2019 yılı Aralık ayında ortaya çıkarak tüm dünyayı etkisi altına alan Covid-19’un toplumsal kurum ve yapı işleyişi ile birlikte çok boyutlu sosyolojiyi küresel boyutta olumsuz etkilediği gözlemlenmektedir. Salgının yol açtığı pandemi hâlinin çok boyutlu sosyolojisinden kastedilenler; sağlık ve hastalık sistemleri, yaşamın sosyolojik, psikososyolojik, siyasal alan, ekonomik düzen ve eğitim sistemleri gibi boyutlarıdır. Modernleşme sürecinin farklı bir aşamasını ifade eden ve içerisinde yaşadığımız zaman diliminin değişkenleri, toplumsal dünyayı birçok riskle karşıya bırakmaktadır. Gelinen aşamada toplumsal yaşamdaki belirsizlik ve denetlenemezlik meseleleri, insanoğlunu çözümü zor ve karmaşık sorunlarla karşı karşıya bırakmaktadır.
Salgının siyasal alanda yarattığı bu durum, analistler tarafından iki farklı yaklaşımla yorumlanmaktadır. Kimileri, salgını ve yarattığı etkileri küreselleşmenin ve küresel ekonomik düzenin bir sonucu olduğunu savunurken; kimileri ise bu salgının küresel kapitalist düzenin sonunu getireceğini ileri sürmektedir.
McKibbin ve Sidorenko (2006), dört farklı salgın düzeyindeki influenza senaryosu üstünde çalışmışlardır. Birinci senaryoda, salgının 1968-69 Hong Kong Gribine benzediği “hafif” bir senaryoyu; 1957 Asya gribine benzeyen ikinci “orta” bir senaryo; 1918-1919 İspanyol gribine dayanan üçüncü “ciddi” bir senaryo ve 1918-19 İspanyol gribine benzer ancak vaka ölüm oranının üst-orta tahminleri olan dördüncü “ultra” bir senaryo olarak analiz etmişlerdir. Düşünülen senaryolar için 300 milyon ABD doları ile 4,4 trilyon ABD doları arasında maliyeti olacağını tahmin edilmiştir.
İlk etapta virüsün kendisi gelişmiş ülkelerde var olurken en son gelişmekte olan ülkelere de yayıldı. Gelişmiş ülkeler bile bu pandemiden olumsuz etkilenirken, zaten öncesinde de pek parlak ekonomik hal sergilemeyen gelişmekte olan ülkeler Covid-19’dan dolayı ne şekilde etkilendiler sorusunu bu yazıda incelemiş olacağız.
Sağlık alanında Afrika’daki gelişmekte olan ülkelerde, zayıf sağlık sistemleri bu ülkeleri yüksek sağlık risklerine maruz bırakmaktadır. Dünya Sağlık Örgütü’ne göre, ABD’de mart ayı ortasında 170.000 solunum cihazı vardı. Bir ay sonra, toplamda 41 Afrika ülkesinde 2000’den az ve 10 tanesinde ise hiç solunum cihazı yoktu. Aynısı yoğun bakım yatakları, sağlık koruma ekipmanlarının eksikliği, test kiti eksikliği, kişi başına düşen doktor sayısının düşük olması, yoğun bakımda eğitim olmaması veya kişisel koruyucu ekipman ve diğer sağlık malzemeleri için uluslararası pazarlara erişimde yaşanan zorluklar için de geçerlidir. Hepsi bu ülkeleri özellikle savunmasız hale getiriyor. Üstelik izolasyon önlemleri milyonlarca insanın gıda güvenliğini tehdit ediyor. Bu, salgın sağlık düzeyinde başarılı bir şekilde yönetilse bile, ekonomiler ve insanlar üzerindeki etkinin yıkıcı olacağı anlamına gelmektedir.

Covid-19’un Gelişmekte Olan Ülkelere Ekonomik Etkisi 9

Gelişmekte Olan Ülkeler Bu Durumdan Nasıl Etkilenecek?

