ÖZET

Birey veya toplulukların bir bölgeden başka bir bölgeye taşınması olarak tanımlanan göç olgusu tarihte her zaman varlığını sürdürmüştür. Küreselleşmenin de etkisi ile ülkeler birbirlerini yakından takip edebilmekte ve sosyal, ekonomik gibi konularda ki statü farklılıklarının bilincine vararak göç etmektedirler. Göçe iten nedenler ele alındığında, her zaman isteğe bağlı olmadığı anlaşılmaktadır. Son dönemlerde göçmenlerin sayısı incelendiğinde kadın göçmenlerin, erkek göçmenlerden daha fazla olduğu görülmektedir. Göç süreci, her birey için olumsuz etkilere sahip olsa da, kadınlar üzerinde daha derin izler bırakmaktadır. Bu hassasiyetten yola çıkarak bu araştırmada, göç kavramının tanımı, sınıflandırılması, göç literatüründe kadın, göç sürecinin kadınlaşması, kadınların göç etme nedenleri, göç sürecinde karşılaştıkları sorunlar ve göçün kadın ile çevresi üzerindeki olumlu ve olumsuz etkileri ele alınmıştır.

GİRİŞ

İnsanlık tarihinin en başından günümüze dek varlığını sürdüren göç, yaşam sürdürülen bir yeri temelli ya da belli bir süre için terk etme durumudur (Mutluer, 2003) . Küreselleşmenin etkisiyle, dini, iktisadi, sosyal, eğitim, savaş, teknoloji, ulaşım gibi birçok konu sebebiyle göç eden insan sayısında da ciddi artış görülmektedir (Castles, Miller. 2008) . Göç nedenlerine bakıldığında en büyük etkenin iktisadi nedenlerden, özellikle işsizlikten kaynaklandığı görülmektedir (Lecaj, 2019) . Dünya genelinde iki yüz milyondan fazla uluslararası göçmen bulunmakta ve giderek artmaya devam etmektedir. Göç, uluslararası bir sorun olarak değerlendirilmekte ve birçok ülke bundan etkilenmektedir (Lecaj, 2019) .

Son dönemlerde göç olgusunda yaşanan en büyük değişimlerden biri, kadın göçmen sayısında ciddi bir artış olmasıdır. Kadınlar, ailevi ve iş bulma nedenlerinin yanında, savaş ve maruz kaldıkları sömürü sebebiyle de göç etmektedirler (UNFPA, 2014) . Kadınlar ya isteyerek ya da zorunlu olarak, bulundukları ve alışmış oldukları çevreden ayrılarak hem dil hem kültürel açıdan farklı bir çevreye geçmektedirler (Topcu, 2019) .

Ne yazık ki, uzun yıllar boyunca göç çalışmalarında kadına yer verilmemiş, göç sürecinde birincil özne konumunda olan erkek incelenmiştir. Örneğin, II. Dünya Savaşı sonrasında, çoğunlukla bekar erkeklerin Avrupa’ya yapmış olduğu klasik işçi göçü sonucunda göç,  hem araştırmacılar hem politikacılar tarafından erkek olgusu niteliği kazanmış ve kadınlar uzun dönemler boyunca görünmez kılınmıştır (Biehl, Danış, 2020) .

Göç alanında cinsiyet odaklı çalışmaların yapılması oldukça yenidir. Son yıllarda, iş gücü piyasasının değişimleri, hizmet ve özellikle bakım alanlarında göçmen ve mülteci kadınların artan rolü ve sayısı ile göç süreci hızlı bir şekilde kadınlaşmaya başlamıştır. Böylece, kadınlara da göç çalışmalarında yer verilmeye başlanmıştır (Pessar, Mahler, 2003) . Günümüz uluslararası literatüründe, göç nedenleri, koşulları, göçmen cinsiyetleri, cinsel yönelimleri, toplumun atfettiği cinsiyet rolleri arasında önemli bir etkileşim olduğu kabul görmektedir (Donato vd. 2006) .

Göç süreci, tüm bireyler için olumsuz etkilere sahip olsa da,  kadınların bu durumdan daha çok etkilendiği aşikardır. Kadınlar üzerindeki toplumsal cinsiyet eşitsizliği başta olmak üzere, hem sosyal hem psikolojik sorunlar ile olumsuz bir etki bırakmaktadır (Berger, 2004) . Kadın evli değilse, ailesinin göç etmesi durumunda göç etmek zorundadır, kendi kararı önemli değildir ve ayak uydurmak zorundadır. Evlendikleri zaman erkeğin yaşadığı şehre yerleşme durumu, yani evlilik göçü de kadın için zorunlu bir göç olarak değerlendirilmektedir. Evli kadınlar ise, eşlerinin iş sebebiyle dönemlik göç etmesi durumda iskan yerlerinde kalmış olsalar dahi bu dönemlik göçten etkilenmektedirler. Kadının eğitim seviyesinin artması ile kendi isteği ile göç eden kadın sayısında da elbette artış olmuştur (Lecaj 2019) .

