Özet

Dünya hali hazırda ikisi yeni dünyada gerçekleşen içinde büyük değişimler barındıran uluslararası savaşlara ev sahipliği yaptı. Peki bu savaşlar yalnızca o dönemin liderleri tarafından mı ortaya çıkarıldı? Son yıllarda sıklıkla karşımıza çıkan çıkar çatışmaları bu savaşların başat sebebi mi? Gelecekten söz etmek için onu yaratacak ulusların ve liderlerin geçmişlerine bakmak gerekir. Tarih sahnesinde bir olayı bir karakteri veyahut bir savaşı anlayabilmek için bakış açısını değiştirmek yeterli olacaktır. Ancak uluslararası ilişkiler de bir olayın bir karakterin ya da bir savaşın nereye gideceğine bakabilme adına bakış açısını değiştirmek yetersiz kalacağı gibi yanlış da olacaktır. Bir sav ortaya koymak zorundasınızdır.

Giriş

Bu noktada genişletilmiş perspektif olarak adlandırabileceğimiz tarih cetvelinin tamamından, yarına bakmayı gerekli kılıyor. I.Dünya Savaşını anlayabilmek için 16.yüzyıldan, II. Dünya Savaşını anlayabilmek için 17.yüzyıldan, Napolyon Bonapart’ı anlayabilmek için 1453’den, Fatih Sultan Mehmed’i anlayabilmek için M.Ö. 300’lü yıllardan bakmak gerekir.

15.Yüzyıl Portekiz’i, 16.yüzyıl İspanya’sı, 17.yüzyıl Hollanda’sı, 18.yüzyıl Fransa’sı, 19.yüzyıl İngiltere’si ve 20.yüzyıl ABD’sine bakarsak eğer “Yeni Dünya Düzeni’nin” tam anlamı ile yeni olmadığını, tek kutuplu sistemin küresel istikrarı sağlarken toplumsal eşitsizliği arşa çıkardığını aynı zamanda sistem değişikliğinin zeminini hazırladığını görürüz.

Sistem değişikliği aslında bir uluslararası politikadır, bu politika ise devletlerin kuruluş politikalarının ve gelecek ideallerinin üzerinden liderler ve hükumetler tarafından işletilir. İşletilen uluslararası değişim politikası, kişilerin ve kurumların geçmiş ve gelecekleridir. Uluslararası değişim politikası dendiğinde akla gelen ilk olay I. Dünya Savaşıdır.

I. Dünya Savaşı içerisinde bulunan değişim, kendinden sonra gelecek elli yılda ki şahıs ve devletler üzerinden okunduğunda değişimin ne kadar büyük olduğunu gösterecektir. Winston Churchill’e 1916’dan bakarsak mağlup bir komutan, 1946’dan bakarsak galip bir başbakan görürüz. İşte bu açıdan günümüze dünden değil 1776’dan, 1918’den, 1949’dan, 1947’den hatta 14 Mayıs 1948’den bakmamız gerekir. 1948 öncesi devlet diyemeyeceğimiz ancak yok da sayamayacağımız Yahudi toplumu, dışarıdan bakıldığında yukarı yönlü dönüşümün hiç durmadığı ancak içerisinde çok durağan olan komünist Çin Devleti bugünün dünyasını şekillendirmiştir. Yarını şu ya da bu şekilde anlatmak mümkün. Yukarıda yazılan tarihler, kişiler, olaylar tamamı ile yarını kavramak adına verilmiş örneklerdir ancak bu örnekler buz dağının görünen yüzünden bir kar topu denilebilecek kadar yer kaplamakta.

