Roma ve Osmanlı başta olmak üzere birçok imparatorluk ve medeniyete ev sahipliği yapan Ortadoğu, tarihinin en çalkantılı dönemlerinin birini geçirdi ve geçirmeye devam etmektedir.
Sınırları büyük ölçüde yapay çizimler ile oluşturulan ve 2. Dünya Savaşı’ndan sonra yeni yeni bağımsızlık kazanan Ortadoğu devletleri sahip olduğu zengin yeraltı kaynakları ve jeostratejik önemi ile süper güçler arasında geçmişten günümüze kadar bir paylaşım savaşının merkezinde yer almış, son bir asırdır hiçbir zaman refah, istikrar ve güvenli bir ortama kavuşamamıştır.
İşte ilk kez Yahudi gazeteci Bernard Levi’nin tarihsel bir kavram olarak dile getirdiği ‘Arap Baharı’ böyle bir ortamda doğmuş ve şekillenmiştir.
‘Demokrasi, Özgürlük ve Barış’ sloganlarıyla sokağa dökülen halklar ‘Kan, Gözyaşı ve Ölüm’den’ başka hiçbir şey tadamadı.  Sınırlarda herhangi bir değişiklik olmamasına rağmen Arap Coğrafyası bir daha asla eskisi gibi olmayacak bir sürece girdi. Yaşanan çatışmalarda yüzbinlerce insan öldü. Milyonlarca insan evlerini terk etti. Bölgede birçok ülkede Batı’nın tabiriyle ‘Diktatörler’ devrildi lakin istikrar ve huzur yerine darbeler, iç savaşlar, ekonomik krizler, yoksulluk ve kitlesel göçler yaşandı ve yaşanmaya devam etmektedir.

İlk Kıvılcım: Tunus

17 Aralık 2010 günü seyyar satıcı Muhammed Buazizi’nin yaşadığı ekonomik sorunları ileri sürerek kendini ateşe vermesi ile başlayan olaylar ekonomik olarak zaten zor günler yaşayan Kuzey Afrika ülkesinde kitlesel gösterilere sebep oldu. Halk sokağa döküldü ve yaşanan olaylar 14 Ocak 2011’de 24 yıllık Zeynel Abidin Bin Ali hükümetinin devrilmesiyle sonuçlandı.Abidin Bin Ali ülkeyi terk etti ve Suudi Arabistan’a sığındı.
‘Ulusal Birlik Hükümeti’ adıyla geçici bir hükümet oluşturuldu, zor ve çalkantılı bir süreçten geçen Tunus halkı kısa bir süre sonra sandığa gitti. Ekim 2011’de seçimler yapıldı ve sandıktan  Ulusal Kurucu Meclis’teki (UKM) En Nahda, Laik Cumhuriyet ve Ettakatol Partisi tarafından oluşturulan koalisyon hükümeti çıktı.
Gösterilerin başladığı 2010 yılında 45.81 milyar dolar GSYİH’ya sahip olan Tunus’ta aynı parametreler şuan 40.26 milyar doları gösteriyor. 2010 yılında %13, 2011’de %18’e yükselen işsizlik rakamları ise şuan %15.4 seviyelerinde. Gelecek dönemler için yeni ekonomik programlar hazırlayan koalisyon hükümetinin işi bir hayli zor görünüyor. 2010 yılında %39.2 olan GSYİH’da devlet borcunun oranı şuan %69.2’ye ulaşmış durumda.