Zorunlu veya isteğe bağlı olan her göç, kişinin bağlı olduğu toplumdan ayrılmasına neden olduğu için, sosyal, kültürel, psikolojik durumları da olumsuz etkilenmektedir. Kişi kendi isteğiyle seçmiş olduğu ve göç ettiği yerde bile aradığını bulamayıp, uyum sağlayamayabilir. Yani, göç süreci her bireyi şartlar ne doğrultuda olursa olsun olumsuz etkilemektedir (Şeker, Uçan, 2016) .

  1. GÖÇ KAVRAMI VE GÖÇÜN SINIFLANDIRILMASI

Göç kavramını farklı şekilde açıklamak mümkündür. En geniş anlamda göç tanımı, “insan hareketliliği” olarak yapılmıştır (Yılmaz, 2019) . Bunun yanında, ekonomik, sosyal, siyasal ve kültürel yönleriyle bireyin ya da toplulukların coğrafi olarak mekan değiştirdiği nüfus hareketidir (Özer, 2004) . Göç, kişilerin bazı sebeplerden dolayı mekan değiştirme durumu olarak da tanımlanmaktadır. Göç olgusunu gerçekleştiren kişi ya da kişilere ise, “göçmen” denmektedir (Sağlam, 2006) .

Göç olgusu, tek bir yere ya da bölgeye özgü bir durum değildir ve dünyanın her yerinde aynı nedenlerden dolayı göç olgusu gerçekleşmektedir. Göç olgusu, irade esasına göre ele alındığında; zorunlu ve gönüllü olarak ikiye ayrılmaktadır. Zorunlu göç, kişinin siyasi sebepler, savaş, kıtlık, doğal afetler vb. kendi buyruğu dışında gerçekleşen ve can güvenliği tehlikede olan kişilerin göç etme durumudur. Buna örnek olarak, insan ticareti, nüfus mübadelesi ya da sığınmacı hareketler verilebilir. Gönüllü göç, kişinin herhangi bir baskı altında kalmadan, kendi iradesi doğrultusunda göç kararı almasıdır (Berry, Phinney, Sam, Vedder, 2006) .

Göç edilen yerde ki kalma süresine göre göç sınıflandırılmasına bakılırsa; geçici ve sürekli olarak ayrım yapılmaktadır. Geçici göçler, kısa zamanlı herhangi bir amaç için yapılan göçlerdir. Buna, mevsimsel işçiler ya da eğitim için farklı yerlere yerleşmek zorunda kalan öğrenciler örnek verilebilir. Yaşamının diğer kalan kısmını göç ettiği yerde sürdüren ve geri dönmeyen ise, sürekli göç olarak nitelendirilmektedir (Yalçın, 2004) .

Yasalara uygunluğu açısından göç; düzenli ve düzensiz olarak ikiye ayrılmaktadır. Bireyin yasalara uygun bir şekilde, hem bulunduğu ülkenin hem de göç edeceği ülkenin istediği tüm evrakları eksiksiz bir şekilde tamamlaması durumunda çıkış yapması, düzenli göçtür. Ancak, tam tersi, sahte evraklar ve yasadışı yollar ile ülkeden çıkış yapması düzensiz göçtür (Toksöz, 2006) .

Bir diğer göç sınıflandırılması, ülke sınırları kapsamında yapılan; iç ve dış göçtür. Ülke sınırları içinde gerçekleşen göç, iç göç; ülke sınırları dışında gerçekleşen göç ise, dış göçtür (Yalçın, 2004) .

Uluslararası göç kavramı, göç kavramlarının hepsini içine alan, çok boyutlu, kalan ve giden arasında bir bağ kuran, kültürel, demografik ve siyasi bir süreçtir. Uluslararası göç de kendi içinde gönüllü ve zorunlu olarak ikiye ayrılmaktadır. İş gücü, eğitim ve aile birleşimi gibi sebeplerle gerçekleşen göç, uluslararası gönüllü göç olarak nitelendirilmektedir. Doğal afet, mülteci, savaş gibi sebepler yüzünden gerçekleşen göç ise zorunlu uluslararası göçtür (Faist, 2003) .

Uluslararası göç kavramı, göçün nedenlerini, nasıl gerçekleştiğini ve sürecini açıklamayı hedeflemiştir. Yaklaşım ekonomi odaklı ise, göç veren ülkenin ekonomik durumu, iş istihdamı, piyasa durumu ve göç alan ülkenin iş gücü incelenmektedir. Kültürel, sosyal ve psikoloji odaklı ise, toplumlar arası ilişkiler, önyargı, kültürleşme, temas gibi konular ele alınmaktadır. Feminist odaklı yaklaşım ise, göç sürecinin, toplumsal cinsiyet eşitsizliğini desteklediğini ele almaktadır (Şeker, Uçan, 2016) .

Göç sürecini ve nedenlerini açıklamaya çalışan tüm kuramlar tek bir noktada uzlaşmaktadırlar. Her ne sebeple olursa olsun göç eden tüm bireyler, dil, kültür, sosyal çevreye uyum sağlama çabasına girdikleri için birçok sorunla başa çıkmaya çalışmaktadırlar. Göç ettikleri ülkenin kendi vatandaşlarına tanınan sosyal, siyasi veya hukuki hakların çoğundan yararlanamazlar. Yani, göç etmeden önce yaşadıkları sorunlar, göç ettikten sonra da yenileri ile devam etmektedir (Cohen, Sirkeci, 2015) .

