Doğu Akdeniz deniz alanları kapsamlı şekilde bölüşülmüş değildir. GKRY’nin diğer ülkeler ve uluslararası şirketlerle Kıbrıs adına yaptığı antlaşmalar uluslararası hukuka aykırıdır.
MEB ve Kıta Sahanlığı 
Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni bölgede yalnızlaştırmaya yönelik geniş çaplı siyasi hamleler zinciriyle, bu dengenin Türkiye ve KKTC aleyhine bozulmak istendiği açıktır. Temelinde yarım asırlık Kıbrıs sorunun deniz alanlarına yansıması olarak ele alınabilecek bu ihtilafı anlamak için kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölge (MEB) kavramları ile bölgedeki Türkiye’ye ve KKTC’ye ait hak ve menfaatlere değinmek faydalı olacaktır.
Devletlerin bazı egemen haklara sahip olduğu kabul edilen ve uluslararası deniz alanını oluşturan “yetki alanları” vardır. Bunlar, kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölgeler (MEB) olarak ifade edilmektedir.
Kıta Sahanlığı
Kıta sahanlığı, ülkeyi oluşturan kara parçasının deniz altındaki uzantısına denilmektedir. Her kara devletinin en az 200 deniz mili mesafeye kadar kıta sahanlığı hakkı vardır. Bu bağlamda Türkiye bir kara devletidir ve kıta sahanlığı vardır.
1958 Cenevre Deniz Hukuku Konferansı’nda kabul edilen Kıta Sahanlığı Sözleşmesi’nin 4. maddesine göre, “sahil devleti, kıta sahanlığı üzerinde araştırma yapmak ve doğal kaynakları işletmek bakımından egemen haklarını kullanır” denilmektedir.
Münhasır Ekonomik Bölge (MEB)

Münhasır ekonomik bölge (MEB) ise “karasularının ötesinde ve bu sulara bitişik, belirlenen özel hukuki rejime tabi sahildar devletin hak ve yetkileri ile diğer devletlerin hakları ve serbestliklerinin belirlendiği bölgeyi ifade etmektedir.” Adalar, bu bağlamda MEB üzerinde tam olarak hak sahibi değildir ve egemenlik hakkı ileri süremezler.

Münhasır Ekonomik Bölge hukuki rejimi 1982 Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi (BMDHS)’nin V. Kısım 55 – 75 maddelerinde düzenlenmiştir. BMDHS’nin 57.maddesinde belirtildiği üzere; Münhasır Ekonomik Bölge, karasularının ölçülmeye başlandığı esas hatlardan itibaren 200 deniz milinin ötesine uzanmayacaktır.

Münhasır Ekonomik Bölge, kıyı devletine, kıyıdan başlayarak açık denize doğru en fazla 200 mil kadar uzanan bölgede gerek deniz yatağı altında, gerekse içerisinde bazı egemenlik haklarının tanınmasını içeren bir kavramdır. Münhasır Ekonomik Bölge bu deniz alanında kıyı devletine önemli ekonomik haklar ve yetkiler vermektedir. Ancak, sözleşme, üçüncü devletlere de söz konusu denizalanı üzerinde bazı haklar tanımaktadır.

BMDHS’nin“Münhasır Ekonomik Bölge’de Sahildar Devletin hakları, yetkisi ve yükümlülükleri” başlıklı 56. maddeye göre Devletinin Münhasır Ekonomik Bölge’de kıyı devleti her türlü yapay ada, araç ve gerecin yerleştirilmesi ve yararlanılması konusunda tek yetkilidir. Münhasır Ekonomik Bölge’de diğer devletlerin hak ve yükümlükleri ise BMDHS’nin 58. Maddesinde yer almaktadır.

Söz konusu maddeye göre; Münhasır Ekonomik Bölge’de, sahili bulunsun veya bulunmasın, bütün devletler, söz konusu sözleşmenin ilgili hükümlerinde öngörülen şartlar içerisinde, açık denizlerin seyrüsefer serbestliği ile uçuş serbestliğinden ve denizaltı kabloları ve petrol boruları döşeme serbestliğinden; keza, bu serbestliklerin kullanımına ilişkin olarak, özellikle gemilerin, uçakların ve denizaltı kabloları ve petrol borularının işletilmesinde, denizin uluslararası diğer yasal amaçlarla kullanılması serbestliğinden yararlanırlar.

