ÖZET

Bu çalışma Alfred Thayer Mahan’ın Deniz Hakimiyet Teorisi üzerinde durmaktadır. Alfred Thayer Mahan’ın hayatı, eserleri anlatılmakla beraber, Deniz Hakimiyeti Teorisi’ nin önemli faktörleri açıklanmış, bu teoriyi uygulayan bazı ülkeler incelenmiştir. Aynı zamanda, araştırmada adı geçen ülkeler bu teori baz alınarak kıyaslanmıştır.

Alfred Thayer Mahan’ın Deniz Gücü Üzerine Tarihin Etkisi adlı kitabı incelenmiş, deniz gücü kavramı ele alınarak incelenmiştir. Son olarak Alfred Thayer Mahan’ın halen dünyada küresel güçler arasında çekişmelere neden olan, tarihten hiç silinmeyecek bir kavram; Orta Doğu (Middle East) kavramı açıklanmaktadır.
Anahtar Kelimeler: Alfred Thayer Mahan, Deniz Gücü, Deniz Gücünün Tarih Üzerine Etkisi, Deniz Hakimiyet Teorisi, Ortadoğu.

GİRİŞ

Dünya üzerinde jeopolitik açıdan bakıldığında kara parçalarının kapladığı alan %29 iken, karasularının kapladığı alan ise %71 oranında olduğu bilinmektedir. Karasularının bu üstünlüğü denizler üzerinden ticaret, ulaşım, savunma ve birçok alanda avantaj sağlamıştır. Tarih boyunca küresel güce sahip olmak isteyen ülkeler, jeopolitik teorileri de dikkate almışlardır. Bu teorilerden biri olan Deniz Hakimiyeti Teorisi, küresel güce sahip olmak isteyen ülkelerin, denizlere hâkim olması gerektiğini belirtmektedir. Tamamen küresel bir dünya sistemine doğru ilerlediğimiz göze alınarak, savunma kavramından önce ticaret kavramını ön planda tutmamız gerekmektedir. Küresel dünyada, küresel ticaret kavramı, küresel gücü elinde barındıran ülke oluşturmaktadır ve dünya üzerinde %71 oranda karasuları üzerinden ticaret yapmak oldukça avantajlı gözükmektedir. Kısacası, denizleri avantaj olarak kullanan ülkelerin, küresel bir güç olamama gibi bir şansı yok denecek kadar az olmaktadır.
Jeopolitik teorileri dikkate alan ülkelerin, deniz gücü üstünlüğü de görerek Deniz Hakimiyet Teorisi ile ilgilendiği anlaşılmaktadır.

Bu teori kapsamında deniz gücünü en güzel kullanan ülkelerden biri İngiltere olmuştur. Deniz avantajı sayesinde denizlerden ulaştığı sömürgelerle dönemin büyük imparatorluğu olmuştur. Hem ekonomik anlamda denizlerden oluşturduğu sömürgelerle beraber zenginliği korumuş hem siyasi anlamda denizlere hükmetmiş hem de askeri anlamda deniz aşırı birçok sefer kazanmayı başarmıştır.

Bu çalışma, Alfred Thayer Mahan’ın hayatını, eserlerini, deniz gücü kavramını, denizcilik konusunda en başarılı eser olarak görülen Deniz Gücünün Tarih Üzerine Etkisi adlı çalışmasının incelenmesini ve kitabın Türkçe çevirisinden bir kısmı, klasik jeopolitik teorilerden biri olan Deniz Hakimiyet Teorisi ve bu teoriyi uygulayan bazı ülkelerin incelemesini, ayrıca Deniz Hakimiyeti Teorisi kapsamında Türkiye örneği ve son olarak Alfred Thayer Mahan denildiğinde unutulmaması gerekilen bir kavram olan Orta Doğu işlenmiştir.
Çalışmanın birinci bölümünde Alfred Thayer Mahan’ın doğumu, okuduğu okulları, çalıştığı okulları incelenmiş ve 19. Yüzyılın en başarılı stratejisti olarak anılmasında emeği olan babası Dennis Mahan ve yine babası sayesinde Antonie- Henri Jomini’nin askeri alanda yazılarını okuyarak Mahan’ın kafasında bazı stratejik düşüncelerin şekillendiği görülmektedir.

İkinci bölümde, dünya çapında halen büyük önem taşıyan Alfred Thayer Mahan’ın eserleri kronolojik sırasıyla yazılmış ve üçüncü bölüme geldiğimizde de denizcilik anlamında en başarılı eser olarak görülen Deniz Gücünün Tarih Üzerine Etkisi adlı kitabı incelenmiştir. Bu kitap çoğu ülkede kendi dillerine çevrilmiş ve ders kitabı olarak okutulmuştur. Mahan’ın bu denli ses getiren kitabı aslında Deniz Harp Akademisi’nde ders notu iken kitaba çevirmesi onun üstün stratejik yeteneğini de göstermektedir.

Dördüncü bölümde Deniz Gücü kavramı incelenmektedir. Mahan’a göre deniz gücünün var olması ülkenin konumu, fiziki yapısıyla daha da güçlenmektedir ve deniz gücünün devamı içinde oluşturduğu 6 maddeden söz edilmiştir. Mahan, deniz gücünü sadece askeri anlamda savunma gücü olarak görülmesini istememiş, ayrıca deniz gücünün ticaret, ulaşım anlamlarında da oldukça önemli olduğunu savunmuştur.

Beşinci bölümde yukarıda da bahsedildiği gibi klasik jeopolitik teorilerden biri olan ve oran açısından diğer teorilere göre üstünlüğü var olan Deniz Hakimiyet Teorisi incelenmiştir. Altıncı bölümde ise Deniz Hakimiyet Teorisi’nin uygulandığı ülkelerin başlıkları incelenmiştir. Yedinci bölümde ise Türkiye’nin Deniz Hakimiyet Teorisi kapsamında incelenmesi yapılmıştır. Bu bölümde görülmektedir ki Mahan, uluslararası çapta ses getiren Deniz Gücünün Tarih Üzerine İncelemesi adlı kitabında Türkiye’den bahsetmiş ve Akdeniz bölgesini işaret etmiştir.
Son bölümde ise dünyada ilk kez Alfred Thayer Mahan’ın kullandığı Orta Doğu (Middle East) bahsedilmektedir.
Bu çalışmada Mahan’ın hem Denizcilik konusunda yankı uyandıran teori ve kitaplar çıkarmış ve yine Orta Doğu adını verdiği bölgenin de halen küresel çapta sürekli gündem olan bir bölgeyi asırlar öncesinden keşfettiği görülmektedir.

