlerinin toprakları ile yakın bir topluluk, ancak birleşik büyüklüğünde yatan avantajları toplam alan için güvence altına alıyor. ” (Hitler, 1971)

    Yaşam alanının artmasının, Almanya’nın iç sorunları çözmeye yardımcı olarak, askeri gücü artırarak, gıda ve diğer hammadde kaynaklarını artırarak ekonomik kendi kendine yeterliliğe ulaşmasına yardımcı olacağına ve böylece Almanya’nın gücünü artıracağına inanılıyordu. Hitler, Avrupa’daki Alman genişlemesi için Doğu’ya doğru ilerlemiştir. Bu görüşe göre Hitler, Lebensraum sistemine ırkçı unsurlar eklemiştir. Hitler, Sovyetler Birliği’nin Yahudiler tarafından yönetildiğini belirtmiş ve Almanya’nın Rus topraklarını alma hakkına sahip olduğu sonucuna varmıştır.

Hitler’in Savaş Stratejisi 6

4.2 Ludendorff’un Etkileri

    Ludendorff, I. Dünya Savaşı’nda Alman savaş gayretlerinin yöneticisi olup, Hitler’in “Berlin üzerine yürüyüş” suretiyle Almanya’nın denetimini ele geçirmek için vakitsiz olarak hazırladığı 1923 projesinde de onun yaşlı ortağıydı. Tek partili devletin kurulmasından ve kendisinin I. Dünya Savaşı’nın dersleri üzerinde 20 yıldan beri kafa yormasından sonrasında Ludendorff, gelecekteki “topyekûn savaş” ile ilgili olarak vardığı sonuçları ortaya atmıştır. 1914’te Alman doktrinin temelini oluşturmuş olan Clausewitz teorilerine eleştiriler yapmıştır. Ludendorff’a göre hata, sınırsız bir şiddet uygulamada çok ileri gitmiş olmak değil, yeterli derecede ileri gitmemiş olmaktır. O, Clausewitz’i siyasete çok az önem verdiği için değil, politikaya gereğinden fazla saygı gösterdiği için eleştirmiş; tipik bir örnek olarak, Clausewitz’in şu şekilde neticelenen bir pasajını da almıştır: “Siyasal amaç, son hedefi teşkil eder. Savaş, bu hedefe ulaştıran bir araçtır. Tek parti yönetiminin prensibi, topyekûn amaca uyma bakımından, bir milletin her şeyini savaşın hizmetine sunmasını, sulhta ise tüm varlığını gelecek savaşa vermesinin en yüksek ifadesiydi. Bundan dolayı siyaset, savaşın güdüm ve yönetimine bağlı olmalıydı.

    Ludendorff ‘un üzerinde ısrarla durduğu bir başka koşul da, topyekûn savaş isteklerine uygun ve kendi kendine yeter bir ulusal ekonomi sistemine olan ihtiyaçtı. Benimsemiş olduğu bu ekonomik temelin “harpların sonucunu ordular arasındaki muharebeler tayin eder” inancı ile ilişki ve tesirini anlamamıştır. Bu mevzuda, Almanya’nın eski üstadı Clausewitz’in övülmeye değer bulunduğunu düşünüyor ve şöyle diyordu: “Clausewitz, düşman ordularının yalnız muharebede yok edilmesini düşünür.” Ludendorff ‘un görüşüne bakılırsa bu söz “değişmez bir prensip” olarak kalmıştır. Buna karşılık, Hitler’in ilk görüşüne bakılırsa “bir savaş liderinin gerçek amacı, bir muharebe yapmaksızın düşman orduların teslimini sağlamak olmalıdır.” (Hart, 2015)

    Ludendorff ‘un daha yaygın savaş biçimlerine karşı ahlaki ve hatta askeri bir muhalefeti yoktu. Tam ölçekli savaş gereksinimleri karşısında, “sınırsız denizaltı savaşının iptali gibi efsanevi teorik isteklerin dikkate alınmayacağına” işaret etmekteydi “Tarafsız bir ülkenin bayrağını taşısalar” bile, düşman limanlarına ulaşmaya çalışan gemilerin gelecekte denizaltılar tarafından batırılacağını belirtmekteydi. Ayrıca, sivillere yönelik doğrudan saldırılar konusunda, “sivillere acımasızca saldırmak için bombardıman uçaklarının gönderilmesi gereken” bir dönemin geleceğini vurguladı. Ancak onun için düşmanı yenmek için önce hava kuvvetlerinin kullanılması gerekirdi. Ancak bu görevi tamamladıktan sonra, düşman ülke içerilerine karşı kullanılmak üzere serbest kalabilirdi. (Hart, 2015)

