Özet;

İnsan yaşamının vazgeçilmez kaynağı olan su, devletlerin de vazgeçilmez unsuru olmaktadır.  Öyle ki tarihsel kapsamda güçlü yapılara sahip olan devletler su kaynaklarına yakın  olmakta  ve  halkın kalkınmasını sağlarken  doğrudan devletin  sahip olduğu gücü arttırmaktaydı. Buna bağlı olarak devletler arasında gerçekleşmiş ve gerçekleşecek olan savaş ve diplomasi  kavramları  bölgenin kaderinin bir parçası olacaktır.Akdeniz’in tarihi geçmişinde  ve günümüzde  de jeopolitik öneme sahip olduğu yadsınamaz bir gerçek niteliğinde olmakla birlikte bölgenin sahip olduğu su yolu dışında enerji yataklarının bölgenin jeopolitik  önemini  arttırmaktadır. Batılı kaynaklarda levant bölgesi olarak geçen  bölge Ortadoğu’nun erken dönem tanımlaması yapılmaktadır. Levant Bölgesi; Mısırdan Türkiye’ye  uzanan  bölgeyi kapsamakta ve sahip olduğu  enerji kaynaklarıyla,  gerek bölgedeki komşu ülkelerin dikkatini  çekmekte gerek uluslararası arenanın  odak noktası olmaktadaır.

Çalışmamız kapsamında, Levant Bölgesinin tarihsel boyutu ele alınarak  bu bölgede devletlerin stratejik çalışmaları ekonomipolitik  kapsamında değerlendirilecektir.

Giriş;

Doğu Akdeniz, Günümüzde öneme sahip olan bölgeler kapsamında değerlendirilse de 20. Yy.’dan itibaren jeostratejik önememi artmaya başlamıştır.   Söz konusu bölgenin enerji yataklarına sahip olması ise gerek Türkiye, İsrail, Lübnan, Mısır, Güney Kıbrıs, Yunanistan ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti gibi bölge ülkelerini gerekse uluslararası kamuoyunun odağı niteliğindedir.  Akdeniz’in doğusu aslında  Enerji kaynaklarının kullanımındaki değişim ile  birlikte yani petrolün öneminin artmasının akabinde bölgenin de  önemi artmaya başladı.

 2000’li yıllara gelindiğinde bölgesel ve küresel  ülkelerin çıkarları doğrultusunda şekillenmeye başladı.  Bölgede bulunduğu tahmin edilen ve keşfi ile ortaya çıkan devasa doğalgaz sahalarının bulunması  bölgenin dönüm noktası niteliğindedir.

Doğu Akdeniz bölgesinde doğalgaz arama çalışmalarının öncüsü mısır olmakta ve doğalgaz arama çalışmaları 1960’lı yıllara dayanmaktadır. Doğalgaz arama çalışmaları !969 yılındsa sonuç verecek ve bölgenin önemini küresel ölçekte etkileyerek bölgenin önemini arttıracaktı.

21. Yy. itibari ile Amerikan Noble Enerji şirketinin bölgede yaptığı çalışmalar neticesinde Tamar, Leviathan ve Afrodit Petrol sahalarının bulundu ve bölge küresel boyutta önem kazanmaya başladı.

 2015 yılında Zohr enerji sahasının İtalyan Enerji Şirketi Eni tarafından bulunduğu açıklanması ile birlikte bölgenin önemi daha fazla artmaktaydı. Çünkü; Zohr enerji sahası bölgedeki en büyük enerji sahası niteliğinde olmakta ve küresel kapsamda güç odağı olduğu görülmektedir.

Bölgede Doğalgaz Enerji sahası üzerinde bir çok devlet hak iddia etmektedir. Anlaşmazlıkların çözümü için Uluslararası Deniz Hukuku Sözleşmesi göz önünde bulundurulmalıdır.

Doğu Akdeniz’in Tarihsel Perspektifinde Enerjinin Önemi

 

Akdeniz’in stratejik konumu tarihsel süreçte adından söz ettirmiş olsa da Doğu Akdeniz’in  önemi 2000’li yılların başları ile adından söz ettirmeye başlamaktadır. Gerçekleşen enerji keşifleri bölgenin önemini  sadece bölgesel düzeyde arrtırmakla kalmayarak küresel boyutta etki yaratarak dünya kamuoyunun dikkatini çekmiştir.