Ancak, Münhasır Ekonomik Bölge’de devletler, söz konusu sözleşme uyarınca haklarını kullanırken ve yükümlülüklerini yerine getirirken, sahildar devletin haklarını ve yükümlülüklerini gerektiği şekilde göz önünde bulunduracaklar ve sahildar devletin söz konusu kısım ve diğer uluslararası hukuk kuralları uyarınca kabul ettiği kanun ve kurallar, işbu sözleşme ile bağdaşır olduğu ölçüde, riayet edeceklerdir.

Bölgelerin Paylaşım Sorunu

Doğu Akdeniz coğrafyası dikkate alındığında, karşılıklı kıyıların uzunluğu 400 deniz milinden kısadır. Bu nedenle de bu bölgedeki devletlerin MEB ilan edeceklerinde belli ilke ve kurallar çerçevesinde sınırların belirlenmesi için ilk önce karşılıklı olarak mutabakatlar sağlamaları gerekmektedir. MEB’in belirlenmesi uluslararası hukuk, örf adet hukuku ve içtihatlara göre 3 temel ilkeye dayanmaktadır. Buna göre, ortay hat çizgisi, bölgelerin ilgili taraflarca anlaşmayla belirlenmesi ve hakkaniyet ilkesi göz önünde bulundurulmaktadır.

Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin (GKRY) hukuken tek taraflı olarak Kıbrıs Türkleri ve Türkiye Cumhuriyeti’nin hak ve hukukunu yok sayarak sözde MEB’i ilan etmiştir. Uluslararası hukuka göre bu alanların bölüşülmesi kıyıdaş devletler arasında antlaşmayla olmalıdır. Anlaşma sağlanamazsa uluslararası tahkim ve mahkemeler gibi barışçıl çözüm yollarına başvurulması salık verilmektedir.

Bu ihtimalin de söz konusu olmadığı durumlarda uluslararası hukuk, haklı menfaatleri olan ilgili devletler arasında en azından bu doğal zenginliklerden yararlanılmasına yönelik geçici çözümlere başvurulabileceğini söyler. Dikkat edilmesi gereken nokta, çakışan hak ve menfaat iddialarının olduğu bölünmemiş deniz alanlarında, ilgili ülkelerin hak ve menfaatlerini geri alınamaz şekilde etkileyecek, doğal kaynakların tek taraflı kullanılması gibi girişimlerin hukuka aykırı kabul edildiği gerçeğidir.

Egemen Haklar ve Yetkiler

Kıta sahanlığı ve MEB kıyı devletine doğal kaynaklar üzerinde egemen haklar ve yetkiler vermektedir. Bu noktada geçerli kural “kara denize hâkimdir” prensibidir. Diğer bir ifadeyle, devletlerin denize sahildar olmaları sebebiyle sahillerine bitişik deniz alanlarında egemen haklara ve yetkilere sahip olmalarıdır.

GKRY’nin KKTC’yi meşru bir siyasi otorite olarak tanımaması, buna karşın GKRY’nin adanın tek söz sahibi olduğuna ilişkin iddiasının KKTC ve Türkiye tarafından reddedilmesi, başta AB olmak üzere diğer ilgili uluslararası aktörlerin KKTC’yi devlet olarak kabul etmeseler bile Kuzey Kıbrıs’taki Türk varlığının haklarını kabul etmelerine rağmen sadece GKRY ile tüm adayı ilgilendiren konularda Kıbrıs Türklerinin haklarını ihlal eden antlaşmalar yapmaları, Doğu Akdeniz deniz alanlarının bölünmesi konusunu salt deniz hukuku sorunu olmaktan çıkarıp, başlı başına ada üzerindeki egemenlik sorununun bir cüzü haline getirmiştir.