1. ALFRED THAYER MAHAN’ ın HAYATI

Alfred Thayer Mahan, Birleşik Devletler sancak subayı aynı zamanda jeostratejist ve tarihçi olarak bilinmektedir. Mahan, 19. Yüzyılın en mühim Amerikan stratejisti olarak tarihe geçmiştir. Mahan’ın hayatına bakacak olursak, 27 Eylül 1840 yılında New York’ta doğan ünlü stratejist, 1859 yılında Deniz Harp Okulu’ndan mezun olmuştur. Mezuniyetinin hemen ardından 1861 ve 1865 yılları arasında gerçekleşen Amerikan İç Savaşı’nda birlik donanması gemilerinde subay ve aynı zamanda Deniz Harp Okulu’nda öğretmen olarak görev yapmıştır. Sırasıyla 1865 yılında Binbaşı, 1872 yılında Yarbay, 1885 yılında ise Albay olarak atanmıştır. Yine 1885 yılında Deniz Harp Akademisi’nde deniz tarihi ve taktikleri dersini vermek üzere akademisyen olarak görev yapmıştır. 1886-1889 ve 1892-1893 yıllarında Deniz Harp Akademisi’nde verdiği derslerini kitap olarak çıkararak tarihe geçmesini sağlamıştır. Bu dönemde uluslararası siyaset bilim dalında da sayısı yüzü aşkın makale yazmıştır.
Mahan’ın ünlü bir stratejist olarak anılmasında, Kara Harp Okulu’nda öğretmen olarak görev yapan Dennis Hart Mahan’ın emeği azımsanamayacak kadar büyüktür. Mahan, babası sayesinde Napolyon döneminin en ünlü savaş teorisyenlerinden İsviçreli Fransız generali ve stratejist olan Antonie- Henri JAMİNİ’nin askeri yazılarını da okuma fırsatı bulmuştur. Mahan’ın denizlerin değerinin yıllarca bilinmemesinin nedenini Amerikalı jeofizik bilimi profesörü David Jablonsky açıklamıştır. Jablonsky’e göre, Mahan’ın Hannibal’ın İtalya’ya seferini incelemesiyle, karadan sefer yapılmasının mantıksız bulduğunu, denizden yapılacak bir seferin çok daha mantıklı olduğunu sorgulamasıyla başlamıştır. 17. Yüzyıl ve 18. Yüzyıl tarihlerindeki deniz savaşları ve kara savaşlarının sonucunda ise, deniz gücü ve taktikleri ile ilgili teoriler oluşturmaya başlamıştır.

2.ALFRED THAYER MAHAN’ın ESERLERİ

Mahan’ın eserleri bibliyografik açıdan kapsamlı bir şekilde 1986 yılında John B. Hattendorf ve Lynn C. Hattendorf tarafından derlenmiş ve yayınlanmıştır. Buna göre Mahan hayatı boyunca toplamda 20, 109 gazete ve 161 dergi makalesi yazmıştır. Yazdıkları kitapların sayfa sayısı yaklaşık 5 bin olduğu belirtilmiştir. (Demir, 2018:20)

Bu bibliyografyaya göre Mahan’ın yazdığı başlıca dergiler American Historical Review, The Atlantic Monthly, Century Magazine, Colliers Weekly, The Forum, Harper’s Monthly, Harper’s Weekly, The Independent, International Monthly, Leslie’s Weekly, McClure’s Magazine, National Review, North American Review, Proceedings, Scribner’s Magazine, Scientific American, World’s Work and Living Age bunlarken, yazdığı gazeteler The New York Sun, Brooklyn Daily Times, The New York Timesall Mall Budget, New York Herald, St. James’s Gazette, The Army and Navy Gazette, The Times (London), The Sphere, The Daily Mail (London) gibi gazetelerdir. (Demir, 2018:20)

Mahan’ın yazdığı kitaplar ise yine bu bibliyografiye ve kronolojik sıraya göre;

• The Gulf and Inland Waters (1983),
• The Influence of Sea Power Upon History 1660-1783 (1890),
• Admiral Farragut (1892),
• 2 ciltten oluşan The Influence of Sea Power Upon the French Revolution and Empire 1793-1812 (1892),
• The Interest ofAmerica in Sea Power, Present and Future (1897),
• 2 ciltten oluşan The Life of Nelson (1897),
• Lessons of the War with Spain, and Other Articles (1899),
• The Problem of Asia and its Effect Upon International Policies (1900),
• The Story of the War in South Africa 1899-1900 (1900),

• The type of Naval Officers Drawn from the History of the British Navy with some account of the conditionsof naval warfare at the beginning of the eighteenth century, and of its subsequent development during the sail period (1901),
• Retrospect and Prospect: Studies in International Relations, Naval and Political (1902),
• Sea Power in its Relations to the War of 1812 (1905),
• From Sail to Steam: Recollections of Naval Life (1907),
• Some Neglected Aspects of War (1907),
• Naval Administration and Warfare, Some General Principles, with Other Essays (1908),
• The Harvest Within: Thoughts on the Life of a Christian (1909),
• The Interest of America in International Conditions (1910),
• Naval Strategy (1911),
• Armaments and Arbitration or the Place of Force in the International Relations of States (1912),
• The Major Operations of the Navies in the War of American Independence (1913). (Demir,2018:21)
Mahan, “On Naval Warfare” (Deniz Harbi Üzerine) adlı eserinde; “Strateji fikrinin düşündürdüğü karmaşık problemler arasında hiçbiri donanmanın oluşturulması kadar önemli değildir. Büyük bir milletin dış ilişkilerinde önemsenmeyen, kaynak bakımından malzemesi belirlenmeyen her proje zayıf ve kaygan bir zemin üzerindedir.” yorumu ile donanmanın öneminin altını çizmiştir. Bu görüş, Atatürk’ün “Hudutlarının mühim ve büyük bir aksamı deniz olan Türk devletinin donanması da mühim ve büyük olmak gerektir.” (Türkiye Cumhuriyeti Deniz Kuvvetleri Komutanlığı [T.C.D.Z.K.K.], 2021) sözleri ile de ifade bulmaktadır. (Algür ve Ercan, 2021:199)

3.DENİZ GÜCÜNÜN TARİH ÜZERİNE ETKİSİ (THE INFLUENCE OF SEA POWER UPON HISTORY)