 

Müslüman Kardeşler-Zafer ve Yenilgi: MISIR

25 Ocak 2011’de Tahrir meydanına dökülen kitlelerin yol açtığı gösteriler 1981’den beri Cumhurbaşkanı olarak ülkeyi ordunun da arka plandaki desteğiyle yöneten Hüsnü Mübarek’in devrilmesiyle sonuçlandı. Tunus’ta yaşanan ayaklanmanın başarıya ulaşması da Mısır halkını cesaretlendiren etkenler arasındadır. 30 yıl boyunca Mübarek yönetimindeki Mısır’da seçimler olmuş ancak iktidar hiçbir şekilde el değişmemişti. Batılı ülkeler ile iyi ilişkiler kuran Mübarek ülkesini otoriter bir nizamla yönetmiş bu da zaman zaman insan hakları ihlaline sebep olmuştur.
Mübarek’in  Ulusal Demokrat Parti’si karşısında Kasım 2010 seçimlerinde sandıkta ülkenin yönetimine talip olan İhvan’ı Müslimin (Müslüman Kardeşler) 25 Ocak hareketinin başını çekmektedir.  Mübarek’in devrilmesinde ise en önemli aktör ordu olmuştur. Daha sonra 2012 başkanlık seçimlerinde yüzde 51.73 oy ile Muhammed Mursi Mısır’ın 5. Cumhurbaşkanı olarak seçilmiştir ancak Mursi’nin iktidarı fazla sürmemiş ve ordu 3 Temmuz 2013 günü yönetime el koymuştur.

1952 yılında Cemal A.Nasır önderliğinde gerçekleştirilen Hür Subaylar Darbesi ve bu  tarihten itibaren ordunun rejim içindeki pozisyonu 3 Temmuz darbesini anlamak adına hayati bir önem arz etmektedir. 1952’den itibaren  Mısır’da ordu dış politikadan ekonomiye kadar birçok konuda söz sahibi olmuş, devlet yönetiminde başkandan sonra adeta 2. Erk görevini üstlenmiştir. Mursi’nin iktidara gelmesi ile değişmeye başlayan nizam ve bunun ordu aleyhine evrilmesi 3 Temmuz darbesini etkilemiştir.
Darbe ile birlikte ordu ilk iş olarak Müslüman Kardeşler’i tasfiye etmiş, Mursi’yi tutuklamıştır.
Sisi yönetimindeki Mısır son dönemde hem Batı hem de Avrasya bloğu ile iyi ilişkiler geliştirmektedir. Akdeniz’de Türkiye’ye karşı Yunanistan, Güney Kıbrıs ve İsrail ile birlikte hareket eden Mısır yeni stratejilerini bölge ülkeleri ile çatışmamak üzerine geliştirmektedir. İsrail ile kurulan yakın ilişki bunun en bariz örneğidir.
Mısır ekonomisi 2010 yılına göre küçük de olsa bir büyüme gerçekleştirmiştir. 2010 yılında 218 milyar dolarlık GSYİH 2018 yılında 237 milyar dolara yükselmiştir lakin geçen süre göz önüne alındığında bu artış bir hayli düşüktür. Son yıllarda artan terör eylemleri, siyasi istikrarsızlık ve bölgede yaşanan çatışmalar özellikle Libya ve Suriye’deki karışıklıklar Mısır ekonomisine olumsuz yansımıştır.

 LİBYA

Arap Baharı’nda bir diğer büyük hayal kırıklığı  Libya’da yaşanmıştır. 7 Şubat 2011 tarihinde başlayan protestolar NATO  müdahalesi ile birlikte  Muammer Kaddafi’nin halk tarafından öldürülmesiyle 20 Ekim 2011 tarihinde sona ermiştir.
1969’dan beri Libya’yı yöneten Kaddafi’nin devrilmesiyle istikrara ve huzura kavuşacağını sanan Libya halkı büyük bir sosyo-politik ve sosyo-ekonomik problemlerle karşı karşıya kalmıştır. Kaddafi’nin devrilmesi Libya’da otorite boşluğuna yol açmış ve ülke siyasal olarak parçalanmıştır.

