Eleştirel teori 1924 yılında Frankfurt’ta “Sosyal Araştırmalar Enstitüsü” adıyla kurulan merkezde yapılan çalışmalarla başlamıştır. Eleştirel teori kavramı bazen oldukça geniş anlamda kullanılmaktadır ve tüm pozitivizm karşıtlı teoriler bu kavramla ifade edilmektedir. Eleştirel teorinin sahipleri insanın toplumsal eleştiri yoluyla, baskılardan kurtulup özgürleşmesine katkıda bulunan her felsefi görüşe sıcak bakmaktadır ve daha çok Marksist bir çerçeve içinde kalmışlardır.

Eleştirel teorinin amacı sosyal bilimlerdeki pozitivist yaklaşımlara meydan okuyup, alternatifler sunarak sosyal ve politik teoriyi yeniden kurgulamaktır. Başka bir değişle, var olan sosyo-ekonomik siyasal düzenin değişmesi ve dönüştürülmesini sağlayacak düşünsel bir çerçeve oluşturmaktır.  Eleştirel teorinin temelleri aydınlanmaya kadar geri uzanmaktadır. Öyle ki teorinin, Kant, Hegel ve Marks’ın düşüncelerinden de esinlendiği görülmektedir. Hatta özerklik ve demokrasi fikrinin gelişmesi açısından Eski Yunan’a kadar geri uzandığı görülmektedir. Eleştirel teori burada Nietzche ve Weber’de de etkilenmiştir.

Eleştirel teorinin temel kavramlarından biri olan hegemonya kavramı, egemen sınıfların ideolojik süreçler boyunca, onaya dayanan gönüllülük ve zora dayanarak kurduğu sistemdir. Sert ve yumuşak gücün birleşiminden oluşur. Robert Cox’a göre hegemonya devlet-sivil-toplum karşılıklı ilişkilerinin bir uzantısı olan kurulmuş dünya düzenini uluslararasılaştırılması sürecine anlam verir. Ayrıca hegemonya kavramında, sadece devletler değil devlet dışı kuruluşlarında yer aldığını vurgulamaktadır. Cox’a göre hegemonya kavramı uluslararası sistemin tümüne nüfuz eden bir kavramdır. Siyasi hegemonya askeri, ekonomik ve siyasi gücün birleşimi sonucu kurulur. Zorlama yanında devletlerin güç odakları etrafında o gücün etkisini kabul ederek kendi rızaları ile oluşturdukları bir ilişki sistemidir.

Eleştirel teorinin önemli isimlerinden olan Antonio Gramsci, hegemonya kavramını özel bir güç ilişkisi olarak tanımlamaktadır ve hegemonyayı tarihsel bir süreç içinde ele almaktadır. Devleti egemen sınıfın hegemonyasını sürdürme aracı olarak görmektedir. Gramsci hegemonyayı, yönetici sınıfın kendi yönetme gücünü rızaya dayanarak topluma kabul ettirmesi olarak tanımlamaktadır. Yani belli bir sınıfın, kültürel sınıfların desteğini alarak ve temeline rıza faktörünü oturtarak toplumlar üzerinde oluşturduğu bir yönetme iradesi olarak görmektedir.

Gramsci, çoğu zaman hegemonik güçlerin, hegemonyanın meşrulaştırılmaya çalıştıklarını ve hegemonyayı karşı halk kesimini etkisizleştirmek amacıyla kullanıldığını düşünmektedir. Buna alternatif olan karşı hegemonik güçler ise aynı şekilde hegemonyaya karşı kendi politikalarını hayata geçirebilirler. Bunun sonucunda şu görülüyor ki, hegemonya çift taraflı bir kılıç gibidir. Her iki tarafta aynı yöntemleri kullanarak birbirlerini kuşatmaya çalışırlar. Gramsci, hegemonyaya karşı entelektüel ve ahlaki bir blok oluşturabileceğini düşünmektedir. Öte yandan karşı hegemonik toplumsal güçleri de “karşı tarihsel blok” olarak adlandırmaktadır. Bu tarihsel blokun oluşumunda toplum ve devlet arasındaki ilişki gibi hegemonya-rıza ilişkisi bulunmaktadır. Bu sınıf farklı kesimleri içinde barındırır ve sebepten dolayı heterojendir. Ancak fiziksel ve ideolojik açıdan homojen bir yapıdadır.

