Zeyin Dalı Harekatı’nın ardından gündeme gelen Fırat’ın Doğusuna operasyon süreci, bugünlerde ciddi bir boyut kazanmıştır. Son günlerde Fırat’ın Doğusuna olası operasyon, yerel ve dış basınca konuşulmakta, tartışılmaktadır. Bölgede, milli güvenliğimizi tehdit eden terör unsurları, ‘devletleşme’ yolunda ilerlemektedir. Türkiye, bu konudaki güvenlik politikalarını uluslararası arenaya taşıyarak gerekçelerini belirtmektedir.
Fakat, gerek BM gerekse ABD öncülüğündeki ‘DEAŞ karşıtı Koalisyon Güçleri’, Fırat’ın Doğusundaki terör unsurlarına yönelik gerekli somut adımlar atmamış, aksine günden güne onları desteklemiştir.

ABD’nin Bölgeye Bakış Açısı
Fırat’ın Doğusu konusunda, Ankara-Washington hattındaki yoğun diplomasi trafiği, operasyon için kritik rol oynamaktadır. Washington yönetiminin önerdiği ‘Güvenli Bölge’ mekanizması, Ankara için bir oyalama süreci olup, operasyona destek verilmediğini gösteriyor. ABD’nin Suriye özel temsilcisi Jeffrey, Ankara ile temas halinde. Bu temas, oluşturulması planlanan ‘Güvenli Bölge’nin iki taraf arasındaki anlaşmazlıklarını ve restleşmelerini gösteriyor.
Türkiye ve ABD arasında, 1-1.5 yıldan bu yana Fırat’ın Doğusu’nda konusunda hiçbir çözüm odaklı faaliyet ve plan icra edilmemiştir. ABD’nin önerdiği ‘Güvenli Bölge’, kendi koşulları doğrultusunda planlanan bir mekanizmadır. Menbiç’te uyguladığı süreci Fırat’ın Doğusuna taşıyarak, hem terör örgütü YPG/PKK’yı bir devlet olarak meşrulaştırmayı, hem de bölgedeki Koalisyon unsurlarına zaman kazandırmayı hedeflemektedir.

ABD’nin, örgüte hem mali hem de askeri desteği 2012’den bu tarafa devam etmektedir. ABD, örgütü Suriye’de kendisinin ‘kara ordusu’ olarak görüyor. DEAŞ’a karşı yürütülen savaşta YPG/SDG’yi kullanıp, bölgede hem DEAŞ’ı bitirme hem de bölgenin hakimiyetini YPG/SDG’ye vermek istediler. DEAŞ’ın, Suriye’de bitmesinin ardından YPG/SDG bir  ‘kahraman’ olarak görüldü.
Bunun üzerine Koalisyon unsurları, Fırat’ın Doğusunda yer alan bölgelere alt yapı hizmetleri, sosyal, inşaat ve eğitim alanında desteğini arttırdı. Koalisyon unsurlarının; Tel Abyad, Aynel Arap, Kamışlı, Ayn İsa, Resulayn, Haseke, Al Malikiyah ve Rakka bölgelerinde askeri üsleri bulunuyor.
Esed Rejimi Faktörü
Şu gözden kaçmamalıdır ki, YPG/SDG  Suriye iç savaşı başlamadan önce de Suriye’nin kuzeyinde bulunuyordu.
Örgüt, Koalisyon unsurlarından aldığı askeri desteğin yanı sıra DEAŞ’tan kalan silah ve savunma araçlarını da kullanıyor. Fırat’ın Doğusu boyunca toplam silahlı militan sayısı 50 bin civarında. Ayrıca, çocukları zorla silah altına alarak sözde ‘askerlik’ eğitimi veriyorlar. Rakka’da ve Haseke’de de, kadınları silah altına alarak, kadın savunma birlikleri (YPJ/YJA-Star) oluşturdular.
Örgütün içinde, DEAŞ tutsaklarından bir çok terörist bulunuyor. Rakka, Haseke, Ayn el-Arab, Kamışlı ve Resulayn bölgelerinde de sözde ‘askeri meclis’ kurdular.

Koalisyon güçleri tarafından örgüte; yakın dövüş, istihbarat ve savunma mekanizmalarının kullanımı gibi pek çok askeri eğitim konusunda destek veriliyor. Uluslararası örgütler tarafından, YPG/SDG’nin bölgedeki  ‘DEAŞ karşıtı yerel unsur’ ilan edilmesi örgütün bölgede büyümesini sağlamıştır.
YPG/SDG, bölgedeki Arap/Kürt aşiretlerini baskı altında tutarak, Türkiye aleyhtarlığında eylemlere ve yürüyüşlere zorluyorlar. Ayrıca, bölgedeki Arapları güneye göndererek, bölgenin etnik kimliğini değiştiriyorlar. Özellikle Tel Abyad, Resulayn ve Kamışlı bölgelerinde tüneller kazarak, Türkiye’ye geçmeye çalışıyorlar. Bu bölgelerde de hendekler kazıp, olası operasyonu engellemeye yönelik faaliyetler yürütüyorlar.
Fırat’ın Doğusunun Jeopolitik Önemi
Suriye’deki petrol ve yeraltı enerji kaynaklarının yüzde 70’i, Fırat’ın Doğusu’nda bulunmaktadır. YPG/PKK işgali altında bulunan Deyrezzor, Haseke, Rakka ve Kamışlı bölgelerinde önemli petrol sahaları bulunuyor. Sahalarda çıkarılan petrol, YPG/PKK tarafından pazarlanmakta, satılmaktadır.
Ayrıca bölgede YPG/SDG tarafından, bölgede arkeolojik kazıntılar yapılarak, tarihi eser kaçakçılığı da yapılmaktadır.

