Kırım, Rusya’nın “on yıllardır sıcak denizlere inme” hayallerinin karşılık bulması için adeta hayati önem taşımaktadır.
Özellikle Sivastopol Limanı, Moskova’nın Karadeniz üzerinden Akdeniz ve ötesinde hakimiyet kurmasının sembolüdür.
Stratejik konumu ve verimli arazileriyle önem taşıyan Kırım’ın tarihi, istila ve işgaller’le geçmiştir.
Hunlardan Venediklilere, Bizans’tan Osmanlı’ya birçok medeniyete ev sahipliği yapan Kırım 18’inci yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu’yla Rus İmparatorluğu arasında gidip gelen, 1783’te Çariçe 2. Katerina döneminde ilhak edilen bir alan olmuştur.
1954’te, Sovyet lideri Nikita Kruşçev tarafından Ukrayna’ya devredilene kadar Rusya’nın parçasıydı.
Kruşçev, Rus hakimiyeti altına girişinin 300’üncü yıl dönümünde Kırım’ı, Sovyet Cumhuriyeti’ne verdi; karar 27 Şubat 1954’te, resmi Sovyet gazetesi Pravda’da uzun bir paragraf olarak yayımlandı. Kırım’daki Ruslar tarafından bu karar tarihi bir hata olarak belirtildi.
Ancak SSCB’nin 37 yıl sonra çökmesiyle Kırım, bugün hem Ukrayna, hem de Rusya için bir anda önem kazanmıştır.

Kırım’ın Nüfus Yapısı;