“Mahan’ın yazdığı bu kitapların tarihle alakalı olanları, genel olarak deniz gücünün tarihte oynadığı önemli daha doğrusu belirleyici rolü üzerinedir. Mahan’ın en ünlü ve önemli kitapları olan The Influence of Sea Power Upon History serisi, 1660’tan 1815 Waterloo Savaşı’na kadar olan tarihte genel olarak İngiltere merkezli bir bakış açısıyla Avrupa’daki güç mücadelesini ele almış ve bunların içinde donanmaların durumları, deniz stratejileri, yapılan deniz harekatları, hükümetlerin deniz politikaları genişçe bir yer kaplamıştır.” (Demir,2018:21)
Deniz Gücünün Tarih Üzerine Etkisi, tarih boyunca yazılmış en başarılı eser olarak görülmektedir. Mahan bu eserini Amerika Deniz Harp Okulu’nda ders vermek amacıyla çıkartmış fakat sonrasında kitaba dönüştürmüştür. Denizcilik üzerine yazdığı bu mühim eseri, sadece denizcilerin ilgisini değil, birçok çevrenin dikkatini çekmeyi başarmıştır.

Bu kitap, uluslararası alanda denizcilik üzerine şimdiye kadar yazılmış olan en önemli eser olarak kabul görmektedir.

Bu eser, önce Amerika Deniz Harp Okulu’nda (Annapolis) ders notları olarak hazırlanmış, daha sonra kitap haline getirilmiştir. Fakat sadece denizcilik çevrelerinde değil, askeri ve politik çevrelerde de büyük ilgi çekmiş ve hemen hemen bütün dillere çevrilmiştir. Mahan’ın kitapları özellikle İngiltere ve İmparatorluk Almanya’sında etkili olmuş ve derinlemesine incelenerek bu ülkelerin Birinci Dünya Savaşı yapılanmalarını etkilemiştir.
Amerikan İç Savaşı’na da katılan ve Deniz Kuvvetlerinden albay rütbesiyle emekli olan Alfred Thayer Mahan, daha sonra parlamento kararıyla amiralliğe yükseltilmiş, Oxford, Cambridge, Harvard, Yale, Columbia gibi birçok üniversitenin onur üyesi olmuştur.

Mahan, “Ortadoğu” (Middle East) kavramını ilk kullanan ve dünya siyasi literatürüne sokan kişidir.
“17. Yüzyıl ortalarından 18. Yüzyıl sonlarına kadar olan dönemi kapsayan bu kitabında Mahan, özellikle Batı Avrupalı büyük deniz güçlerinin dünya tarihi üzerindeki stratejik etkisini çok çarpıcı örneklerle anlatır. Kitabın kapsadığı dönem aynı zamanda Osmanlı İmparatorluğu’nun duraklama ve gerileme devirleridir. O zamanlar Yunanistan ve Mısır gibi Levant (Doğu Akdeniz) ülkelerini de bünyesinde bulunduran Osmanlı İmparatorluğu, denizdeki parlak yıllarını geride bırakmıştır. Osmanlıların denizde hâkim oldukları dönemle mukayese edildiğinde, bu kitapta ortaya konan öğreti ve tezlerin doğruluğu çok net bir şekilde ortaya çıkar.
İlginç sayılabilecek bir nokta da yazarın kitapta Osmanlı İmparatorluğu’ndan Türk İmparatorluğu olarak bahsetmesidir.

“Deniz Gücünün Tarih Üzerine Etkisi” 14 bölümden oluşmaktadır. Her bir bölüm kapsadığı dönemin önemli siyasi ve askeri olaylarını çok renkli anekdotlarla ve zengin referans kaynaklarıyla nakleder; alınması gereken dersleri berrak bir şekilde sıralar. Dolayısıyla bu eser, sadece sivil ve asker denizciler için değil, tarihe ilgi duyan herkes, ama özellikle de bu ülkenin deniz politikasının eksikliğini ve yanlışlığını görenler için bir başucu kitabıdır.” (Büyükonat: 2011)

Bu önemli eser, 2011 yılında A. Tunçer BÜYÜKONAT tarafından Türkçeye çevrilerek hayatımıza girmiştir. Bu eserin -diğer bölümde daha detaylı inleyeceğimiz- birçok ülkenin denizcilik konusuna verdiği değeri arttırdığı görülmektedir. Kitabında yelkenli gemi devrinin belirleyici özelliklerinin henüz başladığı 1660 yılından, Amerikan İhtilâli’nin 1783 yılındaki sona ermesine kadar olan zaman dilimini ele almaktadır. Genel tarih içinde birbirini izleyen denizcilik hadiseleri zincirini bilinçli olarak tam sırasıyla vermediğini, net ve doğru bir açıklama yapmaya gayret ettiğini belirtmektedir. (Akyay, 2012: 289)

4.DENİZ GÜCÜ KAVRAMI

İnsanoğlu, değişik yol ve yöntemlerle, binlerce yıldır devam eden denizden yararlanma çaba ve uğraşıları sonucu, araç ve teknolojilerini geliştirdikçe, kapsamlarını çeşitlendirip, alanlarını genişlettikçe, deniz gücünü elde etti.

Tarih, devletlerin dünya hâkimiyeti kurmada, deniz gücünün hâkim rolü oynadığını ortaya koyar. Ülkenin refah ve mutluluğunu mümkün olan en üst seviyeye çıkarmak ve dünya siyasetinde söz sahibi olmak arzusunda olan her devlet için, öncelikle deniz hâkimiyetini elde etmesi esastır. Sahili bulunmayan devletler, gücü ne olursa olsun, gerilemeye, en azından zorda kalmaya mahkûmdurlar. Çünkü kara, baştanbaşa engel demektir, deniz ise serbestlik, kolaylık ve açıklık zeminidir. Bu açıklığı deniz kuvvetleriyle kontrolü altına almayı beceren ve güçlü bir deniz ticaret filosunu elinde bulunduran devletler, dünyanın bütün zenginliklerinden istediği gibi faydalanabilir.
Deniz gücü, donanma gücünden çok fazla bir şeydir. Deniz gücünün içine, sadece savaş gemileri değil ticari denizcilik ve kuvvetli bir anavatan girer. Deniz gücü, bir milletin deniz üstünde veya deniz yoluyla büyüklüğünü mümkün kılan, her şeyi içine alan geniş bir konudur. Donanmalar, seferlerin ve savaşların sadece amaç uğrundaki araçlarıdır. Gelişmiş bir ticaret filosunun ve başarılı bir donanmanın biri olmazsa öbürü olamaz. Ülkenin zenginliği ikisine de bağlıdır. Deniz gücünü elde etmek, denizde güç kazanmak isteyen bir devletin sahip olması gereken şeyler, altı temel esasa dayanır. Bunlar:
1. Coğrafi mevki,
2. Fiziki olgunluk,
3. Arazi genişliği,
4. Nüfus ve iktisadi gücü,
5. Halkın karakteri
6. Hükümetin basiretliliğidir. (Duman,2010)