Haseke bölgesi, Irak’ın Sincar bölgesinin yakınında, doğusundadır. Sincar’da, PKK’nın YBŞ adında terör uzantısı bulunuyor. Örgüt, bölgeye oldukça hakim. Örgüt üyeleri Sincar’dan, Haseke’ye rahatlıkla giriş yapabiliyor. Aynı şekilde Haseke’den de Sincar’a giriş yapmaktadırlar. Sincar’daki YBŞ, PKK’nın Suriye uzantısı YPG/SDG tarafından da destekleniyor.
‘Barış Koridoru’
Geçtiğimiz günlerde MGK’da, “Bütün gücümüzle bir ‘Barış Koridoru’nun inşası için gayret sarf edileceği hususundaki kararlılığımız teyit edilmiştir.” İfadesi yer almıştır. ‘Barış Koridoru’nun özellikle ifade edilmesi, 911 km’lik Suriye sınırı boyunca milli güvenliğe tehdit olan unsurların ortadan kaldırılması ve bölgenin huzura kavuşması için vurgulanmıştır.
Türkiye aslında, ‘Barış Koridoru’nun icra edilmesine, Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı Harekatları ile başlamıştı. Önümüzdeki süreçte ise ‘Barış Koridoru’nun, Ayn el-Arap’tan başlayıp, Derik’e kadar olan kısımda tamamlanması muhtemeldir. ‘Barış Koridoru’ kapsamında, Fırat’ın Doğusuna yapılacak olası operasyonun derinliğinin 30-35 km olması belirtiliyor.

Bölgede, kapsamlı ve uzun sürecek bir operasyon kaçınılmazdır. Fakat, operasyon süreci tıpkı Zeytin Dalı Harekatı’nda olduğu gibi 1, 2 ve 3 aşamalı olarak gerçekleşebilir. Yani operasyon yapılacak bölgeler aşamalı olarak planlanabilir. Barış Koridoru’na dahil edeceğimiz sınır hattımızda bulunan bazı bölgeler ise; Ayn el-Arap, Tel Abyad, Resulayn ve Al Malikiyah.
Fırat’ın Doğusuna yönelik olası operasyon sürecinin hızlı yönetilmesi için, bölgede bulunan Koalisyon unsurlarının geri çekilmesi veya bölgeden çıkması gerekiyor. Şuanda sınır hattımızdaki bölgelerde, koalisyon unsurları devriye atmakta, keşif helikopterleri uçurmaktadır.
Sonuç Olarak;
Fırat’ın Doğusunda oluşturulacak ‘Güvenli Bölge’ için, Arap Koalisyonu askerlerinin ve Roj Peşmergeleri’nin bölgeye olası konuşlanma planları/söylemleri, MGK’nın “Barış Koridoru” açıklaması ile suya düşmüştür.
Türkiye, sahada kazandığını masada kaybetmemelidir. Fırat’ın Doğusuna yapılacak olası operasyonun sonuçları da göz önünde bulundurularak masada veya sahada, ‘Barış Koridoru’nu tamamlamalıdır. Münbiç sürecindeki gibi günlerce veya aylarca oyalanıp zaman kaybedilmeyerek, kesin ve çözüm odaklı faaliyet yürütülmelidir.

 Barış Koridoru’nun icra edilmemesi durumunda, Fırat’ın Doğusundaki tehdit her geçen günü artacaktır. Türkiye, bölge üzerinde yoğun diplomasi savaşı veriyor. Bu diplomasi savaşının neticeleri olumlu veya olumsuz dahi olsa egemenliğimize yönelik kasten ve alenen tehditleri, masada değil sahada çözmek zorunda kalırız.
 ‘Güvenli Bölge’ konusunda ABD’nin uzlaşıcı tavırları, geçicidir. Uzlaşma eşit koşullarda icra edilir. Türkiye hem diplomasi hem de sahada elimizi güçlendirecek adımlar atmalı, ABD’nin iki yüzlü politikalarına aldanarak taviz vermemelidir.
ABD’nin önerdiği ‘Güvenli Bölge’ye karşılık, Türkiye ‘Barış Koridoru’ diyerek önemli bir mesaj vermiştir.
KAYNAKÇA
https://tr.euronews.com/2019/07/31/mgk-dan-suriye-mesaj-baris-koridoru-insas-icin-kararliligimiz-teyit-edildi

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here