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu’nun 1962 tarihli doğal kaynaklar üzerinde Daimi Egemenlik Kararı’na göre, doğal kaynaklar o ülkede yaşayan halklara ve milletlere aittir, denilmekte ve devletlerden asla bahsedilmemektedir. GKRY’nin bu anlamda tek yanlı olarak yasa dışı biçimde ilan ettiği sözde MEB’i ile Kıbrıs Türklerinin haklarını gasp etmesi kesinlikle kabul edilemez.

GKRY’nin Tek Taraflı MEB İlan Etmesi

GKRY’nin hukuken tek taraflı olarak MEB ilan etme hakkı yoktur. Bir yerde birden fazla devlet ve birden fazla halk varsa hele de tartışmalı olan devlet kendi başına tek taraflı olarak MEB ilan edemez! Eğer Kıbrıs Cumhuriyeti adada tek bir devlet olsaydı o zaman MEB ilan edebilirdi. Mevcut durum itibarı ile fiili olarak Kıbrıs adasında Türk, Rum ve İngilizlere ait 3 ayrı devlet bulunmaktadır.

Buradaki mesele Kıbrıs Türklerinin (1960) kurucu ortağı olduğu Kıbrıs Cumhuriyeti’nden 1963’de silah zoru ile atılması ve söz konusu devletin üniter Rum devletine dönmüş olma meselesidir. Kıbrıs Cumhuriyeti olarak anılan devlet tek başına Rumlara ait değildir. Meselenin özü budur!

GKRY Mısır, İsrail ve Lübnan ile Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin bölgedeki haklarını yok sayarak ikili anlaşmalarla MEB ilan etme yoluna gitmişlerdir. Yunanistan ise resmi olarak Doğu Akdeniz’de MEB ilan etmemişse de Avrupa Birliği kurumlarının yayınlamış olduğu haritalarda da görüleceği gibi Meis Adası’nın güneyindeki sahada MEB dikte etmeye çalışmaktadır.

Yunanistan Faktörü

Yunanistan Doğu Akdeniz’deki deniz yetki alanlarına ilişkin olarak, “Girit, Kaşot, Kerpe, Rodos ve Meis” hattını esas alarak ortay hatta dayalı bir deniz yetki alanı oluşturmak istemektedir. Bu amaç doğrultusunda Yunanistan, Mısır ve Libya ile de anlaşmalar yapmaya çalışmıştır. Yunanistan bu yolla hem Türkiye’yi kendi içerisine hapsetmek hem de Kıbrıs Ada’sını denizden denize bağ kurarak karada başaramadıkları Enosis’i deniz üzerinden (mavi vatan) gerçekleştirme hayalleri içerisine girmiştir!

GKRY’nin hukuken tek taraflı olarak 2003 yılında Mısır, 17 Ocak 2007’de Lübnan ve 3 Şubat 2011’de de İsrail ile imzaladığı Münhasır Ekonomik Bölge Sınırlama Anlaşmalarının geçerliliği ve bu anlaşmalar sonrasında parsellenen bölgeler Doğu Akdeniz’de yaşanmakta olan tartışma ve gergilimin temelini oluşturmaktadır.

GKRY’nin tek yanlı ve adanın “tek hakimi” gibi davranarak sözde parsellediği blokların 1,4,5,6 ve 7 numaralı kısımları Türkiye’nin kıta sahanlığı ile ve ayrıca 1, 2, 3, 8, 9, 12 ve 13 numaralı kısımları ise KKTC’nin deniz sınır alanları ile örtüşmektedir. Yaşanan gelişmeler çerçevesinde KKTC kendi hükümranlık haklarını kullanarak 2011 yılında Türkiye’nin ulusal kuruluşu olan Türkiye Petrol Anonim Ortaklığı’na A,B,C,D,E,F,G diye 7 tane alan tanımlayarak ruhsat vermiştir.

Bu bağlamda Türkiye mevcut kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölgeleri dolayısıyla Doğu Akdeniz’de hukuken sahip olduğu alanlar yanında bir de KKTC adına tüm adanın etrafında Türkiye Petrolleri aracılığı ile de hak ve söz sahibidir.