Gelişmekte olan ülkeler daha yoksul olma eğiliminde olduklarından, ekonomik ve sosyal olarak daha gelişmiş olmak için çalışırlar. Altyapıları Avrupa ve ABD’de bulduğunuz kadar yerleşik değildir. Aynı zamanda birincil sektör rollerine; tarım, madencilik ve ormancılık gibi doğal kaynakların kullanımından oluşan tüm faaliyetlere güveniyorlar ve bu nedenle kesintiye uğramış tedarik zincirlerinden ve mallarına yönelik düşük talepten özellikle etkileniyorlar. Ve sonuç olarak, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı’na (UNDP) göre gelişmekte olan ülkeler 220 milyar doları aşan gelir kayıpları görebilmektedirler.
Dünya Bankası uzmanları, salgın nedeniyle 40 milyon ile 60 milyon insanın aşırı yoksulluğa (günde 1,90 dolardan az gelirle yaşayarak) itilebileceğini tahmin ediyor. Bunun çoğu Hindistan ve Sahra altı Afrika’da gerçekleşecek. Öte yandan, dünyada ekstrem açlık yaşayan insan sayısı ikiye katlanacak. Birleşmiş Milletler Dünya Gıda Programı, diğer kuruluşlarla birlikte Nisan ayında, 130 milyondan fazla insanın yıl sonuna kadar aşırı gıda yetersizliği yaşayacağını ve dünya toplamında 265 milyona çıkaracağını belirten bir rapor yayınladı. COVID-19’dan kaynaklanan durum, ya çatışma, iklim değişikliği, hastalık, kıtlık ya da sadece düşük gelir nedeniyle halihazırda aşırı gıda yetersizliği ile karşı karşıya kalan insanların durumunu daha da kötüleştirecek.

Makro Ekonomik Temeller

Bu durum ABD’nin dünya üzerindeki hegemonyasını zayıflatarak yaşanacak siyasal ve ekonomik krizin etkilerini hissettirecektir. ABD’nin salgın karşısındaki çaresiz kalışı, salgın sonrası kaotik ortamın ve krizin çözümünde ABD’yi denklem dışına itebilir veya elini zayıflatabilir. Bu süreçte ABD’nin güç kaybetmesi, virüsün ortaya çıktığı yer olmasına rağmen bu mücadeleden başarılı çıktığı görülen Çin’in yükselmesine ve dünya egemenlik ilişkilerinde daha güçlü bir şekilde rol almasına zemin hazırlayabilir.
Covid-19 salgının uluslararası alanda yarattığı etkiye Avrupa penceresinden bakıldığında, Avrupa Birliği’nde de bir dağınıklık hâli görülmektedir. Salgınla mücadelede belirli farklılıklar görülse de Avrupa da tıpkı ABD gibi bu süreç karşısında sanki yenilgiye uğramış ve çaresizlik içerisinde bulunan bir görüntü arz etmektedir. Özellikle İtalya, İspanya, Fransa ve İngiltere gibi Avrupa’nın önde gelen ülkeleri virüs karşısında dağılmış bir görünüm arz etmektedir
İlk büyük zorluk, finansman eksikliği olacaktır. Cari borç seviyeleri, mali açıktaki artış ve düşük seviyelerde ek uluslararası rezervler nedeniyle borç piyasasının olası kapanması, bu ülkelerin gerekli finansmanı sağlamasını imkânsız kılıyor. Sadece salgınla başa çıkmak için gerekli sağlık harcamaları için değil, aynı zamanda sosyal harcamalar ve mevcut borcun yeniden finansmanı için de gerekli. İzolasyon ne kadar fazla kontrol altına alınırsa, ortaya çıkan durgunluğun etkilerini hafifletmek için gereken mali açıklık o kadar büyük olur.
En fakir ülkeler şu anda hiçbir yöne rotası olmayan bir dönüm noktasındadır. 2010 yılından itibaren, gelişmekte olan ekonomilerin borçları, düşük faiz oranları nedeniyle ortalama %54 artarak, 2018 yılına kadar GSYH’nin %170’i oranında tarihi borca ulaştı.
Gelişmekte olan ülkeler, borç verebilecek güçlü merkez bankalarının desteğinden yararlanamadığı için bu piyasalarda ani bir duruşla karşı karşıya kalıyorlar. Dahası, tüm ülkeler bu sorunlardan muzdarip olduğunda geleneksel çözümler yetersiz kalıyor ve komşularının ekonomileri üzerinde de olumsuz etkiler yaratıyor.
İkinci büyük zorluk, işçi dövizindeki düşüş. Göçmenlerin kendi ülkelerine gönderdikleri kazançlar en az %20 düştü. Küresel boyutta düşüş tahmini 100 milyar doları kadar. Para transferlerinin Resmi Kalkınma Yardım’ından üç kat daha fazlasını temsil ettiğini ve 2019’da düşük ve orta gelirli ülkelerin aldığı Doğrudan Yabancı Yatırım miktarını bile aşmaktadır.
Üçüncü büyük zorluk, tedarik zincirlerinde kapanmalara veya kesintilere yol açan malların arz ve talebinde olmuştur. Gelişmekte olan ve yükselen ekonomiler bu olaylara karşı özellikle savunmasızdır.