Bölgede Enerji arama çalışmalarında ilk adım, 1979 yılında Spiros Kiprianu liderliğinde GKRY tarafından atıldığı görülmektedir. Kiprianu, Mısır ile bir petrol arama anlaşması imzalamış, Denktaş bunun bir savaş nedeni olduğunu belirtmiştir. Ardından da Türkiye’nin tepki göstermesi ile BM devreye girmiş ve Rumlar,  geri adım atmıştır. (Orhun, 2017)  Henüz Enerji  aramaları kapsamında bölgede güç mücadelesi söz konusu olmakla birlikte bölgede Enerji kaynaklarının önemi ve ne  denli büyük  enerji yatağının olduğu bir çok  kişilerce söylenmektedir, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş’ın 10 Aralık 2003’te Kıbrıs adasının çevresinde dünyanın en zengin petrol yataklarının tespit edildiğini söylemesi ile olmuştur. (örnek & mızrak, 2016) 

Doğu Akdeniz’in sahip olduğu  enerji potansiyeli sadece Güney Kıbrıs Rum Yönetimi  (GKRY) ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetini (KKTC) kapsamamaktadır. Türkiye, Yunanistan, İsrail. Mısır, Lübnan, Filistin, Ürdün de Petropolitiğin kapsadığı alanda var olan devletler olmaktadır.

“Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku gereği bölgedeki ülkelerin hiç birisinin bölgenin tamamında diğer ülkeleri dışlayacak şekilde egemenlik hakkı yoktur. Uluslararası hukuk ilkelerine göre kıyı ülkelerinin 200 mil boyunca hakları söz konusudur ve hakların söz konusu olduğu bu alan Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) olarak adlandırılmaktadır. Dolayısı ile bölgede birçok ülkenin MEB’leri kesişmekte ve bölgedeki kaynakların ülkeler tarafından paylaşılması uluslararası bir sorun haline dönüşmektedir.” (Cankara, 2016)

Uluslararası hukuk nezdinde bölge ve enerji kaynakları tek bir devlet veya gücün tekeline bırakılamaz ve   bölge devletleri Münhasır Ekonomik Bölge olarak adlandırdığı alanı uluslararaı hukuk kapsamında yararlanabilmektedir.  MEB, Devletin İlanı ile vuku bulmakta ve söz  konusu bölge üzerinde canlı ve cansız tüm unsurların  MEB ilan eden  kıyı devletine ait olduğunu ve kullanım hakkının yine  devlete ait olduğunu, dile getirdiğini söylemek mümkündür. MEB, devletlerin kara sularından başlayarak 200 mil boyunca devam ettiği için birçok ülkenin MEB alanı çakışmaktadır. Doğu Akdeniz Havzası’nda da kıyıdaş devletlerin MEB alanları çakışmakta ve ülkeler bu ortak alanların kullanımı hakkında anlaşmalar yapabilmektedir. (Orhun, 2017)  kıyıdaş ülkeler MEB kapsamında karasularını belirlemekte, karasular içerisindeki her türlü ekonomik çalışmaları kapsadığı da görülmektedir. MEB, devletlerin kara sularından başlayarak 200 mil boyunca devam ettiği için birçok ülkenin MEB alanı çakışmaktadır (Orhun, 2017)

Doğu Akdeniz Havzasında devletlerin uyguladıkları MEB  Politikaları günümüzdeki anlaşmazlıkların temellini oluşturmaktadır.   GKRY’nin bölgede enerji kaynaklarının keşfinden sonra seçtiği yol da denize komşu ülkelerle MEB anlaşmaları imzalama yoluna gitmek olmuştur. GKRY’nin adanın tümünü temsil iddiası ile bu anlaşmaları imzalaması, yeni konjonktürde ortaya çıkan problemin esas noktalarından birisini oluşturmaktadır. (kırdar & ratip, 2013) GKRY’nin uluslararası ilişkiler kapsamındaki söz konusu saldırgan tutumu Kıbrıs üzerindeki eylemlerinde de görülmekteydi. Megola idea temelli saldırgan tutum Doğu Akdeniz Havzasında yaşanacak olası sorunların barışçıl çözümüne engel olabildiği görülmektedir.