Mahan deniz gücünün korunması ve gelişimi için 6 faktörün etkili olduğunu belirlemiştir. Bunlar, coğrafi konum, ülkenin fiziksel yapısı (ki bu ülkenin doğal kıyı şeridinin yapısıdır), coğrafi alan, nüfus gücü, toplum yapısı, ülke yönetim yapısıdır. (İşcan, 2004: 65)

Yukarıdaki paragraflardan da yola çıkarak görülmektedir ki; deniz gücü yalnızca askeri unsuru içinde barındırmamaktadır. Tıpkı Mahan’ın da düşündüğü gibi, deniz gücü yalnızca askeri bir unsur olarak basitleştirilmemelidir. Ekonomik, ticari, politik unsurlar içinde deniz gücü son derece önemlidir. Ülkelerin ticareti için deniz gücü en mühim kavramdır. Limanları olan ülkelerin zenginliği bilinmektedir. Mahan savaş zamanında denizlerin ülkeler için kilit nokta olduğunu, barış zamanında ise ticaret, lojistik, mülk edinimi konusunu savunmuştur. Mahan’ın deniz gücü stratejisi de daha önceki bölümlerde bahsettiğimiz Antoine- Henri Jomini sayesinde gelişmiştir. Mahan Antoine-Henri Jomini’nin kara stratejileriyle alakalı bazı noktaları baz alarak bunları, deniz stratejilerinde kullanabileceğini görmüştür.

Mahan’a göre, denizlerdeki önemli coğrafi noktalar, deniz ulaştırma hatlarını kontrol ettikleri için önem kazanırlar. Basit fakat mantıken yanlışsız bir düşüncedir. Ticaret, askeri sevkiyat ve yolcu/ulaşım vs. hep bu hatların önemini artırmış ve doğal olarak düşüncesinin merkezi deniz ulaştırma hatları olmuştur. Mesela Süveyş Kanalı ve Panama Kanalı buna güzel bir örnektir. İç hat, merkezi konumun uzantısı durumunda olduğu için de düşmandan daha çabuk ve etkin kullanma avantajı elde edilir. Ayrıca, merkezi kritik noktaların kontrolü, deniz harekatındaki üstünlüğün dışında, politik ve ekonomik üstünlük de sağlar. Mahan için deniz aynı zamanda, hem lojistik akışı sağlayan ikmal yolu hem de düşmanın kullanabileceği bir yaklaşma istikameti demekti. Deniz ulaştırma hatlarının kontrolü güçlü donanmalarla mümkün olacağı gibi, deniz gücünün görevi taarruzla düşman deniz gücünü yok etmektir. (Taştan,2016)

Deniz gücü stratejisi sadece savaşta değil aynı zamanda barışta da ülkenin uluslararası ilişkileri, ticareti açısından önem taşımaktadır.

5.DENİZ HAKİMİYET TEORİSİ

Alfred Thayer Mahan’ın adının bugün dahi anılmasının sebepleri arasında, çıkardığı kitaplar, yazdığı makalelerin önemi büyüktür. Fakat Mahan’ın anılmasındaki en büyük sebep olarak Deniz Hakimiyet Teorisi’ni göstermek gerekmektedir. Bu teori Mahan tarafından 1840- 1914 yılları arasında oluşturulmuştur.

Eser yazma açısından oldukça üretken bir hayat geçiren Mahan, başta da tanımlandığı gibi yazdıkları doğrultusunda bir tarihçi, bir asker, yayılmacı bir emperyalist, bir teorisyen, bir jeopolitikçi ve hatta bir politikacı olarak tanımlanabilir. Ancak onun bugün bile fazlasıyla tanınmasında ve okunmasındaki en büyük etken Deniz Hakimiyeti Teorisi’dir. Bugün jeopolitik teoriler arasında sayılan Deniz Hakimiyeti Teorisi’nin adlandırması Mahan’ın ölümünden sonra yapılmış ve onun yazdıklarından anlaşılanların bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Bu yüzden bugün bile belirli bir tanımı yoktur. (Demir, 2018: 35)

Her şeyin merkezinde denizlerin olduğu düşüncesi Mahan için adeta bir vahiydir. (Demir, 2018: 36)
Yüzyıllardır yaşanan kara ile denizin mücadelesi bugün de devam etmekle birlikte, tarih bize okyanuslara açılıp, sürekli olarak denizler üzerinde hakimiyet kuran devletlerin hegemon güç olduklarını göstermiştir. İşte klasik jeopolitik teorilerden olan Deniz Hakimiyet Teorisi’nin çıkış noktası budur. (Algür ve Ercan, 2021: 289-291)

6.DENİZ HAKİMİYET TEORİSİNİ UYGULAYAN ÜLKELER

Bu bölümde jeopolitik konumu dolayısıyla deniz gücünden yararlanan bazı ülkeler incelenecek ve bu stratejinin bu ülkelerdeki etkileri görülmektedir. Mahan’ın konsepti, dünya çapında özellikle Birleşik Devletler, Almanya, Japonya ve İngiltere deniz kuvvetlerinin stratejik düşüncesini şekillendirmekte muazzam etkiler yapmış, Birinci Dünya Savaşı öncesi deniz silahlanma yarışına sebebiyet vermiştir. (Akyay,2011:289)