Covid-19’un Gelişmekte Olan Ülkelere Ekonomik Etkisi 10

Ekonomilerin Yapısı

Çoğu gelişmekte olan ülke ekonomisinin yapısıyla ilgili sıkıntıyı artıran bir dizi başka faktör var. Başlangıç olarak, kayıt dışı sektörler çok daha büyük. Örneğin, Latin Amerika’da insanların%55’i kayıt dışı çalışmaktadır. Kayıt dışı ekonomide çalışan kişiler, sosyal güvenlik ödemelerine erişemiyor ve takibi daha zor.
Diğer bir faktör ise, küçük ve orta ölçekli işletmelerin krizden çıkmalarına engel olan sermaye ve likiditeye erişimde sorun yaşamalarıdır. Bu küçük girişimcilerin, çiftçilerin veya işçilerin çoğu için, virüse yakalanma riski %10 ise, ailelerinin %90 oranında yoksulluğa düşme veya yemek yememe riski altında olmaktan, çalışmaya devam etmek ekonomik olarak daha mantıklıdır.
Buna ek olarak, birçok insanın sigortaya veya sosyal koruma ağına erişimi veya birikimi olmadığı gerçeğidir. Bu, para havalelerindeki düşüşle daha da kötüleşecektir. Bu durumla karşı karşıya kalan birçok aile, gelir elde etmelerine olanak tanıyan kaynakları satıyor veya kaybediyor ya da çocuklarının eğitimine veya sağlığına yatırım yapmaya devam edemiyor. Bunun onarılamaz uzun vadeli olumsuz etkileri vardır. Geçim ekonomisi hiçbir ihtiyat payı bırakmaz. Bununla beraber artan gıda fiyatları ve diğer temel ihtiyaçların maliyeti, kıtlıklarla birlikte, en savunmasızları ve daha düşük gelirli olanları büyük ölçüde etkileyebilir.
Üstelik birçok aile sağlık veya eğitim gibi temel kamu hizmetlerine bağımlıdır. Okulların yaygın şekilde kapatılması sadece gençlerin eğitimini değil (40 Afrika ülkesinde nüfusun yarısından fazlası 20 yaşın altında) aynı zamanda okul yemek programlarını da etkilemektedir. Dahası, sağlık hizmetlerine sınırlı erişim, yalnızca Covid-19 nedeniyle değil, aynı zamanda sıtma, Ebola veya kızamık gibi diğer hastalıklar üzerindeki etkisi nedeniyle de işleri daha da kötüleştiriyor.
Sonuç olarak işten çıkarılmış işçiler başka yerlerde iş aradıkça, büyük olasılıkla daha gelişmiş ülkelerde, gelişmekte olan ülkelerden göçlerde bir artış görmemiz muhtemeldir. Bunun iki şekilde etkisi olacaktır. Daha fakir ülkelere, temel işleri doldurmaları ve ekonomiye katkıda bulunmaları için daha az işçi bırakacak ve ayrıca yeni işçi girişini desteklemek için gelişmiş ülkelere baskı uygulayacaktır.
Gelişmekte olan ülkeler iş gücünü kaybediyorlarsa, o zaman ekonomik iyileşme daha yavaş olacak ve borcu ödeme olasılığı çok daha çıkılmaz bir hal alacaktır. Çünkü gelişmekte olan ülkeler para üretmiyorsa, gelişmiş ülkeler ve bankalar tarafından sağlanan kredilerin koşullarını karşılayamazlar- örneğin ABD Merkez Bankası ve Avrupa Merkez Bankası gibi.

