Fransa’nın Doğu Akdeniz Politikası’nda Kazanan Kim?

AB mi? NATO mu? Rusya mı?

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) daimi beş üye ülkelerinden birisi olan Fransa, Birleşmiş Milletler (BM) kararları doğrultusunda hareket etmemek ile suçlanmıştır. Ulusal Mutabakat Hükümeti yetkililerine göre, Fransa, Hafter tarafına silah ve lojistik desteği sağlamaktadır. Bu desteği bölge ülkelerinin istikrarına en çok zarar veren Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) gibi ülkeler aracılığı ile yaptığı, BM’de ve AB’de üstlendiği görevler ile de faaliyetlerine meşruluk kazandırmaya çalıştığı iddia edilmiştir. Fransa gerek Ulusal Mutabakat Hükümeti (Serrac) ile gerekse Ulusal Ordu (Hafter) ile ilişkilerini devam ettirmeye çalışmıştır. Her ne kadar Ulusal Ordu taraftarı bir siyasi tutum sergiliyor olsa da Serrac Hükümeti ile diyaloğunu kesmemiştir. Bu siyasi tutumu dolayısıyla Fransa ikiyüzlü bir siyasi tutum izlediği yönünde eleştirilmiştir.

Türkiye’nin Doğu Akdeniz politikası Fransa ile ilişkilerde eski sorunları tekrardan dinamik
olarak ortaya çıkarmıştır. Doğu Akdeniz’de haklarını savunmak için Kıbrıs ve Libya’da çeşitli siyasi manevralar yapan Türkiye’nin karşısına ilk çıkan ülkeler Yunanistan ve Fransa olmuştur.

Kıbrıs ve Doğu Akdeniz sorunları bir tarafa, bu çalışma ile Fransa’nın Doğu
Akdeniz politikasını anlamaya ve Libya özelinden Post-Sovyet ülkelerine muhtemel
etkilerinin analizi amaçlanmaktadır. Bu konuda hâkim iki farklı görüşe yer verilmiştir. İlk
görüş Fransa’nın Libya politikasının AB ve NATO ülkelerini tehlikeye soktuğunu iddia
ederken bir diğer görüş ise bu politikalar ile Fransa’nın AB’yi enerji güvenliği bağlamında
korumaya çalıştığını iddia etmiştir. Çalışmada sıkça bahsi geçen Rusya’nın ve post-Sovyet AB ülkelerinin anlamlandırılması için öncelikle kısa bir Rus-AB ilişkileri ile başlanılacaktır. Son olarak bu krizden doğabilecek muhtemel fırsat alanlarına değinilecektir. Bu fırsat alanlarına giden sürecin de ne olabileceği tartışmaya açılacaktır.

1. Rusya’nın AB Dış Politikası

Çok-Vektörlü ve Faydacı Dış Politika

İkinci Dünya Savaşı sonrasında uluslararası sistem iki kutuplu güç odağı ve bu odaklara
bağlı/bağımlı olarak sisteme uyum sağlayan devletlerden oluşmuştur. Avrupa’nın ortasında
yer alan devletler NATO ile Sovyetlerin arasında gayri-resmi bir sınır olarak görülmüştür. Bir tarafta NATO üyesi, Atlantik müttefikler diğer yanda ise Sovyet Rusya’nın güdümünde olan ‘uydu’ devletler bulunmaktaydı. Dönemin iki büyük gücünün çatışma bölgesi olan Orta
Avrupa coğrafyası, dünya savaşlarından hemen sonra ortaya çıkan soğuk savaş döneminin en önemli cephelerinden biriydi.

1980’li yılların sonuna doğru ‘tarihin sonu’ gelmiş, NATO müttefikleri Sovyetler karşısında galip olmuştur. 20. Yüzyıl sonlarında Sovyetler dağılmış, Asya ve Avrupa’da birçok devlet bağımsızlıklarını kazanmıştır. Orta Avrupa coğrafyasının hangi ülkeleri kapsadığı konusunda farklı görüşler olmasına rağmen bu bölgede yer alan birçok ‘uydu’ devletin bağımsızlıklarını kazanması Sovyetlerin yıkılmasından sonra olmuştur.