Dünya Değişimi: Yarının Politikası 5

Yarın Politikası

1945’den sonra Almanya’nın yenilmesiyle Orta Avrupa ‘da doğan küresel güç boşluğunu ABD ve SSCB’nin doldurduğunu görmekteyiz. 1991 yılında SSCB’nin dağılması ile ABD’nin uluslararası sistemde ki tek kutup duruşunun meydana gelmesi yeni bir dönemin başlangıcı oldu. 2001 yılına dek başta teknoloji ve iç mesele izolasyonunun etkisiyle büyük bir güç olarak ortaya çıkan ABD, 2001’den sonra güç kaybetmeye başladı. Soğuk Savaştan sonra ABD’nin kontrol ettiği varsayılan ancak tam anlamı ile çözümlenemeyen NATO, 5.madde kullanımı ile hali hazırda bu örgütün içerisinde bulunan küresel egemenlik yarışçısı birçok ülkenin de ABD’ye ve NATO’ya güven problemi yaşamaya başladığını bariz biçimde ortaya koydu. Bundan yirmi yıl önce başlayan ABD egemenliğindeki, uluslararası kuruluşlara inanç kaybı; bugün başta Fransa ve İngiltere’den yüksek ses ile anlatılmakta. BM ve NATO kadar olmasa da AB’yi, ABD’nin saha oyuncusu olarak kullanmakta olduğunu da söyleyebiliriz. ABD’nin 2001 yılından sonra dış politikasını tamamı ile çıkarlarına aykırı olan hemen hemen her şeyi yok etmek üzerine revize etmesi ile akabinde küresel çapta hızlıca güç kaybetmeye başladı. Güç kaybı esnasında da yeni devletlere alan açmak zorunda kalması, beklenen bir durum olarak karşımıza çıktı. Çin Halk Cumhuriyeti’nin başını çektiği bu devletler uluslararası alanda hızlı yükseliş ile toplumların düşüncelerindeki ABD hegemonyasını yıkılış yoluna sürükledi. 2008 ABD başlangıçlı Dünya ekonomik krizi ile yıpranmış olan ABD’nin tek kutup tahtını devretmemek adına başta askeri olmak üzere içe dönerek kendini gölge oyuncu konumuna getirdi. 2008-2015 yılları arasında, Kuzey Afrika’nın merkezini oluşturduğu Tunus’da yanan ateşin bütün bir Orta Doğuyu etkisi altına aldığı, günümüzde Arap Baharı olarak adlandırılan olaylar silsilesi, her ne kadar kısa vadede ABD çıkarlarına hizmet etmiş olsa da uzun vadede 21.yüzyıl ABD’sinin birincil yaşam kaynağı olarak varsayılan Orta Doğu ve Afrika bölgesinde meydana gelen istikrarsızlıklar ABD’nin yeni bölgelere yönelmesine ve bu yeni bölgelerde gölge oyun kurucu pozisyonunu en üst düzeyde kullanmasına sebep oldu. Boğuşmakta olduğu Orta Doğu istikrarsızlığı ve Rusya-İran- ittifakı ile özellikle son beş yılda görmekte olduğumuz gölge oyun kurucu politikasını uygulamaya tam anlamı ile başladı. Bu durum ise Rusya, Çin, Hindistan ve Pakistan gibi devletlerin ABD’nin yarattığı bu boşluktan faydalanarak güç kazanmalarına yardımcı oldu. 2020 yılının daha ilk çeyreğinde yaşanan siyasi ve ekonomik krizler ABD’yi tahtından edecek güçte olmasa dahi yüzyıllık ömrünü kısaltmış durumda olacaktır. Dünya halklarının gözleri önünde medeniyetin beşiği ve ekonominin can damarı olarak düşünülen Avrupa ve Amerika bölgelerinin hiçte göründüğü gibi olmadığını bir kez daha kanıtlamış oldu. Kanıtlanan bu durum, bahsi geçen ülke ve bölgede ileri dönük politika üretmeyi de güç hale getirdiğini de görmekteyiz.

Dünya Değişimi: Yarının Politikası 6

Dünya Değişimi

Dünya güçlü iktidar zayıf halk döneminden, güçlü halk zayıf iktidar modeline mi dönüşüyor? Artık devletlerin isimleri değil toplumların söylevleri söz konusu hale mi gelecek? Uluslararası İlişkiler tekrar bir dirsek noktasına gelmiş gibi durmakta. Bunun en önde gelen savı ise güncel olarak gördüğümüz “Gerasimov Doktrini” ve “Rusya-Türkiye çatışması” örneğidir.  Farklı bir coğrafyada farklı savaşçılar ile aynı amaç doğrultusunda girişilmiş bir mücadele. Gelişmiş Dünya Düzeni ile birlikte aynı amaca farklı yollar ile ulaşma arzusunda bulunan devletlerin birbirini dengeleyerek, birlik kutbu olarak adlandırabileceğimiz bir düzen kurulması söz konusu hale geliyor. Ancak bu birlik kutbu müttefik Dünya olmayacaktır. İlk çağlardan bu yana süre gelen çıkar çatışmaları ilk zamanlarında toplumların kendi coğrafyalarındaki sınır savaşları olarak karşımıza çıkıyor. Ancak son bir asra baktığımızda “Siyasi söylev destekli uzak müttefikin sınır çatışması” olarak dönüşüme uğradığını görüyoruz. Bu dönüşüm ise litaratürde “Dördüncü Nesil Savaş” doktrini olarak bildiğimiz, başlıca itici gücünü oluşturan teknoloji ile Dünya, son yirmi yılda ve gelecek elli yılda kümülatif savaşlardan ziyade örgün çatışmalar yaratılarak onlarca yıllık gölge savaşlarına dönüştüğünü ve devam edeceğini görmekteyiz.

Son dönemlerde içe dönük siyaset geliştirememek ile itham edilen devletler, siyaset üretememe çekincesinden ziyade yüzyıllık devlet politikasının gün ışığına çıkması gerektiğini, geçmiş politika bakiyesinin kullanım zamanının geldiği düşüncesinde birleşiyor. Başta Orta Avrupa olmak üzere, çeşitli gelişmekte olan ülkeler de tarihi dış politika birikimleri ile kendi ülkelerinin küresel egemenlik zamanının geldiği düşüncesinde. Ancak Dünya da olması gereken ya da olabilecek, herkesin üstünde uzlaşmaya vardığı, daha az çatışmanın olacağını düşündüğü bir küresel egemenlik modeli bulunmamakta. Bu uzlaşması zor konu üzerinde ise küresele hakim olmak isteyen siyaset çevreleri iki cephede ayrışıyor. Geçtiğimiz otuz yılda gördüğümüz ABD tipi küresel egemenlik ve ABD-SSCB çekişmesinin bulunduğu Soğuk Savaş tipi küresel egemenlik.