 GKRY, 2004 yılında bölgede enerji kaynakların olduğunu keşfedince Nisan 2004’te çıkardığı bir kanun ile 24 millik bitişik bölge ve 200 millik MEB ilan etmiş, ardından da bölge ülkeleri ile söz konusu enerji kaynaklarının işletilmesi ve paylaşılmasını amaçlayan anlaşmalar imzalamaya yönelmiştir. (Cankara, 2016)  Doğu Akdeniz Havzası’nın ortasında bulunan GKRY’nin  bu eylemi Yunanistan’ın Ege Denizindeki politikaları ile benzerlik gösterdiği de aşikardır. Doğu Akdeniz’e kıyısı olan devletler birbiri ile ilişkileri Enerji hususunda etkin olma mücadelesine dayandığı gözlenmektedir.

Strateji Kapsamında Enerji Kaynakları Özellikleri

           

Uluslararası ilişkiler kavramı, Ulus devlet anlayışının literatürde  yer edinmesi ile birlikte diplomasi sadece sert gücü değil yumuşak güç unsuru da  önem kazanmakta ve buna bağlı olarak Jeoekonomi kavramı ile ortak paydada birleşerek önem kazanmaktadır. Söz konusu kavramın unsurları; Ulusal, uluslararası küresel ve bölgesel boyutta  etki etmekte  jeoekonomi Politik ilişkilerin vazgeçilmez olgusu olmakta ve enerji, jeostratejik olgunun içerisinde alt başlık olma niteliğindedir. Bu bağlamda, en kısa ve genel tanımıyla, uluslararası ekonomik ve politik ilişkilerde bir bölge veya ülkenin coğrafyasının ve ekonomisinin stratejik bir biçimde değerlendirilmesi olduğunu dile getirmek mümkün olmaktadır. Bu strateji ülke içerisindeki belli bir bölgede uygulanabileceği gibi, ülkenin tamamında veya uluslararası alanda da uygulanabilmektedir. Ancak, jeoekonominin asıl önemi, uluslararası güç mücadelesinde temel başvuru stratejisi olmasından kaynaklanır. (İnan, 2011) Conway, ekonomiyi, uluslar, devletler, şehirler ve şirketler için en yüksek gelişme düzeyini sağlamak üzere doğal kaynakların ve insan gücünün verimli bir şekilde bir araya getirildiği yeni bir disiplindir (Conway, 2000) tanımdan da anlaşılacağı üzere ekonomi bilimsel bir disiplin olarak karşımıza çıkmaktadır.

Enerji kaynaklarının kullanımı bulunduğumuz dönemde vazgeçilmez unsur olsa da sanayi ve ekonominin gelişimi sanayi devrimi ile başlamıştır. Sanayi devriminin ana argümanı kömür olsa da günümüzde kömür yerini petrol ve doğalgaza bırakmıştır. XX. Yüzyıl, hızlı sanayileşme, kentleşme ve teknolojik gelişim süreçlerine paralel olarak adeta petrolün çağı olmuştur.  (Karadağ, 1991) XXI. Yy. İle birlikte Petrollün önemi artarak devam etmekte Petrol kaynaklarına sahip olan ülkelerin kaderini tayin ettiği aşikardır. Ancak fosil yakıtlardan doğalgaz son çeyrek asırlık süre zarfında enerji piyasasındaki payını hızla artırmış, büyük bir ekonomik zenginlik kaynağı ve küresel çapta jeoekonomik ve jeopolitik bir değer haline gelmiştir (NEGUł & NEACŞU, 2009)

Fosil yakıtlar grubundan hidrokarbon kökenli bir enerji kaynağı olan doğalgazın oluşumu konusunda farklı görüşler olduğu aşikar olmakla birlikte yaygın görüş, diğer fosil yakıtlar gibi doğalgazın da milyonlarca yıl önce yaşamış bitki ve hayvan atıklarının yeraltında yüksek sıcaklık ve basınç etkisiyle kimyasal değişmeye uğramasıyla oluştuğu, yani organik kökenli olduğudur (Akpınar & Başıbüyük, 2011).

