I. ve II. Dünya savaşlarından yenilgiyle çıkan Bulgaristan, Balkanlar da ilerleyen Sovyet ordusunun da desteğiyle sosyalist rejime geçmiştir. Soğuk savaş döneminde Varşova paktı üyesi olan Bulgaristan, doğu blokunun çözülmesiyle yönünü komşusu olan Türkiye’ye çevirerek ikili ilişkileri olumlu yönde ilerletmiştir.

Bulgaristan’ın dönem koşullarına göre değişmeyen tek politika başlığı Türk Azınlık ’tır. Bulgaristan 1989’a kadar açıktan açığa yaptığı Bulgaristan Türklerine yönelik asimilasyon politikasını, bu dönemden sonra gizliden gizliye sürdürmeye devam etmiştir.

Türkiye’nin Balkan politikasında önemli bir etkene sahiptir Bulgaristan Türkleri. Türkiye’nin sınırlarının dokunulmazlığı ve Balkanlardan gelecek dış tehditlere karşın Bulgaristan Türkleri, önemli bir konumda bulunmaktadır.

Osmanlı Döneminde Bulgaristan Türkleri

14. yüzyılın ikinci yarısında Osmanlı hâkimiyetine girerek, imparatorluk tarafından sistematik bir şekilde uygulanan yerleşim politikası sonucu Türk yurdu haline gelmiştir. Rus makamlarınca “ırklar ve yok etme” savaşı olarak uygulanan 1877-1878 Osmanlı-Rus savaşı Rumeli’den Anadolu’ya çok sayıda Türk’ün göç etmesiyle kalmamış, uygulanan terör ve şiddet 261.937 kişinin ölmesine neden almıştır.

Balkanlar’daki Türk kültür mirası da büyük darbe almıştır. Savaş sonrasında imzalanan Berlin antlaşması, Bulgaristan Türkleri’nin her türlü dini, sosyal, ekonomik, siyasi haklarını garanti altına aldığını ve büyük devletlerin de imzasının olduğu bir uygulama olduğu halde pasif kalmıştır. Bulgar Prensliği 1908 de, II. Meşrutiyetin ilanı sonrası oluşan boşluğu fayda bilerek bağımsızlık ilan ederek 1909 yılında Osmanlı ile İstanbul’da bir protokol imzalayarak resmen tanınmış oldu.

1912 yılında patlak veren Balkan savaşları, sadece Bulgaristan Türklüğü için değil Balkan Coğrafyasındaki Balkan Türklüğü için önemli bir tehdit oluşturmaktadır. Beklenmedik anda Çatalca önlerine kadar ilerleyen Bulgar ordusu, 500.000 masum ve savunmasız Türk’ü katletmişlerdir. Balkan Savaşları sonucunda imzalanan İstanbul Anlaşması Bulgaristan’daki Türk azınlığı açısından özel hükümler içermektedir.

1. Dünya savaşı sırasında Osmanlı Devleti ile Bulgaristan hükümetinin aynı müttefik grubu içerisinde yer alması Bulgaristan Türklerine kısa süreli de olsa bir rahatlamayı da beraberinde getirmiştir. Alexandr Stambolyski döneminde en iyi zamanlarını yaşayan Bulgaristan Türkleri, Neuilly, Lozan ve 1925 Türk Bulgar Dostluk Antlaşmalarıyla koruma altına alınmışlardır.

Çiftçi partisi döneminden sonra iktidara gelen Faşişt hükümetler dönemlerinde Türklere karşı baskı unsurlarını arttırmakla kalmayıp, farklı sebepleri neden göstererek 1913-1934 yılları arasında her yıl yaklaşık 10-12 bin Türkü Anadolu’ya göç ettirmiştir.

Soğuk Savaş Döneminde Bulgaristan Türkleri

Ülke de 1944 yılında Sosyalist Marksist düşünce sisteminin iktidara gelmesi, ilk zamanlarda komünist ideoloji iktidarının Türklere karşı eşit ve özgürlükçü politikalar izlerken, bu politikaların zamanla yerini “tek Bulgar ulusu yaratma” fikrine bırakmıştır.