Kadın, erkek ve çocukların göç etmeden önce üstlendikleri roller de değişiklik göstermektedir. Daha önce işi olmayan kadın, göç sonrasında iş imkanı bulabilir veya erkek bireylerin iş bulamadığı durumlarda kadınlar çalışmak zorunda kalabilir. Öyle ki, göç sonunda kadın ve erkek rolleri yeniden yapılandırılabilir (Şeker, Uçan, 2016) .

  1. GÖÇ LİTERATÜRÜNDE KADIN

1960’lı yılların ortalarında ikinci dalga feminizmin yayılmaya başlaması ve toplumda yaşanan değişimler sonucunda, toplumsal cinsiyet rollerine özgü ilgi de giderek artmıştır. Göçün temel öznesi, aileyi kamusal alanda temsil eden ve ekonomik gücün tamamen erkek elinde olması sebebiyle, bu tarih öncesine bakıldığında, göç olgusunda cinsiyet ayrımı yapılmamıştır. Kadınların göç sürecinde erkeklere bağlı olması nedeniyle erkekler ile benzer sıkıntılar yaşadığı düşünülmüştür (Ünlütürk, Kalfa, 2009) . Göç, aile içindeki cinsiyet eşitsizliğini ön plana çıkarmakta ve genellikle erkek ya da aile büyüklerinin verdiği kararlar olarak nitelendirilmiştir (Şeker, Uçan, 2016)

1975 yılında Meksika’da gerçekleşen Birleşmiş Milletler Kadınlar Üzerine Dünya Konferansı ve 1980 yılında Kopenhag’da gerçekleşen Kadınların On Yılı Üzerine Dünya Konferansı’nda, ilk kez göç sürecinde kadınların erkeklerden daha farklı ele alınması gerektiğinden bahsedilmiş ve bu süreçte kendilerine özgü durumları ile incelenmeleri gerektiği dile getirilmiştir. Erken dönem feminist çalışmalarında, göç ettikleri ülkeler için kadınların ekonomik alanda olumlu katkılar sağladığından ve kadınlara yönelik yapılan cinsel saldırılardan bahsedilmektedir (Şeker, Uçan, 2016) . Bu dönemde kadın göç etmesi durumunda,  geleneksel değerlerden vazgeçmediğinden ve taşıyıcı nitelikte olmasından dolayı göç sürecindeki uyum sağlama sürecini geciktirmektedir. Öyle ki, süreci geciktirmesinden dolayı, kadın tip olarak, stereotipler olarak adlandırılmıştır (Ünlütürk, Kalfa, 2009) .

1980 itibariyle göç literatüründe kadının benzer durumları ve göç ettikleri ülkenin iş gücü piyasası gibi konular ele alınmıştır. 1990’lar da ise, bu süreçte mağdur olarak nitelendirilen kadının artık pasif değil, aktif bir özne olduğundan bahsedilmiştir. Göç eden bireylerin şiddet ve cinsiyet eşitsizliği gibi konulara maruz kalmaması için uluslararası göç hukukun bu anlamda düzenlenmesi gerektiği üzerinde durulmuştur. Ayrıca, son dönemlerde kadının gelişmiş ülkelerde iş gücü ihtiyacının fazla olması da kadının göç sürecinde özne haline gelmiş olduğunu göstermektedir (Yılmaz, 2019) .

  1. GÖÇ SÜRECİNİN KADINLAŞMASI VE KADINLARIN GÖÇ ETME NEDENLERİ

1970 yılından sonraki dönemde, artan yoksulluk, gelir dağılımında ki eşitsizlik, savaşlar gibi küresel boyutta uygulanan neoliberal politikalar ile kadınların göç sürecinde ki farklı yanları görünür hale gelmeye başlamış, erkeklerden daha farklı deneyimlere sahip oldukları anlaşılmıştır. Bunların yanında, 1960 yılı itibariyle özellikle ekonomik nedenler sebebiyle kadın göçmen sayısında ciddi artış olmuştur. Yapılan araştırmalara göre, 2000’li yıllarda Avrupa ve Kuzey Amerika’ya göç eden nüfusun yarısını kadınlar oluşturmaktaydı (Sam, 2006; Yılmaz, 2019) . Göç edenlerin yarısını kadınlar oluşturmuş olsa da, göç süreci araştırmalarında kadınlar yine erkeklerin arka planında kalmıştır. Özellikle son yıllarda göç eden kadın sayısında ciddi artış olması sebebiyle uluslararası göçün kadınlaştığı düşünülmektedir (Şeker, Uçan, 2016) .