Doğalgaz, tarihî çağlardan beri bilinen ve kullanılan bir enerji kaynağıdır. Nitekim eski Yunan ve Mısır toplumlarında yanan gaz veya kutsal ateş olarak nitelendirilen doğalgaz, M.S. 221- 263 yıllarında Çin‟de tuz kurutma işlerinde kullanılmıştır (Akpınar & Başıbüyük, 2011). XVII. Yüzyılda İtalyanlar tarafından aydınlatma ve ısıtma amaçlı kullanıldığı görülmektedir (Akpınar & Başıbüyük, 2011). ilk doğalgaz kullanımı ise 1815 yılında ABD’de Charleston bölgesindeki bir tuz madeni civarında gerçekleşmiştir. ilk ticarî gaz işletmeciliği, 1820‟de W. Hart tarafından New York’ta yapılmıştır. Yine boru hatları ile ilk kez taşınması işlemi ise 1883 yılında ABD’de gerçekleştirilmiştir (Doğanay, Özdemir, & Şahin, 2013)

Doğu Akdeniz Havzasının Stratejik Önemi;

 

Akdeniz oluşumundan günümüze kadar stratejik önemi ile varlığından söz ettirmekte  ve yüzyıllar boyunca egemen devletlerin hakim olmak istediği ve  bu durumdan kaynaklanan hakimiyet mücadelesine sahne olmaktadır. Akdeniz’in önemi, her bir köşesinde Rusya, Ortadoğu ve Kuzey Afrika olmak üzere ekonomik gelişiminin sürdürülmesi için enerjiye bağımlı Avrupa Birliği’ni (AB), ABD’yi, Çin’i besleyen önemli enerji kaynaklarının bulunduğu bir üçgenin ortasında yer almasından kaynaklanmaktadır. (kedikli & deniz, 2015) Tarihsel geçmişinde Stratejik önemi ile var olan bölge, küreselleşme  ve enerji kavramının önem kazanması ile bölgedeki kıyıdaş devletlerin ekonomik ve askeri mücadelesinin yanı sıra küresel boyutta etki gücü baskın olan devletler ve uluslararası örgütlerin i odağı olmaya devam etmektedir.  2000’li yıllarda da rakip güçlerin ekonomik ve askeri üstünlük mücadelesine kaynaklık eden etrafındaki topraklar ile doğal kaynaklar ve bu kaynakların nakil güzergahları için mücadele sahası olan bu üçgen, jeopolitik ile enerji arasındaki simbiyotik ilişkinin bu coğrafyada devam ettiğini de göstermektedir. (özer , 2013)

Doğu Akdeniz’in stratejik önemine hakim olabilmek için Akdeniz havzasının Coğrafik özelliklerine değinmek gerekmektedir. Tarihi arka planında bölgenin dinsel boyutu mühim olmakla birlikte  yüz yıllar boyunca  medeniyet beşiği olmaktadır. Asur, Hitit, Mısır, Lidya, Kartaca, Roma, Pers, Venedik, Ceneviz, Osmanlı ve benzeri onlarca medeniyet bu topraklarda neşet etmiştir. Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslam bu havzada doğmuş, mücadele etmiş ve gelişmiştir. Bu üç dinin kutsal mekânları Doğu Akdeniz’dedir. (erbaş, 2016) 19. Yy.’a kadar Osmanlı devleti himayesinde yer alan bölge günümüzde bir çok devleti bölgede yer almaktadır.

Akdeniz tarih boyunca çeşitli isimlerle anılmıştır. Romalılar “Mare Nostrum-Bizim Deniz”, Yahudiler “Yam Godol-Büyük Deniz”, Almanlar “Mittelmeer-Orta Deniz”, bir rivayete göre Mısırlılar “Great Green-Büyük Yeşil”, Türkler ise “Akdeniz” ismini kullanmıştır. (Abulafia, 2011) “Akdeniz” kelimesi “White Sea” olarak tercüme edilmiş olsa da Proto Türklerin, Çinlilerden yaklaşık 200 yıl önce MÖ 7. yüzyıldan itibaren yönleri tarif etmek üzere renk kodları kullandıkları dikkate alındığında, batı yönünü ak (beyaz) rengi ile özleştirdikleri görülmektedir. (Koray, 2020) Akdeniz kelimesi günümüzde dahi tanımlaması bir çok kesim ve kişi tarafından farklı isimlerle anılmaktadır. “Inner Sea – İç Deniz”, ‘Encircled Sea-Çevrelenmiş Deniz”, “Friendly Sea – Dostluk Denizi”, “Faithful Sea – İnanç Denizi”, “Bitter Sea-Acı Deniz”, “Corrupting Sea-Yozlaşan Deniz”, “Liquid Continent-Sıvı Kıta” dır. Özellikle ikinci dünya savaşında Akdeniz’in “Acı Deniz” olarak anılmaktadır. (Koray, 2020) Söz konusu  söylemelerin her biri  bölgenizin jeopolitik konumu açısından  ne denli önem arz ettiği aşikar olmaktadır. Akdeniz bulunduğu  coğrafi konum nedeni ile Afrika, Asya ve  Avrupa Kıtalarını birbirine bağlayan  merkezi konum  niteliğinde olmaktadır.