1985 yılında Türk isimlerinin Bulgar isimleriyle değiştirilmesi, komünizm bahanesi ile camilerin kapısına kilit vurulması vb. uygulamalar kültürel soykırıma; Türklerin yoğun yaşadıkları yerlere yatırım yapılmaması vb. uygulamalar ekonomik soykırıma; bu uygulamalara itiraz edenlerin öldürülmesi ise fiziki soykırıma örnektir. Bu uygulamalar Bulgaristan Türkleri için kurtuluşun göçte olduğuna inandırmıştır.

10 Ağustos 1950’de Sofya Yönetimi, 250.000 göçmenin kısa bir süre içinde Türkiye’ye gönderileceğini Türkiye’ye bir nota vererek bildirdi. 1951 yılına kadar 150.000 kadar Türk, Bulgaristan’dan Türkiye’ye verilen nota yüzünden göç etmek zorunda bırakıldı. İlerleyen süreçte gittikçe katılaşan Bulgar yönetimi daha da sert politikalar üreterek, siyasi krizleri bahane edip Bulgaristan’ı etnik olarak arındırma faaliyetine hız kazandıracaktır.

1951,1969-78,1989 göçleri yapılan ağır uygulamalar sonucunda meydana gelmiştir. 1985 yılında Bulgaristan’da yaşayan 2 Milyon Türk’ün adının, asker ve polis zoruyla yapılan işkencelerden dolayı Bulgarlaştırdı. Bunu kabul etmeyen Türkler ise cezaevine kapatıldı. 1971 Bulgaristan Anayasası’nda “Millet Meclisi devletin en üst organıdır” ibaresi Türklere karşı askıda kalan bir ibaredir.

Türklere seçme seçilme hakkı kullandırılmadığı gibi, tahsil yapma ticaret ve devlet dairelerinde iş bulma hakları nerdeyse yoktur. Halk Cumhuriyeti olan bir ülkede din baskı altında tutularak camilerin çoğu kapatılarak bir kısmı iş yerine dönüştürülmüştür. 1876 yılında 4800 cami, 680 tekke 4112 Türk okulu bulunan ülkede 1985 yılında tekkelerin tamamı ve 4 bin cami yıkılmakla kalmamış, Türk mezarlıkları buldozerlerle yok edilmiştir.

1985 yılında Türkiye Cumhurbaşkanı Kenan Evren, Bulgaristan Devlet Başkanı Todor Jivkov’a mektup yazarak Türk azınlığı sorunun karşılıklı iyi komşuluk ilişkileri gözetilerek, dostluk çerçevesi içerisinde çözümlenmesini isteyen bir mektup yazdı. Türkiye 4 defa Nota vererek sorunların geniş kapsamlı bir göç anlaşması yapılarak çözülmesini önerdi. Bulgaristan yönetimi bu notalara her defasında hayır cevabı vermekle yetinmeyip Türkiye’yi iç işlerine karışmakla suçlamıştır.

Bulgaristan’da “Türk Olma” ve “Türklük”

Bulgaristan Türkleri, Todor Jivkov’un yasalaştırdığı biçimde, “Dilleri Bulgarca Olmayan Vatandaşlar” olarak Bulgaristan yasalarında yer almaktadır. Jivkov iktidardan indirildikten sonra yerine eski dış işleri bakanı Petar Mladenov geçmiştir. Mladenov yönetimi, öncelikli olarak asimilasyon politikaları protesto ettiği gerekçesi ile hapse atılan Türklerin serbest bırakılmasına yönelik hukuksal düzenlemelere girişmiştir.

29 Aralık’ta Mladenov yönetimi, eski komünist yönetimin zor kullanılarak değiştirilen isimlerin yerine Türkçe adların alınıp, dinsel yükümlülüklerin yerine getirileceğini ayrıca Türkçe konuşmanın da yasaklanmayacağını söyledi. 22 Aralık 1989’da Ahmet Doğan tarafından kurulan Hak ve Özgürlükler Hareketi, 1990 yılında partisini tescil ettirirken sadece hakları savunmak için kurulmuş bir oluşum olduğunu savunmuştur.

5 Eylül 1994’de Bulgaristan Bakanlar Kurulu, 183 no’lu kararnamesiyle ilk ve orta dereceli okullarda program dışı olarak Türk öğrencilere haftada 4 saat Türkçe dersin okutulmasını karara bağlamıştır. 1999 yılında kabul edilen Milli Eğitim Kanunu’yla birlikte 1. sınıftan 12. sınıfın sonuna kadar anadili, eğitiminin mecburi seçmeli ders programına alınmıştır.

