İdlib Operasyonu bugüne kadar yapılan operasyonların en karmaşık, en keşmekeşli ve tehlikeli olanıdır diyebiliriz.

Örgütlerin iç içe geçtiği, birçok ülkenin söz sahibi olduğu ya da olmak istediği, Suriye ordusunun sınırımızda kendisini en çok hissettirdiği, Amerika, Rusya ve paralı askerlerinin, İran ve ona bağlı milis güçlerin güç gösterisi yaptığı topraklardır İdlib.
Stratejik olarak; Suriye kuzey bölgesinin Akdeniz’e ulaşma hattı olan Halep-Hama-Lazkiye ulaşım yolunu kontrol eden bir noktada, Akdeniz’e ulaşmak için Hatay’dan önceki son çıkıştır İdlib.
Türk Silahlı Kuvvetlerinin daha önce yapmış olduğu operasyonlarda karşısında tek hedef olan YPG ya da DEAŞ terör örgütü vardı. İran gibi bazı devletlerden çıkan çatlak seslere rağmen operasyonlar başarı ile sonuçlandı. Fakat İdlib söz konusu olduğunda mevzisi belli olmayan birçok muhalif, zaman zaman Suriye ordusuyla hareket eden YPG/SDG, Amerika, Rusya, İran ve ona bağlı milis güçler mevcut.
İdlib konusunda, Esed rejimi, son dönemde ABD ile ilişkilerinde kırılganlık yaşayan SDG’den faydalanmaya çalışmakta. Bölgeden gelen en son haberlere göre 5.000 YPG/SDG‘linin Rejim ordusu ile İdlib’te olacağı yönünde. İşte tam bu noktayı, Türkiye Suriye Rejimi ile anlaşmaya varmalı diyenler atlamaktadırlar. Eğer bir anlaşma söz konusu olacaksa, Rejim, Afrin’de, Cerablus’ta, Kuzey Irak’ta tarumar ettiğimiz ve ülke içerisinde terörist olarak ilan ettiğimiz örgütle bağlantısını kesmek zorundadır.
Aslında bu karışık durum Deyr-ez Zor bölgesinde de mevcuttu, Deyr ez-Zor cephesinde DAEŞ; rejim güçleri ve bağlı milisler, İran ordusu ve bağlı milisler, Rusya ordusu ve ona bağlı paralı askerler; Uluslararası Koalisyon bünyesinde yer alan ABD, Fransa ve İtalyan güçleri ile SDG; İsrail Hava Kuvvetleri ve Irak Güvenlik Kuvvetleri gibi aktörler faaliyet göstermekteydi. Fakat oraya müdahil olmadığımız için okurken bile anlamakta zorlandığımız bu keşmekeşi hissetmedik. 
ABD’nin Deyr ez-Zor bölgesinde kurduğu dengeyi Esed rejimi, İran ve Rusya ile aşmaya çalışmakta ve bunu İdlib’te de sürdürmek istemekte. Rusya artık Esed’i istemiyor diyenler Suriye’nin diğer bölgelerinde Rusların Rejim ordusuna verdiği destekleri ve verdiği kayıpları göz ardı etmemeli.  Diğer taraftan Rejim kuvvetleri Ürdün sınırında da etkisini göstererek yeniden varlığını hissettirdi.
 İdlib’te Yıllardır Süren Mücadelede Türkiye Faktörü ve Gözlem Noktaları
Yerel  kayıtlara göre, 2 milyon 400 bin civarında yerli nüfus, yaklaşık 1,3 milyon da iç göçle gelmiş, toplamda 4 milyona yakın insanın yaşadığı yerdir İdlib. Halep’e 60 km olmasına rağmen insanların Türkiye’ye yönelmiş olması yeni göç dalgası ile birçok sorunu da beraberinde getirecek. Peki İdlib’te neden bir güvensizlik söz konusu? Astana görüşmeleri artık güven vermiyor mu?
Daha önce Dera bölgesinde Rusya, Amerika ve Ürdün’ün içerisinde bulunduğu, Muhaliflerin kontrolünde olan bölgede yapılan mutabakatı ortadan kaldırarak tüm bölgeleri ele geçiren Rejim güçlerinin aynı şeyi İdlib’te yaparak Rusya, İran ve Türkiye’nin içerisinde olduğu Astana görüşmeleri içerisindeki garantörlük faaliyetlerini hiçe sayıp bombardıman yapmasından halk endişe duymakta.

Peki Dera’da Ne oldu ve Anlaşma Neden Sağlanamadı?