Kadın göçünün temelinde, yoksulluk, güvenlik problemleri, savaş, kıtlık, iş gücü, aile birleşimi, evlilik, ücret dağılımındaki farklılıklar ve yurt dışı bağlantıları yatmaktadır (Mollard, 2010) . Ancak, geleneksel kadın rolleri baskısı, şiddet veya bazı kültürel nedenler de kadının göç etmesinde etkilidir (Anker, 2002) . Göç süreci boyunca, cinsiyet rolü sebebiyle kendileri ile özdeşleşmiş sorumluluklar sebebi ile hem göç hem kadın olmanın mağduriyetini birlikte yaşamaktadırlar. Bu nedenle göç sürecinde, çifte dezavantaja sahip, hassas grup, kadınlardır (Sam, 2006) . Kadın göçmenler, aile içinde ve göç ettikleri ülkede toplumsal cinsiyet eşitsizliği sebebi ile sürekli bir mücadele halindedirler ve kadınların, özellikle toplumsal cinsiyet eşitsizliği sebebi ile neden göç ettikleri ve göç sürecinde nelerle karşılaştıkları ayrıntılı bir şekilde incelenmelidir (Şeker, Uçan, 2016) .

   3.1. İş İçin Göç Eden Kadınlar: Kadınla Özdeşleşmiş İşler

Göçmenler ve göçmen olmayanlar arasında iş gücüne katılım oranı ile ilgili bir kıyaslama yapılırsa, göçmenlerin iş gücüne katılım oranlarının biraz daha yüksek olduğu görülmektedir. Özellikle, kadın göçmenler ile bu farkı görmek mümkündür (ILO, 2015) .

Göç eden kadınlar, kendileri ile özdeşleşmiş olan, bakıcılık, ev hizmetleri, hemşirelik gibi işlerde çalışmaktadırlar. Ancak, bunlar arasında ilk sırada, çok fazla nitelik şartı istenmeyen ev hizmetleri yer almaktadır; göç eden kadınların büyük bir çoğunluğu bu alanda çalışmaktadır (ILO, 2015) . Ne yazık ki bu iş alanında çalışan kadınlar, pasaportlarına el konulması, işveren bireye itaat edilmesi, ücretsiz çalıştırılmak istenmeleri, çalışma sürelerinin fazla olması yanında taciz, tecavüz ve şiddet ile de karşı karşıya kalmaktadır (Fidh, 2007) . Göçmen kadınlara sağlanan diğer iş alanları ise, turizm ve eğlence alanları ile yaralanma, sakat kalma olasılığı yüksek olan endüstriyel alanlardır (Kalfa, 2010) .

Eğitim gerektiren hemşirelik ve öğretmenlik mesleğinin yanında seks işçiliği de kadınla özdeşleşmiş bir meslektir. Gelişmiş ülkelerde hemşire ihtiyacının olması ile gerçekleşen hemşire göçü, kadın göçü için önemli bir yere sahiptir (Kingma, 2007) . Dünya Sağlık Örgütü’nün 2010 yılında yapmış olduğu açıklamaya göre, özellikle Avrupa ülkelerine son yıllarda sağlık (hemşirelik, doktorluk) sektöründe çalışmak için göç edenlerin sayısında artış olmuştur (Yılmaz, 2019) . Günümüzde ise bu artış devamlılığını sürdürmektedir.

Göç alan ülke, ya beyin göçü olarak adlandırılan yüksek vasıflı ya da fazla emek gerektiren ev içi bakım hizmetleri, yaşlı-çocuk bakımı, evcil hayvan bakımı gibi vasıfsız iş gücü talep ederler. Ne yazık ki kadınlar, çalışma sırasında yetersiz dil bilgisi, kültür farklılığı gibi nedenlerden dolayı sorun yaşarlar. Bu nedenle göçmen kadınlar, nitelikli bir işte çalışabilmek için eğitim seviyelerini yükseltmelidirler (Sam, 2006) .

  3.2. Mevsimlik Göç

  İşgücü piyasasında kadınlar mevsimsel göç ederek de varlıklarını sürdürmektedirler. Yoksulluk etkisinin en fazla olduğu ve genellikle aile ile birlikte yapılan bu göç grubunun yarısından fazlasını kadın göçmenler oluşturmaktadır. Yapılan bir araştırmaya göre, mevsimlik göç eden kadınlardan çoğu hamile ve ne yazık ki, doğum öncesi ve sonrası sağlık hizmetlerinden faydalanma olasılıkları kısıtlıdır. Bu nedenle de, ölü doğum, kayıt dışı annelik gibi olumsuzluklar çok fazla görülmektedir (Tüzer, 2010) .

  3.3. Aile Birleşimi İçin Yapılan Kadın Göçü

  Tarihsel süreçte aile birleşimi, kadınların göç etme nedenlerinin temelinde yer almaktadır. İktisadi açıdan gelişmiş olan ülkelere yapılan göçün birincil şeklini, kadının edilgen bir durumda görüldüğü aile birleşimi oluşturmaktadır. Özellikle, Avrupa ülkeleri, Kanada, ABD gibi gelişmiş ülkelerdeki kadın göçünün temelinde aile birleşimi yer almaktadır (Yılmaz, 2019) . Erkeğin iş değişikliği yapması halinde kadın yine onu takip etmek zorundadır. Aile birleşimi bağlamında kadın, aileyi, eşi, akrabayı takip eden gelin, eş ya da çocuk olarak ikincil konumda yer almaktadır. Bu durum uluslararası hukuk için de aynıdır; kadının göçmen statüsü,  kocasına göre biçimlenmiş, ikincil durumdur (Sam, 2006) .