25 Haziran 2005 parlamento seçimlerinden üçüncü parti olarak güçlenerek çıkan HÖH, kuruluşundan bu yana etnik ayrıştırmayı derinleştireceği şüphesiyle yaklaşılmıştı fakat yıpratıcı olmaktan ziyade yapıcı bir siyasi görüntü çizdi. 2009’dan beri Boyko Borisov’un başkanlık ettiği üç hükümet döneminde de ülkedeki Müslüman ve Türklerin aleyhine birçok kararlar alındı.

31 Mayıs’ta Stara Zagora (Eski Zağra) Belediye Meclisinin 838 Türkçe yer adının Bulgarcaya çevrilmesi kararı oldu. 1934 yılından sonra bu kadar kapsamlı bir yer adlarını Bulgarca adlarla değiştirme kampanyası Bulgaristan’da ilk defa gerçekleştirildi. 2010 yılında Kırcaali Kadriye Latifova Devlet Müzik ve Dram Tiyatrosu ile Razgrad Nazım Hikmet Türk Tiyatrosu kapatıldı.

Sonuç Olarak;

Bulgaristan Türkleri, Osmanlı sonrası birçok zorluklara karşı karşıya kalmışlardır. Komünist bir devlet idaresinde Bulgaristan “Türkü” ve “Müslüman” kavramları yan yana geldiğinde dini, etnik soykırımlara tabi tutuldular. Türk isimlerini değiştirmek istemedikleri halde zorla isim değiştirmeler, hapse attırılmalar had safhaya ulaştığında Türkiye’de oturan akrabalarına önlüğün içerisine saklanan notta yazılanlar, sırf ismini değiştirmek istemediği için üzerinde sigara izmariti söndürülen kadınlar dini ve etnik soykırımın örneklerinden bir kaçıdır.

Türklerin yer almalarının zorlaştırılması, Türkçe yer adlarının değiştirilmesi, Türkçe öğrenmenin zorunluluktan çıkarılması, Müslüman oldukları için şiddete maruz kalanlar, camilerin taşlanması/ yakılmaya çalışması hala güncelliğini koruyan sorunların başında gelir.

KAYNAKÇA

Özlem, Kader, “Bulgaristan Türklerinin tarihsel perspektiften incelenmesi ve uluslararası hukuksal konumunu belirleyen siyasal bağıtlar”
http://www.balkanlar.net/index.php?ind=reviews&op=entry_view&iden=31 (Erişim Tarihi: 25 Kasım 2018)

Şimşir, Bilal Ş, “Türk Basınında B. Türkleri”, s.3, Ankara 1985

Aklan, Mehmet, ”1989 Göçünden Günümüze Bulgaristan Türklerinin Sosyal ve Ekonomik Değişimi”

Ulutürk, Rafel, Bulgaristan Türklerinin Sorunu (http://www.tasam.org/tr.TR/Icerik/3752/bulgaristan_turklerinin_sorunlari) ( Erişim Tarihi: 04 Aralık 2018)

Özlem, Kader, ”B. Türklerinin tarihsel süreç içerisinde dönüşümü, AB üyelik süreci ve Türk azınlığa etkileri”

Mümin, Resmiye, “Çeşitli şekillerde uygulanan Bulgarlaştırma politikası devam ediyor” (Erişim tarihi: 01 Aralık 2018) https://www.kircaalihaber.com/?pid=8&id_aktualno=773

1 Yorum

  1. Vay be yani orada hala daha devam ediyor mu Türk düşmanlığı? Veya böyle aşağılamalar, Türklere bulgar ismi verilmesi. Türk’ün yurdunu Türk’e haram ettiler. Bu dünyada güçlü olanın ötekisi haklı.
    Bir de unutmadan yazayım. Biz zaman gelir oralara hakim olursak diye eğer.

    Aliya İzzetbegoviç: Bir gün askerlerden biri gelip kendisine ‘onlar bizim kadınlarımıza tecavüz ediyorlar, onlar bizim kadınlarımızı, yaşlılarımızı ve çocuklarımızı öldürüyorlar. Buna bigane kalmamalıyız’ dediğinde, Aliya çok veciz bir şey söylüyor ‘Sırplar bizim öğretmenimiz değiller.’

    Biz her zaman kendi doğrularımıza bakacağız. Allah yardımcımız olsun
    Yazı için teşekkürler

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here