Rusya, ABD ve Ürdün arasında varılan anlaşma ile Temmuz 2017’de Güney Cephesi, “Gerilimi Azaltma Bölgesi” ilan edilmişti.
Ancak anlaşma “ılımlılar” ile “teröristleri” ayırmak gibi imkânsız (İdlib’te de bu durum söz konusu) bir taahhüdü de içeriyordu. ABD’nin bunu yapamayacağı aşikârdı. Rusya mutabakatın üzerini çizerken bu gerçeği iyi kullandı.
Ürdün ise bu mutabakat sayesinde Nasib kapısını açıp ülkenin sırtında ciddi bir yüke dönüşmüş olan mültecileri geri döndürmeyi umuyordu. Planı Nasib ile Dera arasındaki 18 kilometrelik yolu hükümet güçlerine bırakıp sınır kapısının ortak kontrolünü sağlamaktı.[1]
Dera’da yaşanan bu gelişmeler Türkiye’nin gözlem noktaları faaliyetini sürdürdüğü sürece söz konusu olmayacaktır. Fakat Türkiye burada nasıl bir yol izleyecek? Bunu sonuç kısmında ele alacağız.

Türkiye’nin İdlib Parolası

Kaynak: Yeni Şafak
İdlib’te Gözlem Noktaları
Türkiye 12
Rusya 10
İran 7
Rejim Güney cephesinde operasyonları tamamlayınca geriye kuzey ve kuzeydoğudaki şu cepheler kalıyor:
Türkiye destekli grupların yanı sıra Heyet Tahrir el Şam’ın kontrol ettiği İdlib
ABD’nin Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile ortaklık kurduğu Fırat’ın doğusu
Türkiye’nin Fırat Kalkanı Harekâtı ile kontrol ettiği El Bab-Cerablus-Azez üçgeni
Türkiye’nin Zeytin Dalı Harekâtı ile kontrol altına aldığı Afrin
ABD’nin Ürdün sınırında muhalifleri eğitip donattığı Tanaf üssü
İdlib, Rusya, İran ve Türkiye’nin yer aldığı Astana Mutabakatı çerçevesinde Türk Silahlı Kuvvetleri’nin 12 kontrol noktası kurduğu bir bölge. Haliyle olası bir operasyonda Türkiye kaçınılmaz bir muhatap.
Suriye’de Dengeler Değişiyor. Muhaliflerin Durumu Nedir?
Rejimin Suriye’nin güney bölgesinden başlayan harekatlarının başarılı olması ( Dera, Humus, Halep gibi bölgelerin kontrolünün sağlanması) sayesinde cesaretini toplamış durumda. Bu operasyonların ardından rejim güçleri sıranın İdlib’te olduğunu ifade eden atılımlar yapmakta.
Türkiye’nin muhalif güçler ile (Özgür Suriye Ordusu) yaptığı başarılı operasyonların ardından kartları yeniden karması gerekli, muhalif kesim kendi içerisinde kısa sürede çok fazla değişikliğe uğradı. Taraf değiştiren ve radikal faaliyet sürdüren kesime kayanlar çok fazla. Türkiye bu noktada muhalifleri tek bir çatı altında toplayabilirse İdlib’te güçlü bir şekilde söz sahibi olabilir. Fakat Türkiye önce radikal unsurlar ile muhalifleri birbirinden ayrıştırmayı başarmalıdır. 
Geçtiğimiz Haziran ayında İdlib ve Hama ilinin kuzeyindeki Özgür Suriye Ordusuna (ÖSO) bağlı 11 askeri muhalif grup “Ulusal Özgürleştirme Cephesi” adı altında birleşme kararı almıştı. Yaklaşık 30 bin muhalifin birleşmesiyle Suriye’de rejime karşı savaşan en büyük askeri gruplardan biri kurulmuştu. Bölgede Heyet Tahriru’ş Şam ve Ulusal Özgürleştirme Cephesi iki büyük muhalif gücü oluşturmakta.
Kaynak: Suriye Gündemi
İdlib’te Kimler var?
Heyet Tahrir el-Şam (HTŞ), Huraşiddin, Cephet Tahrir Suriye (CTS) ve Ulusal Özgürleştirme Cephesi (UÖC) olmak üzere dört ana kategoride ele alınabilir.[2]
Heyet Tahrir el Şam: Muhammed el-Cevlani liderliğindeki eski Nusra örgütü, El-Kaide ile bağlarını koparma kararı aldıktan sonra kendi ismini Cephet Fetih Şam olarak değiştirmiştir. İkinci bir adımda ise Cephet Fetih Şam, birkaç başka grup ile beraber HTŞ’yi kurmuştur. HTŞ’nin kuruluşundan sonra HTŞ’deki iç karışıklıklar, fikir ayrılıkları ve HTŞ’nin özellikle Ahrar’uş Şam’a karşı saldırgan tutumu HTŞ’den birçok grubun ve kişinin ayrılmasına yol açmıştır. Bazı eski Nusra gruplarının HTŞ’den ayrılması sonucunda Huraşiddin kurulmuştur.[3]