    Ludendorff her yeni silahı ve teslimat aracını memnuniyetle karşılamaktaydı, ancak bunları yüksek strateji alanlarında uygun şekilde kullanmak yerine kendi silah sistemine yerleştirmiştir. Savaşta çeşitli sınıflar ve silahlar arasındaki ilişkiyi düşünmediğini açıkça ortaya koydu. Talimatlar, gücü olabildiğince artırmak ve bir yerde kullanmak içindir. (Hart, 2015)

4.3 Blitzkrieg

    ‘Blitzkrieg’ teriminin arkasındaki stratejilerin kökleri, Birinci Dünya Savaşı ve harplar arası devrin Alman askeri planlamasında bulunabildiğinden ve yeni savaş yönteminin oluşturulmasına yardımcı olan bu fikirler olduğundan Almanya’nın zor coğrafi konumu sebebiyle hızlı bir zafer kazanma arzusu yeni bir şey değildi. Alman askeri planlamacıları, Almanya’nın bir yıpratma savaşını ve ne olursa olsun iki cephede bir savaşı kaybedeceğini uzun süreden beri biliyorlardı. Amaç, o süre, tek taraflılıktan kaçınmaktı. Hızlı bir zafer elde etmek için, manevra yoluyla düşmanı kuşatmak aslolan amaçtı. (Ong, 2007: 82)

    Caydırıcılık, savaşı önlemede önceliktir, başarısız olursa ittifak anlamsız olacaktır çünkü savaş çıkabilir. Fransız-Polonya ittifakı da bu yönde düşünülmelidir. Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra kurulan Fransa-Polonya ittifakı, Alman ordusunun Versailles sınırından saldırıya uğradığı ve Polonya’da olası bir Polonya saldırısına hazırlandığı 1920’lerde Almanya için bir tehdit olarak görülüyordu. Savunma savaşına odaklanan senaryolara karşı saldırı seçeneği eklenmiştir. 1920’lerin sonunda, bu seçenek yavaş yavaş saldırı seçeneği ile değiştirilmiştir. (Corum, 1992: 173-174) Bununla birlikte, 1930’ların sonlarına kadar, Fransa için planlar tamamen savunma amaçlıydı. Amaç, daha fazla askeri ve daha kaliteli silahlara sahip olan Fransız ordusunun hızını yavaşlatmaktı. Bu stratejiye göre Almanya’nın hedefi, Batı’da Fransa’nın dikkatini dağıtırken, savaşta Doğu’da Polonya’yı yenmek ve ardından diplomatik bir çözüm aramaktı.

    Versailles Barışı’nın Alman Ordusu’na getirdiği engellemelerin, tam tersi bir etki yarattığı görülmektedir. Alman Ordusu’nun 100.000’e kadar indirilmesi, Alman subaylarını yeni bir yol aramaya yönlendirmiştir. Alman askerî yetkililer çaresizlik içinde az sayıda askere sahip orduyla çok sayıda askere haiz ordulara karşı savunma yollarını, hem askerî alanda hem de diplomatik alanda arıyorlardı. Siyasal alanda geçici ittifaklar ve iş birliği anlaşmaları ile yine güçlenme dönemleri arasında pragmatik geçişler yapılırken, askerî alanda ise hem daha kaliteli silahlar aynı zamanda yeni bir savaş biçimi geliştirerek bunu başarmışlardı.

    Temelde, Seeckt de, Moltke ve Schlieffen benzer biçimde “askerin tek hedefinin düşman kuvvetini yok etmek olduğunu bilmesi gerektiğini” düşünüyordu. Ancak onların aksine bunun için sayı üstünlüğüne ihtiyaç olduğunu iddia etmiyordu. Gerçekten de Almanya’nın tek cephede karşılaştığı savaşlar, başarılı olmuştur. Kitlelerin hareket yetilerinin kısıtlı olduğu için manevradan yoksun kaldıkları ve bu yüzden kazanamadıkları düşüncesinde olan Seeckt için zaferin anahtarı savaşı daha minik fakat daha kaliteli ve hareketli ordularla kazanmaktı. (Corum, 1992: 20-21).

    Seeckt ’in öğrencileri içinde Heinz Guderian da vardı. Guderian Hitler’in Versailles karşıtı politikaları ve silahlanmaya verdiği destek doğrultusunda mobil savaş kavramını zamanın en ileri düzeyine götürerek, zırhlı birlikleri odağına yerleştirdiği Blitzkrieg metodunu geliştirmiş ve 1937’de bastırdığı “Achtung Panzer!” adlı eseri orduda yayılmıştır. Bu strateji gelişme ve silahlanma programının birleştiren Alman Ordusu sayesinde vurucu gücü artmış ve Almanya daha etkili ve aktif bir dış siyaset izlemeye başlamıştır. 1930’ların sonlarına gelindiğinde Alman yayılmacılığı için askerî altyapı hazırdı. (Harris, 1995: 341)