  İlk göç eden kişinin kadın olması ve ailede ki diğer bireylerin de göçe katılması durumu da söz konusudur. Örneğin, kadınla özdeşlemiş iş olarak bilinen ev hizmetleri alanında çalışacak kadın, ilk göç eden birey olur ve kadının süresiz oturum alması halinde, ailenin diğer üyeleri de bu göçe katılır (Piper, 2003) . Aile birleşimi ile yapılan göç her ne kadar yasal olsa da, ailenin diğer üyelerinin çalışma izni alması veya iş gücü piyasasında yer alması kolay değildir (Yılmaz, 2019) .

  3.4. Evlilik İçin Yapılan Kadın Göçü

  Evlilik sonrasında, kadının kocasının ailesinin bulunduğu yere yerleşmesi “babayerlilik” ; kocanın karısının ailesinin bulunduğu yere yerleşmesi “anayerlilik” olarak tanımlanmaktadır. Ancak dünya geneline bakıldığında, genellikle kadınların, kocalarının ailesinin bulunduğu yere göç ettiklerini görmekteyiz (Yılmaz, 2019) .

  Evlilik ile yapılan göç, yalnızca aynı kültür ya da coğrafyada ki kişiler arasında değil; farklı coğrafya ve kültürden kişiler arasında, yani, uluslararası alanda da yapılmaktadır. Küreselleşmenin etkisi, internet ve sosyal medya kullanımı ya da evlilik sitelerinin olduğu platformlar, dünyanın her yerindeki insanların birbirleri ile iletişimini kolaylaştırmıştır. Az gelişmiş ülkelerde ki erkeklerin, gelişmiş ülkelerdeki kadınlar ile evlenmesi ya da tam tersi, az gelişmiş ülkelerde ki kadınların, gelişmiş ülkelerdeki erkekler ile evlenmesi olasıdır. Ne yazık ki, bu tür evliliklerin yapılması, kadın ticareti ve kadın sömürüsünde de artış göstermektedir. Aslında, yurt dışı ya da yurt içi fark etmeksizin evlilik sebebiyle yapılan göç insan hakları ihlaline neden olmaktadır (Sam, 2006; Yılmaz, 2019) .

  3.5. Sığınma Amaçlı Kadın Göçü

  Yıllara göre küçük değişiklikler olsa da, mülteci ve sığınmacı olarak göç edenlerin neredeyse yarısını kadınlar oluşturmaktadır. Yaşadıkları ülkede maruz kaldıkları ayrımcılık ve kötü muamelelerin yanında, savaş, kıtlık gibi nedenler ile zorunlu şekilde göç etmek zorunda kalan bireyler, daha hassas ve daha kırılgan olmaktadırlar. Özellikle, kadın ve çocuklar normal süreçte bile birçok sömürü ile karşı karşıya kalıyorken, göç sürecinde daha fazla olumsuzluklar ile karşı karşıya kalmaktadırlar; fiziksel saldırı, cinsel saldırı, istismar, taciz vb. (Yılmaz, 2019) .

  Günümüzde mülteci ve sığınmacı kadınlar, eşlerini savaşta kaybettiği ya da eşleri savaşmaya devam ettiği için, ev reisi konumuna geçmiş ve toplumsal cinsiyet rollerinde de bazı değişiklikler olmuştur. Değişen sorumlulukları sebebiyle de olumsuz yönde etkilenmişlerdir. (Şeker, Uçan, 2016) .

  3.6. İnsan Ticareti Amacıyla Gerçekleşen Kadın Göçü

  İnsan kaçakçılığı ve insan ticareti genellikle birbirleri ile karıştırılıyor olsa da, birbirleri arasında büyük bir fark söz konusudur. “İnsan kaçakçılığı”, bireylerin yasa dışı yollar ile bir yerden başka bir yere götürülmesi durumudur. Ancak “insan ticareti”, bireylerin kandırılarak ya da baskı ve şiddet yolu ile hem psikolojik hem bedenen sömürülme durumudur (UN, 2004) . İnsan ticareti, zorbalık, kandırma, cinsel sömürü gibi suç unsurlarını bünyesinde taşımaktadır ve ne yazık ki, buna maruz kalan kesim, kadınlardır (Sam, 2006) .

  Toplumsal cinsiyet eşitsizliği ve kadın göçmenlerin mağduriyeti sebebiyle incelenmesi gereken insan ticaretini, gelir düzeyinde artış olan ülkelerin, eğlence sektörüne yönelmesi ve bu sektörde seks işçisi olarak, kadının çalışması oluşturmaktadır (Etiler, Lordoğlu, 2010) . Kesin olmamakla birlikte, her yıl bir milyondan fazla kadın ve çocuğun insan ticareti ile karşı karşıya kaldığı söylenmektedir (Öztürk, Ardor, 2007) . Ayrıca, son yıllarda uygulanan katı göç kuralları, kadınları farklı yöntemlere ve aracılara itmektedir. Göç etmelerine yardımcı olan aracılar, kendilerine borçlu olduklarını beyan ederek, kadınları zorla çalıştırıp seks ticaretinin kölesi haline getirmektedirler (Tepecik, 2013) .