Post-Sovyet Rus Dış Politikası’nın anlaşılmasında en çok kullanılan tezlerden birisi,
Rusya’nın çok-vektörlü ve faydacı anlayış ile hareket ettiğidir. Bu anlayışa göre post-Sovyet
bölgesi ana vektörü oluşturmaktadır. Rusya bu bölge ile bağlarını koparmamak ve bölge
siyasetinde etkili olma çalışmalarını devam ettirmiştir. Post-Sovyet bölgeleri Rusya’nın
nüfuzunu devam ettirmek için sıkça ikili ve çoklu işbirlikleri ile etkileşimde bulunduğu
alanlar olarak adlandırılmıştır. İkinci vektörü ise Batı vektörü oluşturmaktadır. Bu vektörde
ABD, NATO ve AB gibi ‘Atlantikçilik’ anlayışına sahip ülkeler ve uluslararası örgütlenmeler
ile ilişkiler yer almıştır. Son olarak ise Doğu vektörü ortaya çıkmıştır. Bu vektör ile Çin,
Hindistan ve ŞİÖ gibi bölgesel güç unsurları ile ilişkilerin geliştirilmesi, devam ettirilmesi
amaçlanmıştır. Bu tanımlamalara göre Orta Avrupa bölgesinin hangi vektörde olduğunun
anlaşılması güçtür. Orta Avrupa ülkelerinin bazıları hem post-Sovyet ülkeleridir hem de AB üyesi devletlerdir. Rus akademisyenler ve politika yapıcıların bu konudaki görüşleri Orta Avrupa bölgesinin birinci ve ikinci vektörün kesişim kümesinde yer aldığı yönünde olmuştur. Orta Avrupa ülkeleri birinci vektörün ‘Batısı’ ikinci vektörün ise ‘Doğusu’ olarak
adlandırılmıştır.

Rusya ile Avrupa kıtası ilişkileri ise zaman zaman ikili ve çoklu işbirlikleri ile devam
ettirilmeye çalışılmıştır. 1991-1995 yılları arasında, Boris Yeltsin döneminde, Rusya’nın
Avrupa ile doğal olarak müttefik oldukları tezi sıkça ortaya atılmıştır. Bu tez ile Rusya’nın, Avrupa’nın kendi içinde ve NATO ile bütünleşmesinden en az zararla çıkmaya çalıştığı düşünülmektedir.

1966-1999 yılları arasında ise NATO’nun bölgede etkin unsur olarak
yayılması ve AB’nin bütünleşme sürecinde başarılı görülmesi ile Rusya ile ilişkilerde
değişimler olmaya başlamıştır. 2000-2007 yıllarında Putin yönetimiyle Rusya bölgede
tekrardan baskın bir güç olma çabalarına girişmiştir. Batı’nın demokratik kurumları ve
değerleri ile ilgili kamuoyunu manipüle edici politikalar işletilmeye başlanmıştır. 2008 sonrası süreç ile birlikte Rusya’nın kısmen ılımlı politikalarının yerini saldırmacı bir anlayış almıştır. Gürcistan, Ukrayna, Suriye ve son olarak Libya’da AB Ortak Dış ve Güvenlik Politikaları’na doğrudan ve dolaylı müdahaleler birbirini izlemiştir.