6.1.ALMANYA

Mahan’ın görüşleri ve teorileri tüm dünyada kabul görmüştür. Öyle ki Mahan’ın adı Alman Donanması’nda adeta aileden birinin adı gibi olmuştur. Kayzer II. Wilhelm subaylarına Mahan’ı okumalarını emretmiş ve Amiral Alfred von Tirpitz (1849-1930) güçlü su üstü filosunu finanse etmede Mahan’ın namını kullanmıştır. Kitapları İngiltere ve Almanya’da I. Dünya Savaşı öncesinde dikkatle çalışılmıştır. (Akyay,2011:290)
Mahan’ın adı, Kaiser Wilhelm II’nin subaylarına Mahan’ı okumalarını emrettikten sonra Alman donanmasında bir ev kelimesi haline gelmiştir ve Amiral Alfred von Tirpitz (1849–1930), Mahan’ın itibarını güçlü bir yüzey filosunu finanse etmek için kullanmıştır. Mahan’ın, denizi yöneten her güç aynı zamanda dünyayı da yönetir sözüne hararetle inanan yoğun bir denizci olan Tirpitz, 1898’de The Influence of Sea Power On History’ yi Almanca’ya çevirtti ve baskının bir yolu olarak 8.000 kopyayı ücretsiz olarak dağıtmıştır.
Tirpitz, Mahan’ı yalnızca Alman kamuoyunu kazanmanın bir yolu olarak değil, aynı zamanda stratejik düşünce için bir rehber olarak kullanmıştır. 1914’ten önce, Tirpitz bir strateji olarak ticaret baskınlarını tamamen reddetti ve bunun yerine Mahan’ın denizlerin komutasını kazanmanın yolu olarak iki filo arasında kesin bir imha savaşı idealini benimsemiştir. Tirpitz her zaman Alman Açık Deniz Filosu’ nun İngiliz Kraliyet Donanması’na karşı “Helgoland ve Thames arasındaki sularda” bir yerde (belirleyici savaş) kazanmasını planlıyordu, bu stratejiyi The Influence of Sea Power adlı okumasına dayandırmıştır.

6.2.JAPONYA

İncelediğimiz bu kitap Japonca’ya tercüme edilerek İmparatorluk Japon Donanması’nda ders kitabı olarak kullanılmış, II. Dünya Savaşı dâhil Japon deniz harp doktrinini güçlü bir şekilde etkilemiştir. (Akyay,2011:290)

6.3.İNGİLTERE

Mahanist Doktrin’in veya Deniz Hakimiyeti Teorisi’nin stratejik çerçeve içinde somut bir hale geldiği nokta olan İngiltere/Büyük Britanya tecrübesi çok önemlidir. Teorinin üzerine inşa edildiği zemin özellikle 17. ve 18. yüzyıllarda Mahan’ın Britanya Kraliyet Donanması’nın tarihine dair incelemelere dayanıyordu. Mahan’ın eserleri incelendiğinde herkesin varabileceği bu ortak kanaat, Mahanist Doktrin’i inceleyen birçok kişi tarafından da dile getirilmiştir. Bunun en büyük sebeplerinden biri Mahan’ın en önemli eserlerinde İngiltere’ye ve Kraliyet Donanması’na büyük bir yer ayırmasından kaynaklanmaktadır. 17. yüzyıldan itibaren Mahan tarafından çok sıkı bir şekilde incelenen İngiltere’nin denizleri kullanım şekli ve anlayışı, daha önce benzeri görülmemiş şekilde tarihsel bir anlatıma dönüşmüştür. Bu anlatımda Deniz Hakimiyeti Teorisi, İngiltere’nin yükselişinin deniz gücü haline gelmesinin eş zamanlı olarak gerçekleştiği gözlemine dayanmıştır. (Demir, 2018:75-76)

Mahanist Doktrin çerçevesinde İngilizlerin üstünlüğü Deniz Gücünün Unsurları başlığında incelenen coğrafi konum, nüfus, ulusal karakter ve yönetim karakteri ve yapısına dayanıyordu. Denizciliğe ve tüccarlığa çok yatkın olan bir millet, yürütülen deniz politikasının değerini anlayıp buna bağlı kalmasını sağlayan bir yönetim ve ülkelerinin istiladan uzak bir ada olarak var olması İngilizler için hakimiyetin kazanılması ve sürdürülmesi açısından önemli avantajları olmuştur. Ancak bunların kavranabilmesi için uzun yüzyıllar gerekmiş, bu avantajlar ve hamleler Alfred Thayer Mahan’ın eserlerinde bir teoriye dönüşene kadar beklemiştir. (Demir,2018:77)
Bu teori İngiltere tarafından benimsenmiş, güçlü bir donanma ile boğazlar ve adalar elde tutulmak istenmiştir. İngiltere’nin halen Cebelitarık’ta üssünün bulunması, 1’inci Cihan Harbinde Çanakkale Boğazını ele geçirmek istemesi, Süveyş Kanalına 1’inci ve 2’nci Cihan Savaşlarında el atması, Kıbrıs’tan çekilmemesi hep deniz hakimiyet teorisinin bir sonucudur. (Köroğlu,2004:30)

İngiltere bir ada devleti olmanın getirdiği jeopolitik avantajı kullanarak, kıta Avrupası’nın siyasi çalkantılarından ve çatışmalarından uzak kalmıştır. Denizlerle çevrili olmanın sonucu olarak denizci bir millet haline gelen İngilizler, okyanuslar aşarak sömürgeler kurmuşlardır. 1878’de Kıbrıs’ı geçici olarak hakimiyetlerine almış ve akabinde 1882’de Mısır’ı işgal ederek stratejik yönden sömürgelere giden yolları garanti altına almışlardır. İngiltere jeopolitik konumunu kullanarak, emperyalist yayılmacı dış politika izlemiş ve bir ada devletinden dünya devletine dönüşmüştür. (Algür ve Ercan,2021:198)