Salgın Süreci Küresel Düzeyde Büyük Bir Kırılma Yaratır Mı?

Bu konuda Schoenbaum (1987), influenza’nın ekonomik etkisinin erken analizine bir örnek verilebilir. Meltzer vd. (1999) ABD’deki influenza salgınının olası ekonomik etkilerini incelemiş ve aşı bazlı çeşitli müdahaleleri değerlendirmişlerdir. Yayılma hızında (yani, toplam nüfusa virüs bulaşan kişi sayısı) % 15-35, influenza ölümlerinin sayısı 89-207 bin olduğunda ABD ekonomisi için tahmini ortalama toplam ekonomik etkisini 73.1 – 166.5 milyar dolar arasında olacağını tespit etmişlerdir.

Covid-19’un Gelişmekte Olan Ülkelere Ekonomik Etkisi 11Sonuç ve Değerlendirme

Küresel düzeyde Pandeminin gelişmekte olan ülkelere olan ekonomik etkileri ve önerilebilecek genel çözümlerinden bahsedecek olursak, özetle:

 

1- Covid-19 krizi, kritik bir anda gelişmekte olan ekonomileri vurmaktadır. Krizden önce, finansman 2030 yılına kadar Sürdürülebilir Kalkınma Hedeflerine ulaşmak için gereken harcama ihtiyaçlarının gerisinde kalmıştı ve artan kamu borç seviyeleri ve hizmet maliyetleri nedeniyle mali alan sınırlıydı.

2- Covid-19 krizi, sürdürülebilir kalkınma için finansman sağlamada büyük aksilikler yaratma riski taşır. Ekonomik aktivite azaldıkça yerel kaynak seferberliği zarar görecektir. Yabancı özel finansman girişlerinin 2019 seviyelerine göre 700 milyar ABD doları düşerek 2008 Küresel Mali Krizinin etkisini%60 aşacağı tahmin edilmektedir.

3- Kısa vadede, diğer finansman kaynaklarındaki düşüşü kontrol altına almak için resmi kalkınma finansmanından yararlanılmalıdır. Covid-19 finansman açığını kapatmak için tek bir finansman kaynağı yeterli olmayacaktır. Çünkü zaten krizin ekonomik etkisiyle birleşen kıt kaynaklar, gelişmekte olan ekonomilerin yeterli halk sağlığını ve sosyal ve ekonomik sonucunu finanse etmek için uğraşacağı anlamına geliyor.

4- Orta vadede, kalkınma finansmanı ve ötesindeki aktörlerin, daha adil, sürdürülebilir ve dolayısıyla dirençli bir dünya için “daha iyi yeniden inşa etmek” için yakın iş birliği yapması gerekiyor. Kalkınma finansmanında, yurtiçi kaynak seferberliği birçok kamu mal ve hizmetinin uzun vadeli uygulanabilir finansman kaynağı olmaya devam ederken, daha iyi bir altyapı oluşturmak, ulusal sürdürülebilir kalkınma stratejilerine yardımcı olmak için tüm finansman kaynaklarından ortak bir amaç için harekete geçilmesini gerektirecektir. Kalkınma finansmanının ötesinde, örneğin, ticareti canlandırmaya ve gelişmekte olan küçük ada devletleri durumunda, sürdürülebilir bir okyanus ekonomisini teşvik etmeye ihtiyaç vardır.