Fransa'nın Doğu Akdeniz Politikasında Kazanan Kim? 7

2. Fransa’nın Libya Politikasında Etkili Olabilecek Unsurlar

A) Rusya ile Normalleşme

İlk olarak Fransa’nın Libya tutumu ile AB’nin Ortak Dış ve Güvenlik Politikalarına olumsuz
etkilerinden bahsedilebilir. Rusya’nın, Gürcistan, Ukrayna ve Suriye ve Libya’da etkin olarak saldırgan bir tutum sergilemesi ve bu alanlarda nüfuzunu genişletmesi yayılmacı
politikalarının bir göstergesi olarak adlandırılmıştır. Post-Sovyet dönemde kurulan Orta
Avrupa demokrasilerinin halen tehdit altında olduğu birçok uzmanca ifade edilmektedir.
Fransa’nın bu dış politika tutumu NATO’nun ve AB’nin özellikle Rus tehdidine karşı yapmış oldukları işbirliklerini baltalayıcı bir süreç olarak da değerlendirilmiştir. Gürcistan, Ukrayna, Suriye ve Libya ile Avrupa’yı yavaş yavaş kuşatan Rusya’ya karşı olmak yerine Türkiye’ye yönelik yaptırım çağrılarında bulunan Macron, Yunanistan ve bazı Arap ülkeleri dışında net bir destek görememiştir. Hatta İtalya’nın tutumu, Fransa’nın aksine, Ulusal Mutabakat Hükümeti ile işbirliği olmuştur. Yine de unutulmaması gereken husus İtalya’nın da IRINI Operasyonuna dâhil olduğudur. Buradan çıkartılması gereken sonuç Fransa’nın enerji güvenliği meselesini daha sık kullanarak destek almaya çalışma ihtimalidir. Emmanuel Macron, Putin’in 20 yıllık iktidarında gördüğü dördüncü Fransız Başkanıdır. ‘Genç’ Macron’un, ‘yaşlı’ Putin’in etkisinde kaldığı söylemleri gölgesinde gelişen ikili ilişkilerin sıkça eleştiriye maruz kalmasının nedenlerinden birisi de Macron yönetiminin Rusya ile ilişkilerde yeni bir başlangıç yapmak istemesidir. 2019 yılından itibaren Rusya ile ikili ilişkilerinde ‘sert’ yaklaşımların yerini ‘diyalog’ süreçlerinin aldığı gözükmektedir. Kimi analizlere göre ise Brexit ardından Fransa, Rusya ile AB ilişkilerinin seyrini değiştirebilecek tek ülke konumuna gelmiştir. Macron’un NATO hakkındaki ‘beyin ölümü gerçekleşti’ açıklamaları da ayrıca eleştirilen bir yaklaşım olmuştur. Burada dikkat edilmesi gereken husus ise gerek akademik çevrenin gerekse Liberal Fransız siyasetçilerinin Rusya’yı halen bir tehdit olarak gördüğüdür. Macron’un aksine Fransız siyasetçiler Rusya ile ilişkilere halen kuşkulu yaklaşmaktadır.

B) Enerji Güvenliği

İkinci görüş ise Fransa’nın AB’yi riske atmadığı, aksine Rusya’ya karşı enerji güvenliğini
sağlamak adına Doğu Akdeniz politikalarında aktif olarak yer aldığıdır. Enerji güvenliğini
sağlama tezini desteklemek için özellikle Kıbrıs ve civarında Yunanistan’ın ‘çıkarlarını’
korumaya çalıştığını dile getirmektedir. Bu argümana bağlı olarak Fransa, Türkiye’nin de
haklarının bulunduğu bölgelerde AB’yi kaynak göstererek Yunanistan tarafında yer almış
yine bu sebeple de Türkiye ile Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti arasında imzalanan deniz yetki mutabakatına karşı çıkmıştır. Bir diğer nokta ise, Fransa’nın ‘Neo-Colonialism’
politikalarını işletmeye başladığıdır. Fransa’nın yeni kolonicilik anlayışı ile Afrika kıtasında
etkin bir güç olarak kalmak istemesi ve bu bölgenin zengin enerji kaynaklarına olan erişimini kolaylaştırmayı amaçladığı öne sürülmüştür. Böylelikle enerji kaynakları bakımından Rusya’ya bağımlılık oranının azaltılması ön görülmektedir.