Farklı klik ve yapılanmaların gücü elinde bulundurduğu Libya’da gösteriler sonucu en fazla zararı halk yaşamıştır. Güvenlik problemi, artan terör olayları ve iktidar üzerinde birçok farklı grubun hak iddia etmesi yaşanan problemlerin başında gelmektedir.
Siyasi olarak tam bir parçalanış örneği gösteren Libya’da şuan hali hazırda iki meclis bulunuyor:
Temsilciler Meclisi
-Trablus’ta Milli Genel Kongre
Ülkede Birleşmiş Milletler’in girişimiyle kurulan ve BM tarafından tek tanınan otorite ise   Ulusal Mutabakat Hükümeti (UHM). Merkezi Trablus olan UMH, Aralık 2015’te, Fas’ın Suheyrat kentinde varılan Libya Siyasi Anlaşması uyarınca kuruldu.
Kaddafi döneminde Sosyal Devlet Anlayışı’nın zirve yaptığı Libya’da şuan doğal kaynaklar büyük ölçüde küresel şirketlerin kontrolünde sömürülmekte ve halkın refah seviyesi günden güne azalmaktadır. Libya ekonomisi iç savaş sonrası her yıl ortalama %4 küçülmüştür. 2010 yılında 74 milyar dolar olan GSYİH 2018’de 31 milyar dolara kadar geriledi. 2010’da kişi başına düşen yıllık gelir ise 2010’da 12 bin dolardan 2018’de 7 bin dolara kadar geriledi.

SIFIR ETKİ: KÖRFEZ ÜLKELERİ

Arap Baharı’ndan en az etkilenen ülkeler ise hiç şüphesiz Körfez emirlik ve krallıkları. Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Katar, Kuveyt…
Körfez ülkelerinde demokratikleşme çabalarının ve halk hareketlerinin yok denecek kadar az olmasının altında yatan en önemli faktör bölgenin yüksek refahı. Gösterilerin başladığı dönemde iktidarın uyguladığı “petrol-refah politikaları’’ halkın gösterilere itimat etmemesinde ve destek olmamasında en önemli etken. Kendi vatandaşlarına milyarlarca dolar dağıtan Suud Hanedanlığı gösterileri  ekonomik silahıyla kısa sürede sonlandırdı.
Körfez ülkeleri her ne kadar demokrasi ve insan hakları konusunda oldukça geri kalmış olsa da devletin uyguladığı sosyal politikalar ve halka doğrudan ulaşan ekonomik kaynak aktarımı iktidar karşıtı hakeretlerin önündeki en önemli sosyo-politik engel olma durumundadır.
Suudi Arabistan’daki gösterilerin etkisiz kalmasındaki bir diğer etken ise muhalefetin Şii ağırlıklı olması ve iktidarın kamuoyuna bu yönde yaptığı algı operasyonları.

 

ÇÖKÜŞ: SURİYE

ARAP BAHARI etkisini en fazla Suriye’de hissettirdi. Bölgede farklı aktörlerin çatışması ve küresel güçlerin doğrudan lojistik müdahalesi gösterileri bir iç savaşa dönüştürdü. 2011 yılı başlarında ülkede yönetimi elinde tutan Baas Partisi, iktidarının sona ermesini talep eden Araρ Baharı gösterilerini kitlesel baskı ve askeri kuşatmalarla bastırarak  Yerel Suriye Muhalefeti (ÖSO, EL NUSRA) üzerinde sınırsız güç kullanmış bu da çatışmaları daha da şiddetlendirmiştir.
7 yıldır yaşanan çatışmalarda 500 binden fazla kişi yaşamını yitirmiş büyük bölümü Türkiye, Ürdün ve Lübnan’a olmak üzere milyonlarca insan göç etmek zorunda kalmıştır.

Şuan Suriye siyasal olarak 3 parçaya bölünmüş durumda.