Hurras El Din: Bu grup hiç yoktan ortaya çıkan bir örgütlenmeye sahip değil. Köken olarak El Kaide bağlantılı oldukları ve Sünni Müslümanları savundukları söylenmekte. Daha da detaylandırmak gerekirse bu örgüt, Heyet Tahrir el Şam’ın  (HTŞ) 2016’da ki Nusra Cephesi olarak bilindiği dönemlerde El Kaide’yle bağlarını ayırdığı zamanların ardından kopan fraksiyonlarından birisi. Hurras El Din ‘in “HTŞ’nin toprak kayıpları nedeniyle” kurulduğunu ve yeniden hareketlilik getireceği düşüncesiyle ilerleyecekleri ayrıca bilinmekte.
Örgütün Suriye’de gerilla tipi operasyonlar yapacağı ve El Kaide’nin yeniden hayat bulmasına yardımcı olacağı düşüncesi dünyada hakim olmakla birlikte örgüte katılan grupların “yüzlerce” militanın biat içerisinde oldukları söylenmekte.
Ulusal Özgürleştirme Cephesi: Türkiye’nin İdlib’te doğrudan desteklediği grupların Türkiye’nin yönlendirmesi ile kurduğu bir çatı yapılanmasıdır. 28 Mayıs 2018 tarihinde İdlib ve çevresinde faaliyet gösteren 11 muhalif grubun birleştiklerini duyurması ile birlikte “Ulusal Özgürleştirme Cephesi” kurulmuştur. Yeni oluşum içerisinde Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı operasyonuna katılan Feylak’uş Şam ve Zeytin Dalı operasyonuna katılan Ceys el-Nasr ve 23. Fırka (Tümen) da bulunmaktadır. UÖC bileşenlerinin tamamının Türkiye tarafından desteklendiği bilinmektedir. UÖC’de ne derece merkezi emir-komuta zinciri bulunduğu ise şüphelidir. UÖC gerçek manada bir birliktelikten çok, bir şemsiye yapılanmasıdır. Ayrıca UÖC bileşenlerin ortak hareket ettiğinde İdlib’te önemli bir güç merkezi oluşturmaktadırlar. 28 Mayıs tarihinde Ulusal Özgürleştirme Cephesi’ne yeni katılımlar olmuştur. Ceys el Ahrar ve Sukur uş Şam yanısıra Cephe Tahrir Suriye de Ulusal Özgürleştirme Cephesi’ne katılmıştır. Böylelikle İdlib’teki Astana sürecinin dışında kalmayan tüm aktörler bir şemsiye altında toplanmıştır.[4]
Cephe Tahrir Suriye: Suriye silahlı rejim muhaliflerinden Ahrar El Şam ile Nurettin  Zengi Tugaylarının birleşerek oluşturduğu bir savunma örgütüdür.
Kaynak: Suriye Gündemi
İdlib Son mu yoksa Sonun Başlangıcı mı?
Herkes Rejimin güneyden kuzeye geri kazandığı bölgelerde sıranın İdlib’e geldiği fikrini benimsemiş durumda. Peki İdlib rejim için son nokta mı? Rejimin İdlib’de hakimiyet kurduğunu varsaydığımızda burada kalmayacağını sırasıyla Afrin, Azez ve Cerablusa yöneleceğini söyleyebiliriz.
Evet bugün Türkiye bölgede toprak bütünlüğünü savunmakta ve gerektiğinde bölgeyi sahibine geri teslim edeceğini en başından beri dile getirmekte. Fakat bölgede ki ‘bazı radikal örgütler’ ile hareket eden rejime güvenerek geri çekilecek olan bir Türkiye söz konusu olamaz. Bugün İdlib’ten çekilmemiz demek ileri safhalarda her şeyini ortaya koyup ülke güveniliğini sağlamaya çalışan Türkiye’nin tüm sınırdan çekilmesi anlamına gelir ki buda terör örgütlerinin yeniden sınıra gelmesi ve sil baştan olayların yaşanması demektir. Bu durum Türkiye açısından kabul edilemeyeceği için İdlib’e toplanan tüm radikal terör örgütlerinin bu alandan temizlenmesi önceliktir.
Zirve Savaşları
Tahran Zirvesinden Cenevre Zirvesine