4. KADIN GÖÇMENLERİN GÖÇ SÜRECİNDE KARŞILAŞTIKLARI SORUNLAR VE RİSKLER

  Çeşitli şekillerde sömürülen kadınlar, ilk olarak yetersiz sağlık şartlarından kaynaklanan sorunlar ile karşı karşıya kalmaktadır. Bunun yanında karşılaştıkları sorunları şu şekilde sıralayabiliriz:

  • Kadın göçmenlerin, sınır görevlisi veya polislerin sert fiziksel müdahalesine ya da, cinsel tacizine maruz kalması.
  • Temizlik olanaklarına sınırlı bir şekilde ulaşabilmeleri, bazı durumlarda ulaşamamaları.
  • Cinsel yollar ile bulaşan (AIDS vb.) hastalıkların bulaşması.
  • Aile planlamasının yapılamaması sebebiyle istenmeyen gebeliklerin olması.
  • Gebe kalmamak için sağlık hizmetlerine ulaşılmaması.
  • Dil yetersizliği ve kültür uyuşmazlığı sebebiyle bulunduğu ortama uyum sağlama süreçlerinin artması.
  • Aile içi şiddettin artması ve bunu dil yetersizliği sebebiyle açıklayamaması.
  • Bulundukları yerden sınır dışı edilme korkusu ile sunulan hizmetlerden dahi yararlanmamaları.
  • Ruhsal, fiziksel veya cinsel sömürünün olduğu işlerde çalışmak zorunda kalmaları.
  • Toplumsal cinsiyet eşitsizlikleri sebebiyle kötü olan yaşam koşullarında yaşamaya çalışmaları (Mollard, 2010) .

  Tüm bunların yanında, aile reisi olmak zorunda kalan, eşcinsel olan, tecavüze uğramış olan, psikolojik rahatsızlığı olan veya travma yaşamış kadınlar, diğer göçmen kadınlara göre daha fazla risk altında olmakla birlikte korunmaya olan ihtiyaçları da daha fazladır (UNCHR-Türkiye, 2017) .

5. GÖÇÜN KADIN VE ÇEVRESİNE OLAN ETKİLERİ

  Sosyal bir süreç olan göç, kadınlar üzerinde bazı durumlarda olumlu bazı durumlarda olumsuz etkilere sahiptir. İş gücü piyasasında yer olan göçmenlerin birikim yaparak, memleketindeki akrabalarına göndermesi ya da memleketlerine geri dönmeleri halinde edindikleri deneyimlerin olumlu katkılar sağladığı söylenebilir. Çünkü, göçmen kadınlar geri döndüklerinde edindikleri deneyimleri bir başkasına aktararak, kendi işini kurma konusunda da çaba göstermektedir (Fleury, 2016) .

  Gelişmemiş ülkeden, gelişmiş ülkeye yapılan göç sürecinde, kültürel farklılıkların olması, kayıt dışı olunması ve ya sınır dışı edilme korkusu gibi olumsuz etkileri bir yana bırakırsak, göç, daha iyi eğitim, iş istihdamı ya da sağlık şartlarına ulaşım gibi olumlu etkileri de kadına sunmaktadır (Fleury, 2016) .

  Göç, toplumların kadına atfettiği geleneksel cinsiyet rolünün değişmesinde önemli bir rol oynayabilir. Göç süreci veya sonrasında kadın, istemediği ilişkiyi bitirebilir, ev veya aile ile ilgili verilen kararlarda kontrolünü kurarak, cinsiyet rollerinde bir iyileştirme şanslı bulabilir (Foner, 2001) . Göçün özgürleştirici ya da itaat ettiren bir süreç olduğunu belirlemek zordur. Öyle ki Ellen Dubois, ABD’de yaşayan kadınların özgür bir ruha sahip olduğunu ancak, en ağır işlerde düşük ücretlerle çalıştırıldığını ve kamu politikalarından da yeterince yararlanamadıklarını anlatmıştır (Dubois, 2004) . İçinde bulunduğun ülkenin toplumsal cinsiyet durumunu terk edip, başka bir duruma girmek, hem olumlu hem olumsuz sonuçlar ortaya çıkarmaktadır. Farklı bir ülkeden gelen kadınlar, bazı avantajlara sahip olabilseler de,  yabancı olarak nitelendirildikleri için, kültürel, toplumsal cinsiyet rolleri ve etnik farklılıkları sebebiyle daha çok dezavantajlı durumdadırlar (Etiler, Lordoğlu, 2010) .