5- İşsizlik oranındaki hızlı artışlar. Talep ve arz şoklarının vazgeçilmez sonucu üretimde meydana gelen düşüşlerdir. Üretim düşüşleri de işsizlik oranındaki artış olarak yansıyacaktır. Uluslararası Para Fonu (IMF), gelişmiş ülke ekonomilerinde 2019 yılında ortalama %4,8 gerçekleşen işsizlik oranını, Mayıs 2020 tahmininde, 2020 yılı sonu için %8,3 tahmin etmektedir. Türkiye içinse 2019 yılında %13,2 olan işsizlik oranını 2020 yılı sonu için %17,2 tahmin etmektedir. Bu tahmin ise 2020 yılında Türkiye’de yaklaşık 1,3 milyon kişinin işsiz kalması anlamına gelmektedir. ABD ise durum yine kötümserdir. Şubat 2020’de işsizlik oranı son 4 yılın en düşük oranına eşit olarak %3,5 idi. Sadece altı hafta sonra, görünüm derinden değişti ve yaklaşık 10 milyon Amerikalı işsizlik parası için başvuruda bulunmuştur.

Covid-19’un Gelişmekte Olan Ülkelere Ekonomik Etkisi 12

Tek tek ülkeler açısından siyasal alana etkisi değerlendirildiğinde, belki büyük ölçekli siyasal değişimler yaşanmayabilir ancak birçok siyasal aktör siyasal alandan çekilmek zorunda kalabilir. Ekonomilerde yaşanması en muhtemel sonuç olan resesyon, beraberinde ekonomik krizleri tetikleyerek ülkeleri farklı alanlarda yaşanacak istikrarsızlıklarla baş başa bırakabilir. Bu durum, toplumları bir süre iç meselelerle uğraştıracak ve içe kapanmaya eğilimli hâle getirecektir. Slovaj Žižek (2020), Covid-19’la ilgili kaleme aldığı kısa yazısında ve kitabında Marksist perspektiften bakarak “virüsün kapitalizme ölümcül bir darbe indirdiğini ve gizli kalmış bir komünizmi uyandırdığını” iddia ediyor. Hatta “virüsün Çin rejimini yıkabileceğine ve kapitalizmi sonlandırabileceğine” inanıyor. Koreli düşünür Byung Chul Han (2020) ise Žižek’in yanıldığını ileri sürerek, bunların hiçbirinin gerçekleşmeyeceğini hatta “Çin’in artık dijital polis devletini pandemiye karşı başarılı bir model olarak satabileceğini iddia ediyor.


Kaynakça:

Calnan, M., & Johnson, B. (1985). Health, health risks and inequalities: An exploratory study of women’s perceptions. Sociology of Healthand Illness, 7(1), 55–75. https://dx.doi.org/10.1111/1467- 9566.ep10831360

Hill, T. D., Gonzalez. K., & Burdette, A. M. (2020). The blood of Christ compels them: State religiosity and state population mobility during the coronavirus (COVID‑19) Pandemic. Journal of Religion and Health

Modell, S. M., & Kardia, S. L. R. (2020). Religion as a health promoter during the 2019/2020 COVID outbreak: View from Detroit. Journal of Religion and Health. Advange Online Publication

https://theconversation.com/controlling-covid-19-will-carry-devastating-economic-cost-for-developing-countries-139492

Sneader, K., & Singhal, S. (2020, May 12). Beyond coronavirus: The path to the next normal. McKinsey & Company. https://www.mckinsey.com/industries/healthcare-systems-and-services/ our-insights/beyond-coronavirus-the-path-to-the-next-normal

https://www.businessbecause.com/news/insights/7052/covid-19-impact-on-developing-economies

Zizek, S. (2020, March 19). Coronavirus is ‘Kill Bill’-esque blow to capitalism and could lead to reinvention of communism. http://www.revistaikaro.com/slavoj-zizek-coronavirus-is-kill-billesque-blow-to-capitalism-and-could-lead-to-reinvention-of-communism/

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here