Uluslararası ilişkilerin temel noktalarını oluşturan tek kutup ve çift kutup doktrinleri bugün, her devletin resmi politikası halini almakta. ABD tipi küresel egemen tek devlet yönetimi, önümüzde ki elli yıl içinde ABD hegemonyası adına kendini içeriden tüketerek yerini Soğuk Savaş tipi anti-küresel çift kutba bırakacaktır. Burada bahsetmekte olduğumuz anti-küresel çift kutup, küreselleşme karşıtlığından ziyade düşman olarak nitelendirilen karşı dengeleyici devlete global ilerlemede mahal vermemektir.

Global ilerleme, karşıt devlet adına yavaşlatılır veya durdurulursa da tamamı ile yeni bir devlet ABD tipi bir küresel egemenliğe ulaşacaktır. Ancak tek devlet hegemonyası oluşana dek Soğuk Savaş tipi küresel egemenlik yarışı geçmişte gördüğümüzden çok farklı devletler üzerinden oluşacaktır. Oluşmakta olan düzen yine dönemin liderleri üzerinden işletilecektir ancak oluşacak olan düzen “Yarın Politikası” olarak nitelendirdiğimiz devletlerin kuruluş ve yaşayış ilkeleri üzerinden belirlenecektir. Dünya Değişimi ve Yarın Politikası adına devletlerin demokrasiyi askıya alacağını ya da aşırı düşmanlık ideallerine sahip olacağını düşünmek için de fazla erkendir. Ancak son dönem çatışmalarına baktığımızda net bir şekilde göze çarpan, çatışmaların içerideki milliyetçiliğin ne olacağı üzerinden oluşmaktadır.

Açıklamış olduğumuz Yarın Politikası Dünya değişimine bu noktadan başlayacaktır. Başta Libya, Azerbaycan, İsrail, BAE, Mısır ve Lübnan örneklerinde gözlemlenebilecek olan milliyetçilik çizgileri, toplum inanışlarının mı milliyetçilik olduğu yoksa toplumun kurtuluş umudu olarak gördüğü ittifaklara katılmasının mı milliyetçilik olduğudur. Ülkelerin içlerinde yaşadığı milliyetçiliğin ne olduğu tartışması küresel egemenlik yarışına dahil olabilmek adına kesinleştirilmeye çalışılmaktadır. Ülkeler kendi içişlerinde net bir milliyetçilik politikası oluşturduğunda ise önem sırasında birinci basamak yeni düzenin ne olacağından çok yeni düzenin ne olamayacağı şeklinde başlayacaktır.

NOT:

1776: 4 Temmuz 1776 ABD bağımsızlığını kazandı,

1916: Çanakkale Cephesi, İngiltere adına mağlup komutan Winston Churchill,

1918: Alman Devrimi, Almanya’da demokrasiye geçiş süreci,

1946: İngiltere Başbakanı Winston Churchill Almanya’ya karşı zafer kazandı,

1947: Truman Doktrini ve Marshall Planı Türkiye-Yunanistan-ABD,

1948: İsrail Devleti kuruldu,

1949: NATO kuruldu,

1991: SSCB lağvedildi,

2001: 11 Eylül 2001 ABD’de ikiz kulelere terör saldırısı,


KAYNAKÇA

Özer, Yusuf.: “Savaşın Değişken Karakteri: Teoride ve Uygulamada Hibrit Savaş” Güvenil Bilimleri Dergisi, 2018, 7 (1): 29-56.

Bilgin, Ali Varlık: “Savaşı Tanımlamak: Terminolojik Bir Yaklaşım” Avrasya Terim Dergisi, 2013, 1 (2): 114 – 129.

Sebestyen, L.V. Gorka:  “5.Maddenin İşletilmesi: Beş Yıl Sonra” NATO Dergisi, Yaz 2006.

Baharçiçek, Abdülkadir: “Hükümet Dışı Örgütler (NGO’s) ve Demokratikleşme” Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 2008 18(2): 297-308.

Ökte, Kutluğhan Savaş: “THE Fınancıal Crısıs Of 2008 In The USA: An Over Vıew” İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Mecmuası, 2012 1(62): 81-101.

Yiğit, Verda: “1648 Vestfalya Barışından 1815 Viyana Kongresine Kadar Ki Dönemde Uluslararası Sistemin Dönüşümü” Kadir Has Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2008.

Fırat, Melek: “Soğuk Savaş Sonrası Fransa’nın Dış Politikası” Ankara Üniversitesi SBF Dergisi, 2009 1(64): 115-163.

 

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here