  SONUÇ

   Göç sürecinde kadın ve kadının durumu incelenmeye başlanmış olsa da kadın, erkeğin gölgesinde kalmaya, ikincil konumda olmaya devam etmektedir. Göç sürecinde, kadının karar verme yetkisi ataerkil toplum yapısında her zaman sınırlı kalmıştır. Kadın ile özdeşleşen, annelik duygusu, çocuk bakımı, ev işleri gibi daha insancıl ve ezilenin farkında olması duyguları göç sürecinde de devam etmektedir. Öyle ki kadın, göç etmesi halinde, ev işi, çocuk bakımı gibi sorumluluklarının yanında, geleneksel kültürünü, aile yapısını, akrabalık ilişkilerini korumak gibi ek görevler ile de yükümlü tutulmaktadır. Bu nedenle de, girmiş olduğu farklı toplumsal kültür, dil vb. yapılara alışma süreci oldukça uzun zaman almaktadır. Kadın, ailenin ekonomik sıkıntı çekmesi sebebi ile göç ettiği yerde ucuz, zorlu ve vasıfsız iş istihdamına yönelmek zorunda kalmaktadır. Gittiği ülkeye ekonomik anlamda bir katkı sağlıyor olsa bile, hukuki anlamda pek bir güvencesi yoktur, korunmazlar. Çok nadir olsa da, ekonomik kazancı sayesinde, aile içinde ki ataerkil baskıdan kurtulabilmektedirler.

  Göçmen kadınlar, uluslararası göç sürecinde cinsel istismara, fiziksel şiddete ve daha birçok olumsuzluk ile erkeklere nazaran daha fazla karşı karşıya kalmaktadır ve tüm bunların yanında çoğu zaman zorla seks işçisi olarak, eğlence sektöründe çalıştırılmaktadırlar. Artmakta olan insan ticaretinin çoğunu da göçmen kadınlar oluşturmaktadır.

  Küreselleşme, savaş, doğal afet, işsizlik, yoksulluk gibi sebeplerden dolayı çoğalan göç, erkek ve kadın bireyler tarafından farklı şekilde yaşanmaktadır. Göç sürecinde kadının kişisel ihtiyaçları, özellikle sağlık ihtiyaçları göz ardı edilmemelidir. Kadının hem iyi bir anne, hem iyi bir eş olmaya çalışması yanında birde iş hayatında varlığına sürdürme çabası hayat şartlarını da zorlaştırmaktadır. Kadın göçmenlerin, dil yetersizliği problemi, eğitiminin olmaması ve bazı psikososyal baskılara maruz kalması da göç sürecinde kadını dezavantajlı kılmaktadır. Göç süreci ve sonrasında kadın, sağlık, eğitim ve sosyal haklara erişimde sıkıntılar yaşamaktadır. Kadının hem göç sürecinde yaşadığı sıkıntılar, hem de sonrasında karşılaştıkları sıkıntılar kadını sadece bedenen değil, ruhen de olumsuz yönde etkilemektedir.

  Buradan da anlaşılacağı gibi, göç sürecinin kadın için bazı avantajları olsa da daha çok dezavantajları vardır ve kadın göçmenler için çok yönlü, çok aşamalı çalışmalar yapılmalıdır. Kadın da tıpkı erkek göçmenler gibi birincil özne konumunda ele alınmalı, göç olgusu yalnızca erkek ile özdeşleştirilmemeli ve kadın açısından da değerlendirilmelidir. Kadın ancak, göç sürecinin karar mekanizmasında söz sahibi olabilirse ve göç ettiği ülkede ki hemcinsleri ile aynı yasal haklara sahip olabilir, tüm sosyal, sağlık alanlarına erişimi sınırlı olmaz, yalnızca kendileri ile özdeşleşmiş işlerde düşük ücretle değil, her alanda iş imkanı sunulur, hak ettiği ücreti alır ve geleneksel ataerkil baskısından kurtulabilirse, göç sürecinde mutlu, kendisi ile barışık ve başarılı olabilir.

Selin IŞILDAK



 

KAYNAKÇA

Anker, D.  (2002).  “Refugee  Law,  Gender  And  The Human Rights Paradigm” , Harv. Hum. Rts. Journal.

Berger,  R. (2004). “Immigrant  Women Tell  Their  Stories.” New York: The Haworth Press.

Berry, J. W. , Phinney, J. , Sam, D. , Vedder, P.  (2006).  “Immigrant  Youth:  Acculturation, Identity and Adaptation”, Applied Psychology.

Biehl, K. , Danış, D. (2020). “Toplumsal Cinsiyet Perspektifinden Türkiye’de Göç Araştırmaları”, Sabancı Üniversitesi Toplumsal Cinsiyet ve Kadın Çalışmaları Mükemmeliyet Merkezi.

Castles, S. , Miller, M. J. (2008). “Göçler Çağı, Modern Dünyada Uluslararası Göç Hareketleri”, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları.

Cohen, J.H. , Sirkeci, İ. (2015). “Hareketlilik, Göç, Güvensizlik”, İDEALKENT, Cilt:6, Sayı:15.

Donato, K. M., Gabaccia, D., Holdaway, J., Manalansan IV, M. ve Pessar, P. R. (2006).  “A glass half full? Gender in migration studies”, International Migration Review.