Fransa'nın Doğu Akdeniz Politikasında Kazanan Kim? 8

2018 yılında yapılan bir araştırmaya bağlı olarak Avrupa ülkelerinin gelişmeleri için Rusya’ya enerji bakımından bağımlı olması Rusya’nın bölge politikalarında etkili olması anlamına gelmektedir. Kademeli olarak yıllardır azaltılmaya çalışılan bu enerji bağımlılığına rağmen Rusya, AB’nin, ham petrol, doğal gaz ve fosil yakıtlarının ana tedarikçisidir. Fransa’nın Doğu Akdeniz politikalarında AB’yi referans olarak göstererek kendini meşrulaştırması bu bakımdan anlaşılmaktadır.

Fransa'nın Doğu Akdeniz Politikasında Kazanan Kim? 9

C) Ekonomik Sorunlar ve Yeni Koloni Düzeni
AB Komisyonu’nun 2019 yılı açıklamalarına göre Fransa, İtalya, İspanya ve Belçika’nın artan kamusal borçlanmalarının GSYH’ye oranı neredeyse %100’e yakındır ayrıca bu ülkelere ek olarak 4 diğer ülkenin de AB’nin mali kurallarına uygun olmadığı bilinmektedir. Avrupa Ekonomik ve Parasal Birliği’ne bağlı olarak temelde AB üyesi ülkelerinin bütçe açıklarının GSYH’ye oranının %3’ten çok olmaması, toplam kamu borçlanmalarının ise yine GYSH’nin %60’ndan az olması gerekmektedir. Fransa’nın kötü ekonomik koşullarına COVID-19 süreci de eklenince ekonomik olarak zorlayıcı bir sürece girmesi kaçınılmaz olmuştur. Orta Doğu’da istediği payı alamayan Fransa’nın eski sömürge bölgelerine tekrardan dönmesi tesadüf değildir. Bu sebeple Fransa’nın petrol sahalarını elinde tutan darbeci Hafter’den kolay kolay vazgeçmeyeceğini tahmin etmek de zor değildir. Sirte’nin Hafter ve teröristlerinin elinden çıkması siyasi çözüm sürecinde Hafter’i devre dışı bırakacağından Libya’daki savaşın uluslararası çıkar savaşına dönüşmesi sürpriz olmamıştır.

3. Krizi Fırsata Çevirmek

A) Post-Sovyet Ülkelerinin ve NATO’nun Desteğini Almak

Fransa’nın Libya politikalarını BM ve AB aracılığıyla meşrulaştırma çabalarına rağmen Orta Avrupa ülkelerinin genelinde hoşnutsuzluk yaratmaktadır. AB’nin ‘doğrudan’ destek vermemesinin sebebi olarak, AB içerisindeki devletlerden bağımsız olan çeşitli kurumların Avrupa’nın bütünleşmesinde en çok sancıyı çeken ülkelerden olan Orta Avrupa devletlerinin güvenlerini zedelemek istememesi gösterilmektedir. Türkiye’nin, Fransa’ya karşı bir koz olarak kullanabileceği fırsatlardan ilki post-Sovyet ülkeleri ile diplomasi trafiğine girerek bu ülkelerin desteğini kazanması ve bu devletleraracılığı ile AB’de baskı kurabilmesidir.
Ayrıca genel görüşün aksine Fransa ile ikili ilişkilerdeki bu problemler Türkiye için yeni bir fırsat alanı yaratabilir. Almanya, Fransa, İtalya, Brexit öncesi İngiltere ve Yunanistan gibi ülkelerle ilişkilere göre şekillenen AB adaylık sürecinden farklı olarak görece küçük AB ülkeleri ve bağımsız kurumları ile Türkiye’nin ilişkilerinin daha da gelişmesi muhtemeldir.
BAE’nin Dışişleri Bakanı Gargaş’ın Fransız Le Point’e verdiği röportajda Macron’un Arap ülkelerine verdiği desteği öven açıklamalarına ek olarak NATO ile AB’nin iyiliği ve güvenliği için, Fransa öncülüğünde, Türkiye’ye karşı önlemler alınması gerektiğini ifade etmiştir. BAE’nin iddialarının aksine Türkiye’nin Libya politikası aynı zamanda NATO ile AB arasındaki güvenlik işbirliğine de büyük katkı sağlayacaktır. 2020 NATO ve AB Ortak Güvenlik ve Dış Politikası çalışmalarına bakıldığında öncelikli başlıklardan birisi Rusya’nın nüfuz alanını AB aleyhine genişletmesidir. Bu sebeple Fransa’nın dolaylı olarak Rusya’nın nüfuz alanına katkıda bulunması hem NATO hem AB için ortak bir tehdidi müttefik bir devletin eli ile serbest(!) bırakmaktadır.