6.4.ABD

Mahan, ABD’nin ekonomik çıkarlarını düşünerek, denizyolu ile ticaret konusunda ısrarcıydı ve bu ticaretin güvenliğinin sağlanması halinde denizlerde egemenlik kurulmasını savunuyordu. Bu anlayış, ABD’nin denizcilik politikalarının temelini oluşturdu. (Taştan,2016) ABD’nin bir kıta devleti olarak kabul etmiş, İngiltere gibi avantajlara sahip olmak için, Orta Amerika’da bir kanal açılmasını ve iki okyanusun birleştirilmesi gerektiğini söylemiştir. Fikir ortaya ilk atıldığı zaman bunun çok meşakkatli bir iş olacağını düşündüler. Lâkin, daha sonra bu fikir, Panama Kanalı’nın açılmasına sebep oldu. Her yıl sayısı yirmi bini aşan gemiler bu kanaldan geçmekte ve yük miktarı milyon tonları bulmaktadır. (Taştan,2016) Fiziki yapıyla alakalı olarak, ülke sahillerinin genişliği ve derin limanların varlığıyla daha çok ilgilenen Mahan, güç ve zengiliğin kaynağı olarak bu iki etmeni görmüş, fakat bu sahiller ve limanlar iyi savunulmadığı halinde bir zafiyet kaynağı olabileceğini de belirtmiştir. ABD zaten geniş sahillere ve derin limanlara sahiptir. (Taştan,2016) ABD’nin deniz gücünün önünde duran tek etmen, halkta var olmayan denizcilik sevgisinin geliştirlmesiydi. Ülke nüfusunun azlığına ve çokluğuna da değinen Mahan, geniş sahillerin ve derin limanların güç olduğu kadar zafiyet kaynağı olabileceğini de belirtmiştir. Yani, nüfus olarak ele alındığında, ülkenin toplam nüfusu değil, denizcilikte kullanılacak insan sayısının önem kazandığını vurgulamıştır. (Taştan,2016) Sömürgeciliği savunan Mahan, bu sayede ülkelerin zengin olabileceğine inanmıştır. Klasik jeopolitiğin öncülerinden Amerikalı Amiral Alfred Thayer Mahan (1840-1914), başat güç olmak için denizlere hâkim olmanın şart olduğunu ileri sürmüştür. Mahan belli başlı yapıtları The Influence of Sea Power Upon History 1660-1783, The Interest of America In Sea Power- Present and Future, The Influence of Sea Power Upon The French Revolution and Empire 1793-1812, The Problem of Asia and It’s Effect Upon International Policies’ta jeopolitiği sağlam temeller üzerine oturtmuştur. Bu jeopolitiğin esin kaynağı ise onun milliyetçilik duyguları olup, ülkesi ABD’yi güçlü görme isteğidir. Britanya’nın güçlü bir donanma ile denizlere hâkim olarak, deniz yollarındaki tüm stratejik noktaları denetleyerek ve Avrupa’da güç dengesini sürdürerek kendine rakip olacak bir devletin ortaya çıkmasını engellemesi sonucu; dünya liderliğini Fransa’dan alması Mahan’a göre ABD için bir örnektir. ABD’nin de hegemon devlet olması için donanmasının her yere müdahale edebilecek nitelikte güçlü olması gerekirken, aynı zamanda stratejik açıdan önemli deniz üslerinin ve ikmal noktalarının ele geçirilmesi gerekiyordu. (Algür ve Ercan,2021:198) 1933-1945 yıllarında ABD Başkanı Franklin Roosevelt, Mahan’ın görüşlerinden çok etkilenmiştir. ABD’nin egemenliğinin arttırılması için dünyanın önemli bölgelerinde askerî deniz üsleri ve bu üslerde askerî güç bulundurulmasını gerekli görmüştür. Roosevelt, ABD’nin ‘uzak durma’ stratejisini terk ederek; Avrupa ve dünya ülkeleri ile ilişkilerini geliştiren ‘Atlantikçilik’ jeopolitiği ile ABD’yi dünyanın en güçlü devletine dönüştürmüştür. (Algür ve Ercan, 2021:198) Mahan, Amerika’nın tıpkı İngiltere gibi ada devleti olması dolayısıyla deniz donanması kurmasının zorunluluğunu belirterek, Amerika’nın büyük zırhlılar kurmasını teşvik etmiştir. Donanmanın büyüklüğünden çok daha önemli olarak, onun savaş sırasında yeterli sayıdaki i insan, yedek güç ve gemi ile dinamik ve hızlı ilerleme kapasitesine sahip olması gerektiğini belirtmiştir. (Algür ve Ercan,2021:199)

7.DENİZ HAKİMİYET TEORİSİ KAPSAMINDA TÜRKİYE ÖRNEĞİ

Mahan’ın Deniz Gücünün Tarih Üzerine Etkisi adlı kitabı tüm dillere çevrilip, aynı zamanda bu teori küresel gücü elinde barındıran ülkeler tarafından uygulanan, donanmalarda ders kitabı olarak verilen, ülkelerin savaş zamanlarında uyguladığı stratejilerin başında gelirken, Türkiye neden bu teoriden uzak kalmıştır? Ya da Türkiye de diğer ülkelerden farklı olarak neden 100-200 yıl sonra bu kitap Türkçe ’ye ancak 2011 senesinde çevrilebilmiştir?
Diğer bölümlerde bahsettiğimiz gibi Mahan Deniz Gücünün Tarih Üzerine Etkisi isimli kitabından Osmanlı İmparatorluğundan bahsetmiş ve hatta bu imparatorluğu Türk İmparatorluğu olarak adlandırmıştır.
Mahan’ın deniz hakimiyeti teorisi için önemli kriterlerinden bir tanesi; bir devletin büyüklüğünün ilk olarak kıyılarının uzunluğu ve limanlarının niteliğiyle ölçülebileceği; ikincisi de devletlerarası ilişkilerde hakimiyetin deniz egemenliğine bağlı olduğudur. Bu açıdan değerlendirildiğinde, Doğu Akdeniz’de en uzun kıyı şeridine sahip olan Türkiye’nin bu avantajını kullanarak; sahip olduğu limanların kapasitelerini yükseltip, kontrol sahalarında etkinliğini artırması bölge hakimiyeti açısından önemlidir. (Algür ve Ercan, 2021:200)

“…Tarih tarafından kanıtlanmış temel gerçeklerden başlayalım, ulusal çıkar ve ulusal ticaret tarafından çizilmiş olan büyük çizgiler boyunca, denizlerin kontrolü ülkelerin gücü ve refahı için gerekli unsurların başında gelir. Çünkü denizler dünyanın geniş dolaşım ortamlarıdır…. Askeri mevziler ne kadar kuvvetli ve güvenilir inşa edilmiş olursa olsunlar; karadan veya denizden kontrolü sağlayamazlar. İnsanlar genelde böyle ada veya limanın belli bir su alanında kontrolü temin edeceğini söylerler. Bu, kesinlikle elim ve yıkıcı bir hatadır. Napolyon bir zamanlar şunu söylemiştir. ‘San Pietro, Korfu ve Malta adaları bizi bütün Akdeniz’in efendisi yapacaktır.’ Beyhude övünme! Bir yıl içinde Korfu, iki yıl içinde Malta onları gemilerle destekleyemeyen devletin elinden kayıp gitti. Burada bizim için de bir ders vardır.” Mahan’ın bu sözlerinden Doğu Akdeniz/Kıbrıs ve Türkiye için de dersler vardır. Bu açıdan Türkiye’nin sadece kendi kıyıları ile KKTC’nin kıyılarını kontrol altına alması, kendisinin MEB ve Kıta Sahanlığı ile KKTC’nin MEB’inin güvenliğini sağlaması, askerî mevzilerini kuvvetlendirmesi, KKTC’deki Türk askerî varlığını koruyarak güçlendirmesi yeterli olmayıp; sürekli yenilenen teknolojilerle donatılmış gemilerle donanmasının kapasitesini artırması son derece önemlidir. (Algür ve Ercan,2021:200)