Bölge üzerinde,  mevcut durumda sadece Kıyıdaş devletler için önemi yoktur. Bununda ötesinde,  özellikle Avrupa’yı Orta Doğu’ya su  yolu ile bağlamakta  çeşitli yasadışı göç  ve kaçakçılık  gibi  hususlardan ötürü Avrupalı devletlerinde bölge üzerinde politikaları olduğu gözlenmektedir. Avrupa’ya geniş Ortadoğu bölgesinden yasadışı göç, uyuşturucu kaçakçılığı ve terörizm gibi güvenlik sorunları da ihraç eden güzergâhta bulunan Akdeniz havzasının güvenliği ve istikrarı Avrupa ve kıyısı olan devletler açısından da önemlidir. (keser, 2012) bölgenin önemi Avrupa için özellikle soğuk savaş döneminden günümüze kadar artarak devam ettiği söylemek mümkün olacaktır.

Doğu Akdeniz Havza’sı, hem Orta Doğu coğrafyasından Batı’ya yönelik enerjinin ve ticari malların hem de Hint Okyanusu’ndan Avrupa ve ters yöne akan ticari malların nakli açısından da önemli bir güzergâh oluşturmaktadır. (kedikli & deniz, 2015) Günümüzde de Ticaretin devamlılığı Devletlerin hayati önem taşıdığı göz önünde bulundurulduğu düşünüldüğünde Akdeniz’in önemini aşikâr kılacaktır.

Geçmiş dönemlerde güç merkezi konumunda olan Akdeniz, Doğu Akdeniz üzerinde bulunan enerji kaynaklarının bulunması ile birlikte 20. Yy’dan itibaren tekrar stratejik konumu sorgulanarak jeopolitik kapsamda önem kazanmaya devam etmiştir. Doğu Akdeniz sadece  kapalı bir havza olmamakla birlikte, Ege Denizi,  Marmara ve Çanakkale Boğazlarına bağlı olarak Karadeniz ve Hint okyanusu doğrudan bağlı olması nedeni ile önemi aşikar olmakta ve Doğu Akdeniz Üzerinde gerçekleşecek hadiseler Karadeniz ve Hint Okyanusunu etkileyebilmektedir.

“ Stratejik fay hatları birbirini tetiklediğinden Doğu Akdeniz havzasının hinterlandı içerisinde bulunan Balkanlar, Ortadoğu, Kafkaslar, Karadeniz’e kıyıdaş ülkeler, Güney ve Doğu Avrupa ülkeleri, Kuzey Afrika ülkeleri, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) ile Kızıldeniz’e kıyıdaş ülkelerin biri veya birkaçında meydana gelen siyasi ve/veya askeri bir hareketlenme tüm bölgeyi etkisi altına almaktadır.” (Koray, 2020)  Dar anlamda kıyıdaş ülkeleri ve ABD, Rusya Federasyonu gibi devletleri kapsıyor olsa da yedi yüz kilometrekarelik alanın çatışmalar bağlamında sıcaklığı yüksektir.

Küreselleşmenin etkisi ile devletler birbiri ile iletişim halindeler  özellikle teknolojinin gelişmesine bağlı olarak sanayi faaliyetlerinde enerjinin dönüşümü XXI. yy ile söz konusu olmuş ve doğalgaz kullanımı artmaya başlamıştır. Diğer fosil yakıtların aksine doğalgazın  depolanma olasılığı olmadığından dolayı kullanım alanları bu anlamda çeşitlenmektedir.