    1940’ların başarıları, Blitzkrieg’in bir savaş kazanma yolu olduğuna Hitler’i ikna etmiş, Sovyetler Birliği’ne saldırısında da o yöntemi benimsetmiştir. Bu sefer de Sovyetlerin hataları erken dönem ​Alman başarılarına yardımcı olmuş, fakat hücumlar çok geçmeden tökezlemiş, savaşın ekonomik talepleri yeterince ele alınmamıştır. Blitzkrieg’i bir doktrin olarak kutlarken, taraftarları Doğuda yer alan tecrübeye yeterince dikkat yöneltmemişler, o rotayı saptayan fetih, yağma ve ırksal tahakküm amaçlarının gerçekleşmemiş olmasını değerlendirememişlerdir. (Hobson, 2010: 625-643)

    ‘Blitzkrieg’ Sovyetlere karşı ilk başta mükemmel çalışmış, yüz binlerce Sovyet esiri ve geniş toprak parçaları ele geçirilmiştir. Bununla birlikte, bu yeni savaş biçimi, SSCB’nin geniş manzarasına ve ‘Blitzkrieg ‘in ana noktasını yıpratan devasa ekipman ve insan gücü rezervlerine karşı sınırlarını buldu. ‘Blitzkrieg ‘in etkinliği, Hitler’in bu savaş biçiminin nasıl yenilebileceğini görememesi, Almanya’nın Doğu Cephesi’nde Nazi Almanya’sının çöküşüne yol açan, onu lanetleyen şey olmuştur.

4.4.Ters Köşeler ve Dağınık Savaş Taktiği

    Almanlar, alternatif hedefleri defalarca tehdit ederek büyük fayda sağlamış ve Fransızları gerçek istikametleri konusunda şüphe içinde bırakmışlardır. Çünkü Fransızlar, Almanya’nın Paris’e mi yoksa Belçika’daki diğer Fransız birliklerine mi gideceğinden tereddüt etmiştir. Alman zırhlı tümenleri batıya yöneldiklerinde, Amiens’e mi yoksa Lille’e mi gittiklerini anlayamamışlardır. Öte yandan Almanlar, önce birinde, sonra diğerinde ilerliyormuş gibi yaparak orduyu Manş kıyısına kaydırarak geçip gitmişlerdir. Alman taktikleri stratejileriyle uyumludur. Bu strateji, dikey saldırılardan kaçınmaya ve her zaman “yumuşak noktalar” bulmaya ve en az dirençle karşılaşan yöne girmeye dayanmaktaydı. Alman komutanları, düşmanları üzerinde stratejik bakımdan felç etkisi yaratmak için, muhaberenin gereksiz olduğunu düşünmüşlerdir. Almanlar, şaşkınlık yaratmak ve düşman ulaştırma sistemini altüst etmek için tanklar, pike bombardıman uçakları ve paraşütçüler kullanarak, hem ters köşeli hem de dağınık bir savaş stratejisi izleme yolunu seçmiştir. (Hart, 2015).

    Almanya, Sovyet Rusya ile saldırmazlık paktı imzalayıp, Polonya sorununu çözdükten sonra Fransa’ya yönelmiştir. Ancak bundan önce stratejik açıdan önem arz eden Kuzey topraklarını ele geçirmeye karar vermiştir ve Danimarka ve Norveç’i işgal ederek kuzeyini ve doğusunu güvence altına almıştır. (Sertel, 2009: 98).

Düşmanlarını hafife alma Düşmanı içerden yıkma Düşmanı teslim olmaya zorla Taarruzda süreklilik Topyekûn savaş
Yeni silah Sistemlerinin kullanımı Başkomutanlık Direktifi Askeri ve Siyasi Lider olma Savaşın esas hedefini belirlemek Savaşçı bir millet yaratmak
Düşmanı zayıf noktasından vurmak Fiziksel ve Psikolojik dengeyi bozmak Direnme imkânlarını yok etmek Amaca dolaylı tedbirlerle ulaşmak Düşmana dolaylı darbelerle vuruş
Savaşta üstünlük kurmaya çalışmak

 

Savaşa hazır olmadan düşmanı tahrik etmemek Düşmana saldırı için fırsat vermemek Düşmanı tahrik etmemek Savaşta Acımaya yer olmaması
Taarruzda cüretkâr olmak

 

Taarruzu beklenmeyen yerden gerçekleştirmek Doğrudan Taarruz etmekten kaçınmak Taarruzda yanıltma stratejisi Yeniliklere açık olmak
Tecrübeye dayanmayan düşüncelerden kaçınmak Düşmanın hem moralini hem de dengesini bozmak Teslim olmaya Zorlamak Savaş heyecanını kaybetmemek Sadece taarruz değil savunmanında öneminin farkında olmak

Tablo: Hitler’in Savaş Stratejisi’nin ana hatları LİDDEL HART’IN ‘’Strateji Dolaylı Tutum’’ eseri baz alınarak çizilmiştir.