Cox, Gramsci’nin hegemonya yaklaşımını dünya politikasına uygulamıştır. Cox’un eleştirel yaklaşımının etkisi, dünya politikasının sadece devletlerarası etkileşimden ibaret olmadığını gösterilmesi olmuştur. Toplumsal güçler tarihsel yapıların bir parçasıdır ve devletler bu toplumsal ilişkileri göz ardı ederek birbirleriyle anlaşamazlar.

Bunların sonucunda hegemonya, tarihsel bloklarda liderliğin rıza ve ideoloji kullanılarak tesis edilmesinden ibaret olan tarihsel bir projedir.

John Ikenberry 2004 yılında bir makalesinde şöyle demiştir; “Modern çağda ilk defa, dünyanın en güçlü devleti diğer büyük güçlerin engellemeleriyle karşılaşmadan yer kürenin her yerinde faaliyette bulunabilir. Amerikan tek kutuplu çağına girdik.” 1980’lerden itibaren ABD ekonomik krizler ve uluslararası terörizm konularında attığı adımlar sonucunda çok yara almıştır. ABD’nin o dönemlerdeki hegemonik gücünü kabul etmemek kaçınılmazdı. Ama atılan yanlış adımlar Amerika’nın hegemonyasının sarsılması ile sonuçlanmıştır. Öte yandan Çin gibi bir devletin yükselişi de herkesçe kabul edilen bir durumdur. Amerikan hegemonyasının sarsılmasını elbette ki sadece Çin’in yükselişine bağlayamayız.

Çin’in yükselişi batıda “Çin tehdidi” olarak nitelendirilmiştir. Çin bu kavrama karşılık “barışçıl politika” kavramıyla yükselişine devam etmiştir. ABD’nin bu yükselişten rahatsız olduğu aşikardır ki, Çin’in bu yükselişine engel olmak için ticaret savaşı açmıştır. 2018’de başlayan bu ticaret savaşı sadece ABD-Çin arasını değil tüm dünyayı etkileyecek boyuta ulamıştır. Çin, Sincan Özerk Bölgesi’nde ki yaşanan olumsuz hadiselerden dolayı oluşan kötü imajı düzeltmek istemektedir. Çünkü Çin hegemon bir devlet olma yolunda ilerlemek istiyorsa imaj konusundaki olumsuzluklarını ortadan kaldırmak zorundadır. Ülke içindeki internet yasakları, basın konusundaki baskılar Çin’in imaj konusunu zedelemektedir. Demokrasi kavramıyla uzaktan yakından alakası olmayan bu olaylara karşı Hong Kong’ta zaman zaman protestolar yapılmaktadır.

Eleştirel Teorideki “Hegemonya” Kavramı Çerçevesinde ABD-Çin Arasındaki Rekabet 3

Amerika’da ise Çin’in bu anti-demokratik adımlarının benzerleri görülmemektedir. Bu konuda ABD’nin eli güçlü konumdadır. Hegemonya kavramını yumuşak güç kavramı ile paralel tuttuğumuzda, Amerika’nın son derece iyi şekilde yumuşak gücü kullandığını görebilmekteyiz. Yumuşak güç bir devletin, diğer bir devlet üzerinde güç veya zor kullanmadan, bu devlete istediğini yaptırabilme yeterliği olarak tanımlanır. Veya bir kişi ya da topluluk üzerinde söz sahibi olma olarakta tanımlayabiliriz. Bu tanımlardan yola çıkarak ABD, geçmişten günümüze kadar yumuşak gücü bir hayli başarılı bir şekilde gerçekleştirmiştir. Örnek olarak devam edersek bugün bir Apple marka telefon veya bilgisayarın, diğer dünya ülkelerinde ne kadar fazla tutulduğu bir gerçektir. Öyle ki aynı şekilde ABD’nin tv ekranlarında sergilemiş olduğu filmleri, diğer dünya ülke toplumları tarafından Amerika hayali ile büyümesi inkar edilemez. ABD’nin bu konudaki başarısı hegemon bir devlet olmasına ciddi bir ışık tutmuştur.

Öte yandan Çin’de yumuşak güç kavramı üzerinden çalışmalar yapmaktadır. Ama bu gücü uluslararası alana yayarak başarı elde etmek için Çin’in çok daha uzun yıllara ihtiyacı vardır. Uluslararası alanda hali hazırda bu güçten başarı elde eden ABD’yi kısa süre içinde geride bırakması mümkün değildir. Çin’in yükselişinin en bariz sebepleri arasında ekonomik büyüme göze çarpmaktadır. ABD, bu ekonomik yükselmeyi “tehdit” olarak algılamaktadır.