2009 yılı ile birlikte doğalgaz rezervlerinin Doğu Akdeniz havzasında enerjinin keşfi ile küresel boyutta ele alınmaya başlayarak ekonomik, siyasi, askeri boyutlarına ek olarak enerji alanında da önem kazanmaya başlamıştır. Akdeniz ülkeleri bir çok kesimlerce farklı değerlendirilse de genel kanı  şöyledir; Doğu Akdeniz bölgesi demekle Türkiye, Suriye, Lübnan, İsrail, Filistin, Mısır, KKTC ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimini (GKRY) barındıran bölge kast edilmekte ve bazı görüşlere Yunanistan ve Ürdün’de  dahil edilmektedir. Doğu Akdeniz havzası, Türkiye ve Suriye üzerinden Mezopotamya ve Orta Asya’ya, Süveyş Kanalı üzerinden de Arap Yarımadası ve Basra Körfezi’ne ulaşmaktadır. Akdeniz’e kıyısı olan devletler ile Avrupa, Güneydoğu Asya ve Afrika devletlerine yapılan deniz ticaretinin düğüm noktası olmaktadır (kedikli & deniz, 2015). Bölgenin önemi Süveyş kanalının açılması ile  önem kazanmaya  başlasa da küresel boyutta önemi enerji kaynaklarının keşfi ile başlamıştır.

Akdeniz havzası içerisinde bir çok ada bulunmakta, Kıbrıs Adası, Sicilya, Malta ve Meis gibi adalara nazaran jeostratejik açıdan daha önemli olduğunu vurgulamak gerekmektedir. Doğu Akdeniz’in, Cebelitarık, Süveyş ve Karadeniz üzerinden işleyen uluslararası deniz ticaretini kontrol edebilen önemli bir coğrafya olduğu ve üzerinde yer alan deniz trafik hatlarının dünya ticareti için hayati önem taşıdığı bilinen bir gerçekliktir (kedikli & deniz, 2015). Kıbrıs Adası’nın Ortadoğu ve Afrika’ya olan yakınlığı, bu coğrafyalara yönelik askeri ve istihbarat faaliyetlerde adanın stratejik önemini arttıran bir faktördür (keser, 2012). Kıbrıs adasının jeostratejik konum itibari ile sahip olduğu üstünlük Deniz Hakimiyeti Teorisi ile açıklanabilmektedir. Bu doğrultuda ele alınırsa Kıbrıs’a hakim olan devlet Akdeniz’de etkin konumda olacaktır. Deniz Hakimiyet teorisi açısından Kıbrıs Hint Okyanusu, Süveyş Kanalı   Akdeniz’e açılmaktadır ve söz konusu bölgeler Akdeniz’in doğusunda yer almaktadır. Deniz ulaşım yollarına ve bu yolların geçtiği stratejik kara alanlarına hâkim olmak Deniz Hakimiyeti Teorisinde Dünya’ya hâkim olmak için önemlidir (Tamçelik, 2011). Kıbrıs’taki siyasi uyuşmazlığın yıllardır çözülememesinin arkasındaki nedenlerden birisi de Soğuk Savaş döneminden arta kalan bir şekilde hangi küresel gücün Ada üzerinde kontrol elde edeceğinin belli olamamasıdır (Yaycı, 2012). Ayrıca, Bakü-Tiflis-Ceyhan (BTC) petrol boru hattının açılmasıyla birlikte, Hazar Denizi enerji kaynaklarının bir kısmının (1,2 Milyon Varil) ve Kerkük-Yumurtalık petrol boru hattı ile de Kuzey Irak petrollerinin bir kısmının İskenderun Körfezi üzerinden batılı pazarlara ulaştırılmaya başlanması Doğu Akdeniz’in stratejik önemini arttırmıştır.

Kaynakça

Abulafia, D. (2011). “Great Sea, A Human History of the Mediterranean. penguen kitapları .

Akpınar, E., & Başıbüyük, A. (2011). JEOEKONOMİK ÖNEMİ GİDEREK ARTAN BİR ENERJİ. Turkish Studies – International Periodical For The Languages, Literature and History of Turkish or Turkic, 119-136.