İkinci fırsat alanı ise Türkiye’nin, Fransa ile hem ikili ilişkileri geliştirmesi hem de Fransa aracılığı ile AB’nin enerji güvenliği konusunda destekleyici bir unsur olarak öne çıkması önemlidir. Kuşak-Yol inisiyatifi ile geliştirilen politikaların devamlılığı ve planlandığı üzere Asya ülkeleri ile AB arasında köprü görevi üstlenerek enerji güvenliği kaygılarını giderecek bir tutum sergilenmesinin olumlu sonuçlar doğurması muhtemeldir. Fransa’nın desteklediğini iddia ettiği hiçbir Arap ülkesinin AB’nin güvenliğini sağlamaya yönelik bir çalışması bulunmamaktadır. Aksine Türkiye ise AB’nin güvenliğinde ilk ve temel olan cephedir. Fransa uğruna hiçbir AB üyesi ülkenin Türkiye’yi kaybetmek istemeyeceğini AB’den gelecek açıklamalarla görmekteyiz. Türkiye hem Kuşak-Yol inisiyatifinde hem de NATO’da aldığı görevini bir koz olarak kullanmasının önünde bir engel bulunmamaktadır.

B) Girişimci ve İnsani Dış Politika Vurgusu ve Uluslararası Kamuoyu Oluşturmak

Adil Savaş Teorisi’ne göre bir savaşı adil kılan belirli sebepler bulunmaktadır. Bu sebeplerden üç tanesinin bahsedilmeye değer olduğu anlaşılmaktadır. İlk olarak bir savaşın ilan edilmesi için adil bir neden bulunmak zorundadır.

Meşru hükümeti ve halkın demokratik seçimine karşı savaş açmış olan darbeci Hafter’in böyle bir sebebi bulunmamakta, öbür yandan meşru Libya Hükümeti’nin darbeci ve terörist gruplara karşı başlatmış olduğu savaş meşruluk kazanmaktadır. Türkiye’nin neden Libya’da olduğu sorusu da yine aynı sebebe bağlı olarak cevaplanmaktadır. Bir başka devletin ve Suriye’de olduğu gibi milletin yardım çağrısına cevap olarak gitmiş olması, Libya’da ve Suriye’de, Türkiye’yi de meşru bir güç kılmaktadır.

İkinci olarak doğru bir niyet ile savaşın ilan edilmiş olması gerekmektedir. Hafter ve destekçisi teröristlerin Trablusgarp kuşatmasında işlemiş olduğu insanlık karşıtı suçlar meşru hükümet ve destekçilerine tekrardan meşru bir hak tanımaktadır. Cenevre Sözleşmeri’nde de yer alan adil bir savaş ve savaş sürecinde uyulması gereken kurallar bütününe darbeci Hafter ve terörist gruplar uymamaktadır. Örneğin toplu katliamlar, hastanelerin vurulması, esirlerin savaş bölgesinde katledilmesi vb. BM’nin de Hafter tarafından işlendiği kabul edilen suçlar bulunmaktadır.

Üçüncü olarak savaş meşru bir hükümet tarafından ilan edilmiş olması gerekmektedir. Libya’da meşru olan hükümet, BM’nin de tanımış olduğu Serrac Hükümetidir. Ulusal Mutabakat Hükmeti’nin darbecilere karşı yürütmüş olduğu mücadele meşruluğunu korurken darbeciler ve destekçilerinin böyle bir imkanı bulunmamaktadır.