Çin ve Amerika’nın hegemonya anlayışı zaman zaman birbirlerinden farklılık göstermektedir. Mesela Çin kendi yatırımlarını gelişmemiş ülkelere kabul ettirerek kendisine o ülkenin Çin’e bağlılık duygusunu yaratmaktadır. Kazan-kazan anlayışı içinde gönüllülükle hareket etmektedir. Amerika ise bunun tersi diyebileceğimiz silah satışları üzerinden hegemonyasını korumaya çalışmaktadır.

Sonuç olarak hali hazırda Amerika hegemonik bir güçtür. Çin’in yükselip ABD hegemonyasını devirip deviremeyeceği uluslararası ilişkilerde bir tartışma konusudur. Bu kesinlik kazanmasa da şu bir gerçektir ki Çin yükselişine hızla devam etmektedir. Hegemonya kavramı çerçevesinde hali hazırda bulunan son durumda, ABD var olan hegemonyasını korumakta, Çin ise yükselişine devam ederek hegemonik güç olmak istemektedir.

Taha YÜCESES

Kaynakça

AKDAĞ, Z. (2019). DÜNYA – SİSTEMDE ÇİN’İN YÜKSELİŞİNİN HEGEMONYA ÇEVRİMLERİ YÖNÜNDEN ANALİZİ. http://nek.istanbul.edu.tr:4444/ekos/TEZ/ET001319.pdf adresinden alındı

AKOĞUZ, N. O. (2018). ULUSLARARASI İLİŞKİLERDE HEGEMONYA, YUMUŞAK GÜÇ, ALGI YÖNETİMİ: AMERİKA BİRLEŞİK DEVLETLERİ ÖRNEĞİ. http://tez.sdu.edu.tr/Tezler/TS02656.pdf adresinden alındı

BANK, B. (2015). GRAMSCİ’NİN DEVLET VE HEGEMONYA KAVRAMLARININ KURAMSAL ÇÖZÜMLEMESİ. Sosyal Bilimler Dergisi. http://dergi.neu.edu.tr/public/journals/7/yazardizini/bank-b-2015-ekim.pdf adresinden alındı

ÇETİN, D. D. (tarih yok). GÜNDELİK HAYATIN SOSYOLOJİSİ. İstanbul: İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ AÇIK VE UZAKTAN EĞİTİM FAKÜLTESİ. http://auzefkitap.istanbul.edu.tr/kitap/sosyoloji_lisans_ao/gundelik_hayatin_sosyolojisi.pdf adresinden alındı

DURAL, D. D. (2012). ANTONIO GRAMSCI VE HEGEMONYA. Elektronik Sosyal Bilimler Dergisi, 11(39). https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/70351 adresinden alındı

GÜLER, B. (2019). ANTONİO GRAMSCİ’DE HEGEMONYA KAVRAMI VE GÜNÜMÜZ SİYASET FELSEFESİNE ETKİSİ. https://acikerisim.uludag.edu.tr/bitstream/11452/4811/1/GRAMSC%C4%B0.pdf adresinden alındı

Güzeloğlu, T. (2021). Eleştirel Teori ve Pozitivizm Eleştirisi. Manisa Celal Bayar Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi. https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/767888 adresinden alındı

İçağasıoğlu Çoban, A., & Buz, S. (2008). ELEŞTİREL TEORİ: GELİŞİMİ, KABULLERİ VE SOSYAL HİZMETTE KULLANIMI. Toplum ve Sosyal Hizmet, 19(1). https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/797179 adresinden alındı

KAYMAK, M. (2016). HEGEMONYA TARTIŞMALARI IŞIĞINDA İNGİLİZ VE AMERİKAN HEGEMONYALARI: YÖNLENDİRİCİ HEGEMONYADAN KURAL KOYUCU HEGEMONYAYA. Hacettepe Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, 34(1). https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/838013 adresinden alındı

OKUR, M. A. (tarih yok). Gramsci, Cox ve Hegemonya: Yerelden Küresele, İktidarın Sosyolojisi Üzerine. Uluslararası İlişkiler Dergisi, 12(46). https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/540843 adresinden alındı

YURDAKUL, D. (2019). ABD HEGEMONYASI KARŞISINDA ÇİN’İN YÜKSELİŞİ VE ‘BARIŞÇIL DIŞ POLİTİKA’ SÖYLEMİ. http://nek.istanbul.edu.tr:4444/ekos/TEZ/ET001211.pdf adresinden alındı

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here