Dünya ülkeleri bu konularda iki gruba ayrılmış durumda. Türkiye-İran-Rusya cephesine karşın İngiltere- Fransa- Almanya- Ürdün –Mısır -Amerika Cephesi oluşmuş durumda. Suriye meselesini masada güçlü olanın kazanacağı kesin, bu yüzden herkes masaya eli güçlü gitmek istiyor. Terör örgütleriyle masada güçlü olanlara karşın Türkiye tarih boyunca olduğu gibi  bölgede kendi vatan evlatları ile yapmış olduğu mücadelesi ve askeri hamleleri sayesinde elini güçlendirmiş durumda ve masaya eli güçlü oturan taraflardan.
ABD’de Cenevre’de kendi kontrolünde bir masa kurdu. Özetle bir cepheleşme var. Buna en iyi örneklerden bir tanesi, BM Suriye Özel Temsilcisi Staffan Mistura’nın ABD liderliğindeki ülkeler ile Astana üçlüsünü ayrı ayrı ağırlayacak olmasını gösterebiliriz. Türkiye, Rusya ve İran heyetlerini 11-12 Eylül’de Cenevre’de ağırlayacak olan Mistura, ABD, İngiltere, Fransa, Almanya, Ürdün, Mısır ve Suudi Arabistan’ı ise 14 Eylül’de Cenevre’ye çağırdı. Mistura, bu heyetlerle Suriye anayasası taslağı üzerinde ortak istişarelerde bulunacak. Bu nedenle herkes masaya eli güçlü oturmak istiyor.[5]
Sonuç Olarak: İdlib’in Geleceği Ne olacak?
Rejim Güçlerinin İdlibe girmesi planını düşündüğümüzde bu konuda Rusya Suriye Özel temsilcisi Lavrentiev: “Büyük çaplı bir İdlib operasyonu söz konusu değil, ılımlı muhaliflerin Türkiye ve Rusya ile iş birliği yapmasını teşvik ediyoruz.”demişti. özellikle Tahran Zirvesinden çıkan kesin bir sonuç var ki bu da İdlib’te bulunan terör örgütlerine topyekün bir savaş ilan edildiğidir. Diğer kalan olasılıklara bakarsak ortaya farklı tezler koyabilmekteyiz.
Bu Noktada üç tez ortaya çıkarmaktayız
İlk Tez: Türkiye, gözetim noktalarını Türkiye ve Afrin sınırlarına çekerek sınır güvenliği ile birlikte Afrin’de sağlamış olduğu barışı korumak adına bu noktalarda faaliyetlerini devam ettirecektir. Türkiye’nin burada ki tutumu Rusya ile yapacağı mutabakata bağlı olmaksızın kendi sınırları ve güvenliği ile alakalıdır.
İkinci Tez: Rusya’nın öncülük yapacağı bir koalisyon ile Rejimle hareket edilecek, Türkiye gözlem noktalarını bulunduğu yerde koruyacak ve Rejim güçlerinin iç bölgeleri girmesine izin verilecek, burada bulunan halk Türk gözlem noktalarında ve sınırda güven altına alınarak göç dalgası da önlenmiş olacak. Fakat ilk başta belirttiğimiz üzere YPG/SDG ile hareket eden bir rejim ile Türkiye kesinlikle ittifak içerisine girmeyecektir.
Üçüncü Tez: Türkiye gözlem noktalarını güçlendirip muhalif kanadın gücünü ardına alarak İdlib içerisinde denge kurucu olacaktır. Afrin, Azez- Cerablus çizgisinde varlığını sürdüren Türkiye İdlib ile birlikte sınırları dışında güvenlik kalkanı oluşturmuş olacak. Fakat İlk başta belirttiğimiz üzere İdlib diğer bölgelere nazaran çok daha fazla karışık haldedir. Ülkelerin karşı karşıya gelmesi daha fazla oranda söz konusudur. Türkiye’nin İdlib’te gücünü koruması Afrin’den Cerablusa kadar Fırat’ın batı bölgesinin kaderini belirleyecektir.

 

[1] https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-44761167
[2] http://www.suriyegundemi.com/2018/08/11/idlibin-kaderi-turkiyeye-bagli/
[3] http://ortadogudan.com/makaleler/149/idlib-in-kaderi-turkiye-ye-bagli/
[4] http://www.suriyegundemi.com/2018/08/11/idlibin-kaderi-turkiyeye-bagli/
[5] http://soyledik.com/tr/makale/7517/soru-ve-yanitlarla-idlib-meselesi-final-mi-baslangic-mi–ceyhun-bozkurt.html

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here