Türkiye Faktörü

Türkiye Cumhuriyeti yaşanan gelişmeler karşısında hem 32°16’18” doğu boylamından itibaren Kıbrıs adasının batısında kalan deniz alanlarında meşru hak ve yetkilerini kayda geçirmiş. Hem de 32º 16′ 18″ meridyeninin batısı boyunca kendisine ait olan kıta sahanlığının dış sınırlarını oluşturan bölgelerin aynı zamanda Mısır ile deniz sınırını oluşturmakta olduğunu 2 Mart 2004 tarihinde BM belgesi olarak yayınlanan mektubuyla resmi olarak kayda geçirmiştir.

Türkiye Cumhuriyeti uluslararası deniz hukukundan kaynaklanan ve doğal hak kabul görülen 200 millik bir kıta sahanlığı hakkına sahiptir. Bu durumda ipso facto (fiilen) ve ab inito (başlangıçtan beri) ilkesinin geçerli bulunduğunu, söz konusu alanı BM Deniz Hukuku Bülteni’nde de 2 Mart 2004’te yayımlatmıştır.

Türkiye Cumhuriyeti ayrıca Doğu Akdeniz’deki yetki alanlarının belirlenmesi hususunda, bölgede ikili veya üçlü deniz yetki alanlarının paylaşılması hususunun kabul edilemez olduğunu 2004 Turkuno DT/4739 (Mart 2004), 2005 Turkuno DT/16390 (Ekim 2005) ve UN. Doc. A/61/1011/-S/2007/456 (Temmuz 2007) sayılı notalarda açıkça ifade etmiştir.

Bölgede yapılacak olan MEB anlaşmalarının kıyıdaş bütün devletlerin katılımı ve uluslararası hukukun temel prensibini oluşturan hakkaniyet ilkesiyle yapılması gerektiğini sürekli vurgulamış, vurgulamaya da devam etmektedir.

Sonuç Olarak;

Doğu Akdeniz’in stratejik önemi, dünya deniz taşımacılığının önemli bir geçiş noktası olmasının yanında son yıllarda bölgede bulunduğu iddia edilen enerji rezervleriyle bir kat daha artmıştır. ABD Jeolojik Araştırma Kurumu’nun yayınladığı verilere göre, Doğu Akdeniz’in doğusunda, Kıbrıs adası ile Suriye, Lübnan, İsrail ve Filistin devletlerinin ortasında kalan Levant havzasında ortalama 1,7 milyar varil petrol, 3.45 trilyon metreküp doğalgaz olduğu iddia edilmektedir.

Dönemin AB liderleri anlaşılan o ki, 1 Mayıs 2004’de Güney Kıbrıs’ı Orta Doğu ve Doğu Akdeniz bölgesinde daha etkin bir aktör olabilmek için AB’ne üye almışlardır. AB bu sayede Ortadoğu ve Doğu Akdeniz coğrafyasında GKRY üzerinden daha aktif olarak hamleler yapabilme imkânına sahip olmuştur.

Doğu Akdeniz’deki deniz yetki alanı meselesinin özü; Rumlar nasıl 1963’de silah zoru ile Kıbrıs Cumhuriyeti’ni gasp ederek üniter Rum devletine dönüştürmüşlerse, günümüzde de Ada’nın etrafındaki tüm yetki alanlarını (MEB) aynı şekilde gasp ederek bu duruma meşruiyet kazandırabilme meselesidir.

AB, Doğu Akdeniz’deki deniz yetki alanı meselesinde ne yazık ki tarafsızlığını koruyamamış. Bilakis Yunanistan ve GKRY’nin yanında yer alarak konuya müdahil olmayı tercih etmiştir.
Türkiye Cumhuriyeti ve KKTC en başından beri Doğu Akdeniz’deki deniz yetki alanı meselesinin barış ve uzlaşı zemininde uluslararası hukuk ve hakkaniyet çerçevesinde çözümlenebilmesi için çaba göstermektedir.

Doğu Akdeniz’deki deniz yetki alanı meselesinde bakalım ilerleyen günlerde daha ne gibi gelişmelerin yaşanacağını hep birlikte yaşayarak göreceğiz.

Cemal ASLAN

cemal-aslan.blogspot.com

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here