  • Rejim güçlerinin kontrol ettiği ve ülkenin büyük bir kısmını oluşturan bölge
  • ABD tarafından doğrudan desteklenen PYD-YPG terör bölgesi
  • Türkiye’nin kendi güvenliğini sağlamak amacıyla kontrol ettiği ve muhaliflerin yoğun olduğu kısım
İç savaşı büyük ölçüde rejim güçleri kazandı ama Suriye’deki dengeler tamamen değişmiş durumda. Özellikle Türkiye’nin bölgede gerçekleştirdiği operasyonlar Ankara’yı Suriye’de belirleyici aktörler arasına soktu. İran, Rusya ve Türkiye’nin ortak gerçekleştirdiği müzakereler ise ABD’nin aleyhine işlemeye devam ediyor.
Çıkan çatışmalarda tam bir yıkım yaşayan Suriye’nin yeniden onarılması ise Çin’li firmalar tarafından gerçekleştirilecek.
Ekonomisi 2011’den bu yana yaklaşık yüzde 75 küçülen ülkenin gayri safi milli hasılası 7 yılda 60 milyar dolardan 15 milyar dolara geriledi. BM’nin hazırladığı raporlara göre Suriye’nin 2011 öncesi duruma gelebilmesi için en az 200 milyar dolara ihtiyacı var.
İsrail’in düzenli saldırıları sonucu Rusya tarafından S-300 hava savunma sisteminin Suriye’ye konuşlandırılması da bölgedeki bir diğer önemli değişiklik oldu.

SONUÇ

Ortadoğu’daki ilk kitlesel demokrasi dalgası Arap Baharı’nda yenilgiyle sonuçlandı.
Bu yenilginin sebeplerini şöyle sıralayabiliriz:
-Bölgede demokrasi kültürünün yetersiz olması
-Etnik ve mezhepsel ayrılıklar
-Küresel ve bölgesel aktörlerin çıkar çatışmaları
-Terör faaliyetleri ve güvenlik sorunu
-Eğitim sistemindeki eksiklikler
Arap Baharı sonucu Türkiye ve İran’ın bölgedeki etkinliği arttı. Türkiye, İran ve Rusya son dönemde sorunların çözümünde ortak hareket etmeye başladı. ABD ise önce Irak’ta Barzani önderliğinde bağımsız bir Kürt devleti girişiminde bulundu. İran ve Türkiye’nin doğrudan desteklediği Irak Merkezi Yönetimi bu referandum sonucunu tanımayarak müdahale etti. Barzani hareketi uzun bir süreliğine engellenmiş oldu.
Suriye’nin kuzeyinde ABD’nin oluşturmaya çalıştığı terör koridorunun yine Türkiye tarafından engellenmesi ise ABD’ye bölgede vurulan ikinci darbe oldu. Önümüzdeki süreçte Rusya-İran-Türkiye’nin girişimiyle Suriye’de bir anayasa değişikliği gerçekleşebilir. Suriye’nin kuzeydoğusundaki PYD-YPG terör bölgesi ise bölgesel aktörler tarafından kuşatılmaktadır.
Değişim hiç şüphesiz gerçekleşecektir bu değişimden ise küresel ve bölgesel gelişmeleri doğru okuyan, stratejilerini reel-politik eksene dayandıran ülkeler güçlenerek çıkacak diğerleri ise uzun yıllar daha anarşinin ve kaosun gölgesinde beka sorunu yaşamaya devam edecektir.

 

Oysa hangi istiklal vardır ki yabancıların nasihatleriyle, yabancıların planlarıyla yükselebilsin? Tarih böyle bir olay kaydetmemiştir. Tarihte, böyle bir olay yaratmaya kalkışanlar, zehirli sonuçlarla karşılaşmışlardır.

GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK

 

KAYNAKÇA:
https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-42232967
http://www.aljazeera.com.tr/ulke-profili/ulke-profili-tunus
https://tr.tradingeconomics.com/tunisia/indicators
http://dergipark.gov.tr/download/article-file/159447
https://www.aa.com.tr/tr/ulke-profilleri/libya/903467
http://newtimes.az/tr/views/2116/
https://www.aa.com.tr/tr/dunya/ic-savasin-suriye-ekonomisine-faturasi-agir-oldu/1089379

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here