Türkiye, Fransa’nın aksine, Cenevre Sözleşmesi’nin gerekliliklerini yerine getiren bir ülkedir. Bu sebeple uluslararası ilişkilerinde de ‘İnsani Dış Politika’ hedefinden taviz vermemektedir. Olması gereken ulus-üstü örgütlerinde bu bağlamda desteğini alarak onları da Libya Hükümeti’nin meşru haklarını korumaya davet etmektir. Aksi halde, BM’nin, Irak-İran, Kuveyt-Irak ve Altı Gün Savaşları olarak da bilinen İsrail-Arap koalisyonunun savaşlarına müdahale etmesinin de meşruluğu kalmayacaktır. BM’in Barışı Koruma Misyonu ve buna bağlı olarak geliştirdiği politikalar başarısızlıkla suçlanacaktır.

Sonuç

Fransa’nın, Doğu Akdeniz politikasının AB ve NATO lehinde ya da aleyhinde olup olmadığını görebilmek zaman içerisinde olacaktır. Fakat her iki durumda da AB ve NATO sınırları içerisindeki Türk diplomatlara önemli işler düşmektedir. Fransa’nın Arap ülkeleri ile yürüttüğü Türkiye karşıtı propagandalarına karşı, Türkiye’nin de benzer bir yolu post-Sovyet ülkeleri ile izlemesi önemli bir adım olabilir. Doğu Akdeniz’de sert gücünü(hard power) etkili bir şekilde kullanan Türkiye’nin yumuşak gücünü (soft power) de etkin bir şekilde kullanmasının yolları aranmalıdır. AB içerisindeki karışıklıklardan faydalanan PKK-YPG’nin yapmış olduğu yapılanmaların bir başkasının Hafter ve teröristlerince yapılmasına engel olunması çok önemlidir. Bu sebeple uluslararası kamuoyunun desteğini alabilmek gerekmektedir.

Ahmet Can Yıldıztekin / Marmara Üniversitesi 

Kaynakça

Pomerantsev, Peter. 2015. “The Big Chill: The Battle for Central Europe.” World Affairs, Vol. 177, No. 5, pp. 37-43.
Fiott, Daniel. 2020. ‘’The CSDP in 2020: The EU’s Legacy and Ambition in Security and Defence.’’ European Union Institute for Security Studies, Luxembourg.
https://www.ifri.org/en/publications/publications-ifri/articles-ifri/reset-between-france-and-russia-needed-and-if-so-it

France-Russia, a love-hate history


https://www.diplomatie.gouv.fr/en/country-files/russia/

France Wants a Western Reset with Russia. What Should That Look Like?


https://www.dw.com/en/france-calls-for-easing-of-tensions-with-russia/a-50355270
https://www.trtworld.com/magazine/how-russia-is-slowly-encircling-europe-32596
https://www.nato.int/nato_static_fl2014/assets/pdf/2020/6/pdf/200615-progress-report-nr5-EU-NATO-eng.pdf
https://www.politico.eu/article/frances-double-game-in-libya-nato-un-khalifa-haftar/
https://ec.europa.eu/eurostat/cache/infographs/energy/bloc-2c.html#:~:text=As%20mentioned%20in%20the%20part,crude%20oil%20and%20natural%20gas.
https://thearabweekly.com/france-leads-european-arab-drive-counter-turkeys-ambitions-libya

EU concerned over France, Italy and Spain debts


https://www.nim.org/en/compact/focustopics/list-concerns-france-and-germany-are-top-nations-worriers-europe
https://www.libyaobserver.ly/news/pro-haftar-al-kani-militias-commit-more-atrocious-crimes
https://www.libyaobserver.ly/inbrief/warlord-haftars-armed-groups-kill-prisoner-south-tripoli
https://www.libyaobserver.ly/news/bu-khamada-fighters-mental-illness-are-part-east-libya-army
https://www.libyaobserver.ly/inbrief/al-giblawi-international-criminal-court-has-agreed-document-crimes-haftar

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here