İlaveten Türkiye’nin jeopolitik konumu sadece sınırlarını koruma dürtüsünün yönlendirdiği bir strateji olmaktan çıkmalı, aşamalı olarak dünyaya açılmanın ve bölge bazında etkinliği küresel etkinliğe yükseltmenin bir yolu şeklinde değerlendirilmelidir. Bunun için de jeopolitiğin uluslararası güvenlik ve ekonomik ilişkilerinde dinamik olarak kullanılması şarttır. (Algür ve Ercan,2021:200-201)

Türkiye, jeostratejik açıdan denizyolu taşımacılığına son derece uygundur. Limanlar, uluslararası pazarlara ulaşma ve ekonomik- sosyal- ticari yapı üzerinde önemli etkinliğe sahiptir. Türkiye limanları, Doğu Akdeniz ve Karadeniz hatlarında yer alırken; Doğu-Batı ve Kuzey-Güney yönlü uluslararası ulaştırma yollarının kavşak noktasındadır. Özellikle Akdeniz limanları, Orta Doğu ve Merkezi Asya için aktarma/transit limanı işlevi görebilecek konumdadır. (Algür ve Ercan, 2021:201)

Dolayısıyla Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de hakimiyet kurması için sadece deniz kuvvetlerini güçlendirmesi yeterli değildir. Bununla birlikte denizle ilgili olan balıkçılık, liman işletmeleri, tersaneler gibi alanlara önem vermeli, deniz ticaret filosunu güçlendirmelidir. (Algür ve Ercan,2021:202)

Türkiye’nin küresel bir güç oluşturabilmesi ve Doğu Akdeniz’de kendi haklarını muhafaza edebilmesi için en fazla kullanacağı araçlardan biri deniz gücüdür. Türkiye için milli bir amaç olan deniz gücünde kuvvetli olmak; sadece Doğu Akdeniz’de değil, Karadeniz ve Adalar Denizi Ege’de de Türkiye’nin politikalarının uygulanmasını kolaylaştıracaktır. (Algür ve Ercan,2021:203)

Deniz Hâkimiyet Teorisi açısından; Akdeniz, Ege, Süveyş Kanalı, Kızıldeniz ve Körfez bölgelerinde güce sahip olmak isteyen herhangi bir aktör; Kıbrıs’a hâkim olmadan bunu başaramaz. Zîra ada, tüm bu bölgelere en ideal mesafede bulunduğu için, buraları direkt etkileme potansiyeline sahiptir. Kıbrıs’ın, HazarKaradeniz-Boğazlar-Ege Denizi-Doğu Akdeniz-Süveyş Kanalı-Basra Körfezi hattı ile Türkiye için hem yakın deniz stratejisi hem de genel deniz stratejisi açısından özel bir önemi vardır. İlaveten Doğu Akdeniz’de en uzun kıyı şeridine sahip ülke olan Türkiye için; enerji kaynaklarının sağlayacağı ekonomik refah da ulusal menfaatleri açısından son derece kıymetlidir. Gerek küresel gerek bölgesel politikalar nezdinde olsun, Doğu Akdeniz ve dolayısıyla Kıbrıs jeopolitik olarak kritik önem arz eden bir coğrafyadır. Türkiye’nin ve Mavi Vatan’ın geleceği Doğu Akdeniz’deki mücadeleye bağlıdır. (Algür ve Ercan,2021:203)

Dörtte üçünün sularla kaplı olduğu bir dünyada, üç tarafı sularla çevrili bir yarımada devleti olarak Türkiye’nin güvenliği; refahı ve jeopolitik liderliği denizlerdeki gücü ile doğrudan bağlantılıdır. Tıpkı, Mustafa Kemal’in 99 yıl önce Başkomutanlık Meydan Muharebesi ertesi verdiği “Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz’dir. İleri!” emri gibi; bugün de Türkiye için ilk hedef yine Akdeniz’dir. (Algür ve Ercan, 2021:204)
Türkiye bakıldığında deniz konusunda Deniz Hakimiyet Teorisinden yararlanmamış, daha çok sınırlarını koruma psikolojisiyle yaklaşmış fakat deniz avantajını çok fazla kullanmamıştır.

8.ALFRED THAYER MAHAN VE ORTADOĞU KAVRAMI

A. T. Mahan ayrıca “Orta Doğu” terimini icat eden kişidir. 1902 yılında, National Review dergisinde yazdığı “The Persian Gulf and International Relations” makalesinde “Orta Doğu” terimini icat etmiş ve bu terimi kullanmıştır. (Akyay, 2012:290)
Mahan’ın oluşturduğu Orta Doğu kavramı 119 yaşındadır ve halen ekonomik ve siyasi anlamda tartışmaların merkezi halindedir.

SONUÇ

Tezin birinci bölümünde 19. Yüzyılın en önemli stratejisti olarak tarihe adını kazımış olan Alfred Thayer Mahan’ın hayatı incelenmiştir. Alfred Thayer Mahan’ın düşüncelerinin şekillenmesinde emeği olan babası Dennis Mahan’dan bahsedilmiş, yine babası sayesinde Antonie- Henri Jomini’nin askeri yazılarının okuma fırsatı bulan Mahan’ın stratejik düşüncelerinin gelişmesi anlatılmıştır. Amerikan İç Savaşında subaylık ve Deniz Harp Okulu’nda öğretmenlik yapmıştır. Askeri alanda da sırasıyla Binbaşı, Yarbay ve Albay olarak görev yapmıştır. Yine Deniz Harp Akademisi’nde deniz tarihi ve taktikleri dersi vermiştir. Burada verdiği derslerini kitap olarak çıkartmıştır ve tarihe geçmesini sağlamıştır. Bu dönemde yüzü aşkın makale yazma fırsatı bulmuştur. 17. Yüzyıl ve 18. Yüzyıl tarihlerindeki deniz savaşları ve kara savaşları sonucunda Mahan, deniz gücü ve taktikleri ile ilgili teoriler oluşturmaya başlamıştır.