SONUÇ

    Hitler, 1933’te Almanya’nın başına geçmiş ve düşünce dünyasını bir Alman politikası olarak uygulamaya koymuştur. Ülkede bir diktatörlük kurmuş, sözlerinin ve eylemlerinin kanun olduğunu ileri sürdüğü bir sistem kurmuştur. Halkı iç siyasete katılmaya ikna ederek Alman milliyetçiliğini teşvik etmiş ve revizyonist fikirlerini uygulamaya koymuştur. Hitler her zaman dış politikasında Anti-Semitizm, yaşam alanı, üstün(ari) ırk gibi argümanları kullanarak Avrupa’nın Almanlaşma politikasını uygulamaya çalışmıştır ve bu onun nihai amacı haline gelmiştir. Geliştirdiği tutumlar İkinci Dünya Savaşı’na neden olmuştur. Almanya başlangıçta yayılmacı politikalarını başarıyla uygularken savaşın sonunda yenilen devlet olarak savaştan ayrılmıştır. (Abad, 2017: 205-206).

    Polonya seferi sırasında Almanlar, Polonya ordusunun büyük bir bölümünü kuşatmış ve ikmal ve takviye imkânlarının önünü kesmiştir. Batı Cephesinde Müttefik güçleri ikiye bölmüş ve onları büyük ölçüde kuşatmıştır. Ancak, hava üstünlüğünün kaybedilmesi ve koordinasyonun azalması nedeniyle başarısız olmuştur. Rus işgalinde arazi ve lojistiğin zorlukları nedeniyle yıldırım savaşı taktikleri ilk başta çok başarılı olsa da, ağır bir yenilgi ile sonuçlanan bir taktik haline gelmiştir. Önemli faktörlerden biri de bu kara operasyonunun çok geniş bir alana dağılmış olmasıdır. Birçok Alman askeri açlıktan ve kötü istihdamdan dolayı donarak ölmüştür.

    Bu dönemde, Almanya tarafından uygulanan dağınık savaş taktiği bugün stratejik olarak görülmemektedir. Kısa vadeli saldırılar ilk bakışta başarılı gibi görünse de, daha sonra büyük başarısızlıklara neden olmuştur. Aynı zamanda savaşın geniş bir coğrafyaya yayılması Almanların savaşı kaybetmesine neden olmuştur.























 KAYNAKLAR

[1]. Abad, C. (2017). Hitler Almanya’sının Yayılmacı Politikası ve İkinci Dünya savaşı (1932-1945). Uluslararası Hakemli Sosyal Bilimler E-Dergisi, 63, 190-208.

[2]. André M. (2004). Operation Barbarossa: Ideology and Ethics Against Human Dignity.

[3]. CITINO Robert M. (2013). Double Jeopardy, World War II, Volume: 28, Issue: 4.

[4]. Clausewitz, V. C. (2011). Savaş üzerine. İstanbul: Doruk.

[5]. Corum, J. (1992). Roots of Blitzkrieg. University Press of Kansas.

[6]. Gray, Colin S. (1982). Strategic Studies and Public Policy: The American Experience. Lexington: University Press of Kentucky.

[7]. Harris, J. P. (1995)”Debate The Myth of Blitzkrieg.” War in History 2( 3), 335-352.

[8]. Hart, L. (2015).  Strateji: Dolaylı Tutum.  Ankara: DORUK.

[9]. Hitler, A. (1971). Mein Kampf . Boston: Houghton Mifflin.

 [10]. Herwig, H. H. (1999). Geopolitik: Haushofer, Hitler and lebensraum. Journal of Strategic Studies, 22(2-3), 218–241. doi:10.1080/01402399908437762.

[11]. Ong, W. (2007). Blitzkrieg: Revolution or Evolution? The RUSI Journal, 152(6), 82–87. doi:10.1080/03071840701863216.

[12]. Overy, R. J. (1980). Hitler and Air Strategy. Journal of Contemporary History, 15(3), 405–421. doi:10.1177/002200948001500302.

[13]. Sertel, Sabiha, (2009). II. Dünya Savaşı Tarihi, İstanbul: Cumhuriyet.

 [14]. Turner, H. A., & Smith, W. D. (1988). The Ideological Origins of Nazi Imperialism. Journal of Interdisciplinary History, 18(3), 527. doi:10.2307/203920

 [15]. Woodruff D. S.(1986). The Ideological Origins of Nazi Imperialism. Oxford University Press.

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here