Cankara, y. (2016). Doğu Akdeniz’in Artan Petropolitik Önemi ve Türkiye’nin Kuzey Kıbrıs Siyaseti. Dumlupınar Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi,, 27-31.

Conway, E. M. (2000). Geo-Economics: The New Science, Conway Data INc. atlanta.

Doğanay, H., Özdemir, Ü., & Şahin, İ. F. (2013). Genel Beşeri Ve Ekonomik Coğrafya. Ankara: Pegem Akademi YAyınları.

Dünyada en fazla doğal gaz rezervi Rusya’da. (2019, Haziran 15). TRT HABER: https://www.trthaber.com/haber/dunya/dunyada-en-fazla-dogal-gaz-rezervi-rusyada-419428.html adresinden alındı

erbaş, f. (2016, temmuz 07). Tarihi perspektifte Doğu Akdeniz’in stratejik önemi. yeni şafak: https://www.yenisafak.com/hayat/perspektifte-dogu-akdenizin-stratejik-onemi-2491100 adresinden alındı

Faustmann, H., Gürel, G., & Reichberg, G. M. (2012). “Lübnan: Bir Hidrokarbon Sektörü Oluşturmaya Yönelik Çabalar,”, Kıbrıs Deniz Hidrokarbonları. Bölgesel Siyaset ve Servet Dağılımı. Friedrich Ebert Stiftung.

İnan, Ş. (2011). Dünyada ve Türkiye‟de Jeoekonomi Çalışmaları ve Jeeokonomi Öğretimi, . BilgeStrateji, 86-87.

Karadağ, R. (1991). Petrol Fırtınas. İstanbul: Divan Yayınları.

Karbuz, s. (2019). DOĞU AKDENİZ’DE NE KADAR. BİLKENT ENERJİ POLİTİKALARI ARAŞTIRMA MERKEZİ, 1-11.

kedikli, U., & deniz, t. (2015). ENERJİ KAYNAKLARI MÜCADELESİNDE DOĞU AKDENİZ HAVZASI VE DENİZ YETKİ ALANLARI UYUŞMAZLIĞI. alternatif politika, 399-425.

keser, u. (2012). Doğu Akdeniz’de Güvenlik ve Kıbrıs Adası’nın Stratejik Pozisyonu. Atılım Sosyal Bilimler Dergisi, 57-80.

kırdar, s., & ratip, m. (2013). Anastasiades’in Seçilmesi Kıbrıs’ta Çözüm İçin Bir Fırsat Olabilir. İstanbul: Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı,.

KKTC Dışişleri Bakanlığı. (2014, Mayıs 02). Akdeniz’de Kıta Sahanlığı Sınırlandırması Anlaşması hakkında basın açıklaması. KKTC Dışişleri Bakanlığı: https://mfa.gov.ct.tr/tr/akdenizde-kita-sahanligi-sinirlandirmasi-anlasmasi-hakkinda-basin-aciklamasi/ adresinden alındı

Koray, M. (2020). Doğu Akdeniz’in Jeopolitik ve Jeostratejik Önemi, Teknolojik Dönüşümler ve Denizaltıların Rolü. TASAM, 126-169.

NEGUł, S., & NEACŞU, M. C. (2009). GAS WAR. Romanian Review on Political Geography, 176-189 .

Orhun, F. Ç. (2017). Doğu Akdeniz Enerji Kaynaklarının Kıbrıs Sorununa Muhtemel Etkileri. VAKANÜVİS- Uluslararası Tarih Araştırmaları Dergisi/ International Journal of Historical, 20.

örnek, s., & mızrak, b. (2016). “Bir Güvenlik Sorunu Olarak Kıbrıs’In Enerji Kaynakları ve Uluslararası Aktörlerin Politikaları. Bilge Strateji, 15-16.

özer , s. (2013). “Doğu Akdeniz’de Enerji Güvenliği ve Savaşları. Orta Doğu Analiz, 68-79.

Tamçelik, S. (2011). Jeopolitik Teoriler Açısından Kıbrıs’ın Önemi. Occasional Paper , 1-32.

Yaycı, C. (2012). Doğu Akdeniz’de Yetki Alanlarının Paylaşılması Sorunu ve Türkiye. Bilgesam,, 1-77.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here