%58’i Rus, %24’ü Ukraynalı ve %12 ise Kırım Tatarları’ından oluşmaktadır.
Rusya, eski Sovyet coğrafyası üzerindeki hâkimiyetini sürdürmek için bu bölgelerdeki etnik ayrılıkçı unsurları desteklemiş, toprak bütünlüğü tehlikeye giren devletler üzerinde baskı kurmaya çalışmıştır.
Bu kapsamla Rusya, Güney Kafkasya’da Kuzey Karabağ, Güney Osetya ve Abhazya, Doğu Avrupa’da Transdinyester bölgelerindeki ayrılıkçı unsurları destekleyerek çatışmaları sağladı.
Kremlin, bu strateji ile eski Sovyet coğrafyasındaki problemleri,ancak Rusya’ya danışarak çözülebileceği çatışmalar meydana getirmiş, Karadeniz kıyılarındaki ülkeleri nüfuz alanında tutmayı başarmıştır.
Rusya, bu stratejiyi çatışma olmasa da, etnik gerilimin belirli süreçlerde tırmandığı Kırım bölgesinde de uyguladı. Ukrayna’ya arz ettiği doğal gazı belirli dönemlerde, bu ülke üzerinde baskı aracına dönüştüren Rusya, Ukrayna’nın Avrupa-Atlantik güvenlik sistemine girmesini engellemek amacıyla Kırım meselesini de kullandı.
Kremlin, Kırım’da çoğunluğu oluşturan Rus nüfus içinde ve Ukrayna’nın doğu ve güney bölgelerinde Rusya yanlısı topluluk arasında ayrılıkçı eğilimleri güçlendirmiş, Sivastopol’daki deniz üssünü korumaya çalışmıştır.
Batı'nın Rusya'ya Karşı Strateji Oyunu: Ukrayna ve Kırım 3
Kırım Krizinin Kırılma Noktalarından Biri Olan Turuncu Devrim ve Maydan Olayları
2004 Yılında Ukrayna’da gerçekleşen sokak olayları alevlenmiş ve yönetimin el değiştirmesiyle sonuçlanmıştır.
Yolsuzluk iddialarıyla gündeme gelen Rusya yanlısı Ukrayna Devlet Başkanı Victor Yanukoviç’in gerçekleşen genel seçimleri kazanması ve bunu takiben muhalefet lideri Victor Yuşçenko’nun Lugansk ve Donets’te seçimlere hile karıştırılması iddialarını gündeme getirmesiyle Yanukoviç iktidarı devrilmiş ve yönetim Yuşçenko taraftarlarının eline geçmiştir.
Maydan olaylarında birçok oluşum ve örgüt yer almıştır. Olaylar en başta son derece liberal bir havada gerçekleşmekteydi.
Meydan Halkının Birliği ve Swaboda bu örgütlerin başında yer almaktadır. Sol örgütlenmelerin olaylardaki konumu ise biraz farklıdır.
Nitekim Ukrayna Komünist Partisi dışında yer alan sol çevre ve bloklar AB yanlısı olmamakla birlikte mevcut iktidarın politikalarından rahatsız olduklarını söyleyerek Euromeydan’da yer almıştır.
Bazı sol bloklar ise olaylardaki faşist örgütlenmelerin ve Avrupacıların varlığından rahatsız olduğunu belirterek olaylardan uzak durmuştur.
Ukrayna’nın toplam nüfusunun %17’sini, Kırım’daki nüfusun ise %58’ini oluşturan Ruslar çoğunlukla doğu ve güney bölgelerde yaşamaktadır.
Doğu ve Kırım dahil güney bölgeleri aynı zamanda Ukrayna’nın Karadeniz ve Azak Denizi’nin kıyısındadır. Rusya, Ukrayna’nın doğusunu ve Kırım’la birlikte güney bölgelerini kontrol edebilirse, Karadeniz’deki konumunu güçlendirebilecek ve bölgedeki Batı etkisini zayıflatmış olacaktır.
Azak Denizi’ne dökülen Don Nehri,bu denizin tamamen Rus himayesine girmesiyle, Rusya’nın iç bölgelerinin denize çıkışını sağlayacaktır.
Rusya, Azak Denizi ve bu denizi Karadeniz’e bağlayan Kerç Boğazı üzerinde hakimiyet tesis ederek açık denizlere daha rahat açılabilecek,Akdeniz’deki hareketini arttıracaktır.
İlgili resim
Nitekim Rusya, Ukrayna’da Yanukoviç iktidarıyla Karadeniz filosunun Kırım’da kalması konusunda 2010’da anlaşmış, taraflar üs’sün kullanım süresinin 2017’den itibaren 25 yıl daha uzatılması için anlaşmaya varmıştır.
Kremlin, Kırım’ı ilhak ederek yarımadadaki deniz üssünü kalıcı hale getirebilecek ve Karadeniz filosunu tereddüt etmeden geliştirmeye ve genişletmeye devam edecektir.
Rusya, Gürcistan’la savaşın ardından bağımsızlığını tanıdığı Abhazya ile de 2009’da Suhumi’de bir askeri üssün inşası konusunda anlaşmış, Karadeniz’de Kırım’dan sonraki ikinci deniz üssüne sahip olmuştu.
Rusya böylece Karadeniz’de hakimiyetini yeniden kazanmayı ve Karadeniz üzerinden Akdeniz’deki etkinliğini arttırmayı amaçlıyor.
Enerji politikalarını idrak edemeden, bugünkü Ukrayna sorununu anlamak zordur. Ukrayna 2006 yılından itibaren,Rusya’ya olan enerji bağımlılığını azaltmaya çalışmaktadır.
Ancak AB’den gerekli desteği alamadığı için enerji konusunda Rusya’ya bağımlıdır. Rusya’nın Kırım’ı ilhak girişiminin ve Abhazya’nın (ve Güney Osetya’nın) bağımsızlığını tanımasının, Rus dış politikasında sıklıkla dile getirilen egemen devletlerin içişlerine karışmama ilkesinin ihlali olduğu belirtilmelidir.
Suriye krizi kapsamında ve Yanukoviç iktidarı döneminde Ukrayna özelinde Batılı aktörleri kastederek devletlerin içişlerine müdahale edilmemesi gerektiğini vurgulayan Kremlin, Kırım meselesinde aksi yönde bir tutum sergilemiştir.
SSCB sonrası dönemde Ukrayna’nın bağımsızlığını ve toprak bütünlüğünü tanıyan Rusya, Kırım meselesinde bu ülkenin egemenlik hakkını ve toprak bütünlüğünü dikkate almadan hareket etmiştir.
İlgili resim
Rusya’nın Kırım’ı ilhak teşebbüsünün ve Karadeniz bölgesinde hakimiyetini artırma çabasının bölgedeki reaksiyonu tırmandıracağı beklenmekte, bu sürecin Karadeniz’e kıyıdaş ve NATO üyesi olan Türkiye için de riskler oluşmaktadır.
Rusya’nın Karadeniz’de güçlendikçe bölgedeki diğer ülkeler gibi Türkiye’ye karşı tutumunda da bazı değişiklikler olacaktır.
Türkiye, Rusya’nın Kırım’ı işgalini ve ilhak teşebbüsünü dolaylı biçimde eleştirmekte, Ukrayna’nın toprak bütünlüğüne vurgu yapmakta ve Kırım Tatar Türkleriyle ilgili kaygılarını dile getirmektedir.
Türkiye, Kırım Tatar Türklerinin taleplerinin barışçıl olduğunu ve can güvenliklerinin tehlike altında olduğunu söylemektedir.
Ankara, Kırım’daki Tatar Türklerinin oturduğu bölgelerden çıkarılabileceği yönünde medyadaki haberlerden kaygı duyduğunu ve Tatar Türk’lerinin yanında olduğunu dile getirmektedir.
Kırım, aynı zamanda Rusya ve ABD arasında her zaman bir güç gösterisi niteliği almıştır.
Kırım’ı belli dönemlerde Rusya etkisinde, belli zamanlarda da ABD müdahalesindedir. Bu krizde de ABD’nin tarafını AB temsil etmiştir.

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here