İkinci bölümde Alfred Thayer Mahan’ın oluşturduğu eserlere yer verilmiş, sırasıyla eserler yazılmıştır.
Üçüncü bölümde Deniz Gücünün Tarih Üzerine Etkisi adlı kitabı incelenmiş, kitabın Türkçe çevirisinin bir bölümüne yer verilmiştir. Bu kitap tarih boyunca yazılmış en başarılı eser olarak görülmektedir. Bir önceki bölümde de bahsedildiği gibi Mahan, bu kitabını Deniz Harp Okulu’nda ders vermek amacıyla çıkarırken daha sonra kitaba dönüştürmüştür. Denizcilik üzerine yazdığı bu eser sadece denizcilerin veya askeri anlamda değil, tüm çevrenin dikkatini çekmiş ve birçok ülke bu kitabı kendi dillerine çevirerek derslerinde işlemiş, bazı ülkeler ise donanmalarında bu kitabı okutmuştur.

Dördüncü bölüme geldiğimizde Deniz Gücü kavramı karşımıza çıkmaktadır. Mahan bu kavramı uluslararası alanda ekonomik açıdan üzerinde durulması gereken kavram olarak göstermiştir. Bilinmektedir ki denizlerin ekonomi üzerindeki etkisi neredeyse en üst sıradadır. Ülkeler zenginliğini ve kalkınmasını sağlaması için denizlerin önemi bu nedenle yüksektir. Mahan’ın belirttiği deniz gücünün korunması ve gelişimi için 6 maddeye uygun ülkeler her zaman zenginlik örneği göstermektedir. Bu ülkelere örnek olarak ada devleti olan İngiltere gösterilebilmektedir.

Beşinci bölümde ise Mahan’ın halen anılması ve tarihe geçmesini sağlayan klasik jeopolitik teorilerden belki de en önemlisi Deniz Hakimiyet Teorisi incelenmiştir.
Altıncı bölümde ise Deniz Hakimiyet Teorisi kapsamında ülkelerin bu teori altında oluşturdukları stratejiler incelenmiş, Almanya, Japonya, İngiltere, ABD gibi ülkelerin Mahan’ın oluşturduğu bu stratejiyi nasıl kullandıkları incelenmiştir.

Almanya’nın 1898 yılında Mahan’ın kitabı Deniz Gücünün Tarih Üzerine Etkisi’ni kendi dillerine çevirerek ayrıca 8.000 nüshasının ücretsiz dağıtılmasını söylemek bile bu teoriyi ve Mahan’ın fikirlerini oldukça önemsediklerini göstermektedir.

Japonya ise yine Deniz Gücünün Tarih Üzerine Etkisi kitabını kendi dillerine çevirerek ders kitabı olarak kullanmıştır. İngiltere’ye baktığımızda ise ada devleti olmanın avantajını kullanarak, denizler üzerinden sömürge kurmuşlardır. Deniz gücü sayesinde ada devleti olmakla kalmamış, küresel gücü elinde barındıran ülkelerden biri olmuşlardır. ABD ise, Alfred Thayer Mahan’ın deniz sevgisini aşılamaya çalıştığı görülmüştür. Yine The Roseevelt Mahan’ın düşüncelerini çok önemsemiş ve o zamanın yönetimi Mahan’ın teorilerini desteklemiştir. ABD de tıpkı İngiltere gibi güçlü deniz gücüne sahip olmuştur.

Yedinci bölümde Deniz Hakimiyet Teorisi üzerinden Türkiye örneği yapılmıştır. Bakıldığında Akdeniz suları çoğu ülkenin hem taşıma hem askeri anlamda hem de ulaşım anlamında tarih boyunca ilgisini çekmiştir. Fakat Türkiye Deniz Hakimiyet Teorisini diğer ülkelerin tam tersine pek uygulamış sayılmamıştır. Dünya üzerindeki tüm denizleri incelemiş olan Mahan’ın eserlerinde Türkiye’nin de adı geçmiştir. Ancak Türkiye denizlerinden yeterince yararlanmamış, sınırlarını koruma psikolojisi içerisine girmiştir.

Sekizinci ve son bölüme geldiğimizde ise Alfred Thayer Mahan denince es geçilmemesi gereken, günümüzde ülkeler için epey önemli olan kavram olarak Orta Doğu’dan bahsetmek gerekmektedir. Mahan, Ortadoğu kavramını icat eden ve kullanan kişidir.

Sonuç olarak baktığımızda ise, Alfred Thayer Mahan’ın hayatı, deniz gücü kavramının önemi ve Deniz Hakimiyet teorisi açıklanmıştır. Baktığımızda bu teori oluşturulduğundan itibaren ülkeler denizler üzerinden hakimiyet kurmaya çalışmıştır. Ancak tabii ki küresel güçte bir dünya devleti olmak için sosyal, ekonomik, politik unsurların deniz gücüyle birlikte var olması gerekmektedir.



KAYNAKÇA

Akyay, B. (2012). “ALFRED THAYER MAHAN, Deniz Gücünün Tarih Üzerine Etkisi, 1660-1783, Türkçesi: A. Tunçer Büyükonat, Grifin Yayınları, İstanbul 2011, 431 sayfa, ISBN: 978-605-61745-5-1”. Tarih İncelemeleri Dergisi. 27(1), 289-291.

Algür, B. ve Ercan, M. (2021). Deniz Hakimiyet Teorisi Kapsamında Doğu Akdeniz Ve Kıbrıs Jeopolitiği’nin Türkiye’ye Etkileri. Anadolu Akademi Sosyal Bilimler Dergisi, 3 (2), 198-204.

Büyükonat, T. (2011). Deniz Gücünün Tarih Üzerine Etkisi 1660-1783. İstanbul: Grifin Yayıncılık.

Demir, F. (2018). Alfred Thayer Mahan ve Deniz Hakimiyet Teorisi. Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi, 20-77.

Duman, R. (2010). Deniz Gücü, Vapur Donatanları ve Acenteleri Derneği. Aylık Yazı Dizileri.

İşçan, H.İ. (2004). Uluslararası İlişkilerde Klasik Jeopolitik Teoriler ve Çağdaş Yansımaları. Uluslararası İlişkiler, 1, (2), 65.

Köroğlu, V. (2004). Jeopolitik ve Jeopolitik İlminin Nüfus Unsuru Açısından Türkiye- Avrupa Birliği İlişkileri. Sosyal Bilimler Dergisi, 1(1), 30.

Taştan, E. (2016). Mahan’ın Deniz Gücünün Üstünlüğü Üzerine Düşünceleri.

İnternet Kaynakları

https://stringfixer.com/tr/Alfred_T._Mahan Erişim tarihi: 30.11.2021

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here