Dubois, E. (2004). Women’s and Gender History in Global Perspective: North -America After

B. Smith içinde, Women’s History In Global Perspective, University of Illinois Press, Urbana.

Etiler N, Lordoğlu K. (2010). Göçmenlerin sağlık sorunları: Ev Hizmetlerinde Bir Alan Araştırması. II. Sosyal Haklar Ulusal Sempozyumu, Denizli, Türkiye. Congress Presentation Book.

Faist,  F. (2003).  “Uluslararası Göç ve Ulusaşırı Toplumsal Anlar”, Bağlam Yayıncılık, İstanbul.

Fidh. (2007) . “Women and Migration”, 36 Congress of the Fidh, Migration Forum, Lisbon.

Fleury, A. (2016) . “Understanding Women And Migration: Literature Review”, KNOMAD.

Foner, N. (2001). “Benefits  And  Burdens:  Immigrant Women  And  Work  in  New  York City”,  R.  Simon içinde, Immigrant Women: New Brunswic.

Kalfa, A. (2010). “Türkiye’de Fuhuş Sektöründe Çalışan Göçmen Kadınların Çalışma Koşulları Üzerine Bir Alan Araştırması”.

H. Durudoğan, F.  Gökşen, B.  E. Oder, ve D.  Yükseker içinde, Türkiye’de Toplumsal Cinsiyet Çalışmaları. Koç Üniversitesi Yayınları, İstanbul.

Kingma, M. (2007) . “Nurses on the Move – A Global Overview”, Health Services Research.  Sayı: 2.

Lecaj, F. (2019). “Küreselleşme Göç ve Kadın”, Uluslararası Beşeri ve Sosyal Bilimler  İnceleme Dergisi, Cilt: 3, Sayı: 1.

Mollard, B. (2010) . “Kadın ve Göç: Göç Deneyimi Boyunca Sağlığın Geliştirilmesi”, Göç ve Kadın Sempozyumu, Hacettepe Üniversitesi Nüfus Etütleri Enstitüsü, Ankara.

Mutluer M. (2003) “Göç Sorunsalı Üzerine Kuramsal Çerçeve”,  İstanbul, Çantay Kitabevi.

Özer, İ. (2004), “Kentleşme, Kentlileşme ve Kentsel Değişme”, Ekin Kitabevi, Bursa.

Öztürk,  F. , Ardor, H. N. (2007). “Human Trafficking As A Field  Of Crime Industry: An Evaluation For Turkey”,  Ekonomik Yaklaşım.

Pessar, P. R. ve Mahler, S. J. (2003) “Transnational migration: bringing gender”,International Migration Review

Piper, N. (2003)  “Feminization of Labor Migration as Violence Against Women International, Regional, and Local Nongovernmental Organization Responses in Asia”, Violence Against Women.

Sağlam, S. (2006). “Türkiye’de İç Göç Olgusu ve Kentleşme”, Hacettepe Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları, Cilt:5, Sayı:5, Ankara.

Sam, D. L. (2006).  “Acculturation of Immigrant Children Island Women”, Cambridge University Press, Cambridge.

Şeker, D. , Uçan, G. (2016). “Göç Sürecinde Kadın”, Celal Bayar Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Cilt: 14, Sayı: 1.

Tepecik, F. (2013). “İnsan Ticaretinin Ekonomisi ve Hukuku”, International Conference on Eurasian Economies.

Toksöz, G. (2006). “Uluslararası Emek Göçü”, Bilgi Üniversitesi, İstanbul.

Topcu, N. (2019). “Küreselleşme, Uluslararası Göç ve Avrupa Birliği Göç Politikaları”, NOSYON, Cilt: 3, Sayı: 3.

Tüzer, T. (2010) . “Göç, Kadın ve Üreme Sağlığı’’, Hacettepe Üniversitesi Nüfus Etütleri Enstitüsü, Göç ve Kadın Sempozyumu.

Ünlütürk U. Ç. ve Kalfa, A. (2009). “Göçün Kadınlaşması ve Göçmen Kadınların Örgütlenme   Deneyimleri,” Fe Dergisi.

Yalçın, C. (2004). “Göç Sosyolojisi”, Anı Yayıncılık, Ankara.

Yılmaz, A. (2019). “Göç ve Kadın: Göçün Feminizasyonu ve Kadın Göçmenlerin Durmu”, Celal Bayar Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Cilt: 17, Sayı: 1, Manisa.

DİĞER KAYNAKLAR

ILO, (2015) . “Global Estimates on Migrant Workers: Results And Methodology, Special Focus On Migrant Domestic Workers”. Hacettepe Üniversitesi Kütüphane Portalından Erişim sağlanmıştır.

“Protocol Against The Smuggling Of Migrants By Land, Sea and Air, Supplementing The United Nations Convention Against Transnational Organized Crime”. http://www.unhcr.org/496323791b.pdf,

UNHCR. (2017) . UNCHR-Türkiye,  http://www.unhcr.org/turkey/home.php?

UNFPA (United Nations Population Fund) (2014) Migration: a world on the move. http://www.unfpa.org/pds/migration.html

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here